<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0">
   <channel>
      <title>Yaratıcı Yazma by Serhat Oğuz</title>
      <link>https://padlet.com/serhatoguz/xlgwe0k3mstunm6l</link>
      <description>Sevgi ile yapıldı</description>
      <language>en-us</language>
      <pubDate>2020-11-19 11:54:02 UTC</pubDate>
      <lastBuildDate>2024-01-13 03:37:15 UTC</lastBuildDate>
      <webMaster>hello@padlet.com</webMaster>
      <image>
         <url>https://padlet.net/icons/png/1f387.png</url>
      </image>
      <item>
         <title>Şarkı Albümü Hikâye</title>
         <author>serhatoguz</author>
         <link>https://padlet.com/serhatoguz/xlgwe0k3mstunm6l/wish/945038765</link>
         <description><![CDATA[<div><br>ZÜMRÜDÜANKA</div><div><br></div><div>Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; pireler berber, develer tellal iken bir genç yaşarmış şirin mi şirin köyünde yaşıtlarının aksine farklı biriymiş bu genç yaşıtları türlü işlerde</div><div>çalışıp evine ekmek götürürken bu oturduğu yerde dünyayı yıkan şiirler yazarmış e haliyle durum böyle olunca herkes tarafından yadırganmış ama o pek ciddiye almıyormuş bu durumu yarın öleceğiz diye yaşıyormuş bu hayatı ,annesiyle otururken yaşlı ceviz ağacının altında genç aklından "düşmeden bulutlarda koşmam gerek " diye geçiriyormuş ama bunun pek mümkün olmadığını ama eğer bir şeyi gerçekten çok isterse bir yolunu da bulacağını biliyormuş. Köyde kulaktan kulağa söylentiler yayılmış "Zümrüdüanka " diye bir kuş varmış ve eğer bir şeyi gerçekten çok ister ve onu bulur arzunu iletirsen gerçekleştirirmiş e haliyle bunu duyan delikanlı yerinde durur mu? Deli kafası atmış deli yüreğini dinlemiş çıkmış yola az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş bulduğu ilk pınarın başına oturup kana kana su içmiş tam ve "yeter be " "kalboldum" diye iç geçirirken bulmuş kendini ve tam umudunu kaybedip geri döneceği sırada uzaklardan bir yerden ve bir o kadarda çocuğa yakın bir yerden kalbi kadar yakın hem de "vazgeçme " diye bir ses gelmiş bunu duyan çocuk aklına inanamamış duyduğu şeyin bir hayal olduğunu düşünmüş ama duyduğu ses gerçeğin ta kendisiymiş, çuvalından "yazdan</div><div>kalma" elmalarından bir tanesi çıkarıp dişleyerek yoluna koyulmuş günler günleri kovalarken kendini ıssız kocaman bir vadinin orta yerinde bulmuş elinde avucunda bir şey olmayan bu hayalperest genç</div><div>bütün umudunu kaybedip "vurdum en dibe kadar " şimdi ne yapacağım köydekilere ne diyeceğim diye söylenmeye başlamış sırada güneşin muhteşem ışığını bile gölgesinde bırakan bir şey ona doğru yaklaşmış ,bu o kadar görkemli o kadar güzel ve büyük bir kuşmuş ki çocuk sonunda onu görmenin</div><div>mutluluğuyla düşüp bayılmış ve uyandığında etrafında ne kuş varmış ne de ona benzer bir şey "yalan dünya" demiş kim görmüş ki ben görecem ? "Ben" sıradan bir köylüyüm o ise her şeyi yapabilen kudreti ile yedi düvele nam salan Anka, Çocuk bunları söylerken başının üstündeki kuştan habersizmiş ve bunları duyup böbürlenen kuş:-Söyle bakalım nedir dileğin benden? demiş çocuk ise: bulutlarda uçmak istiyorum, demiş bu Anka</div><div>için çok basit bir istekmiş ve çocuğun dileğini yerine getirmiş.</div><div>Genç neşeli bir şekilde köyün yolunu tutarken çuvalından dökülen altınları görmüş ve içindeki o notu "Adın çıkar deliye" yazıyormuş notta çocuk ise kuşun ne demek istediğini anlamış ve o günden sonra çocuk ermiş muradına ve kimselere hiçbir şeyden bahsetmemiş.</div><div><br></div><div>Albüm:</div><div><br></div><div>• Barış Akarsu<br>Düşmeden Bulutlarda Koşmam Gerek</div><div><br></div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/864809586/7997e6bf7cbcf41fdc71bda332961bac/616x321_anka_kusu_nedir_zumrudu_anka_kusu_efsanesi_neyi_anlatir_1529370223472.jpeg" />
         <pubDate>2020-11-20 12:56:42 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/serhatoguz/xlgwe0k3mstunm6l/wish/945038765</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Asansör Diyaloğu</title>
         <author>serhatoguz</author>
         <link>https://padlet.com/serhatoguz/xlgwe0k3mstunm6l/wish/1007850239</link>
         <description><![CDATA[<div>Barış: Öğretmen <br>Gül: Ev Hanımı<br> İki farklı insan, iki farklı dünya, iki farklı ruh yıllar sonra hiç bilmedikleri bir şehirde hiç bilmedikleri bir binanın daracık asansör kabininde evrenin bir mucizesi olarak karşı karşıya gelmişlerdi. Barış, her şeye rağmen olaylara iyimser tavrıyla yaklaşan, her zaman duygusunun mantığına karşı ağır bastığı, sevdiklerini uğruna her şeyi yapan bir insan. Gül ise Barış'ın tam tersi karakteristik özelliklere sahip; yıkıcı, sevginin onun için bir anlam ifade etmediği, olaylara tümüyle mantığıyla yaklaşan bir karakter. Birbirlerini küçücük bir asansör kabininde gördüklerine şaşırmıştılar. Gül şehre yeni gelmişti ve bulundukları binanın 3. katındaki Diş Kliniğine iş başvurusu yapacaktı, Barışın ise orada ne için olduğuna kendinin bile fikri yoktu. Bir zamanlar birbirlerinin her şeyini bilen birbirini çok iyi tanıyan iki insan, yılların getirmiş olduğu ayrılıkla birbirini çok iyi tanıyan iki yabancı olmuştular. Birbirleri tanımıştılar. <br> "Merhaba" dedi gül.<br> ‘’Merhaba’’ <br> ‘’Nasılsın’’ <br> "Yılların getirmiş olduğu yorgunluğa rağmen iyi. Sen nasılsın? ‘’<br> '’Bende iyiyim iş başvurusu için geldim.’’ <br>Ve kısa bir süre sonra bozulan asansör tamir edilmişti ve bu iki insan içlerinde yıkılan dünyalara aldırış etmeden birbirlerini hiç tanımamış gibi yollarına devam ettiler. Gül, asansörden çıktıktan sonra hayatında var olan tek gerçeği kendi elleriyle ittiği için yaktı paketindeki son sigarasını. Barış’ın ise ertesi gün apartman boşluğundan çıkarıldı cesedi... Gömleğinin cebinden çıkan küçük kâğıt parçasında ise şu cümleler yazıyordu "Solumdaki umut sağımdaki kasvetten her zaman daha baskın olmayı başardı ama bugün değil..." Gül için hayatın bir tesadüfü olarak gördüğü karşılaşma, Barış için sonsuz dünyaya attığı ilk adımıydı. Adam olmaz diyenlere inat insan olma yolunda ilerleyin sonucu ne olursa olsun... </div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/864809586/075a51cb232a0161711f3faffde082cf/5bed33cc7152d80ea86974cf.jpg" />
         <pubDate>2020-12-10 20:05:46 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/serhatoguz/xlgwe0k3mstunm6l/wish/1007850239</guid>
      </item>
      <item>
         <title>HAİKU ŞİİR</title>
         <author>serhatoguz</author>
         <link>https://padlet.com/serhatoguz/xlgwe0k3mstunm6l/wish/1034149740</link>
         <description><![CDATA[<div>Denizde bahar bulutları,</div><div>Gökyüzünde yalnız yelkenler.<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/864809586/25581c8dcecc4c90b5cc0b63f1df4b3e/1599826901.jpg" />
         <pubDate>2020-12-20 09:29:05 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/serhatoguz/xlgwe0k3mstunm6l/wish/1034149740</guid>
      </item>
      <item>
         <title>HAVVA ÖYKÜSÜ</title>
         <author>serhatoguz</author>
         <link>https://padlet.com/serhatoguz/xlgwe0k3mstunm6l/wish/1041247731</link>
         <description><![CDATA[<div> Onun saçları yumuşak Havva’nın saçları keçe gibi, iki defa ustura ile kazıttım saçlarını uzasın diye ama uzamadı, kısa kaldı. Burunu da öyle biçimsiz ki yamyassı tıpkı okul kitaplarındaki maymunun burnuna benzetiyor, burnunu diğer kız hiç sevmiyor onu. Bugün onu bir temiz dövdüm. Döverim tabi! Misafir odamızdaki halımızı kesmiş ‘’niye kestin’’ diye sorunca ‘’halının içinde beyaz bir kuş varmış onu çıkaracaktım’’ diye yanıtladı. Havva geceleyin asmaya üzüm koparmaya çıkmış, doğrudan idare lambasının üzerine düşmüş ve cam kırıkları ayağına girmiş. Bey'de çok merhametli. Kalktı bunu İstanbul'a hastaneye götürdü. Diğer kızla yalnız kaldık ve o görmeden gizli gizli ağlardım... ‘’1 aydır rahatız keşke gelmese bu Havva’’ diyordu her zaman geldi ama iyi olmuş. Dün dedim ki ‘’10 baş soğan koysam Havva’nın önüne yiyebilir mi?’’ diğer kız’’ koyalım anne ‘’dedi ‘’bakalım yiyebilecek mi? ‘’Dedi. Koyduk, vallahi yedi hepsini gözlerinden zırıl zırıl yaş akıyordu da yedi hepsini bana mısın demedi şaştık kaldık. Sonra kıza ‘’sigarada içer misin dedim’’ içerim dedi Al şunu iç hadi dedim sigaranın içine tuz koymuştum çatır çatır patlıyordu sigarayı öyle bir atıp kaçtı ki kala kaldık gülmekten kaskatı kesildik. Geçen gün yanımda ağzından kaçırdı Havva, sütçü Hacı bunun için bıçak çekmiş Recep'e, birde bu çıktı. Kız o nasıl söz bir daha duymayayım ağzından diyorum, Vallahi çekti diyor akıllanmaz bu kız. Bir yere gittim mi Havva’yı evde kitlerdim yoksa alır başını giderdi, bir gün az daha ölüyordu; çamaşırlığa kilitlemiştim bunu bir gün. Maltızda kömür varmış. Açsana pencereyi gerizekâlı açmamış, zehirleniyordu az kalsın sarımsaklı yoğurt yedirdik, altına etmişti... Havva 3 gündür hasta, evin içi leş gibi kokuyor ne yaptıksa kâr etmedi. Alttan üstten gidiyor. Kimi sürgün dedi kimi humma. Doktor da adını unuttum bir şey dedi, Allah korusun hepimiz ölebilirmişiz. Sonra ‘’değil’’dedi... Neyse onu kömürlüğün yanındaki odaya koyduk. Bey evi badana ettirdi, bende günlük yaktım. Kocaman kız ufalıvermişti. Ne oldu buna? Hep pis boğazı yüzünden başına bu belalar gelir, şimdi pişman olmuş kaç para eder ki. Biraz sıkıştırdım da söyledi, çöplüğe attığımız yağ tenekesinin dibini sıyırmış, yemişte ondan böyle olmuş. Komşular tenekeden zehirlendi diyorlar ben ise bir daha okutma taraftarıyım. Bugün ağlıyordum diğer kız yanıma yaklaşıp neden ağladığımı sordu ‘’Havva ölecek kızım’’ dedim ‘’onun için ağlıyorum’’, o da benimle birlikte ağlamaya başladı... Az sonra doktor ve bey geldiler, diğer kız kapı aralığından bizi izliyordu. Doktor Havva’nın koluna iğne yaptı, Havva bağırmadı bile. Bey çenesindeki sivilce ile oynuyordu, ben eğilip beyin yüzüne baktım sonra o doktorun kulağına bir şeyler dedi, doktor başını salladı. Sonra ben Havva’nın yanına gidip yanında diz çöktüm ’’kızım bak iyi olacakmışsın’’ dedim ‘’canın ne istiyor ne pişireyim sana ?’’ diye sordum. Gözlerini koca koca açıp ‘’baklava ‘’dedi, sonra da öldü... </div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/864809586/8726539be4e3a3c9e6ac2fb0b1656b97/depositphotos_85454942_stock_illustration_cartoon_happy_family_isolated_on.jpg" />
         <pubDate>2020-12-24 11:34:12 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/serhatoguz/xlgwe0k3mstunm6l/wish/1041247731</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Yaşlılık İle İlgili Fabl </title>
         <author>serhatoguz</author>
         <link>https://padlet.com/serhatoguz/xlgwe0k3mstunm6l/wish/1060950585</link>
         <description><![CDATA[<div>Koca aslan artık yaşlanmıştı  krallığı falan büyük oğluna bırakıp  emekliliğin tadını çıkarmak için ormanından çok güzel bir köşe seçti ve köşesine çekilip istirahat etmenin tadını çıkarırken yanına gelen küçük fare ile biraz sohbete daldılar.<br>"-Nasıl yani koca bir aslansın sen bütün ormanı bırakıp yaşlı bir ihtiyar gibi oturacak mısın?<br>+Biraz tatil benimde hakkım.<br>- İyi ama senden sonra ormanımızın düzeni bozuldu hiçbirimiz oğlunun yönetiminden memnun değiliz biz tekrar eski kralımızı görmek istiyoruz karşımızda."<br><br>Hiddetle yerinden fırlayan aslan :<br><br>+ Nasıl olur, neden memnun değilsiniz?<br>- Kralım sizden sonra adalet kalmadı ormanımızda, oğlunuz çok gaddar ve acımasız, her şeyi kendine alıyor bize bir şey vermiyor aksine elimizdekileride bizden alıyor hatta geçen gün fil ona karşı çıkınca ormandan kovdu.<br><br>Bütün bunları duyan aslan büyük bir hayal kırıklığına uğradı çünkü kendi gibi güvendiği oğlu onun halkına eziyet çektirip haksızlık yapıyordu.<br>Bunun üzerine aslan :<br>+Bütün ormana haber ver fare kralınız tekrardan tahtına çıkıyor.<br><br>Buna çocuklar gibi sevinen fare ormanın içinde koşturmaya başlar ve sevinç gözyaşları içinde;<br>- "Emriniz olur efendim" der.<br><br>Ve fare bütün ormanı bu güzel haberle neşelendirir, sevinçten deliye dönen arkadaşları ve orman sakinleri bu mutluluklarını bir ziyafetle kutlarken yaşlı kral tekrardan bıraktığı tahtına çıkar ve fili gitmiş olduğu yerden geri getirmesi için bir arkadaşını görevlendirir orman eski neşeli günlerine dönerken artık aslanın yaşı daha fazla ilerlemiş olur ve aslan arkadaşları arasında son nefesini verir buna üzülen arkadaşları onun için bir cenaze töreni düzenlerler ama artık ormanda bir şeyler eksik olacaktır çünkü onların bir arkadaşları, dostu, kralları aralarından ayrılmıştır bu haberden sonra üzülen hayvanlar ormanın derinliklerine dağılır ve o eski günleri arar olmuşlar...<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/864809586/c1b7d735ba6dbe62fb4c86e98d7b79a7/depositphotos_54960355_stock_photo_cartoon_animal_lion.jpg" />
         <pubDate>2021-01-06 19:57:27 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/serhatoguz/xlgwe0k3mstunm6l/wish/1060950585</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Masal Ödevi-Kibritçi Kız</title>
         <author>serhatoguz</author>
         <link>https://padlet.com/serhatoguz/xlgwe0k3mstunm6l/wish/1075323828</link>
         <description><![CDATA[<div>Korkunç bir soğuk vardı; kar yağıyordu ve akşam karanlığı bastırmak üzereydi. Yılın son gecesiydi, yani yılbaşı gecesi. Bu soğukta, bu karanlıkta, küçük bir kız çocuğu, başı açık halde ve yalınayak yürüyordu sokakta. Aslında evden çıkarken ayaklarına terlik giymişti ama bunlar bir işe yaramamıştı! Ayağına çok büyük geliyorlardı, bunlar eskiden annesinin giydiği terliklerdi. Öyle büyüktüler ki, küçük kız sokakta karşıdan karşıya geçerken, doludizgin giden iki araba üzerine doğru gelince, telaştan terlikler ayağından çıkıvermiş ve kaybolmuştu. Birini bulamamış, diğerini de bir oğlan alıp kaçmış, kaçarken de, ilerde bir çocuğu olursa terliği beşik yerine kullanacağını söylemişti.<br>İşte bu yüzden kızcağız soğuktan morarmış bir halde ayakları çıplak, öylece ilerliyordu sokakta. Eski önlüğünde bir sürü kibrit vardı, kibritlerin bir kısmını da elinde tutuyordu. Gün boyu hiç kimse bir tanecik bile kibrit satın almamış, kimse beş kuruş vermemişti ona. Zavallı küçük kız, karnı acıkmış, soğuktan donmuş halde karların içinde yürüyordu. Yılgın ve ürkmüş görünüyordu. Bukle bukle ensesine dökülen, uzun sapsarı saçlarına lapa lapa kar yağıyordu, ama onun bu güzelliği düşünecek hali yoktu hiç. Bütün pencerelerde ışıklar parlıyor ve sokaklara nefis kaz kızartması kokuları yayılıyordu. “Öyle ya, bu gece yılbaşı gecesi,” diye düşündü.<br>Biri hafifçe sokağa doğru taşmış iki evin arasındaki bir köşeye büzülüp oturdu. Küçük ayaklarını altına toplayarak oturmuştu, ama yine de gittikçe daha çok üşüyordu. Buna rağmen eve gitmeye cesaret edemiyordu, çünkü bir tane olsun kibrit satamamış, beş kuruş bile kazanamamıştı. Babasının kızacağını düşünmüştü küçük prenses, hem zaten ev de burası kadar soğuktu. Ev dedikleri sadece bir çatı altıydı, koca koca delikleri samanlarla, paçavralarla tıkadıkları halde, gene de bıçak gibi kesen bir rüzgâr doluyordu içeri. Ah, küçük bir kibritin nasıl da yararı olurdu şimdi! Kutudan bir tane alıp duvara sürtse de, parmaklarını ısıtsa ne iyi olurdu! Sonunda dayanamadı, bir tane kibrit aldı. Duvara sürttü, bir kıvılcımla yandı kibrit! Ne de güzel yanmıştı. Avucunun içine alınca, küçük bir mum gibi, sıcak parlak bir alevle yandı kibrit. Acayip bir ışıktı bu; küçük kıza, pirinçten boruları ve süsleri olan kocaman demir bir sobanın önünde oturuyormuş gibi gelmeye başladı. Soba alev alev yanıyor, harika ısıtıyordu! Küçük kız ayaklarını uzattı, onları da ısıtmak istiyordu. O anda alev söndü, soba birden yok oldu… Kızcağız elinde yanmış kibrit çöpüyle öylece kalakaldı.<br> <br>Bir kibrit daha yaktı, parladı alev ve alevin ışığı duvara vurunca, tül gibi saydamlaştı duvar. Küçük kız odanın içini görüyordu şimdi; içerde, göz kamaştıracak kadar beyaz bir masa örtüsü serilmiş masanın üzerinde incecik şahane porselenler duruyordu, erik ve elmayla doldurulmuş kaz kızartmasının dumanı tütüyordu. Ve sonra daha da şaşırtıcı, harika bir şey oldu: Kaz tabaktan aşağı atladı, sırtında saplı çatal bıçakla beraber, yerde badi badi yürümeye başladı; tam da zavallı kızın bulunduğu yere doğru geliyordu. O sırada kibrit söndü, kalın, soğuk duvardan başka bir şey görünmez oldu.<br><br>Küçük kız bir kibrit daha çaktı. Şimdi harika bir yılbaşı ağacının altında oturuyordu; geçen yılbaşında o zengin tüccarın evinde, cam kapıdan bakıp gördüğü ağaçtan çok daha büyük, çok daha süslüydü bu ağaç. Yeşil dallarında yüzlerce mum yanıyor, vitrinlerde sergilenenlere benzeyen rengârenk eşyalar yukarıdan ona bakıyorlardı. Küçük kız ellerini havaya kaldırdı, o sırada kibrit söndü. Bir sürü yılbaşı mumu gökyüzüne yükseliyor, küçük kız bunların birer yıldıza dönüştüğünü görüyordu. Derken yıldızlardan biri kaydı ve gökyüzünde alevden uzun bir çizgi bıraktı.<br>“Şimdi birisi ölüyor!” dedi küçük kız, çünkü, kendisine iyi davranan tek kişi olan, ama uzun zaman önce ölen yaşlı büyükannesi demişti ki: “Ne zaman bir yıldız kaysa, ölen birinin ruhu gökyüzüne yükseliyor demektir!”<br>Kibritçi kız, duvara bir kibrit daha sürttü; kibrit yanar yanmaz etraf aydınlandı ve bu aydınlığın içinde, nurlu, sevimli yüzüyle büyükannesi belirdi.<br>Ama aslında onun gördüğü büyükannesi değildi yoldan geçen ve onun bu durumu gören hayırsever bir insandı, o gece kibritçi kız sıcak bir yatağa ve küçücük ayakları için yeni ayakkabılara kavuştu.<br>Ve o günden sonra kibrit satmadı çünkü o yabancı onu okula yazdırmıştı ve bütün masraflarını üstlenmişti o gün kibritçi kızın yeni hayatının bir başlangıcı oldu ve en karanlık gecede en parlak umudu buldu.</div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/864809586/9f98700aaf2e6992660895179dd12e1e/kibritci_kiz.jpg" />
         <pubDate>2021-01-11 17:49:09 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/serhatoguz/xlgwe0k3mstunm6l/wish/1075323828</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Sanal Oyun Yaratma Ve Hikâyesi</title>
         <author>serhatoguz</author>
         <link>https://padlet.com/serhatoguz/xlgwe0k3mstunm6l/wish/1093705013</link>
         <description><![CDATA[<div>Günlerden bir cuma, saatlerden akşamüstüydü okçu ve büyücüler kulelerinde nöbet tutarken şirin köylerinin şirin mi şirin sakinleri refah içinde yaşayıp kendi yapmış oldukları altın madenlerinde altınlarını çıkarmakla meşguldüler.<br>Barbar kral ve okçu kraliçe olası tehlikelere karşın köyün çevresinde güvenlik için devriye atıyordular her şey yolunda giderken bir anda gökyüzündeki bulutlar dağıldı ve karşılarından onlara doğru gelmekte olan bir golem gördüler o anda bütün klan kalesi takviye birlikleri ve bütün toplar, kuleler saldırıya geçtiler sıcak bir atıştan sonra ortalık biraz duruldu ama golem hâlâ eski yerinde duruyordu onun orada durma amacı köyü ezecek olan büyük taşı köyden uzaklaştırmaktı ama köy sakinleri ve savunma birlikleri olayı yanlış anlayıp goleme saldırmaya başlamıştılar bile, ama yaptıkları savunma golemin yekpare kayadan vücuduna zarar veremiyordu iyilik yaptığını ve bunun boşa çıktığını gören golem tepesindeki ejderhalara ve balonlara aldırış etmeden eğdi başını önüne ve derin bir iç çekip bıraktı köyü ezecek olan kayayı ve köy yerle bir oldu.<br>Golem sonra 1001. Köyü geçip doğduğu yere ayrık taşlar vadisine geri döndü ve geri kalan hayatını kimseye iyilik yapmadan bir mağarada geçirdi.<br>Golemin uyanışı kötü olacaktı çünkü mağarada kalmış olduğu karanlık günlerde kara iksir ve kan ile beslenmişti, bu onun taştan bedenini çeliğe çevirip onu bir şövalye mi yoksa robot mu olduğu belli olmayan pekkaya dönüştürmüştü ve o gün o mağaradan bütün savunmaların korkulu rüyası ama teslaların en sevdiği birlik olan pekka doğmuştu.<br>Savaşın tarihi yeniden şekilleniyor...</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2021-01-16 11:23:25 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/serhatoguz/xlgwe0k3mstunm6l/wish/1093705013</guid>
      </item>
   </channel>
</rss>
