<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0">
   <channel>
      <title>Benim zarif akışım by Fatmanur Özkaan</title>
      <link>https://padlet.com/fatmanurozkan2001/te08ctb0r4x3</link>
      <description>Sebatla yapıldı</description>
      <language>en-us</language>
      <pubDate>2017-11-19 14:47:43 UTC</pubDate>
      <lastBuildDate>2017-12-10 14:29:16 UTC</lastBuildDate>
      <webMaster>hello@padlet.com</webMaster>
      <image>
         <url></url>
      </image>
      <item>
         <title>DİĞER YARIM</title>
         <author>fatmanurozkan2001</author>
         <link>https://padlet.com/fatmanurozkan2001/te08ctb0r4x3/wish/208476007</link>
         <description><![CDATA[<div>Arkadaşlığın pek bir tanmı yoktur. Arkadaşlık dostluk, arkadaşlık kardeşlik, arkadaşlık bir elmanın iki yarısı olmak demektir. Çiğdem ile Buse çocukluktan beri birlikte büyüyen çok yakın iki arkadaştır. Onlar birlikte gülüp birlikte ağlar, biri düştüğünde diğeri kaldırır, birbirlerine her daim destek olurlar. Çiğdem'in babasının hastalığı son zamanlarda gittikçe ilerliyordu. Böyle bir sorunda Buse Çiğdem'e yalnızca kulaktan şifa verebiliyodu yapabilecek başka hiçbir şeyi yoktu. Çiğdem her geçen gün babasının gözleri önünde eridiğini, kanser hastalığına karşı gelemediğini görüyor fakat elinden hiçbir şey gelmiyordu. Okula gitmiyor, hergün hastane koridorlarında annesiyle birlikte çaresiz ve umutsuz bir şekilde babasının biraz olsun iyileşmesini bekliyordu zaten bu haldeyken annesini yalnız bırakamazdı. Her okul çıkışı Buse Çiğdem'in yanına gelip, ona destek olmaya çalışıyordu. Yavaş yavaş Çiğdem içindeki o umut kırıntılarını da yitiriyodu. Annesinin yanında her ne kadar güçlü görünmeye çalışsada içini kasıp kavuran şiddetli bir acı vardı. İnsanların; "iyi misin?" , " bu da geçer" , " baban iyileşecek üzülme " gibi söylemlerini aldırmıyordu artık. Buse Çiğdem' in yanına gidip kısık bir ses tonuyla " kantinden sana birşeyler almamı ister misin ?" Diye sordu. Çiğdem zoraki çıkan sesiyle " canım hiçbir şey istemiyor sen gidip birşeyler yiyebilirsin" dedi. Buse yavaş yavaş adımlarla kantine doğru yürümeye başladı bir çay aldıp küçük yudumlarla içmeye başladı. O sırada derin derin düşüncelere dalmıştı. "Eski Çiğdem'i çok özledim. Onunla birlikte eğlenmeyi, gülmeyi, okulda bahçede dolaşmayı , derslerde arka sıralarda oturup öğretmenden gizli ona sarılarak uyumayı , mahallede teyzesinin pastanesine gidip aynı tabaktan onunla pasta yemeyi , garsonluk yapmayı çok özledim. Çiğdem herşeyim olmuştu benim. Güzel günlerimi hep onunla birlikte geçiriyordum. Çiğdem bi arkadaştan daha fazlasıydı. O benim arkadaşım , sırdaşım, kardeşim herşeyimdi ama o mutluluk yok ki artık, eski Çiğdem den eser yok. " gibi cümleler kurup kendi kendine konuşur olmuştu. Çiğdemle geçirdiği günler bir film şeridi misali gözünün önünden geçiyor, gözlerinin istemsizce dolmasına sebep oluyordu. Buse omzunda bir el hisseti ve istemsizce olduğu yerde sıçrayıverdi. Çiğdem gelmişti yanına. " Ne zamandır burda böyle oturuyor muydun? " diye sordu. Buse " evet. Dalmışım biraz." Çiğdem " hadi annemin yanına gidelim yalnız kalmasın" dedi ve birlikte kantinden çıktılar. Odaya yaklaştıklarında doktorların ve hemşirelerin aceleyle babasının odasına doğru koştuklarını gördü. Annesi oturduğu sandalyeden kalkıp odaya doğru koşmaya başladı. Çiğdem ve Buse de odaya doğru koşmaya başladılar. Hemşire onların odaya girmelerine müsade etmedi ve hızlıca kapıyı kapattı. Çiğdem ellerini odanın camına koyup ağlaya ağlaya çaresizce bir babasına bir de doktorlara bakıyordu. 2 - 3 dakika sonra hemşire makinenin fişini çekti. Örtüyle babasının bütün bedenini kapattı. Babası ölmüştü. Çiğdem dayanamadı dengesini kaybetti ve olduğu yere çömeldi. Annesi ağlayarak etrafa çığlıklar savuruyordu.Buse çiğdemin yanına koşup ona sarılarak ağlamaya başladı. Çiğdem nefes almakta zorlanıyordu. Kalbi yerinden çıkmak için göğüs kafesini zoluyordu sanki.&nbsp;<br>1 AY SONRA...<br>Çiğdem babasının ölüğü günden bu yana bir türlü kendine gelemiyordu. Hiç konuşmuyor, tüm gün evden çıkmıyor, sadece odasında oturuyordu. Bedenen hayattaydı sadece ruhen kaybetmişti kendisini çoktan. Okul hayatına, Buseyle vakit geçirmelerine, annesiyle dışarıda dolaşmalarına herşeyine son vermişti. Sadece yatağında oturup eski fotoğraf albümlerine bakıyordu. Orda babasıyla yaşadığı bütün anılar vardı. 1.yaş gününde babasının kucağındaki fotoğrafı, babasıyla birlikte ormanda yaptıkları bisiklet turu ve buna benzer bütün anılarının fotoğrafları vardı. Buse hergün yanına gelirdi Çiğdem'in fakat ağzından bir kelime dahi çıkmazdı. Buse elinden geldiğinde Çiğdeme destek olmaya çalışıyordu hatta annesinden çok yanında oluyordu onun ama Çiğdem Buse'nin bike yanında olmasını istemiyordu. Onu odasına dahi almak istemiyordu. Birgün odada Çiğdem yine bir başına otururken babasıyla birlikte lunaparkta çekildiği fotoğrafı gözüne çarptı. Aklından delice o lunaparka gitme isteği geçiyordu. Dayanamadı.. Bir hışımla üzerindeki battaniyeyi fırlattı ve hızla dış kapıya doğru yöneldi. Tam karşıdan karşıya geçerken hızla ilerleyen bir araba onu fark etmemişti ve çok sert bir şekilde çarptı. Her yer kan gölüne çevrilmişti. Kalabalığın içinden bir adam Çiğdemin cansız bedenine doğru yöneldi ve kocaman elleriyle kafasını kaldırdı. Şaşkınlık içerisinde Çiğdem'in bedenine bakan kalabalığa " ne yazık ki ölmüş" dedi.</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2017-11-19 14:48:15 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/fatmanurozkan2001/te08ctb0r4x3/wish/208476007</guid>
      </item>
   </channel>
</rss>
