<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0">
   <channel>
      <title>Merak Edilip Öğrenilenler Köşesi  by SoruYorum</title>
      <link>https://padlet.com/SoruYorum/zo9s1l24vl9jjcx6</link>
      <description>Bilim tarihinde birçok keşif, mucitlerin merak edip soru sorması ve sorularına cevap bulana kadar araştırması sonucu ortaya çıkmıştır. Hadi gelin birlikte bu çalışmaları yakından inceleyelim!</description>
      <language>en-us</language>
      <pubDate>2022-01-17 15:16:05 UTC</pubDate>
      <lastBuildDate>2025-11-28 00:58:54 UTC</lastBuildDate>
      <webMaster>hello@padlet.com</webMaster>
      <image>
         <url></url>
      </image>
      <item>
         <title>Isaac Newton ve Meşhur Elma Hikayesi</title>
         <author>SoruYorum</author>
         <link>https://padlet.com/SoruYorum/zo9s1l24vl9jjcx6/wish/1996095923</link>
         <description><![CDATA[<div>&nbsp;Newton'ın başından geçen meşhur elma hikayesini mutlaka bir yerde duymuşsunuzdur. Elbette ki tarihte Newton'dan önce birçok insanın kafasına elma düşmüştür. Peki, o zaman neden yer çekimini o insanlar değil de Newton buldu?&nbsp;<br>Çünkü o insanlar kafalarına düşen elmanın neden düştüğünü merak etmediler, muhtemelen yaptıkları tek şey uykularını böldüğü için elmaya hakaret etmek oldu. Fakat Newton elmanın kafasına "neden" düştüğünü merak etti. İçini salan bu merakı çözüme kavuşturmak için de aylarca çalışma yaptı ve sonucunda merak ettiği sorunun cevabını buldu. Dolayısıyla yer çekimini keşfetmiş oldu.&nbsp;</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2022-01-17 15:17:48 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/SoruYorum/zo9s1l24vl9jjcx6/wish/1996095923</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Penisilinin bulunuşu</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/SoruYorum/zo9s1l24vl9jjcx6/wish/2150525947</link>
         <description><![CDATA[<div>Yıllardır onlarca hastalığın tedavisinde kullanılarak pek çok kişiyi ölümden kurtaran penisilin aynı zamanda dünya üzerindeki ilk antibiyotik olarak kabul edilir. Tıp alanında bir çığır açan penisilinin ortaya çıkışı da tamamen tesadüf. Bu ilginç hikâye için 1928 yılının İngiltere’sine gitmek gerekiyor. Londra’da bir hastanede çalışan Dr. Alexander Fleming, ailesi ile bir aylık bir tatil yapmaya karar verir. Ancak bunu yaparken araştırmalarını gerçekleştirdiği laboratuvarının güneş görmeyen bir yerinde kültür kaplarını bıraktığından habersizdir. Yaklaşık 1 ay sonra işine geri dönen Fleming kaplardan birinde bakterilerin çoğalmadığını&nbsp; fark eder. Fleming, yaptığı araştırmalar sonucunda küflenen kapların içindeki bir maddenin bakteri oluşumunun önüne geçtiğini anlar.&nbsp; Daha sonra arkadaşlarıyla birlikte detaylı bir araştırma yapan Fleming, bakterileri öldüren bir maddenin varlığını keşfeder. Çığır açan bu buluşa ise penisilin adını verirler. Dünyanın ilk antibiyotiğini keşfeden bu bilim insanları 1945 yılında Nobel ile ödüllendirilirler. &nbsp;</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2022-04-20 15:16:33 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/SoruYorum/zo9s1l24vl9jjcx6/wish/2150525947</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Kırılmaz Camın Tesadüfî İcadı</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/SoruYorum/zo9s1l24vl9jjcx6/wish/2150530857</link>
         <description><![CDATA[<div>Şu an birçok alanda bize yararı dokunan kırılmaz camın icadı ilginç bir kazayla gerçekleşti. Nasıl olduğunu öğrenmek ister misiniz?<br>1903 yılında Fransız kimyager Edouard Benedictus, deney tüpünü laboratuvarının zeminine düşürdü. Tüp kırıldı ancak dağılmadan tek parça halinde kaldı. Benedictus, kolodyum içeren sıvının buharlaşmasından sonra tüpte kalan ince plastik tabakanın parçalanmayı engellediğini anladı.<br>Bunu not ettikten sonra bu konu üzerine fazla kafa yormadı.<br>Ancak, kaza yapan bir aracın içindeki kızın kırılan camlardan çok feci şekilde yaralanması, bu konuyu tekrar gündeme getirmesini sağladı. Böylece bilim dünyasına yeni bir buluş kazandırılmış oldu.</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2022-04-20 15:19:32 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/SoruYorum/zo9s1l24vl9jjcx6/wish/2150530857</guid>
      </item>
      <item>
         <title>DİŞ FIRÇASININ İCADI!</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/SoruYorum/zo9s1l24vl9jjcx6/wish/2150720701</link>
         <description><![CDATA[<div>&nbsp;Ağız ve diş bakımına çok önem veren Addis, 1770’de hapishaneye düştüğünde, yaşadığı sıkıntıların başında dişleri geliyordu. Dişlerini temizleyecek hiçbir şey yoktu elinde. Çareler aramaya başladı. Addis, tarih boyunca insanların dişlerini temizlemek için bitki kökleri, ağaç dalları ve kuştüylerini kullandıklarını biliyordu. Düşüncelere daldığı bir gün, bakışları, zemini süpüren gardiyanın kullandığı süpürgeye takıldı. İnce, sık çalı dallarının bir sopanın ucuna bağlanmasından oluşan süpürge, gardiyanın elinde ileriye geriye ya da sağa sola gidip gelerek zemini temizliyordu. Bir şimşek çaktı kafasında! Akşam yemeğinden artakalan kemiklerden çok kalın olmayan uzun bir tanesini sakladı. Gardiyanlara rüşvet verip dışarıdan at ve yabandomuzu kılları getirtti. Bu kılları, kemiğin bir ucuna sıkıca sarıp bağlayarak dişlerine sürtmeye başladığında işe yaradığını görünce çok sevindi. Ama bağ hemen gevşeyip, kıllar dağılınca sevinci yarım kaldı. Sonunda başka bir yol denemeye karar verdi: Haftalarca uğraşarak kemiğin bir ucuna onlarca minik delik açtı. Kılları bu deliklere yerleştirerek tutkalla yapıştırdı. 1780’de kendi soyadını taşıyan firmasını kurdu ve ilk diş fırçasını üretmeye başladı.</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2022-04-20 17:19:22 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/SoruYorum/zo9s1l24vl9jjcx6/wish/2150720701</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/SoruYorum/zo9s1l24vl9jjcx6/wish/2340525095</link>
         <description><![CDATA[<div><strong>İLK HAMBURGER’İ BULAN NAGREEN!</strong></div><div>&nbsp;</div><div>1885’te, Seymour’da bir festival yapılmasına karar verilince Nagreen, çok iyi satış yapacağını düşünerek kilolarca köfteyi festival gününden önce hazırlamış. Fakat insanlar merak içinde sergi tezgâhlarını gezmekten, oturup yemek yemeye fırsat bulamayınca satışları çok düşük seyretmiş. Köftelerin elinde kalmasından korkarak bir çözüm düşünmeye başlamış. Köftelerini iyice yassılaştırdıktan sonra kızartarak ekmek arasına koymuş ve üzerine biraz soğan serptikten sonra tezgâhının önünden geçenlerin eline tutuşturmaya başlamış.</div><div>Ekmek arası yassı köfteleri büyük bir zevkle ısıranlar, “Bu yediğimiz şeyin adı nedir?” diye sormaya başlayınca yiyeceğini adı da konmuş: Hamburger!</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2022-10-14 14:10:10 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/SoruYorum/zo9s1l24vl9jjcx6/wish/2340525095</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/SoruYorum/zo9s1l24vl9jjcx6/wish/2340525911</link>
         <description><![CDATA[<div>&nbsp;</div><div><strong>İLK VİTAMİN!</strong></div><div>&nbsp;</div><div>Hollandalı doktor, fizyoloji profesörü ve bakteriyoloji uzmanı Christiaan Eijkman; Endonezya yerlilerinin yakalandığı “Beriberi” hastalığını tedavi etmeye çalışırken ilk vitamin olan B1 vitamininin bulunmasının önünü açmıştır. Onun açtığı yoldan ilerleyen Polonyalı biyokimyacı Kazimierz Funk, 1911’de pirinci ayrıştırarak kabukta bulunan beriberiyi önleyici maddenin B1 vitamini olduğunu saptamış ve bu maddeyi tanımlamak için ilk kez “vitamin” terimini kullanan kişi olmuştur.</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2022-10-14 14:10:43 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/SoruYorum/zo9s1l24vl9jjcx6/wish/2340525911</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/SoruYorum/zo9s1l24vl9jjcx6/wish/2340528517</link>
         <description><![CDATA[<div><strong>İLK BİLGİSAYAR PROGRAMINI YAZAN LOVELACE!</strong></div><div>&nbsp;</div><div>Ada Lovelace 1833’te, ortak arkadaşlarından birinin evinde, dönemin en ilginç matematikçilerinden Charles Babbage’la tanıştı. Babbage, onu, yeni tasarladığı ve bilgisayara giden yolda ilk adımlardan biri olan “Fark Makinesi”ni görmeye davet etti. Fark Makine’si Ada’nın epey ilgisini çekti. Babbage da Ada’nın matematik kavrayışından ve çözümleme yeteneğinden etkilenerek birlikte çalışmayı önerdi. 1842’de Babbage’ın İtalya’nın Turin Üniversitesi’nde, Fark Makinesi’nin bir ileri örneği olan “Analitik Makine” üzerine yaptığı bir konuşmanın ardından İtalyan mühendis Luigi Federico Menabrea bu makineden övgüyle söz eden bir makale yazdı. Ada bu makaleyi Babbage’ın da tavsiyelerini dikkate alarak ve kendi notlarını ekleyerek çevirdi. Notlardan birinde Ada, Analitik Makine’nin düzgün çalışması için kurulmuş Bernoulli sayı dizisinin hesaplaması için Analitik Makine’nin detaylı bir algoritmasını tanımlıyordu. Bu tanımlamalar bilgisayar için yapılmış ilk yazılım örneği kabul edildi. Ada, notlarında bilgisayarların hesaplama yeteneklerinin dışında başka yetenekleri de olabileceğini örneğin Analitik Makine’nin beste yapabileceğinden de söz ediyordu. Gereken desteği bulamayan Babbage, Analitik Makine’yi kurup çalıştıramadı. Ada’nın yazılımı da hiçbir zaman kullanılmadı ama bu, onun ilk bilgisayar programcısı olduğu gerçeğini değiştirmedi.</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2022-10-14 14:12:42 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/SoruYorum/zo9s1l24vl9jjcx6/wish/2340528517</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/SoruYorum/zo9s1l24vl9jjcx6/wish/2340529106</link>
         <description><![CDATA[<div><strong>DİKİŞ MAKİNESİNİ BULAN HOWE!</strong></div><div>&nbsp;</div><div>ABD’li makine tamircisi Elias Howe; erken yaşlarda mekanik alanında, özellikle tekstil makinelerinin tamirinde kendini yetiştirdi. Elias Howe, dikiş makinesi üzerine düşünen ilk kişi değildi. Avusturyalı terzi Josef Madersperger bir dizi makine için 1814’te patent almış ama bunların üretimini gerçekleştirememişti. 1830’da Barthélemy Thimonnier, nakış makinesini basit bir dikiş makinesine çevirerek ordu üniformalarını dikmeye başlamıştı. Amerika’da Walter Hunt, 1833 yılında, çift dikiş yapan bir makine yapmıştı; ama bazı mekanizma sorunlarını gideremediği için başarısız olmuştu. Elias Howe, tamir işlerine devam ederken kendisine tamir için tekstil makineleri getiren müşterilerinin konuşmaları dikkatini çekti. Müşteriler kendi aralarında, kim iyi bir dikiş makinesi yaparsa çok zengin olacağından söz ediyorlardı. Mekanik becerisine güvenen Howe, böyle bir makine yapabileceğini düşündü ve çalışmaya başladı. 1846’da bugünkü anlamda ilk dikiş makinesini yapmayı başardı.&nbsp;</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2022-10-14 14:13:08 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/SoruYorum/zo9s1l24vl9jjcx6/wish/2340529106</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/SoruYorum/zo9s1l24vl9jjcx6/wish/2340529944</link>
         <description><![CDATA[<div><strong>YAPIŞKAN BANDI BULAN DREW!</strong></div><div>&nbsp;</div><div>Amerikalı laboratuvar teknisyeni Richard Gurley Drew, 1921’de laboratuvar teknisyeni olarak işe alındığında, 3M Şirketi Amerika’nın orta büyüklükte bir zımpara kâğıdı üreticisiydi. Richard Drew, işi gereği zaman zaman araba boyama fabrikalarına uğruyor, arabaların boyanması sırasında yaşanan zorlukları yerinde görüyordu. Sıklıkla yaşanan sorunların başında, iki renge boyanacak arabalarda, renklerin ve tonların birbirine karışması geliyordu. Drew, bu sorunu çözüme kavuşturmak üzere çalışmaya başladı. Öyle bir kapatıcı malzeme üretmeliydi ki, zemine yeteri kadar yapışmalı, çekildiğinde de zemine zarar vermeden kolayca sökülmeliydi. Tutkalın yapışma gücü, destek kâğıdının dayanıklılık ve genişliğiyle oynayarak denemelere başladı. 1923’te geliştirdiği ilk maskeleme bandı daha iş tamamlanmadan arabanın üstünden sıyrılıp düştü. Çalışmalarına devam eden Drew’in son geliştirdiği yapışkanlı kapama bandı, 1925’te piyasaya sunulduğunda kuşkuyla karşılandı. Fakat sağladığı kolaylıklar hemen fark edildi ve boyama fabrikaları arka arkaya sipariş vermeye başladı. Drew, denemelerini sürdürerek, 1930’da ev ve çalışma ofislerimizin vazgeçilmezleri arasına giren şeffaf selüloz bandı da buldu.</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2022-10-14 14:13:44 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/SoruYorum/zo9s1l24vl9jjcx6/wish/2340529944</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/SoruYorum/zo9s1l24vl9jjcx6/wish/2340530718</link>
         <description><![CDATA[<div><strong>SİLGİYİ BULAN NAIRNE!</strong></div><div>&nbsp;</div><div>İngiliz optisyen, gözlükçü ve bilimsel araç-gereç yapımcısı Edward Nairne; silgiyi bulmadan önce mikroskopta kullanım kolaylığı sağlayan iyileştirmeler yapmış, bir elektrostatik jeneratör geliştirmiş ve ilk deniz barometresini bulmuştu. Silginin hammaddesi “kauçuğu” Avrupa’ya tanıtan Fransız matematikçi Charles Marie de la Condamine’di. Meridyenin bir derecesini ölçmek için gittiği Güney Amerika’nın Amazon bölgesinde yerlilerin, “ağlayan ağaç” dedikleri bir ağacın kabuğu hafifçe yarılınca bir özsu aktığını, bu özsuyun hemen donduğu halde yumuşaklığını kaybetmediğini görünce, Avrupa’ya bu özsuyu götürmüş, kauçuk özsuyunu bilim çevrelerine heyecanla tanıtmış ama ilgiyle karşılanmamıştı. Nairne ise özsuyu eline aldığında, yumuşak ve esnek özelliğinden nasıl yararlanabilirim diye düşündü. Denemeler yaparken, bu özsuyun silici özelliğini fark etti. 1770’de, özel bir işlemden geçirdiği kauçuk özsuyunu kalıba dökerek sertleştirdi ve küp şeklinde küçük parçalara bölerek Londra’da satışa sundu. İz bırakmadan kolayca silme özelliğinden dolayı kauçuk silgi hemen tanındı ve büyük ilgi gördü.&nbsp;</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2022-10-14 14:14:13 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/SoruYorum/zo9s1l24vl9jjcx6/wish/2340530718</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/SoruYorum/zo9s1l24vl9jjcx6/wish/2340531358</link>
         <description><![CDATA[<div><strong>PİYANOYU BULAN CRISTOFORI!</strong></div><div>&nbsp;</div><div>İtalyan, klavyeli enstrüman üreticisi Bartolomeo Cristofori; büyük keman yapımcısı Nicola Amati’ye çıraklık etti. Enstrüman yapımında ustalaşması, özellikle klavsenlerde yaptığı iyileştirmeler dikkati çekince Prens Ferdinando de Medici tarafından işe alındı. Tam bir müzik aşığı olan Prens, Cristofori’yi koruması altına alarak ona bir atölye kurulmasını sağladı. Floransa’ya taşınan Cristofori, prensin enstrümanlarıyla ilgilendi, eski klavsenler üzerinde iyileştirmeler yaptı. Bu arada iki yeni klavye enstrümanı, spinettone’yi ve cembalo’yu geliştirdi. 1709’da, Fransız klavsen yapımcısı Jean Marius ve Alman müzikçi Christoph Gottlieb Schröter tarafından yeni geliştirilen çekiç düzeneğini klavsene uygulayarak piyanoyu icat etti. Yeni bir enstrüman olarak ortaya çıkan piyano düzeneğinde küçük çekiçler, o çekiçleri harekete geçiren kaldıraçlar ve tellerin titremesini durduran susturucu çuha bölümleri bulunuyordu. Hem hafif hem de yüksek ses elde edilebilen bu yeni enstrümana İtalyanca “hafif ve kuvvetli” anlamına gelen piano e forte dendi. Cristofori’nin toplam ne kadar piyano yaptığı bilinmese de, yaptığı üç piyano günümüze kadar geldi.</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2022-10-14 14:14:40 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/SoruYorum/zo9s1l24vl9jjcx6/wish/2340531358</guid>
      </item>
   </channel>
</rss>
