<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0">
   <channel>
      <title>MİM4511-Yansıtıcı Günlük by MIM4511-2015517077</title>
      <link>https://padlet.com/mim4511_2015517077/Bookmarks</link>
      <description>Şeyma Çetmen</description>
      <language>en-us</language>
      <pubDate>2020-10-22 11:48:17 UTC</pubDate>
      <lastBuildDate>2021-01-16 23:13:04 UTC</lastBuildDate>
      <webMaster>hello@padlet.com</webMaster>
      <image>
         <url></url>
      </image>
      <item>
         <title>“Uğur TANYELİ / Mimarlık-Felsefe İlişkisine Eleştirel Bakışlar”</title>
         <author>MIM4511_2015517077</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2015517077/Bookmarks/wish/903806893</link>
         <description><![CDATA[<div>Mimarlık bilgi alanı yapısal değişime uğradı ve uğramakta, salt bilgi ve praksise dayalı geleneksel mimarlık bilgisi yıkıldı. Mimarlık bilgi alanının değişimi sonucunda biz mimarlar yeniden salt bilgi içeren, iç tutarlılığı olan bilgi alanını inşa etmeye çalışıyoruz. Bu sebeple, bu zamana kadar diğer bilgi alanlarını “Ne işe yarar?” sorusuyla yağmaladık ve kendimize kavramlar çaldık, diğer bilgi alanlarıyla kurduğumuz ilişkiye yine biz karar verdik. Günümüzde mimarlık ve felsefe ilişkisini kurmaya çalışıyoruz ve bu kez katı sınırlarımızı inşa ederken, felsefecilerden yardım istiyoruz. Ancak “mimarlık ve felsefe” kavramı diğerleri gibi yanılsama. </div><div>Salt bilginin yok oluşu Modernite dünyasının getirisi ve “tekrardan katılaştırmayı başarmanın yolu yok”.<em><br></em><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-11-09 12:05:29 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2015517077/Bookmarks/wish/903806893</guid>
      </item>
      <item>
         <title>/ARAYÜZ/</title>
         <author>MIM4511_2015517077</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2015517077/Bookmarks/wish/979049796</link>
         <description><![CDATA[<div><em> Bilgisayar yazılımlarının kullanıcı tarafından çalıştırılmasını sağlayan, çeşitli resimlerin, grafiklerin, yazıların yer aldığı ön sayfa (TDK)</em></div><div> </div><div>Arayüz sözlük anlamı ile bir dijital ortam bileşenidir ve metaforlar aracılığı ile kendini mimarlıkta gösterir. Arayüz mimarlık başlığı altında incelendiğinde farklı ölçeklerde farklı karşılıklar bulabilir. Barınma birimi ölçeğinde, yaşam alanı kişiselleşerek bireyi yansıtan “arayüz” haline gelebilir. Kentsel arayüz kavramı ise kamusal dış mekanlar ile özel iç mekanlar arasındaki bağlantıyı kuran, kentsel dokuyu anlatan geçiş alanıdır. Ölçekle birlikte tanımladığı alanın farklılaşabildiği gibi soyut ve somut anlamlara da gelebilir. Aslında etkileşimin oluşmasını sağlayan iletişim sürecinin başladığı mekanlar diyebiliriz. </div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-12-02 09:15:34 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2015517077/Bookmarks/wish/979049796</guid>
      </item>
      <item>
         <title>“Özlem ERDOĞDU / Mimarlık Eleştirisinin Belirsiz Sınırları ve Belirgin Problemleri”</title>
         <author>MIM4511_2015517077</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2015517077/Bookmarks/wish/979052561</link>
         <description><![CDATA[<div>Mimarlık eleştirisinde, eleştiri, tarih ve söylemin naif ilişkileri, problem olmaktan çok kendi yapısını tarifler. Ürün olmaktan daha çok zihinsel bir süreç olan mimarlık eleştirisi yazılı, sözel ve görsel kodlarla aktarılabilir. <br><br>Mimarlık tarihi eleştirisi, dökümanter tarihin gerçekliklerindeki boşlukları doldurarak yeniden üretir, gerçekten uzaklaşır. Ancak sanat ve mimarlık tarihi uzun süreler biçimsel kaldı ve tasarım bağlamına inemedi. Fiziksel özelliklerin yanı sıra tasarım ilkelerinin açığa çıkartılması kaygısını güdülmelidir oysa. <strong><em>Yapı günlük yaşamda her defasında yeniden üretilir, eleştirel tarihin de her üretim düzleminde ürünü tanımlayabilmesi beklenir</em></strong><em>.</em><br><br></div><div>Yapısalcı eleştiri “çoğul okuma yöntemi” ile birlikte çok uzun süre gündemde kalmıştır. Ancak mimari dizgeler, dilsel dizgelerle aynı yöntemle incelendiğinde bir dizi problem oluşur. Problemi tek sebebi dizgeler arasındaki farklılıklar değil, eleştirinin kendi yapısındaki öznelliklerdir aynı zamanda.<em> </em><strong><em>Artistik problemler yeni tanımlar gerektirir</em></strong>, bu durumda öznellik keskinleşir.<br><br></div><div><strong><em>Kuramsal tartışmalar, mimari eleştiriyi istenilen yapıya ulaştırmak için gereklidir.</em></strong></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-12-02 09:16:29 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2015517077/Bookmarks/wish/979052561</guid>
      </item>
      <item>
         <title>“Ahenk YILMAZ / Mimar’ın Ölümü: Eleştirel Bakışta Müellifin Yeri”</title>
         <author>MIM4511_2015517077</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2015517077/Bookmarks/wish/1013703682</link>
         <description><![CDATA[Rönesans ile ismini, romantik dönemde yaratıcı kimliğini, modernizmle ise kahraman statüsünü kazanan mimarın ölümü aslında mimarlık eleştirinin doğumu diyebiliriz.

Kutsal metinleri yorumlamanın getirdiği alışkanlıklarla, eleştiri yaratıcının niyetinin anlama çabasına dönüşmüştür. Müellifin ölümünün ilk resmi ilanı Roland Barthes’in “Yazarın Ölümü”  makalesinde Barthes müellifi anlamı kuran ve tek hakimi olan konumundan çıkartır. Müellife dair sınırlar ortadan kaldırıldığında eleştirinin anlamı zenginleşir, okuyucu da müellifi ve onunla beraber yapıyı üretenleri anlamaktan özgürleştirilmiş olur. “Okuyucunun doğumu müellifin ölümü pahasına olmalıdır.” 

Mimarlığı, kategorileştirilmiş yapılarla öğrenen etiketlendiren bizler için ürünü tasarımcısından ayrı anlamak imkansızdır. Bu durumda eleştirinin büyüyemediği kültür ortamlarında müellifi öldürmek en iyi seçenek olabilir. Tasarımcı ürünü ile bağını koparamadığından, eleştiren ise nesneye bakmaktansa tasarımcının niyetini çözmeye çalıştığından nesne aracı konumuna gelir, eleştiri ise bireyler arası diyaloğa dönüşür. Ki üretimin tek müellifi mimar değildir, mal sahibinin talepleri, yönetmelikler ve müteahhitin başrolü çalma çabası mimarı tek müellif olmaktan çıkartır. Bir taraftan da kullanıcı her gün yapıyı mimarın öngöremediği şekillerde yeniden kullanır, üretir. Tüm bu etkiler ve tepkiler sonucunda nesneden önce mimarın niyetini anlamaya çalışmak arkeolojik kazıya dönüşebilir. 

Barthes’in müellifi öldürme sebebi okumalardaki anlamları çoğaltmak ve bu bağlamda eleştiriyi zenginleştirmektir. “Eiffel Kulesi” makalesinde müellifi öldürüp mimarlık eleştirisinin nesnenin okunması üzerinden nasıl olacağı konusunda pek çok bilgi verir.  Makalede müellifi öldürür, hatta Eiffel Kulesi’nden bahsederken “kule” der tasarımcının adı olan Eiffel’i kullanmaz. Müellifin boşluğunu ise nesnenin kendisi ve bağlamıyla doldurur.

Mimarın, yapının tek müellifi olmaması ve kişiye özgü stil kavramının reddedildiği ortamda nesne eleştirisinin mimarı anlamak üzerinden yapılması anlamsızdır. “Mimari eleştirinin doğumu pahasına mimarı öldürmek gerekiyor olabilir.”]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-12-13 15:34:46 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2015517077/Bookmarks/wish/1013703682</guid>
      </item>
      <item>
         <title>“Levent ŞENTÜRK / Modern Bir Sayısal Mimarlık Ütopyası”</title>
         <author>MIM4511_2015517077</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2015517077/Bookmarks/wish/1094497066</link>
         <description><![CDATA[<div>Le Corbusier’nin sayısal ölçeği olan Modulor mimarlıkta ve mekanikte geçerli olacak, insan ölçeğiyle uyumlu evrensel bir ölçüm tanımlaması amacıyla yapılmıştır. Evrensel bir insan ölçeğinin tanılanabilmesi için bedenin geometrik bir indirgemeye tabi tutulmuştur. Le Corbusier modern mimarlığın mutlak geometrilere sahip olmadığını vurgular. Buna rağmen bu katı sabitler bütünüyle dünya edilgin ve kontrol altına alınması gereken hale indirgenmiştir. Modulor evrensel bir ölçeği tanımlamak amacıyla yapılmasına rağmen çoklukları ve farklılıkları temel almamıştır. <br><br></div><div>Yazar parmakla sayma eylemini Modulor’un mantığıyla karikatürize bir şekilde yorumlar. Parmakla sayma eylemi, kültürel olarak koşullanan ve farklılıkların bir üstünlük içermeyen bir çok sayma biçimi farklı coğrafyalarda farklı biçimlerde bulunabilir. Modulor’un indirgemeci aygıtsallığıyla, sayı gösterimi evrenselleştirildiğinde farklı olanlara veya farklı sayılara yer olmadığını ifade eder. <br><br></div><div>Sekiz farklı bedensel durumun resmedildiği diyagramlarda her ölçüye rakam verildiğinde 1’den 8’e kadar bir seri ortaya çıkar. Mekanizmanın daha kolay anlaşılması için Modulor’u bir gamlık müzikal ölçek gibi kurgulamış, yani her sayının denk geldiği bir notaya denk geldiği iddia edilir. Bu yaklaşım her ne kadar ‘Görsel Akustik’ diye yeni bir kavram gibi sunulsa da Leonardo Da Vinci de benzer bir yaklaşım sunmuştur. Ki bir gamlık kapatılma ile yine devasa bir genelleme yapılır.<br><br></div><div>Unite’r de Habitation’un yalnızca 15 ölçüyle inşa edildiği iddia edilir. Bedensel bir kalıp aracılığıyla bütün mimarlık ve tasarım pratik ederek oluşturulan Modulor’un sayısal ütopyası: Unite’r de Habitation. Yalnızca 15 ölçüyle yapıldığı iddia edilen Unite’r de Habitation bedenleri konut aracılığıyla kentsel anlamda çerçevelemenin yeni yasalarını belirler.<br><br></div><div>Modulor biyometrik ölçülerle ilişkisiz, katı sabitler içeren bir beden paradigmasıdır. Nasıl altın oranla kolayca ilişkileniyorsa aynı ilişkiyi esas söz konusu olan hareketli insan bedeniyle de ilişkilenmesi beklenir. Ancak Modulor hareketli insan bedeniyle ilişki kuramaz. <em>“Ölçünün siyaseti, hazır, kodlanmış, uzun süredir değişmez olduğu varsayılan kültürel yapıların içinden yapılır.”</em></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2021-01-16 23:08:08 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2015517077/Bookmarks/wish/1094497066</guid>
      </item>
      <item>
         <title>“Murat SEVİNÇ / Postmodernizm ve Kent”</title>
         <author>MIM4511_2015517077</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2015517077/Bookmarks/wish/1094497687</link>
         <description><![CDATA[<div>Postmodernistlere göre, batı medeniyetine ve kapitalizme özgü üç dönemim sona ermesiyle modernizmin de sonu gelmiştir. Postmodernizm kavramı 1960’lı ve 1970’li yazın dünyasında yer bulmaya başlamıştır. Modernizm sonrası dönem yani postmodernizme göre artık farklılıkların, kişisel girişimlerin önemi vardı. Parçalanmışlığı, eskiye dönüşü, sınırsız özgürlükleri savunan postmodernizmin formülü yoktu. Bu talimatsızlık durumu postmodernistletin istediği bir durumdu ancak modern dünyanın sorunlarına bir çözüm getiremedi. <br><br></div><div><em>Modernizmin Kenti</em><br><br></div><div>Sanayi ve teknoloji alanındaki gelişmelerle birlikte kente hız girmiş, kentsel dönüşümler de kentin yeni tanıştığı hız olgusuyla birlikte şekillenmiştir. Kentin kalabalıklaşmasıyla birlikte altyapı çalışmaları hızlanmış, modern unsurlar günlük hayata girmeye başlamış ve kentte daha işlevsel alanlar ortaya çıkmıştır. Daha işlevsel alanların ortaya çıkması beraberinde “rant” sorununu getirmiştir. Bu olumsuz durumlar içerisinde yeni arayışlara gidilmiş ve planlama ortaya çıkmıştır.<br><br></div><div>“Yaşamı değiştirmek için kenti değiştir” sloganıyla birlikte Sovyetler Birliği plan düşüncesini yaratmıştır. Kenti adaletli ve yaşanılabilir kılmayı vadeden modernist plan anlayışı 1960’lara kadar sürdü. Bu tarihten sonra kentin giderek kalabalıklaşması, sınıfsal farklılıkların çatışmaya dönüşmesi, giderek kötüleşen yaşam koşulları, özgür iradenin silikleşmesi kentsel buhrana yol açtı. Kentsel buhrana sebep olan kapitalist ilişkilerin hakim olduğu modernist kentte postmodernizm düşüncesi ortaya çıkmıştır. <br><br></div><div><em>Postmodern Kent</em><br><br></div><div>Modernistler kent mekanı toplumsal amaç uğruna şekillendirilebilecek bir şey gibi görürken, postmodernistler kentleri güzelliği amaç edinen, toplumsal çıkarlar uğruna şekil almayan bağımsız özerk bir olgu olarak görürler.<br><br></div><div>Postmodernistler, toplumsal, siyasal ve ekonomik zorunlulukları görmezden gelerek modern kentin yorucu, tüketici ve planlamanın tektipleştirici olmasına dayanarak olumsuz yönlerini vurgularlar.  Planlamayı reddeden postmodernist düşüncenin toplumsal çatışmaları ve parçalanmasını önlemesi olanaksızdır. Kentte toplumsal katmanların birlikte yaşayabilmesinin yolu eşitlikçi ve demokratik bir planlama ile mümkündür. </div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2021-01-16 23:09:03 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2015517077/Bookmarks/wish/1094497687</guid>
      </item>
      <item>
         <title>“Fredric JAMESON / Postmodernizm ya da Geç Kapitalizmin Kültürel Mantığı”</title>
         <author>MIM4511_2015517077</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2015517077/Bookmarks/wish/1094498142</link>
         <description><![CDATA[<div>Postmodernist bir yaklaşım sunmasına rağmen postmodern mimarinin karakteristik özelliklerine uymayan bir yapının analizi yapılmıştır. Los Angeles’da John Portman tarafından inşa edilen Westin Bonaventure Oteli. Postmodernizm eskiyi dönüşü vurgular, modernizmin ütopyacı tavrına karşılık retrotik bir tavır sergiler. Postmodernist yeni yapılar, bir yandan popüler yapıtlar olup, bir yandan Amerikan kent dokusunun mimari özelliklerine saygı gösterirler. Portman’ın Bonaventure’ü ise bahsedildiği gibi popüler yapılardandır. <br><br></div><div>Bonaventure’nin girişlerinden hiç biri eski otel yapılarının girişlerine benzemez hatta girişler arka kapıları andırır. Üç farklı girişi bulunan otelde her girişte farklı bir yere ulaşılır ve karmaşık yapısında adeta kaybolunur. Herhangi bir göstergeden yoksun olan bu girişler kapanmışlığı tarifler. Portman’nın amacı diğer bazı postmodern yapılar gibi komple bir dünya oluşturmaktır. Giriş yapının kent ile bağlandığı noktayı tariflemektedir bu durumda Bonaventure’ün kendisi kentin bir kopyası olduğu için girişi bulunmamalıdır. Otel kentin bir parçası olmaktan çok kentin yerini almaya çalışır. Bu kapanma modernist yaklaşım gibi kentin içerisinde bir ütopya yaratma eylemi içerisinde değildir aksine “düşmüş kentin dokusu bırak öyle kalsın” der gibidir. Ki otelin dış yüzeyine bakıldığından otelden çok kentin imgesi görülmektedir. Asansör ve merdivenlere bakıldığında salt işlevleriyle birlikte bir hikaye anlatırlar. Yeniyi temsil eden ve artık o hareketi yapmamıza olanak sağlamayan asansör çatı terasına kadar uzanırken, eskiyi ve özgür hareketi temsil eden merdiven asansörü sarmalar. Bu merdiven ve asansör sarmalı simgeleşir, modern kültürün kendi kendisine gönderme yapma özelliğini vurgulayan diyalektik sarmalı simgeler diyebiliriz. Otelde boşlukta akıp giden faaliyetleri sıkıştıran flamalar uzamın içerisine gömülme hissini veriyor. Bu durum postmodernizmde derinliğin baskı altında tutulmasının biçimsel karşılığı olarak görülebilir. <br><br></div><div>Postmodernist uzam insan bedeninin kendini konumlandırabilme, dış dünyada pozisyonunu bulabilme kapasitesini aşmıştır. Bu postmodernist uzam, aslında insanın global kopuk iletişim ağında kendi pozisyonunu bulabilme yoksunluğu gibi daha büyük bir açmaza vurgu yaparak bu açmazın simgesi haline gelir.</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2021-01-16 23:09:53 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2015517077/Bookmarks/wish/1094498142</guid>
      </item>
   </channel>
</rss>
