<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0">
   <channel>
      <title>Mimarlık Kuramı ve Eleştirisi by Büşra Sarıoğlu</title>
      <link>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks</link>
      <description>Sanal Günlük</description>
      <language>en-us</language>
      <pubDate>2020-10-23 19:09:10 UTC</pubDate>
      <lastBuildDate>2026-01-28 11:19:22 UTC</lastBuildDate>
      <webMaster>hello@padlet.com</webMaster>
      <image>
         <url>https://padlet.net/icons/png/1f3d9.png</url>
      </image>
      <item>
         <title>Mimarlık-Felsefe İlişkisine  Eleştirel Bakışlar  U. Tanyeli</title>
         <author>Mim4511_2017517064</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/887836423</link>
         <description><![CDATA[<div>Mimarlığın ve bilgi alanının zamanla değiştiğini görüyoruz. Uğur Tanyeli de “Bu değişim nedir? Neden felsefeyle ilgileniyoruz?” sorusunu sormamız gerektiğini düşünüyor.<br>Geleneksel bilgilerle belirli kalıplara göre yapılan mimarlığı alışa gelmişlikten çıkarıp merak eden, düşünen ve nedenini sorgulayan bir meslek haline getirdik. Geleneksel olan tartışmasız doğrudur anlayışından uzaklaştık. Bu noktada felsefe ile ilgilenmek zorunda kalmamız olağan gözüküyor. Kendi içinde çelişmeyen yeni bilgileri kurmaya çalışıyoruz. Bunu yaparken de birçok bilgi alanından bir şeyler alma çabası içerisindeyiz. Belki felsefe ile olan ilişkimizin altında da bu var. Moderniteyle birlikte bilgi alanını yeniden kurarken eskisi gibi herkesçe geçerli olmasını bekleyemeyiz. Değişimi kabullenmeliyiz.</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-11-03 20:56:59 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/887836423</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Mimar Kimdir?</title>
         <author>Mim4511_2017517064</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/933855053</link>
         <description><![CDATA[<div>Yapıların planını hazırlayıp bunların gerçekleşmesini sağlayan kimse olarak geçer sözlüklerde fakat bence bu tanım yetersizdir. Öncelikle mimarlık tasarlama, kurma sanatı ve bilimidir. Vitruvius’a göre mimarın çizimi kuvvetli, geometri ve tarih bilgisi iyi, felsefe ve müzikle ilgili bilgi sahibi, hekimlikle tanışıklığı olması, hukukçuların dilinden anlaması, astronomi ve göğün mantığını iyi kavramış olması gerekir. Kısacası her bilgi alanından belli düzey bilgisi bulunan, aynı zamanda sanatçı kimlikleri olan çok yönlü kişilerdir mimarlar. Eserleri de ürettikleri yapılarıdır. Mimarların amacı ürettikleri yapılarla toplumsal yaşamın ihtiyacını karşılamak ve toplumu mutlu etmektir. Mimarlar tasarladıkları mekanlarla insan hayatlarına dokunurlar. Bu dokunuşu en iyi şekilde yapabilmek için tasarım yaparken mekanları kullanan insanların yerine geçerler. Örneğin hastane tasarlarken hem hasta hem doktor, okul tasarlarken hem öğretmen hem öğrenci olurlar. Aslında mimarlar empati yeteneği güçlü olan kişilerdir. Son yıllarda ise mimarların görevi sadece fiziksel olarak yapı üretmek olmasa da bence mimar ;insanların duygularını, istek ve ihtiyaçlarını doğa ve malzeme kullanım yoluyla, işlevsel gereksinmeleri ekonomik ve teknik olanaklarla bağdaştırarak estetik yaratıcılıkla üreten kişidir.</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-11-17 20:24:41 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/933855053</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Mimarlık Eleştirisinin Belirsiz Sınırları ve Belirgin Problemleri - Ö. Erdoğdu</title>
         <author>Mim4511_2017517064</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/977554271</link>
         <description><![CDATA[<div>Eleştiriyi, tarihi ve söylemi birbirinden ayırmak aslında oldukça güçtür. Bu ayrımı yapmak da mimarlık eleştirisinin temelini oluşturur. Eleştiri, düşünsel bir süreçtir ve bu süreçte yapılanlar eleştirel düşüncenin somut halidir. Mimarlık eleştirisi ise olan yapıyı tanımlamak değil farklı sonuçlara ulaşabilmektir. Mimarlık disiplininde eleştirinin nerede olması gerektiğine dair kesin çizgiler yoktur fakat mimarlık tarihinde eleştirinin olduğunu biliyoruz. Tarih bilgileri kullanırken eleştirel tarih bu bilgileri yorumlar. Eleştirel tarih değişikliklerde dahi ürünü yeniden tanımlar. Mimarlık eleştirisi yazınsal eleştiriden etkilendiği için anlamsal açıdan benzer kelimeleri kullanmak durumunda kalmıştır ancak dilde ve mimaride bir bütün içine yerleştirilmiş düşünceler aynı yöntemle okunamaz. </div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-12-01 20:29:29 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/977554271</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Eco&#39;nun Sütun Eleştirisi Üzerine - İ. Bilgin</title>
         <author>Mim4511_2017517064</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/990673940</link>
         <description><![CDATA[<div>   Umberto Eco, bir dergi için hazırladığı makalesinde sütunun göstergebilim araçları ve tekniği kullanılarak analizini yapmıştır. Sütunun kendisinden çok sütun üzerine imaj konu ediliyor. Nesnenin eleştirisinin eleştirisine yöneliyor. Nesnenin dilini başka bir dile çevirmeye çalışırken, nesnenin ölçütlere uygunluğunu sorgulamadan uzak duruyor.<br>   Sütun imajını toplumun düşündükleriyle yeniden tanımlıyor. Yeniden tanımlama yapılırken öznel düşüncelere yer verilmiyor verilse de göreceli bir düşünce olduğu belirtiliyor. Eco’nun aktardığı makale karşısındaki konumu diğer bir önemli nokta.<br>   Geleneksel toplum değişime tepkilidir. Modern toplum ise değişmez olanı değiştirebilir. Her türlü görüntüyü, biçim algılanmasını değişimin basit bir parçası olarak görmüşlerdir. Birikimden çok yığılma olmuştur. Bellek oluşmamıştır. Bu algılama sonucunda olaylar gizemli bir hava verilerek gösterilmektedirler. Bu olay mimarlıkta da olmaktadır. Toplum tarafından üretilen gerçeklikler tasarımcının bile dışında gerçekleşmektedir. Eco’nun yaklaşımı ise sütunun süregelen algılanmasına karşı sütun imajını yeniden kurmaktır. Yeniden yorumlama yaparken göstergenin anlamlarının da kendi içinde ayrı göstergeler olduğunu düşünerek analizini yapmıştır.<br>   Sütunlar geçmişin ayakta kalan tanıklarıdır. Mısır ve Hindistan’daki mitolojiler tapınaklara sütunlarla yerleştirilmiştir. Daha sonraları farklı biçimlere (fantastik hayvan ve insan figürleri gibi) giren sütunlar kullanılmıştır. Bütün devirlerde olduğu gibi Gotikte, İslam sanatında da sütuna yer verilmiştir.<br>   Sütun için toplumca benimsenen düşünceler vardır. Sütunun biçimsel, anlamsal ve bağlamsal tanımlarını da içerir bu düşünceler. Bir anlam varlığın şeklinden dolayı tanınabilir fakat bu anlamlar mimari işlev ile karıştırılmamalıdır. İnsanların sütun hakkındaki çoğu düşünceleri bir bağlam içerisindeki sütunla alakalıdır. Tek bir sütunun çağrıştırdıkları farklıdır. <br>   Mimarlıkta anlamlandırma hiçbir zaman bitmiş değildir. Mimari elemanlar, bağlama bağlı veya bağlamdan bağımsız olarak bir anlam ifade ederler ve bu göstergeler, mimarlık göstergebilimin parçasıdırlar. <br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-12-05 22:00:41 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/990673940</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Mimar’ ın Ölümü: Eleştirel Bakışta Müellifin Yeri- A. Yılmaz  </title>
         <author>Mim4511_2017517064</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/1012748453</link>
         <description><![CDATA[<div>   Eleştiri, Roland Barthes’in “Yazarın ölümü” aklı makalesine kadar eser sahibinin amacını, eser üzerinden anlamlandırmaya yönelik olmuştur. Bu eserin bıraktığı etkilerini, eleştiri kuramlarının çoğunda, çıktığı zamandan itibaren hatta günümüzde bile görebilmekteyiz.<br>   Barthes, artık eseri üreten kişinin tek olduğunu düşünmemektedir. Çünkü eserin ortaya çıkmasında kültürel olarak birçok faktör etkilidir. Kültürel faktörlerden dolayı birbiriyle ilgisi olan eserlerin artık özgün olarak üretilemeyeceğini dolayısıyla artık eserden de tek bir anlam çıkarılamayacağını düşünmektedir. Eleştirinin özünde anlam olduğundan artık tek bir anlamı yoktur eleştirinin de. Bu anlamlar, yazarın kendisine yönelik sınırlamalar kalktığında daha da zenginleşmektedir.<br>   Okuyucunun eleştirisi yazarın kimliğinden daha çok önem kazanır. Eleştirmen, eseri anlamak için sadece esere bakmalı ve yazarın eser hakkında söyleyecek sözünün kalmadığını bilmelidir. Mimarlık eleştirisi için de aynı durum geçerlidir. Mimari ürünü anlamak için mimarı ortadan kaldırmak anlamların çoğalmasını sağlar. Müellifi öldürmek, eleştirinin gelişmediği yerlerde kullanılan yöntemdir. Çünkü tasarımcı ürünü ile ilişkisini koparamaz, eleştirmen de tasarımcının amacına yoğunlaştığından eseri anlayamaz bu da mimarlık eleştirinin gelişememesine neden olmaktadır. Tasarım sürecinde iş verenin istekleri, yönetmelikler gibi pek çok unsur tasarımı etkilemektedir. Durum böyle olduğundan tasarımda mimarın amacını anlamak doğru olmayabilir. <br>   Okuyucuların metni her okuduğunda tekrar anlamlandırması gibi kullanıcı da yapıyı, mimarın öngöremediği şekillerde kullanarak yeniden inşa eder ve yine mimarın amacını anlamaya çalışmak zorlaşır. Peki mimarı olmadan bir yapıyı nasıl eleştirmeliyiz? Bakan kişinin eleştiri de yapabileceğini ve nesneyi tasarımcıdan ayırarak özgürleşebileceğini düşünen Barthes, tasarımcısı olmayan yapıyı zaman ve coğrafi bağlamda sorgulamamız gerektiğini düşünür.<br>   Kişisel eleştirinin mimarlık eleştirisinin önüne geçtiği ülkemizde mimarı öldürmek doğru olacaktır. <br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-12-12 21:14:59 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/1012748453</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Modern Bir Sayısal Mimarlık Ütopyası- Dr. Levent Şentürk</title>
         <author>Mim4511_2017517064</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/1042245667</link>
         <description><![CDATA[<div> Le Corbusier insan bedenini belirli ölçülere uygun hale getirmiştir. Doğanın kendisinde matematiğin olduğu düşüncesi de istediğini yapabilmeyi kural olarak almaya neden olmaktadır. Ölçülerin her yerde kullanılabileceği algısı yaratılmaktadır. Modulor, tasarlanmış, ideal bir modern mimarlık ürettiğinden nüfusun ve onun kontrolünün simgesi olarak görülmüştür. Fakat Modulor’de , farklı ölçülerin karmaşaya neden olacağı ve doğru ölçünün erkek ölçüsü olacağı düşünülmüştür. Uyum için idealize edilen ölçülerin, farklılıkların ötekileştirilmesine veya kaybedilmesine neden olmaktadır. Farklı olanlara ne olacağı ise bilinmemektedir. Modulor, iki farklı sayı dizisi gibi görünse de aslında bir diğerinin iki aritmetik katı olan tek sayı dizisidir. Eli havada erkek figürü, ölçüleri nedeniyle aslında kısıtlayıcıdır. Le Corbusier, kısıtlayıcı ölçülerin her birinin bir notaya geldiğini ifade etmektedir. İnşa edilebilirlik için tek ölçü olarak belirlenmesi, eylemlerin kültürel veya günlük kullanım açısından anlamsızlaşmasına neden olmuştur. Bedeni kısıtlayarak birim haline getiren sistem, kentten ve kent yaşamından kopuk olarak anlatılmaktadır. Fakat kentle ilişki kaçınılmazdır. Kentin, insanın ölçü biriminden gelişeceğini düşünmek, insana uygun mükemmel kent düşüncesi ortaya çıkarmaktadır. Kentin bu ölçülerle kurgulanamayacağını ve insan için mükemmel bir kent olmadığını unutmamak gerekir. <br>   Modulor, insanı hareketleriyle düşünmek yerine bulundukları yerlere göre düşünerek ölçülendirmiştir. Kısacası insan belirli kalıplar içinde yaşamadığı gibi öyle de hareket etmez. İnsanların farklılıklarını hiçe sayarak yapılan ölçülendirme sonucu insanların standart bir yaşamının olmasına, bu ölçülerin insan üzerinden kentin kurgusunda da etkili olacağını düşünmek ideal bir insan ve kent oluşturmak yerine askeri bir düzene neden olmaktadır. İnsan ölçüleri matematik ve geometri ile belirlense de bunları standartlaştırmak doğru olmayacaktır.</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-12-26 09:57:49 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/1042245667</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Kitaba Dönüşen Mimarlık: Yürek Burkucu Bir Hikaye- U. Tanyeli</title>
         <author>Mim4511_2017517064</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/1070207873</link>
         <description><![CDATA[<div> Mimarlığı kitap haline getirirken birçok konuyu ele almak gerekmektedir. Bunların ilki mimarlık bilgisinin nasıl kullanıldığı ikincisi ise mimarlık kitabının tasarımı ile mimari tasarım arasındaki ilişki konusudur. Mimarlık yazıyla aktarılmaktan çok sözle aktarıldığından kimsenin söylemediği sorunlar, yazılı olduğunda insanlar bu sorun hakkında düşünürler. <br>  Osmanlı döneminde mimarlık ürünü olarak birçok yapının üretilmesine karşın mimarlıkla ilgili çok az sayıda yazılmış kitap bulunmaktadır. Bu kitaplardakiler de resmi yazışmalarda kullanılan mimarlık terimleri haricinde, mesleki dile ait değillerdir. Günümüzde bile mimarlık, sözlü aktarım yoluyla ilerlemektedir.  Geçmişte de mimarlık uygulama ile öğreniliyor, mimarlık üzerinde düşünülmüyor ve yazılmıyordu. Karşılaşılan sorunlar için bile kitaba bakılmıyor. Oysaki sorunların çözümlerini kitaplarda aramak çözümler üzerinde düşünmemize de yardımcı olacaktır.  Sözlü ifadeler düşünceyi fikir birliğine dayandırır. Sorgulanmayan düşüncelerin kutsal olduğu düşünülür. Fakat bu, düşünceyi bilimsellikten uzaklaştırır. Mimarlık da sorgulamaların olduğu, eleştirel ortamda var olmalıdır. Eleştirilerin, mimarlıkta uygulamaya geçmesine de gerek yoktur. <br>  Mimarlığın kitap haline getirilmesi mimari bilgiye, her yerde ve her zaman erişilebilirlik sağlar. Okumadan yazmak, yazmadan öğrenmek, öğrenmeden üretmek imkânsızdır. Fakat kitap halinde aktarılan mimarlık bilgileri değişime uğramadan aktarılırlarsa sonraki dönemlerde güncelliğini yitirmiş olacağından dönemin mimarlık gereksinimleri için yetersiz kalacaklardır.<br>  Mimarlıkta tasarım yapmakla mimari kitabı tasarlamak benzerdir. Modernizimle birlikte mimarlar da kitaplarını tasarlarken grafik anlatımla kendilerini güçlü bir şekilde ifade ederler. Mimarlık tarihçisi Giedion ve Le Corbusier, mimari kitabın grafik tasarımında, metin ve görseller arasındaki ilişkilerde yenilikler yaparak farklılığa neden olmuşlardır. <br>  Osmanlı döneminde kitap basımının düşük olmasının nedenleri, dönemin dili ve teknik problemlerinden kaynaklanmaktadır. Mimarlık kitabının üretimi için koşullar yetersizdir. Günümüzde de kitap üretiminde başarılı olduğumuz söylenemez çünkü mimarlık Türkiye’de hala sözlü kültürün etkisindedir. Bu durum da oldukça üzücüdür.   <br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2021-01-09 19:21:14 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/1070207873</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Mimarlıkta Analoji- Mimarlıkta Zaman-Mekan İkiliğinin İnşası- Prof. Dr. Deniz Güner</title>
         <author>Mim4511_2017517064</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/1070213736</link>
         <description><![CDATA[<div> Modernite ile birlikte mimarlık bilgisi geleneksellikten kurtulmuş, eylemlere ve bu eylemlerin nasıl yapılacağını düşünen bir sisteme dönüşmüştür. Mimarlık, bilgi birikimi anlamında kendisinden daha üstün gördüğü alanlarla analojik ilişkiler kurmuştur.<br>  Modern mimarlığın tarihini yazmak isteyen Giedion, 20.yy’da sanatçıların sanatı üretirken başvurdukları Einstein’ ın görelilik kuramının modern mimarlıkla da ilgisi olduğunu düşünmektedir. Bu nedenle 20.yy’da modern dünya hareketliliğini farklı yöntemlerle ifade eden çalışmalarda bilimsel olan ve olmayan karışsa da Gidedion, bu çalışmaları mimarlığa dâhil etmiştir.<br>  Zamanla matematikteki n-boyutlu geometriler ile evren arasındaki benzerlikten evrenin çok boyutlu olduğu ve zamanın da bu boyutlardan dördüncüsü olduğu düşünülmeye başlanmıştır. Fütürist ve Kübistler dördüncü boyut ile gerçek olanı ifade edebileceklerini düşünürler ve böylelikle herkese göre değişen gerçeklik olduğu sonucuna varmışlardır. Kübist ve Fütürist bakış biçimlerine görelilik kuramını da ekleyerek Maleviç, soyut geometrilerle resimler üretmiştir. Gelecekteki konutlara yönelik düşünceleriyle bu konunun mimari ile ilişkisinde ilk adımı atmıştır. <br> Sanatla ilişkili olan zaman kavramını bazı insanlar reddetse dahi Giedion zamanı,  birleştirilmek istenilen kültürün ve bu kültürden doğan modern mimarlığın temeli olarak düşünmektedir. Modern hayatın çok yönlülüğü ile mimarlık arasında benzerlik kurmuş ve bunu görelilik kuramı ile ilişkilendirmiştir. Zaman ve mekân hakkındaki düşüncelerini direkt olarak değil de bazı paralelliklerle, örneğin gündelik hayattaki benzerliklerinden yararlanarak anlatması, insanları inandırdığı için zaman kavramının mimarlıkta düşünülmeden onaylanmasına ve kullanılmasına neden olmuştur. Modern mimarlığın tarihini sorgulamaya başladığımızda Giedion gibi mimarlık tarihçilerinin farklı alanlardaki konuları, örneğin bu makalede de anlatılan matematikteki boyut olarak zamanın, fizikteki görelilik kuramının analojiler veya metaforlar yoluyla mimarlığa nasıl aktardığını ve mimarlıkla ilişkisini nasıl oluşturduğunu görmüş olacağız. <br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2021-01-09 19:26:19 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/1070213736</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Postmodernizm ve Kent - Murat Sevinç</title>
         <author>Mim4511_2017517064</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/1095333546</link>
         <description><![CDATA[<div>Postmodernizim, modernizim gibi bütünselliği değil parçalanmayı ve farklılaşmayı savunur. Postmodernizim insanları aynılaştırdığını bunun değişmesi için özgürleşmenin şart olduğunu söylese de bunların nasıl gerçekleşeceği hakkında bir görüşü bulunmamaktadır. <br>  Modernizimin karşı görüşü olan Postmodernizim, birçok alanı etkilediği gibi mimarlık alanını da etkilemiştir. Teknoloji ile birlikte yapım teknolojileri de değişmiş, ulaşım gelişmiştir. Böylelikle kentlerin gelişimi ve dönüşümü hızlanmıştır. Bu dönüşümlerin sonucunda kentler değişik uluslardan, ırklardan insanların bir araya geldiği yerler olmuştur. Nüfusun artmasıyla birlikte kentteki sorunlar da artmıştır. Buna karşılık modernizim içinde planlama kavramı önem kazanmıştır. Yaşamın değişmesi için öncelikle kentin değişmesi ve herkesin eşit olanaklardan yararlanması planlamanın temel düşüncesi olmuştur. Modernizimin bütünsel planlaması başarısızlıklara yol açmıştır. Postmodernizim ise büyük ölçekli planlamadan uzaklaşan bir düşünce olmuştur. Düşüncenin amacı insanı yoran modern kenti ve toplumların tüketici toplumu haline geldiğini vurgulamaktır. <br>  Modernizimin kötü sonuçlarını iyileştirmenin yolu kenti iyileştirmekten geçmektedir. Bunun içinde planlamaya ihtiyaç duyulmuştur. Fakat postmodernizim bu gerekliliği görmezden gelerek insanın mutsuzluğunu planlamaya bağlamıştır. Planlanan kentin insanı sıktığını, insanların farklılıklarını kısıtladığını düşünmüş ve farklılaşmanın olması için modern kent anlayışına karşı çıkmışlardır. Postmodernistler eskiye özlem duymuşlardır. <br>   Sonuç olarak aslında postmodernizim, modernizim anlayışına tepki olarak ortaya çıkmıştır. Mimarlık alanını da etkileyen bu akım sadece sorunların dile getirildiği fakat sorunlar için herhangi bir çözüm üretmediğini görmekteyiz. Modern kent insanın farklılaşmasını önlüyor olabilir ama bunun çözümü sadece postmodern düşüncenin olmayabilir. Modernizim kenti insanı bazı kısıtlamalar getirse de farklı insanların bir arada olması nedeniyle insanlardaki dayanışmayı da arttırmaktadır. Postmodern düşünceye göre geçmişteki hayatı yeniden kurmak biraz amaçsız olacaktır. Mevcut sorunlara çözüm getirmeyen bu düşünce gerçekleşmesi olanaksız bir düşünce olacaktır.  </div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2021-01-17 12:21:39 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/1095333546</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Postmodernizm ya da Geç Kapitalizmin Kültürel Mantığı-Fredric Jameson </title>
         <author>Mim4511_2017517064</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/1102994995</link>
         <description><![CDATA[<div>  Robert Venturi, Charles Moore, Michael Graves ve Frank Gehry, postmodernin mimari karakterlerini oluşturmuşlardır. Los Angeles'in merkezinde bulunan Westin Bonaventure Oteli postmodern mimarinin karakteristik özelliklerini taşımasa da postmodern akım hakkında bilgi sahibi olunabilecek bir yapıdır. <br>  Modernizim akımına göre inşa edilen binalar kentteki hâkim mimari dilden farklılaşmaya çalışmışlardır. Fakat postmodernizm akımına göre inşa edilen yapılar, ne kadar popüler olsalar da kent dokusuna uygun olmuşlardır. Bonaventure Oteli de buna iyi bir örnektir. Yapıyı hem yerel halk hem de ziyaretçiler kullanmaktadır. Kentsel bir doku içerisinde öne çıkan bir yapı olsa da girişleri modernizim dönemindeki bina girişlerinden farklıdır. Girişlerin farklı olması otelin iç mekânının kapalı olmasını öne çıkaran bir özellik olmuştur. Girişler binayı anayol üzerinden şehre bağlamadığı için diğer postmodern binalarda olduğu gibi yapıların kendi içerisinde bir kent oluşturmasına neden olmuştur. <br>  Çevresindeki kent dokusundan kopmayan Bonaventure Oteli’nin cam yüzeyleri, çevresini yansıttığından binayı bulunduğu alandan ayırmıştır. Yapı içerisinde insanın istediği gibi dolaşamayacağını gösteren asansörler ön plana çıkarılmıştır. Yapıda düşey sirkülasyonlar da kontrol edilmektedir. Cephedeki cam yüzeylere içeriden bakıldığında şehrin yansıması değil kendisi görülür. Bu durum da insanın düşünmesine neden olmaktadır.  Asansörden inildiğinde ise lobide yön duygusu kaybolmaktadır. Otelin mimari olan Portman’ ın kapitalist olması da yapı içerisindeki dükkânların konumunu etkilemiştir. <br>  Sonuç olarak postmodernist –hiper uzama göre insan, kendisini çevresine göre konumlandırmanın ötesine geçmiştir. Bu uzam, modernizme göre hareketlilik tanımlamasa da hareket olarak tanımlanır. <br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2021-01-19 19:19:46 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/1102994995</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Mimarlığın Değişen Gündemi- Gülsüm Baydar</title>
         <author>Mim4511_2017517064</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/1145751862</link>
         <description><![CDATA[<div>   1970’li yıllarda mimarlığın sadece mimarlık olarak değil, siyasal ya da toplumsal öğreti oluşturan ve toplumsal sınıfın düşüncelerine yön veren politik düşüncelerle birlikte düşünülmesi gerektiği savunulmuştur. Bu düşüncenin mimarlığa girmesi mimarlık tarihçisi Manfredo Tafuri’nin yayınladığı çalışma ile olmuştur. Çalışmadaki asıl konu mimarlığın kapitalist tüketimin ne kadar dışında kalabildiği sorusu olmuştur.<br> Mimarinin sosyal ideolojilerle olan ilişkisini anlamlandırmak için tanınmış dilbilimcilerin terimlerini mimarlığa katmışlardır. Anlamın sabit olmadığından yola çıkarak postkolonyalizm, feminizm ve psikanaliz gibi kuramlardan da etkilenerek mimarlık söyleminin genel olarak kabul edilen varsayımlarını değiştirmişlerdir.<br> Mimarlıkla politikanın ilişkisini inceleyen mimarlık tarihçisi ve kuramcısı McLeod modernizimden yana durarak, modernizmin mimarlığa kattığı “toplumsal eleştiri” yi savunmuştur. Postmodernizimin ve yapısökümcülüğün toplumsal sorunlardan uzak kalmakta ve mimarı yücelttiğini savunmuştur. Bu yazıda mimarlık düşüncesindeki hâkim politik ve kültürel bağlamlarla olan ilişkisinden bahsetmiştir. Mimarlık kuramcısı Hays de mimarlığın, sosyal ve kültürel eleştiri yapabileceğini, mimarlık ürünlerinin kültürel bir ürün olmasından dolayı anlamın sadece biçimde veya sadece kültürel olmadığını savunmuştur.  <br> Daha sonraki yıllarda ise mimarlığın politika ile ilişkisini anlam üzerinden tartışılmıştır. Bazı düşünürler ise mimarlığın anlamla değil, günümüzde değişen sorunlarla ve bunların pratik çözümleriyle ilgilenmesi gerektiğini dile getirmiştir. Mmimarlığın yerini, yararlı ve üretimci mimarlığın alması gerektiğini düşünmüşlerdir. <br> Dijitalleşmenin tasarımı ve yapım yöntemlerini etkilediği bir dönemde olduğumuzdan alışılmışın dışında ve sürdürülebilir mimari yapılar üretilmeye başlanmıştır. Yararlılık, üretim ve sürdürülebilirlik konularının eleştirel yaklaşılması gereken sosyo-kültürel konular olmuştur. Eleştiri ve yararlılığı birleştiren katılımcı tasarım yöntemleri bunların en etkili yaklaşım olmuştur. Kullanıcıların hem tasarımlara hem de sorunların çözümüne katkı sağlaması yaşanılabilir mekânların üretilmesine katkı sağlamıştır. Her mimarlık ürününün toplumsal ve politik boyutları olduğunu da unutmamak gerekir. <br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2021-01-31 16:21:32 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/1145751862</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Kentsel Ortamın Yenilenmesi Uygulamalarının Zaman İçindeki Gelişiminde Farklılaşan Yaklaşımlar</title>
         <author>Mim4511_2017517064</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/1429851762</link>
         <description><![CDATA[<div><br>Eskinin yenilenmesi Endüstri Devrimi’nde ortaya çıkmasına rağmen çevredeki yapıların dönüşümü Fransız evrimi ile ortaya çıkmıştır.&nbsp;<br> Sanayi Devriminde ortaya çıkan endüstri yapılarının yaşanılan kentleri olumsuz etkilemesiyle ortaya çıkan kentsel yenileme hareketleri zaman içerisinde farklılaşmıştır. İlk olarak sanayileşme ile kırdan kopan kentlerin merkezine doğayı yerleştirmeyi amaçlayan Bahçe Kent Hareketini, ulaşım ve altyapı sorunlarının çözülerek herkesin kırsal alana eşit ulaşımını hedefleyen Güzel Kent Hareketi takip etmiştir. Sağlıksız kentleri sağlıklı ve temiz alanlara dönüştürmeyi amaçlayan, alanları önce işlevsel olarak ayırmak ve sonrasında ulaşım ile birleştirmeyi amaçlayan Modernist Hareketle modern kentlerin kurulması amaçlanmıştır. Aynı zamanda II. Dünya Savaşı’nda yıkılan yapıların kopyaları üretilmiş ve ulusal kimlik yaratma çabası ortaya çıkmıştır. Merkezinde kırsal alanların olduğu kentlerin çevresine modern konut alanları, tarihi alanlarda ise ticaret alanları üretilerek kentin yeniden inşası sağlanmıştır. Toplum daha iyiyi hakkediyor anlayışı ile ortaya çıkan kentsel iyileştirme ve yenileme döneminde, kentlerdeki fiziksel bozulmaların toplumsal sorunlarla bağlantısı olduğu ve yapılması planlanan çalışmaların öncelikle toplumsal sorunlara duyarlı olması gerektiği düşünülmüştür. Sonrasında kentin atıl ve çöküntü alanlarını ve ekonomiyi canlandırmak için kentler yeniden yapılandırılmış fakat ticaret alanları ön plana çıkmıştır. Kamu yararının öncelikte olduğu ve sürdürülebilirliğin önem kazandığı kentsel canlandırma ve sağlıklaştırma döneminin ardından tarihi alanların canlandırılmasının ve korunmasının önem taşıdığı kentsel koruma dönemi ile kentsel gelişim hareketleri devam etmiştir.&nbsp; &nbsp;<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2021-04-18 12:58:21 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/1429851762</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Kentsel Yaşam Kalitesi – Kentsel Yaşamın İyileştirilmesi Bağlamında İstanbul/Tarlabaşı Uygulaması</title>
         <author>Mim4511_2017517064</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/1429978554</link>
         <description><![CDATA[<div>Çok boyutlu bir kavram olan Kentsel Yaşam Kalitesi, farklı gruplar tarafından yapılan farklı tanımları olsa da temel olarak, kentteki bireylerin veya toplumun yaşamlarını sürdürebilmesi için gereken standartlar olarak tanımlanabilir. Zaman, mekân ve birey parametrelerine bağlı olarak farklılaşan bir kavramdır. Kentlilerin refahı, gelir seviyesi, suç ve işsizlik oranlarının düşük olması, hizmetlerin kalitesi, mekânların sürdürülebilirliği ve erişilebilirliği kentsel yaşam kalitesini etkileyen unsurlardandır. Kent yaşamını olumsuz etkilediği düşüncesiyle gecekondu alanlarının yeniden dönüştürülmektedir. İstanbul Tarlabaşı da bu bölgelerden biridir. Bölgedeki tarihi alanların zaman içinde köhneleşmesi çöküntü kentsel alanlar olmasına neden olmuştur. Kentlerin sürekliliğinin sağlanması için dönüşüm projeleri uygulanmaktadır. Yürürlüğe giren yıpranan tarihi ve kültürel taşınmaz varlıkların yenilenerek korunması ve kullanılması hakkındaki kanunla birlikte yerel idareler tarafından kentsel yaşamın iyileştirilmesi adına bir takım yenilikler yapılmaya başlanmıştır. Kentsel dönüşümde sadece fiziksel yenilemenin planlaması olumsuz sonuçlara neden olmuştur. Kentsel dönüşüm veya yenilemelerde ekonomik ve sosyal planlamaların da düşünülmesi gerekmektedir. Mekânlar değişirken insanların yaşamları da değişmektedir. Fakat ülkemizde rant elde etme düşüncesi sosyal planlamaların önüne geçmektedir. Düşünülen ve uygulanan sosyal planlamaların tutarsız olması sonucu bölgede soylulaştırma çalışmaları yapılmaktadır. Soylulaştırma çalışmalarının önüne geçilmeli, kullanıcıların da alana adapte olabileceği projeler geliştirilmeli ve uygulanmalıdır. Kullanıcıların ekonomik ve toplumsal yaşamlarında değişiklik olmadan modern konut sahibi olmaları da yaşamlarına ve kentsel dönüşüme olumlu etkisi olmayacaktır. Tarlabaşında yenilenecek olan yapıların tarihi kimliği değişerek “yeni” görünümüne kavuşmuştur. Plan ve cephe görünümleri aynılaşmıştır. Tarihi yapıların korunmasının tek yolu eski yapının kopyasını üretmek değil, yapının orijinalinin sürdürülerek yaşanan gününe adapte olmasıyla gerçekleşir. Kentsel dönüşüm ve yenileme projeleri kentin ve kentlinin ihtiyacına uygun olarak yapılması gerekir.&nbsp;</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2021-04-18 14:25:12 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2017517064/Bookmarks/wish/1429978554</guid>
      </item>
   </channel>
</rss>
