<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0">
   <channel>
      <title>Bir Türkü Bir Hikaye by Eser Öztekin</title>
      <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda</link>
      <description>Türkülerimizi hikayeleriyle birlikte ekliyoruz.</description>
      <language>en-us</language>
      <pubDate>2020-03-24 10:58:07 UTC</pubDate>
      <lastBuildDate>2023-03-20 22:02:28 UTC</lastBuildDate>
      <webMaster>hello@padlet.com</webMaster>
      <image>
         <url>https://padlet.net/icons/png/1f3bc.png</url>
      </image>
      <item>
         <title>Acem Kızı</title>
         <author>eser_faraz</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/472469249</link>
         <description><![CDATA[<div>ACEM KIZI<br><br>Acem kızı görenleri kendine hayran bırakacak güzellikte biriydi..bembeyaz bir teni , simsiyah saçları , toprak rengi gözleri vardı..her zaman o iri gözlerini çekik çekik sürmeler süslerdi..her ne kadar çok hareketli gibi görünse de bir hüzün vardı gözlerinde..gülümserken bile gitmeyen bir hüzün....<br><br> <br>Ali hep ovaya çalışmaya gittiğinde görürdü onu.öyle güzeldi ki bakmaktan alıkoyamazdı kendini..bir yandan işini yapar bir yandan da sessizce ovanın ortasında açan çiçeği izlerdi... <br>Acem kızı ara sıra başını kaldırır ve Ali'nin gözlerinin içine bakardı...dudaklarında anlık bir gülümseme olur , sonra başını öne eğerdi...bu bakış bu gülümseme Ali için dünyaya bedeldi.. <br>Geceler boyu Ali acem kızı'nı göreceği sabahları bekler ve heyecandan uyuyamazdı.. <br>Bir gün tüm cesaretini topladı artık onunla konuşmalıydı...uygun zamanı bekledi ve onu yalnız kaldığı bir an yakaladı ve dur acem kızı korkma dedi..seni her gün izliyorum gel benim sevdiğim ol...acem kızı'nın gözlerinden bir damla yaş aktı ve koşarak uzaklaştı Ali'nin yanından...Ali anlam verememişti bu gözyaşlarına... <br>O günden sonra acem kızı hiç gelmedi...Ali korktu ona bir şey mi oldu diye...ama çok zaman sonra öğrendi ki sevdiği kız başka bir köye ve üstelik yaşlı bir adama başlık parası için gelin verilmişti...artık tadı yoktu yaşamanın...Ali günlerce ovada dolaştı ve bu türkü döküldü dudaklarından her soluğunda acem kızı diye haykırdı... <br>Acem kızı bu türküyü duydu mu ya da Ali'nin bu türküyü kendisine yazdığını biliyor mu bilinmez ama bizler yıllardır söyler ve yaşarız bu yarım kalan sevdayı.. <br><br>Türkü'nün Sözleri<br><br>Çırpınıp da Şanova'ya çıkınca<br>Eğlen Şanova'da kal Acem Kızı<br>Uğrun uğrun kaş altından bakınca<br>Can telef ediyor gül Acem Kızı<br><br>Seni seven oğlan neylesin canı<br>Yumdukça gözünden döker mercanı<br>Burnu fındık ağzı kahve fincanı<br>Şeker mi şerbet mi bal Acem Kızı <br> <br><br></div><div>https://www.egitimhane.com/turkulerimiz-turku-hikayeleri-k68902-30.html<br><br></div><div><br></div><div><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-03-24 11:01:58 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/472469249</guid>
      </item>
      <item>
         <title>misket</title>
         <author>eser_faraz</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/492349476</link>
         <description><![CDATA[<div>Ankara-Mehmet Hulisi Koçer-Muzaffer Sarısözen<br><br><br>Güvercin Uçuverdi,<br>Kanadın Açıverdi...Ben Yandım Aman,<br>El Oğlu Değil Mi...Aman Aman<br>Sevdi De Kaçıverdi.<br><br>A Benim Hacı Yarim,<br>Başımın Tacı Yarim.<br>Eller Bana Acımaz,<br>Sen Bari Acı Yarim.<br><br>Güvercinim Uyur Mu,<br>Çağırsam Uyanır Mı...Ben Yandım Aman<br>Sen Orada Ben Burda...Aman Aman<br>Buna Can Dayanır Mı.<br><br>Deniz Susuz Olurmu,<br>Dibi Kumsuz Olur Mu.<br>Ben Mühtüye Danıştım,<br>Yiğit Yarsız Olur Mu. </div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/490037003/9487e0bc52c181543594df1a44ceb69c/Ekran_Resmi_2020_04_04_14_31_05.png" />
         <pubDate>2020-04-04 11:34:28 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/492349476</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Yüksek Yüksek Tepelere</title>
         <author>nilguneri26</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/497011430</link>
         <description><![CDATA[<div>Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar<br> Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar<br> Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler<br> Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler<br> Annesinin bir tanesini hor görmesinler<br> Annesinin bir tanesini hor görmesinler<br> <br> Uçan da kuşlara malum olsun<br> Ben annemi özledim<br> Hem annemi hem babamı<br> Ben köyümü özledim<br> <br> Babamın bir atı olsa binse de gelse<br> Babamın bir atı olsa binse de gelse<br> Annemin yelkeni olsa açsa da gelse<br> Annemin yelkeni olsa açsa da gelse<br> Kardeşlerim yollarımı bilse de gelse<br> Kardeşlerim yollarımı bilse de gelse<br> <br> Uçan da kuşlara malum olsun<br> Ben annemi özledim<br> Hem annemi hem babamı<br> Ben köyümü özledim<br> Hem annemi hem babamı<br> Ben köyümü özledim<br> Hem annemi hem babamı<br> Ben köyümü özledim<br> <br> <br> Malkara köylerinden alındığı belirtilen türkünün, filmlere konu olacak hikayesi şöyle: “Çok eskiden köyün birinde Zeynep isimli çok güzel bir kız vardır. Onaltıya yeni bastığında Zeynep’i, köylerindeki bir düğüne gelen Ali isimli bir genç görür ve çok beğenir. Köyüne döndüğünde hemen dünürcü gönderir. Zeynep’i, Ali’ye verirler ve hemen düğünleri olur. Zeynep’in gelin gittiği köy ile kendi köyü arası üç gün üç gece mesafededir. Zeynep, anne, baba ve kardeşini tam 7 yıl göremez. Bu özlem Zeynep’in yüreğinde her gün biraz daha büyüyerek dayanılmaz bir hal alır, köyün büyük tepesinde bulunan evinin bahçesine çıkarak kendi köyüne doğru için için kendi yaktığı türküyü mırıldanır ve gözleri uzaklarda sıla özlemeni gidermeye çalışır. Kocası, Zeynep’in özlemine pek aldırış etmez. Kaldı ki, eski sevgisi de pek kalmadığından Zeynep’i horlamaya, eziyet etmeye başlar. Sonunda bu özlem ve horlanma Zeynep’i yataklara düşürür. Gün geçtikçe hastalığı artan Zeynep’in düzelmesi için, köyden gelip geçenler anasının, babasının çağrılmasını ister. Başka çaresi kalmadığını anlayan kocası da, kaynanası ve kayınbabasına haber vermeye gider. Altı gün altı akşam süren bir yolculuk sonrası köye ulaşan anne-baba Zeynep’i yatakta bulurlar. Perişan bir halde olan Zeynep hala türküsünü mırıldanmaktadır; Anne babası da türküye söylemeye başlarlar. Çevrelerindeki bütün köy kadınları duygulanıp ağlarlar. Annesi fenalık geçirir. Bayılan Zeynep, hasretini giderir ama çok geç kalınmıştır. Bir daha iyileşemez ve ölür.”  <br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-07 15:13:52 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/497011430</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Sunam</title>
         <author>nilguneri26</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/497041447</link>
         <description><![CDATA[<div> Suna, Fahri Kayhan’ın eşidir. Çok sevmektedir Fahri Bey Suna’yı… Devir, o zamanın Malatya’sı… Ancak sevdiğine sevdiğini söylemenin bile ayıp karşılandığı o dönemde Fahri Bey her daim söyler Suna’ya, ona olan sadakatini ve bağlılığını… Ve bilir karısının gözlerinin başka kimselere bakmadığını…<br> <br> O dönemin kadınlarının en büyük eğlencesidir, haftada bir yapılan hamam sefaları… Kendilerine ayrılan günde toplanıp hamama gider mahallenin tüm kadınları… İşte o hamam sefalarından birinde Suna’nın sırtında bulunan ve normal şartlarda kıyafetinden asla görünme ihtimali olmayan bir ben dikkatini çeker hamamda bulunan ve sunanın yakın arkadaşı olan Neriman Hanım’ın…<br> <br> Neriman Hanım, akşam eve geldiğinde laf arasında eşi Mustafa Bey’e, Suna’nın sırtında ben olduğunu anlatır… Aradan zaman geçer… Fahri Kayhan bir gün evlerinin yakınında bulunan kahvede Mustafa Bey ile karşılaşır… Aralarındaki sohbet belli bir süre sonra tartışmaya dönüşür ve olay karşılıklı hakarete kadar gider… Fahri Kayhan hiddetle cevap verir Mustafa Bey’e: “Bir daha karşıma çıkma, seni el aleme rezil ederim.” Bu söylem karşısında sinirlerine hakim olamayan ve sırf Fahri Kayhan’ı yaralamak gayesiyle hareket eden Mustafa Bey’in dudaklarından şu  sözler dökülüverir: “Sen benimle uğraşacağına kendi karına sahip çık, ben senin karının sırtındaki beni bile bilirim.”<br> <br> Fahri Kayhan beyninden vurulmuşa döner… Evet inanamaz biricik Suna’sının kendisine ihanet ettiğine, ama bu başına gelen neyin nesidir? Elin adamı, Suna’nın sırtındaki beni nerden bilecektir? Bu sorular kafasında iken eve varır, dayanamaz ve karşısına alıp Suna’yı durumu anlatır… Suna iki gözü iki çeşme yeminler eder Fahri Kayhan’a: “Aman beyim etme” der, “Bakar mıyım senden bir başkasına?” O gece konuşurlar, konuşurlar… Fahri Kayhan eşine sarılır, ve ikna olduğunu söyleyip bir daha hiç açmamacasına konuyu kapatır… Lakin durum hiç de öyle olmamıştır… O günden sonra istemeden de olsa aklında hep o şüphe, Fahri Bey karısına kötü davranır…<br> <br> Yine bir akşam yemekte sudan bir sebeple çıkan tartışma sonrasında Fahri Kayhan ceketini alır ve başlar Malatya sokaklarında dolaşmaya… Eve geldiğinde neredeyse güneş doğmak üzeredir… Eve girer ve gördüğü manzara karşısında dona kalır… Biricik karısı Suna, kendini asmıştır… Sallanan ayağının dibinde elinden düşmüş bir mektup durmaktadır. O mektupta Suna son sözlerinde şunları yazmıştır: “Kusura bakma beyim, ama günlerdir kafandaki soru işaretlerinin sebebini bilmekteyim… Kendimi temize çıkarmak için başka yol göremedim. Şunu bil ki, ben sana hiç ihanet etmedim…“<br> Fahri Kayhan gözyaşları içinde eşinin cansız bedenini yağlı urgandan ayırır, yere yatırır… Islak gözlerini silerken bir bakar ki hava aydınlanmıştır… İçindeki yangın öyle büyüktür ki, sözün bittiği yerde, kelimelerin küllerinden o meşhur türküyü yakmıştır:<br> <br> Şafak söktü yine sunam uyanmaz<br> Hasret çeken gönül derde dayanmaz<br> Şafak söktü yine sunam uyanmaz<br> Hasret çeken gönül derde dayanmaz<br> <br> Çağırırım sunam sesim duyulmaz<br> Uyan sunam uyan derin uykudan<br> Çağırırım sunam sesim duyulmaz<br> Uyan sunam uyan derin uykudan<br> <br> Çektiğim gönül elinden<br> Usandım gurbet ilinden<br> Hiç kimse bilmez halimden<br> Uyan sunam uyan derin uykudan<br> <br> Çektiğim gönül elinden<br> Usandım gurbet ilinden<br> Hiç kimse bilmez halimden<br> Uyan sunam uyan derin uykudan<br> <br> Bunca diyar gezdim gözlerin için<br> Niye küstün bana el sözü için<br> Bunca diyar gezdim gözlerin için<br> Niye küstün bana el sözü için<br> <br> Dilerim Allah'tan sızlasın için<br> Uyan sunam uyan derin uykudan<br> Dilerim Allah'tan sızlasın için<br> Uyan sunam uyan derin uykudan<br> <br> Çektiğim gönül elinden<br> Usandım gurbet ilinden<br> Hiç kimse bilmez halimden<br> Sunam uyan derin uykudan<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-07 15:26:09 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/497041447</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Ah Yalan Dünya</title>
         <author>nilguneri26</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/497060533</link>
         <description><![CDATA[<div> Hep sen mi ağladın hep senmi yandın,<br> Bende gülemedim yalan dünyada<br> Sen beni gönlümce mutlumu sandın<br> Ömrümü boş yere çalan dünyada.<br> <br> Ah yalan dünyada,yalan dünyada<br> Yalandan yüzüme gülen dünyada<br> <br> Sen ağladın canım ben ise yandım<br> Dünyayı gönlümce olacak sandım<br> Boş yere aldandım, boş yere kandım<br> irengi gözümde solan dünyada<br> <br> Ah yalan dünyada yalan dünyada<br> Yalandan yüzüme gülen dünyada<br> <br> Bilirim sevdiğim kusurun yoğdu<br> Sana karşı benim hayalim çoğdu<br> Felek bulut oldu üstüme yağdı<br> Yaşları gözüme dolan dünyada<br> <br> Ah yalan dünyada yalan dünyada<br> Yalandan yüzüme gülen dünyada<br> <br> Ne yemek ne içmek ne tadım kaldı<br> Garip bülbül gibi feryadım kaldı<br> Alamadım eyvah muradım kaldı<br> Ben gidip ellere kalan dünyada<br> <br> Ah yalan dünyada yalan dünyada<br> Yalandan yüzüme gülen dünyada<br> <br> Her zaman deriz ya Anadolu’da insanlar dertlerini, isteklerini, arzularını dile getirmek için saz çalıp türkü  söylemişler. Dertlerini ya içlerine gömmüş veya türkülerle dillendirmişler…<br> <br> Bu türkünün güftesi Neşet Ertaş’a aittir. Bir mecliste dünya halinden ve geçim sıkıntısından dem vurularak kendine sorulan sorulara karşılık olarak bir cevap niteliğinde bu türkü ilham olarak onun içine doğmuştur. Türküde dünyanın gelip geçici olduğu, her şeyin yok olup gideceği, kişinin elinde bir şey kalmayacağı, gelip geçici olması nispetiyle para ve pulun değersiz olduğu anlatılmaktadır.<br> <br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-07 15:34:11 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/497060533</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Kırmızı Gül Demet Demet</title>
         <author>esesraarabaci</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/497325612</link>
         <description><![CDATA[<div>Annesinin tek oğlu Mehmet, Erzurum yöresinde yetiştirdikleri ürünleri, bugünkü Ermenistan’ın başkenti, o dönemler önemli ticaret merkezi olan Revan’a (Erivan) kervan ile götürüp satmaktadır. Karayağız, güçlü kuvvetli Mehmet, annesine her akşam bahçelerinden derlediği gül demetini getirir. ‘Sevgi ve saygı’ ifadesi olan gül demetini anne duvara asıp kurutur, onlara baktıkça oğlunu görür gibi olur. Ancak vebaya yakalanan Mehmet, Revan’da ölür ve bir çalı dibine gömülür. Bir Mehmet değildir ölen, kervanın çoğu da bu amansız hastalıktan kurtulamaz. Ağır ağır Erzurum’a giren kervanı analar, babalar, yavuklular meraklı gözlerle beklemektedir, ama gidenlerin çoğu gelmemiştir. Mehmet’in anası durumu öğrenince, deli olup dağlara düşer, elinde bir demet kırmızı gül, dilinde bu türkü… Ağıtlar yakıp dağlarda gezer durur.<br><br></div><div><br><em>Kırmızı gül demet demet<br>Sevda değil bir alâmet<br>Gitti gelmez o muhannet<br>Şol revanda balam kaldı<br></em><br></div><div>Kırmızı gül her dem olsa<br>Yaralara merhem olsa<br>Ol tabipten derman gelse<br>Şol revanda balam kaldı<br><br>Kırmızı gülün hazanı<br>Ağaçlar döker gazeli<br>Kara yağızın güzeli<br>Şol revanda balam kaldı</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-07 17:38:49 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/497325612</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Ela Gözlüm Ben Bu Elden Gidersem</title>
         <author>esesraarabaci</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/497337620</link>
         <description><![CDATA[<div>Çok geniş bir alanı kapsar Çukurova. Ovalar, dağlar, vadiler, uçurumlar kucaklaşır birbirleriyle. Böylesine değişik özellikte doğa yapısı vardır. Her birinin ayrı bir çekiciliği büyüler kişiyi. Güzellikte birbirleriyle yarışırlar sanki. İnsanları da doğanın bu yapısına benzer özelliktedir. Kiminin ocağında et, kimininkinde dert kaynar. Kiminin ocağında da hiçbir şey kaynamaz. O nedenle Akdeniz’den doruklarına dek sanat kokar Çukurova. Verimli topraklarından destanlar fışkırır, masallar fışkırır, türküler fışkırır. Ozanı, yazanı çoktur Çukurova’nın. Onlardan biri de Karacaoğlan.<br><br></div><div>Saz elinde, türküler dilinde kara çadırından fırlayıp çıkar bir gün. Gönlü ve gözü uzaklardadır. Bu büyülü topraklardan uzaklaşıp başka güzeller, başka güzellikler arayacaktır. “Gönül ne gezersin sarp kayalarda/ İniver aşağı yola gidelim/ Bir güzel sevmeyle gönül eğlenmez / Güzeli çok olan ele gidelim.” diyerek düşmüştü yola. Yakınlarda sevgilisi vardı. Ona veda etmeyi düşündü. Gözleri yaşlıydı sevgilinin. “Gitme!” diye yalvarmayacaktı. Yararı yoktu bunun. Kararı verdi mi dur durak bilmezdi. Yakınlarda ulu bir ardıç vardı. Ona doğru birlikte yürüdüler. “Bir türkü söyleyip öyle git; bir daha seni ne zaman görürüm, sesini ne zaman duyarım kim bilir?” dedi kolları boynunda Karacakız. İşte bu türküyü o zaman çalıp söyledi Karacaoğlan.<br><br></div><div><br></div><div><br>Elâ gözlüm ben bu ilden gidersem<br>Zülfü perişanım kal melûl melûl<br>Kerem et aklından çıkarma beni<br>Ağla göz yaşını sil melûl melûl<br><br></div><div>Yiğit, ey sevdiğim sen seni gözet<br>Karayı bağla da beyazı çöz at<br>Doldur ver bâdeyi, bir dahi uzat<br>Ayrılık şerbetin ver melûl melûl<br><br></div><div>Elvan çiçeklerden sokma başına<br>Kudret kalemini çekme kaşına<br>Beni unutursan doyma yaşına<br>Gez benim aşkımla yâr melûl melûl<br><br>Karaca Oğlan der ki, ölüp ölünce<br>Ben de güzel sevdim kendi halimce<br>Varıp gurbet ile vâsıl olunca<br>Dostlardan haberim al melûl melûl<br><br></div><div><strong>Bu türkü için ağlatan bir anekdot</strong><br>Bu türküyü Çanakkale savaşında bir Erzurum yöresinden bir asker geceleri siperden söylerdi. Sadece metreler mesafesinde karşılarında Anzak askerleri her gece beklerdi bu güzel türküyü ve güzel sesi, Anlamasalar bile ruhlarına işlemiş dir. Bir gece ses ve türkü gelmedi, bir gece daha yine o güzel ses gelmedi, Anzaklar bir mesaj yazıp bir taşa bağlayıp Türklerin siperine attılar ve sordular, “Ne oldu o güzel sesli asker?” cevap şuydu “3 gün evvel vurdunuz!<br><br></div><div><br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-07 17:44:36 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/497337620</guid>
      </item>
      <item>
         <title>MERDO </title>
         <author>matnesibe</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/500464922</link>
         <description><![CDATA[<div>Bu türkü için 2 farklı hikaye anlatılır. Hangisi gerçek bilmiyoruz. Birinci hikaye daha mantıklı geliyor.<br> <br> Merdo türküsü Aşık Mahsuni tarafından 1980 yılında teröristler tarafından öldürülen <a href="https://www.topragizbiz.com/konular/kahramanmaras.11489/">Kahramanmaraş</a> Elbistan <a href="https://www.topragizbiz.com/konular/turkiyedeki-buyuksehir-belediyeleri.10413/">belediye</a> başkanı Mert Genç'e hitaben yazılmıştır.<br> <br> İkinci hikaye ise ;<br> <br> Merdo yıllar önce memleketin birinde yaşamış bir delikanlıdır. Pınar başında gördüğü bir kıza aşık olur kız da ona . Amma velakin Merdo fakirdir, fukaradır ve de öksüzdür. Bunlar gizli gizli buluşurlar. Gel zaman git zaman komşu köyde yaşlı ve zengin bir adamın karısı ölmüştür ve Merdo'nun aşık olduğu kızın güzelliğini duyar ve kızı babasından istetir. Aslında yaşlı adam iyi birisidir amacı kendisine yardım edecek yemeğini vs. yapacak bir eş aramaktır. Neyse kızı istetir ve babası kızı bu yaşlı adama verir. Merdo çok üzülmüştür.  Gizli gizli her gün kızın olduğu köye gider ve uzaktan aşkını umutsuzca izler. Köye gidip gelirken iki köyün arasında bir <a href="https://www.topragizbiz.com/konular/kopru-cesitleri-ve-kopru-yapim-teknikleri.462/">köprü</a> vardır, köprünün başında ise bir deli vardır. Her gidip gelişinde bu deli Merdo'yu görür niçin gittiğini de bilir. Neyse bir vakit sonra yaşlı adam kızın davranışından bir şekilde olayı anlar. Kıza der ki eğer sizin birbirinizi sevdiğinizi bilseydim asla seni almazdım bu yüzden kimsenin görmeyeceği bir yerde Merdo ile görüşebilirsin ve ben öldükten sonra evlenebilirsiniz ama sakın beni utandıracak bir şey yapmayın der. Belli bir zaman kızla Merdo kimseye görünmeden buluşurlar. Ama bir zaman sonra köylüler durumdan kıllanır ve yaşlı adamın aklına fitneyi sokarlar, adam inanmak istemez ama içine kurt düşmüştür. Baskıya dayanamayan adam yanına adamlarını ve silahını alıp Merdo'nun hergün geçtiği köprünün başına pusuyu kurarlar. Merdo kızın yanına gitmek için köprüye doğru giderken deli, Merdo'ya karşıya geçmemesini söyler ama Merdo inanmaz inansa bile öleceğini bile bile geçer karşıya. Karşıya geçtiğinde pusunun ortasına düşer nitekim Merdo'yu öldürürler.<br><br></div><div>Sana bir gün olsun<br> Gülmedi hayat<br> Kaderi berbat merdo merdo<br> Burası gurbet<br> <br> Gelme demedim mi merdo<br> Dönme demedim mi<br> Vururlar seni merdo merdo<br> Söylemedim mi<br> <br> Köprünün başına merdo<br> Pusu kurarlar<br> Seni ararlar merdo merdo<br> İzin sorarlar seni kırarlar<br><br></div><div>Gelme demedim mi merdo<br> Dönme demedim mi<br> Vururlar seni merdo merdo<br> Söylemedim mi<br> <br> Mahzuni yanıyor sana merdo<br> Bitti baharım<br> Bahar ayları merdo merdo<br> Soldu bağlarım yeşil bağlarım<br> <br> Gelme demedim mi merdo<br> Dönme demedim mi<br> Vururlar seni merdo merdo<br> Söylemedim mi<br><br> Aşık Mahzuni Şerif / Afşin<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-09 13:00:56 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/500464922</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Zeytinyağlı Yiyemem Aman</title>
         <author>saharremzi</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/501332471</link>
         <description><![CDATA[<div><a href="https://www.youtube.com/watch?v=2IFu0KSdTLY">https://www.youtube.com/watch?v=2IFu0KSdTLY</a><br><br>“Zeytinyağlı Yiyemem Aman” isimli türkü, Bursa yöresine aittir…<br><br></div><div>Hepimizin bildiği bu türkü, 2 Kasım 1954’te İhsan Kaplayan kaynak gösterilerek Muzaffer Sarısözen tarafından derlenmiştir.<br><br></div><div>Bu çok bilinen türkünün çok ilginç hikâyesini anlayabilmek adına öncelikle bilmeniz gereken şey, 2. Dünya Savaşı sonrasında yürürlüğe geçen Marshall Planı’dır.<br><br></div><div> Marshall Planı, 1947’de önerilen, 1948-1951 yılları arasında da yürürlüğe giren Amerika kaynaklı bir yardım paketidir. Bu yardım paketinden yararlanan ülkeler arasında, Türkiye de dahil tam 16 ülke bulunmaktadır.<br><br></div><div> Amerika çok eski yıllardan beri dünyanın en büyük mısır üreticisidir. Haliyle ülkede birikmiş olan mısırı eritmenin yolu da, bunu diğer ülkelere satmak; yani ihracattan geçecektir.<br><br></div><div> Dünyanın en büyük mısır üreticisi olan Amerika, biriken mısır dağını eritmek için, Marshall yardım paketinden faydalanmak isteyen ülkelere “mısırözü yağı alma” ön koşulunu koyar.<br><br></div><div> Türkiye de, buna karşılık ilk margarin fabrikasını kurar. Aynı dönemde sırf bu sebeple, birçok zeytin ağacı yerlerinden sökülür…<br><br></div><div>Katliamdan kurtulan az miktarda zeytin ağacından elde edilen zeytin yağı da, Amerika tarafından Dolar karşılığı alınır ve mısırözü yağı TL karşılığı satılır.<br><br></div><div>  </div><div>Sonra insanlar zeytinyağından uzaklaşıp margarin tüketsin diye, zeytinyağının ısındığında kanser yaptığına dair yalan yanlış iddialar ortaya atılır…<br><br></div><div> </div><div>Oysa zeytinyağı, en zor yanan sıvı yağlardan biridir. Sonuç olarak Türk insanı, bu tarz haberlerle zeytinyağından uzaklaştırılıp, margarine alıştırılır.<br> </div><div>Bu da yetmez… Yine zeytinyağını kötülemek için bir türkü sipariş edilir: “Zeytinyağlı yiyemem aman, basmadan fistan giyemem aman…”<br> <br>Sonra da bu türkü, döneminin en popüler türküsü haline gelir. Tıpkı bugün olduğu gibi. Margarinle, sırf bu nedenle tanışan insanlar, margarine çok çabuk alışır. Hatta hiçbirimiz, zeytinyağı kullanma alışkanlığını tam anlamıyla kazanmış sayılmayız hala. Ve türkünün devamında olduğu gibi, basma giyen kadınlar da zamanla bugünkü plastik giysilerle tanışır…<br><br>Zeytinyağlı yiyemem (aman)<br>Basma (da) fistan giyemem<br>Senin gibi cahile<br>Ben efendim diyemem (aman)<br><br>Kaldım duman içi dağlarda<br>Sevgili yarim nerelerde<br><br>Kara üzüm asması<br>Yeşil olur yazması<br>Ben yarimden ayrılmam<br>Kara yazı yazması<br><br>Kaldım duman içi dağlarda<br>Sevgili yarim nerelerde<br><br>Asmadan üzüm aldım<br>Sapını uzun aldım<br>Verin benim yarimi<br>Annemden izin aldım<br><br>Kaldım duman içi dağlarda<br>Sevgili yarim nerelerde</div><div><br><br></div><div>Bu yazı “Prof. Dr. Kenan Demirkol’un yazısından hareketle hazırlanmıştır.<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/262459769/5c1d1ab02dbdd0ad75ed91541b546b35/Ba_l_ks_z_1.jpg" />
         <pubDate>2020-04-09 21:59:50 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/501332471</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Derya Arpacık / UZUN İNCE BİR YOLDAYIM</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/501937115</link>
         <description><![CDATA[<div>Uzun İnce Bir Yoldayım Türküsünün Hikayesi<br><br>Anadolunun bir köyünde sakin bir akşam karı koca uyumak için yatağa girerler.. Kadının gözüne bir türlü uyku girmez, çünkü o gece özeldir..O gece kocasını terkedecektir..Hemde sevgilisi ile köyden kaçarak..<br><br>Kocasının uyumasından epey bir zaman sonra pencerede beklediği taşın sesini duyar kadın.. Ayakkabılarını giyip, önceden hazırladığı eşyalarını alıp bahçede bekleyen sevgilisinin yanına gider ve koşarak oradan kaçarlar.. Koşarlarken kadının ayağını bişey rahatsız eder, ayakkabısının içinde birşey vardır ama kadın mecburdur koşmaya ayağını rahatsız eden şey için durma lüksü yoktur.. Anadoludur burası..Töredir, cinayettir geride bıraktıkları.. Belli bir mesafe uzaklaştıktan sonra nefeslenmek için dururlar.<br><br>Kadın duraksamayı fırsat bilip nefes nefese derki; ''Evden çıktığımdan beri ayakkabımın içinde birşey var beni rahatsız ediyor'' çıkartıp bakar.. Oda ne? Ayakkabısının içinde bir tomar para! Kocası herşeyin farkında.. Biliyorki gidecek. ''Beni terkedecek ama bunca yıl çorbasını içtim, çamaşırımı yıkadı, ütüledi bana emeği geçti namerde muhtaç olmasın..''<br><br>O yoksul köylü, bütün parasını kendisini başka bir adam için terk eden karısının, giderek kendisinden uzaklaşan adımları attığı ayakkabısının içine koymuştur..<br><br>Bu hareketi yapan kişi ne üniversite mezunudur nede yüksek lisans yapmıştır. Hatta hayatında tek bir kitap okumamış okuyamamıştır..<br><br>O güzel insan, o onurlu davranışı segileyen, o terk edilen adamı<br><br>Hepiniz tanıyorsunuz..<br>AŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU<br>Uzun ince bir yoldayım<br>Gidiyorum gündüz gece<br>Bilmiyorum, ne haldeyim?<br>Gidiyorum gündüz gece</div><div>Uzun ince bir yoldayım<br>Gidiyorum gündüz gece<br>Bilmiyorum ne haldeyim?<br>Gidiyorum, gündüz gece<br>Gündüz gece<br>Gündüz gece<br>Gündüz gece</div><div>Dünyaya geldiğim anda<br>Yürüdüm aynı zamanda<br>İki kapılı bir handa<br>Gediyorum gündüz gece<br>Gündüz gece<br>Gündüz gece<br>Gündüz gece</div><div>Düşünülürse derince<br>Uzak gözükür görünce<br>Yol bir dakka mıktarınca<br>Gidiyorum gündüz gece<br>Gündüz gece<br>Gündüz gece<br>Gündüz gece</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-10 12:32:10 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/501937115</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Çanakkale Türküsü</title>
         <author>dolunay</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/502886813</link>
         <description><![CDATA[<div>Çanakkale türküsünün hikayesi bir mektuptan kaynak almaktadır. Bu mektuptan Emrullah Nutku’nun “Çanakkale Şanlı Tarihine Bir Bakış” adlı kitabında bahsedilmektedir.<br><br></div><div>Mektubun sahibi, kitabın yazarı Emrullah Nutku’nun kardeşi Seyfullah’tır. 1903 yılında doğan Seyfullah savaştan önceki dönemde Çanakkale Sultanisi adı verilen o dönemin lisesinde 1. sınıf öğrencisidir. Seyfullah’ın mektubu üzerinde 29 Eylül 1914 tarihi bulunmaktadır ve Çanakkale’den gönderdiği mektupta annesine seslenir.<br><br></div><div>Sevgili Anneciğim,<br><br></div><div>İki yıldır ayrı yaşadığımız bu hayat artık bitiyor. Sana ve aileme kavuşacağım için çok mutluyum.<br><br></div><div>Okulumuz artık hastane olacağı için bizi İstanbul’daki okullara göndereceklermiş. Öğretmenlerimizin büyük kısmı da askere gidiyor, üst dönemlerdeki ağabeylerimiz ise gönüllü olarak askere gideceklermiş. Türkçe öğretmenimiz bugün sınıfa geldi ancak çok durmadı, o da bize veda etti. Giderken bize vakti geldiğinde vatana yapılan hizmetin okulda verilen hizmetten daha kutsal olduğunu söyledi.<br><br></div><div>Çanakkale Türküsünün Hikayesi | Çanakkale Kara Savaşlarının 100. Yılı Bir savaş, dört mektup: Çanakkale<br><br></div><div>Kısa zaman önce sokaklardan askerler geçmeye başladı. “Çanakkale içinde Aynalı Çarşı, Anne ben gidiyom düşmana karşı” türküsünü söyleyerek yürüyorlar. Kimileri at sırtında kimileri develerle yol alıyorlar. Top arabaları ve mekkareler de onlara eşlik ediyor. Savaş çıkacağını söylediler. İngiliz ve Fransız gemilerinin boğazda dolaştığını duyduk. Gemiler buraları vuracakmış, ancak yakında İstanbul’a gideceğimiz için ben bunları göremeyeceğim. Oysa görmek isterdim. Sonunda size kavuşacağımı biliyorum.<br><br></div><div>Babamın ve siz anneciğimin ellerinden öperim, kardeşlerime selam ederim.<br><br></div><div>Oğlunuz Seyfullah.<br><br></div><div>Çanakkale İçinde<br><br></div><div>Çanakkale İçinde Aynalı Çarsı,<br><br></div><div>Ana Ben Gidiyom Düşmana Karsı.<br><br></div><div>Of Gençliğim Eyvah.<br><br></div><div>Çanakkale İçinde Bir Uzun Selvi,<br><br></div><div>Kimimiz Nişanlı Kimimiz Evli.<br><br></div><div>Of Gençliğim Eyvah.<br><br></div><div>Çanakkale Üstünü Duman Bürüdü,<br><br></div><div>On Üçüncü Fırka Yürüdü.<br><br></div><div>Of Gençliğim Eyvah.<br><br></div><div>Çanakkale İçinde Bir Dolu Testi,<br><br></div><div>Analar Babalar Mektubu Kesti.<br><br></div><div>Of Gençliğim Eyvah.<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="https://youtu.be/StrFiRPOH5k" />
         <pubDate>2020-04-11 13:27:35 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/502886813</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Ah Bir Ataş Ver-Dolunay Ünalır</title>
         <author>dolunay</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/502889522</link>
         <description><![CDATA[<div>Çanakkale Boğazı, Nağra Burnu açıkları<br>4 Nisan 1953, Saat 02:15<br><br>Uzun ve yorucu bir seferden dönen Dumlupınar denizaltısı, Nağra Burnu açıklarında İsveç bandıralı Nabuland Şilebi ile çarpıştı.<br><br>Sessiz, soğuk ve bulanıktı gece. Başından aldığı şiddetli darbe ile Dumlupınar birkaç saniye içinde sulara gömüldü. Gemideki 81 kişilik mürettebattan sağ kalan 22 kişi, geminin arka bölümündeki torpido dairesine sığındı. Mahsur kalanların su yüzüne fırlattıkları telefon şamandırasıyla gemi ile irtibat sağlandı.<br><br>Sağ kalan 22 kişiyi kurtarmak için herkes seferber oldu. Bu arada oksijeni idareli kullanmaları için, gereksiz yere konuşmamaları, şarkı türkü söylememeleri ve sigara içmemeleri konusunda uyarılar yapıldı.<br><br>Ancak saatler süren kurtarma çalışmalarının sonunda, umutların tükendiği anda karanlıkta bekleyen 22 kişiye, her şey yine aynı sözcüklerle anlatıldı; konuşabilirler, türkü söyleyebilirler ve hatta sigara bile içebilirler.<br><br>Şamandıradaki telefon hattının öbür ucundan, tüm Türkiye, denizaltıda tevekkülle ölüme yapılan hüzünlü ama başı dik türküsünü dinledi.<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="https://youtu.be/34I0fiX8JWA" />
         <pubDate>2020-04-11 13:32:15 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/502889522</guid>
      </item>
      <item>
         <title>ZELİHA ÖZDEMİR</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/503313617</link>
         <description><![CDATA[<div><strong>Aman Adanalı Türküsünün Hikayesi<br></strong><br></div><div>Adana’da mutlu sonla biten bir aşk hikâyesini anlatan türküdür. Tersane nazırı Muhittin Paşa’nın kızı Rukiye, Kuleli Askeri Lisesi’nde öğretmenlik yapan Sadi’ye sevdalanmış. Rukiye sevdasını evde söylediği türkülerle haykırırken babasının engelleri ile karşılaşmış. Zamanın mevki sahibi, önemli kişilerinden olan ailesinin dedikodular ile yıpratılmasını istememiş Muhittin Paşa.<br><br></div><div>Şans, Rukiye ve Sadi’nin yüzüne gülmüş, sarayın da telkini ile aşıkların evlenmesine razı olmuş Paşa Muhittin. Rukiye ile Adanalı Sadi öğretmen, Paşa’nın Erenköy’deki konağında düğün yaptıklarında, sazlar bu türküyü çalmaktaymış.<br><strong>Aman Adanalı Türküsünün Sözleri </strong></div><div>Adana’nın yolları taşlık</div><div>Yok cebimizde beş para harçlık</div><div>Elden gitti kahbede gençlik</div><div>Ağam Adana’lı paşam Adana’lı</div><div>Evde duramıyom sana dadanalı<br>Sebebim sen oldun şişman delikanlı<br><br></div><div>Hey güllü hele hele güllü</div><div>Kız güllü hele hele güllü</div><div>Peştemalı püsküllü</div><div>Peştemalı sümbüllü</div><div>Ağam Adana’lı paşam Adana’lı</div><div>Evde duramıyom sana dadanalı<br>Sebebim sen oldun şişman delikanlı</div><div><br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-12 06:18:55 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/503313617</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Yarim İstanbul’u mesken mi tuttunGeçim derdiyle beli bükülen aileler, evlerinin reislerini, evlenme çağında oğlu olanlar da evlerinin delikanlılarını para kazanması için gurbete gönderirmiş. Anadolu’nun köy ve kasabalarından iş imkânlarının geniş olduğu büyük şehirlere özellikle de İstanbul’a çalışmaya gidenler senelerce oralarda kalırmış. Memlekette bıraktıkları eşleri, nişanlıları da sevdikleri adamın gurbet yolunu gözlermiş. Bu türkü de kocası İstanbul’a çalışmaya gidip senelerce dönmeyen bir kadının yaktığı bir ağıttır.Yarim Istanbul’u Mesken mi TuttunAğam İstanbul’ u mesken mi tuttun amanGördün güzelleri beni unuttun amanBeni evinize köle mi tuttun aman</title>
         <author>elbeyliilkokulu2013</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/504352958</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-13 11:00:43 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/504352958</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlarMalkara’ya ait olduğu rivayet edilen bu ayrılık türküsü, uzak bir köye gelin giden Zeynep’in ailesine duyduğu özlemi anlatır. Zeynep’in gelin gittiği köy, kendi köyüne üç gün uzaklıktadır. Yedi yıl boyunca ailesini görmeyen Zeynep’in hasreti gün geçtikçe büyür. Zeynep de özlemini dindirmek için kendi yazdığı bu türküyü evinin bahçesinde söyleyip durur. Bu haline, kocasının kötü muameleleri de eklenen genç kadın hastalanır ve yataklara düşer. Halinin kötüleştiğini ve başka çaresi kalmadığını anlayan kocası karısının köyüne gider ve ailesini getirir. Zeynep’i yatağında kendinden geçmiş halde, bu türküyü söylerken gören annesi fenalık geçirir. Zeynep’in hasreti dinse de hastalığı iyileşmez ve ruhunu teslim eder. Bu türkü halen kına gecelerinde en çok söylenen türkülerin başında gelmektedir.…Annesinin bir tanesini hor görmesinlerUçan da kuşlara malum olsunBen annemi özlerimHem annemi hem babamıBen köyümü özlerim…</title>
         <author>elbeyliilkokulu2013</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/504356065</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-13 11:04:45 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/504356065</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Kırmızı gül demet demetSevda değil bir alâmetGitti gelmez o muhannetŞol revanda balam kaldıKırmızı gül her dem olsaYaralara merhem olsaOl tabipten derman gelseŞol revanda balam kaldıKırmızı gülün hazanıAğaçlar döker gazeliKara yağızın güzeliŞol revanda balam kaldıAnnesinin tek oğlu Mehmet, Erzurum yöresinde yetiştirdikleri ürünleri, bugünkü Ermenistan’ın başkenti, o dönemler önemli ticaret merkezi olan Revan’a (Erivan) kervan ile götürüp satmaktadır. Karayağız, güçlü kuvvetli Mehmet, annesine her akşam bahçelerinden derlediği gül demetini getirir. ‘Sevgi ve saygı’ ifadesi olan gül demetini anne duvara asıp kurutur, onlara baktıkça oğlunu görür gibi olur. Ancak vebaya yakalanan Mehmet, Revan’da ölür ve bir çalı dibine gömülür. Bir Mehmet değildir ölen, kervanın çoğu da bu amansız hastalıktan kurtulamaz. Ağır ağır Erzurum’a giren kervanı analar, babalar, yavuklular meraklı gözlerle beklemektedir, ama gidenlerin çoğu gelmemiştir. Mehmet’in anası durumu öğrenince, deli olup dağlara düşer, elinde bir demet kırmızı gül, dilinde bu türkü… Ağıtlar yakıp dağlarda gezer durur.</title>
         <author>elbeyliilkokulu2013</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/504357794</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-13 11:06:56 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/504357794</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Gözüm yolda gönlüm dardaYa kendin gel ya da haber yollaDuyarım yazmışsın iki satır mektupVermişsin trene halini unutupKara tren gecikir belki hiç gelmezDağlarda salınır da derdimi bilmezDumanın savurur halimi görmezKan dolar yüreğim gözyaşım dinmezYara bende derman sendeYa kendin gel ya da bana gel deDuyarım yazmışsın iki satır mektupVermişsin trene halini unutupYıl 1915… Osmanlının birçok cephede savaştığı, her türden levazımın gerekli olduğu gibi her şeyden önce savaşacak askerin de gerekli olduğu yıllar. Büyük kayıpların verildiği, gidenlerin geri dönmediği çoğunun akıbetinin bilinemediği günler… İnsanımız istasyonlarda sabahlıyor, ümitle beklenen kara trenler kara haber getiriyor çoğu zaman. Anaların, bacıların, eşlerin, gözleri ağlamaktan fersiz düşmüş çaresiz bir bekleyiş sürüyor… Bekledikleri bir defa ölmüş ama her kara tren gelişinde sevenler bir defa daha ölüyor… Yorgun, bitkin ve başı eğik kara tren acı bir çığlık atarak uzaklaşırken kadınların inadına yaşatmaya çalıştıkları ümitleri, o korkunç bekleyişleri de bir ağıta dönüşüyor…</title>
         <author>elbeyliilkokulu2013</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/504358943</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-13 11:08:26 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/504358943</guid>
      </item>
      <item>
         <title>BURSA İZNİKDağda gızıl ot biter, içinde keklik öterEşkıyadan da beter, uslan be Halil İbrahimKıvırcık saçlarına, kar düşmüş uçlarınaDağın yamaçlarına yaslan be Halil İbrahimDerede su durulur, daldan köprü kurulurEl yerine vurulur, aslan be Halil İbrahimKıvırcık saçlarına, kar düşmüş uçlarınaDağın yamaçlarına, yaslan be Halil İbrahimMüfreze dağı sarar dağda kaçaklar ararGeçit vermez kayalar, hızlan be Halil İbrahimKıvırcık saçlarına, kar düşmüş uçlarınaDağın yamaçlarına yaslan be Halil İbrahimHalil İbrahim 1931 doğumlu; Fatsa’da yaşayan, kıvırcık saçlı, şık giyinen, sırım gibi bir delikanlıdır. Saat, gramofon, şemsiye ve (gizlice) tabanca gibi aletlerin tamiriyle uğraşır. Gel zaman git zaman Halil İbrahim komşu köyden Ahmet Ağa’nın kızına aşık olur ve onu kaçırır, evlenirler. Bir müddet sonra Halil İbrahim karısını ve oğlunu köyde bırakıp askere gider. Askerdeyken Ahmet Ağa’nın kendi arazilerini üstüne geçirdiğini, kızı ile torununu da alıp köye götürdüğü haberini alan Halil İbrahim firar eder. Ormana yakın olan evinin yakınında saklanır, bazen de evine gider ama sonunda yakalanır, ceza olarak jandarmalarca telefon direğine bağlanıp dövüldüğü ve bu dayağın onun yaşamını değiştirdiği anlatılır. Cezasını çeken Halil İbrahim askerliğini tamamlayıp döner ama karısı, çocukları elinden alındığı için hayata küsmüştür, hep saklanarak yaşamaya başlar, eşi dostu da kalmamıştır artık. Silahsız gezemez olur ve evinde tamirat işleriyle uğraşmaya devam eder yalnız başına… 12 eylül öncesi Fatsa’da yapılan bir operasyonda Halil İbrahim teröristlerce yakılan evinden kaçar, ormanda saklanır ama jandarmalar tarafından bulunur, hiçbir suçu olmamasına karşın yıllar önce yediği dayağın korkusuyla kaçmaya kalkışır, Hasano deresinin köprüsünü sel almıştır, taşkın dereyi geçer, tam dağlara doğru kaçacakken başından vurulur ve kayalara yaslanır, ölürken bile yere düşmez Halil İbrahim…</title>
         <author>elbeyliilkokulu2013</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/504360569</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-13 11:09:59 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/504360569</guid>
      </item>
      <item>
         <title> AH BİR ATAŞ VERUzun ve yorucu bir seferden dönen Dumlupınar denizaltısı, Nağra Burnu açıklarında İsveç bandıralı Nabuland şilebi ile Çarpıştı. Sessiz, soğuk ve bulanıktı gece. Başından aldığı şiddetli darbe ile Dumlupınar birkaç saniye içinde sulara gömüldü. Gemideki 81 kişilik mürettebattan sağ kalan 22 kişi, geminin arka bölümündeki torpido dairesine sığındı. Mahsur kalanların su yüzüne fırlattıkları telefon şamandırasıyla gemi ile irtibat sağlandı. Sağ kalan 22 kişiyi kurtarmak için herkes seferber oldu. Bu arada oksijeni idareli kullanmaları için, gereksiz yere konuşmamaları, şarkı türkü söylememeleri ve sigara içmemeleri konusunda uyarılar yapıldı. Ancak saatler süren kurtarma çalışmalarının sonunda, umutların tükendiği anda karanlıkta bekleyen 22 kişiye, her şey yine aynı sözcüklerle anlatıldı; konuşabilirler, türkü söyleyebilirler ve hatta sigara bile içebilirler. şamandıradaki telefon hattının öbür ucundan, tüm Türkiye, denizaltıda tevekkülle ölüme yapılan hüzünlü ama başı dik türküsünü dinledi.</title>
         <author>elbeyliilkokulu2013</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/504415245</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-13 12:13:29 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/504415245</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author>pinaryedibela</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/505265614</link>
         <description><![CDATA[<div>Pınar Kaya<br><br>Ordunun dereleri <br><br>Seneler önce Ordu’nun uzak köylerinde yaşayan iki varmış. Bu iki genç Mehmet ve Hacer adında iki gençtir. Mehmet, Hacer’i görünce aklı başından gitmiştir.<br><br>Çok yakışıklı olan ve genç kızları mezara kadar peşinden sürükleyen Mehmet ve Hacer belirli günlerde zerdali ağacının altında buluşuyorlarmış. Ancak bu büyük aşkı çekemeyen insanlar varmış ve bu insanlar bir çok oyunla ve tuzakla birbirini seven bu iki kişiyi ayırmayı başarmışlar. Hacer için çıkan kötü dedikodular yüzünde Mehmet, Hacer’i de köyü de terk etmiş.<br><br>Mehmet büyük bir dertle kendini yollara vurmuş aynı şekilde çok üzgün olan Hacer de her gün evin yakınlarındaki dereye gidip yıkadığı beyaz çamaşırları asarken dilinde bu sözleri dolandırıp durmuş:<br><br>Ordunun dereleri<br>Aksa yukarı aksa<br>Vermem seni ellere<br>Ordu üstüme kalksa<br>Oy bağlamam bağlamam<br>Zerdali dalı mısın<br>Garip garip çalarsın<br>Benden sevdalı mısın<br><br>Uzun zamanlardan sonra Hacer’in evi yas evine dönüş ancak iki seven de birbirine kavuşamamış ve Hacer dizelere yeni nükteler eklemiş:<br>Oy Mehmet’im Mehmet’im<br>Sana küstüm demedim<br>Beni sana geçmişler<br>Vallahi ben demedim.<br><br>Bu türkü zamanla kalıplaşmış ve dilden dile günümüze kadar gelmeyi başarmıştır.<br><br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-13 21:08:54 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/505265614</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author>pinaryedibela</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/505269835</link>
         <description><![CDATA[<h1><br>Drama Köprüsü</h1><div>Rumeli yöresi<br><br></div><div>Debreli Hasan, Trakya’da Drama’da büyümüş ve bin sekiz yüzlü yılların sonu ile bin dokuz yüzlü yılların başında Debreli lakabıyla tanınmış bir halk kahramanı, eşkıyadır. Ege dağlarının<br>kahramanı çakırcalı Efe ile hemen hemen aynı<br>yıllarda yaşadığı tahmin edilmektedir. Bazı<br>kaynaklarda bu iki ünlü eşkıyanın<br>karşılaştığı bile söylenmektedir. Debreli<br>Hasan da çakırcalı gibi zenginden alan, yoksul halka dağıtan bir halk eşkıyasıdır. Kendisi için<br>harcamamış, elde ettiği bütün varlığını<br>halk için harcamıştır. Asıl mekanı Makedonya<br>Dağları’dır. Yaklaşık kırk yıl boyunca bu<br>dağlarda hüküm sürmüştür.<br><br></div><div>Türküde adı geçen Drama Köprüsü’nü de halkın kullanması için, zenginlerden aldıkları ile yaptırmıştır. Debreli Hasan ve çakırcalı, devletin olduğu kadar o yıllarda kervanlar ile ticaret yapmaya çalışan zenginlerin de<br>büyük korkuları olmuştur. Hala bölgede halkın<br>ağzından söylenen “Debreli’den geçsen, çakırcalı’dan geçemezsin” sözü tam olarak bunu ifade etmektedir. Debreli Hasan’ın kalabalık bir birliği yoktur. En bilineni Karakedi lakaplı bir kızanıdır. Debreli’nin halkın gözünde büyük bir üne ve sevgiye sahip olmasının en büyük nedeni,<br>yoksullara yardım etmesi ve özellikle de yoksul ama evlenemeyen gençleri evlendirmesidir. Bir keresinde evlenmek isteyen ama bunun için para bulamayan bir genç, yanına, tek sahip olduğu mal olan danasını alarak satmak için pazara giderken Debreli Hasan tarafından yolu kesilir. Debreli Hasan, kısa sürede delikanlıdan durumu öğrenir. Gence düğün için gereken bütün parayı verir. Ayrıca da danasını satmaması için kendisini öğütler. Bu gibi örnekler Debreli’nin ününün büyümesine yolaçar.<br><br></div><div>Uzun yıllar boyunca üzerine gelen birlikleri bozan Debreli Hasan, tutsak yoldaşlarının umudu olmayı sürdürmüştür. Adaleti ile kısa sürede Trakya’nın, daha sonra da tüm Anadolu’nun<br>kalbine yerleşmiştir. Adına yakılan bu türkü de<br>kahramanlığı, yoldaşlığı anlatır.<br><br></div><div>Drama Köprüsü Bre Hasan Dardır Geçilmez<br>Soğuktur Suları Hasan Bir Tas İçilmez<br>Anadan Geçilir Bre Hasan Yardan Geçilmez<br><br></div><div>At Martini De Bre Hasan Dağlar İnlesin<br>Drama Mahpusunda Bre Hasan Dostlar Dinlesin<br><br></div><div>Mezar Taşlarını Bre Hasan Koyun Mu Sandın<br>Adam Öldürmeyi Bre Hasan Oyun Mu Sandın<br>Drama Mahpusunu Bre Hasan Evin Mi Sandın<br><br></div><div>At Martini De Bre Hasan Dağlar İnlesin<br>Drama Mahpusunda Bre Hasan Dostlar Dinlesin<br><br></div><div><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-13 21:12:58 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/505269835</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author>pinaryedibela</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/505273287</link>
         <description><![CDATA[<div><a href="https://bekirhoca.com/kisa-hikayeler/dostluk/"><strong><br></strong></a><br></div><div><br></div><div><br></div><div><br></div><h1>Misket</h1><div>Misket, ufacık tefecik bir elma türü… Huriye de Ganizadeler’in ufakcık tefecik şipşirin kızlarının adı. Huriye, sık sık evlerinin önündeki elma ağacına tırmanır, yolu gözler; sebep, Osman Efe…<br><br></div><div>Ankara’nın sayılı efelerinden Osman, genç, yakışıklı, geniş omuzlu,burma bıyıklı… Huriye’nin gönlü bu Osman Efe’de. Osman Efe, evin önünden geçiyor; Huriye atlıyor bahçeye, tırmanıyor misket ağacına. İkisinin de yüreğinden ılık bir şeyler akıyor. Osman Efe, Huriye’yi adıyla çağırmıyor hiç, ”misket” diyor Huriye’ye.<br><br></div><div>Yörenin ünlü ağalarından Kır Ağa, bir gün Huriye’yi su doldururken görüyor çeşme başında. Aradan bir hafta geçmeden Kır Ağa, Huriye’yi istetiyor. Babası, ”Kır Ağa, yiğit insandır, malı mülkü yerindedir” diyerek Huriye’yi vermek ister. Annesi, Huriye’nin ağzını arar, fakat Huriye ”ölsem Kır Ağa’ya varmam” cevabını verir.<br><br></div><div>Huriye, akşamı zor eder. Bahçeye çıkıp, Osman Efe’nin yolunu gözler. Uzaktan atını görünce, tırmanıp çıkar elma ağacına. Durumu bildirir Osman Efe’ye.<br><br></div><div>Osman Efe, çılgına döner. Kır Ağa’ya haber gönderir, ”Kendini sever, sayarım. Yiğit kişi bellerim. Yolumdan çekilsin. Sonu iyi olmaz” der. Haberi Osman Efe’den Kır Ağa’ya götürenler, bire bin katarak anlatırlar ”Osman diyor ki, Kır Ağa kim oluyor da benim yavuklumu alacak. Leşini sararım” diye…<br><br></div><div>Kır Ağa, ”Demek dünkü çocuk bize meydan okuyor. Kendine güveniyorsa karşıma çıksın” diye Osman Efe’ye haber gönderir. Tabii haberi götürenler Osman Efe’ye de bire bin katarak anlatıyorlar. Osman Efe Kır Ağa’ya, Kır Ağa Osman Efe’ye kinlenir. Sonunda kıran kırana kavga etmeye, sağ kalanın Huriye’yi yani Misket’i almasına karar veriyorlar.<br><br></div><div>Belirlenen gün ve yerde karşılaşıyorlar. Bıçaklar çekiliyor. Huriye ise durumu merakla bekliyor. Çıkmış elma ağacı üstüne, yoları gözlüyor. Bir yandan da Osman Efe için dua ediyor. Osman Efe ise Kır Ağa karşısında aslanlar gibi dövüşüyor. Kır Ağa birden duruyor. ”Benimle böylesine boy ölçüşen yiğide, ben kıyamam. Koç olacak kuzuya bıçak çekemem. Vur bıçağını bağrıma. Misket senin olsun” diyor. Osman Efe önce şaşırıyor, sonra oda bıçağını yere atıyor ve koşup ellerine sarılıyor Kır Ağa’nın.<br><br></div><div>Kadın-kız da yollara dökülmüş uzaktan görünen kalabalığı bekliyor. Misket ise çıktığı elma ağacında duramıyor heyecandan. Daldan dala geçip, gelenleri seçmeye çalışıyor. Derken kalabalık yaklaşır, önde Kır Ağa, arkasında kalabalık. Gözleri Osman’ın arıyor, göremiyor. Birden başı dönüyor, gözleri kararıyor, tepe üstü ağaçtan aşağı düşerek cansız yere yığılıyor.<br><br></div><div>Çok geçmeden kalabalık elma ağacına ulaşınca, bir feryattır kopuyor. Osman Efe, sığmıyor oralara. Kadınlar kızlar perişan. Misket kızın yani Huriye’nin hikayesi dilden dile dolaşıp türkü oluyor<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-13 21:16:21 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/505273287</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author>pinaryedibela</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/505276553</link>
         <description><![CDATA[<h1>Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz</h1><div><br></div><div>Rize’nin şimdiki adı Portakallık olan Haldoz mahallesindeki bir düğünde kardeşinin bıçakla karnından yaralanması üzerine, kendisine haber verilen Sandıkçı Şükrü olay yerine giderek kardeşini kanlar içinde buluyor ve kardeşini yaralayan Abdi Ağa’nın uşağını (bir anlatıma göre de Abdi Ağayı) orada vuruyor.<br>Bu olay üzerine hapishaneye düşen Sandıkçı Şükrü bir süre sonra bazı arkadaşlarıyla birlikte hapishaneden kaçıyor ve dağa çıkıyor.<br><br></div><div>Sandıkçı Şükrü, dağa çıktıktan sonra, yönetimle işbirliği yaparak kendisini hileyle zehirlemek isteyen biriyle karısı Fadime’yi elinden almak isteyen başka birini öldürüyor. Sandıkçı Şükrü’nün adı bu olaylardan sonra daha da yaygınlaşıyor. Fakirlere bir şey yapmaması zenginlerle mücadele etmesi yüzünden halk tarafından da seviliyor ve destekleniyor. Bu ve benzeri erdemleri yüzünden kendisine yardım edenler çoğalıyor.<br><br></div><div>Sandıkçı Şükrü’nün türküde adı geçen Perilizade adında zengin birine haberler göndererek, yoksullara mısır dağıtmasını istediği, yoksa kendisini cezalandıracağı tehdidinde bulunduğu söylenir. Nitekim Sandıkçı Şükrü’nün isteğini yerine getirmeyen Perilizade’nin mısırlarını adamlarına toplattırdığı ve yoksullara dağıttırdığı yaşlılarca da anlatılır.<br><br></div><div>Rize’nin Camiönü (Arkotil) mahallesinden Hüseyin Kutlu adında Sandıkçı Şükrü dönemine yetişmiş bir yaşlı “Çevrede başı belaya giren Sandıkçı’nın yanına geliyordu. Sandıkçı hem geleni koruyor, hem yardım ediyordu” diyor.<br><br></div><div>Kardeşiyle birlikte, türküde adı geçen Urusba (şimdiki adı Uzunkaya) köyünde eski bir kahvede otururken, zaptiyeler çevresini sarıyorlar. Zaptiye Çavuşu Abbas Çavuş Sandıkçı’nın teslim olmasını istiyor, ancak Sandıkçı kabul etmeyerek Abbas Çavuş’tan çekip gitmelerini istiyor. Zaptiye Çavuşu da bunu kabul etmeyince çatışma çıkıyor. Sandıkçı ve kardeşi Zaptiye Çavuşu ile birkaç zaptiyeyi öldürerek kaçıyor.<br><br></div><div>Sandıkçı Şükrü’nün bu olaydan sonra bir ara yakalanıp zincire vurularak batıya gönderildiği fakat kapatıldığı yerden atlayıp Rizeli sandalcılar tarafından kurtarıldığı anlatılır. Sandıkçı Şükrü’nün Sinop kalesinde tutukluyken denize atladığı ve kurtulduğu anlaşılıyor.<br><br></div><div>Sandıkçı Şükrü’nün yakalanmaması ve her geçen zaman içinde daha çok halk desteği sağlaması üzerine Trabzon Valisi Kadir Paşa önemli sayıda adam toplayarak Sandıkçı’nın üzerine gönderiyor. Sandıkçı’nın üzerine gönderilen süvariler, Kolcu kayıklarının Reisi Varilcioğlu Sadık’ı da yanlarına alıyorlar. Sandıkçı Şükrü Of ilçesinin İkizdere köyü yakınlarındaki Sanlı adlı bir mezrada bir yaşlı kadının evinde otururken ihbar ediliyor. Çevresi atlılarca sarılıyor. Varilcioğlu da yanlarında.<br><br></div><div>Sandıkçı Şükrü teslim olmak istemiyor. Fakat eskiden tanıştığı Varilcioğlu Sadık teslim olursa öldürülmeyeceğini söyleyerek onu ikna ediyor. Sandıkçı Şükrü de buna inanarak tüfeği elinden teslim oluyor. Fakat Varilcioğlu ile zabtiyeler teslim olarak önlerinde yürüyen Sandıkçı Şükrü’yü arkadan kurşunlayarak öldürüyorlar.<br><br></div><div>Türkülerden, gövdesinin şehre getirilerek halka gösterildiği anlaşılıyor.<br><br></div><div>Sandıkçı Şükrü’yü doğrudan gören ve tanıyan Refii Cevat Ulunay, ondan “Yaptıklarına pişman olmuş, fakat affedilmeyeceğini bildiği için teslim olmayan mert bir insan” olarak sözediyor.<br><br></div><div>1843-1909 yılları arasında yaşamış Rizeli Kahya Salih adında dinci ve tutucu bir şairin de Sandıkçı Şükrü’yle ilgili bir destanı bulunuyor. Karadeniz Türkçesiyle yazılan destanda “Şükri dedikleri bir merd eşkıya”nın “Devlet hükümatina” kurşun attığı için öldürüldüğü anlatılıyor.<br><br></div><div>Kaynak : Anonim<br><br></div><div>Yıl 1341 nefsime uydum<br>Sebep oldu şeytan bir cana kıydım<br>Katil defterine adını koydum<br>Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz<br><br></div><div>Sen üzülme anam benim dertlerim çoktur<br>Çektiğim çilenin hesabı yoktur<br>Yiğitlik yolunda üstüme yoktur<br>Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz<br><br></div><div>Çok zamandır çektim kahrı zindanı<br>Bize de mesken oldu Sinop’un hanı<br>Firar etmeyilen buldum amanı<br>Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz<br><br></div><div>Sinop kalesinden uçtum denize<br>Tam üç gün üç gece göründü Rize<br>Karşı ki dağlardan gel oldu bize<br>Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz<br><br></div><div>Bir yanımı sardı müfreze kolu<br>Bir yanımı sardı Varilcioğlu<br>Beşyüz atlıylan kestiler yolu<br>Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz<br><br></div><div><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-13 21:19:40 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/505276553</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Harmana Sererler Sarı Samanı- Emirdağ/ Afyon Yöresi</title>
         <author>Seckin_oztekin</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/505351006</link>
         <description><![CDATA[<div><strong>Harman zamanı, Anadolu insanı için birçok anlam ifade eder. Emeklerinin karşılığını aldıkları bu zaman aslında biraz da olsa dinlenmeye geçtikleri bir dönemdir. Bazıları için de harman zamanı kavuşmadır ya da ayrılıktır. Anadolu’da insanlar yüzyıllardır tarım yaparken tarıma hikayelerini de katmışlardır. Bazen bu hikayeler insana öyle dokunmuştur ki hikayeler türkülere, ağıtlara, deyişlere dönüşmüştür. İşte bu sayıda seçtiğimiz türkünün hikayesi de üretimi, emeği içinde barındırırken bir yandan da aşkı, sevgiyi ve vefayı içeriyor. “Harmana Sererler Sarı Samanı” adlı bu türküde tırpancı Kara Yusuf’un hikayesini okuyacaksınız. </strong></div><div>“Afyon’un Emirdağ ilçesinde tırpancı olarak çalışan Kara Yusuf, uzun boylu, yeşil gözlü esmer bir Türkmen yiğididir. Yaz geldiğinde tarlalarda tırpancı olarak çalışmakta, geçimini sağlamaktadır. Yine bunaltıcı bir yaz gününde tarlada çalışırlarken bölgenin en büyük çiftliklerinden birinin sahibi olan Tahir Ağa  gelir. Ağa, tarlasında çalışanlara azık getirmiştir. Ağanın kızı Elif de azığı,  Kara Yusuf’a verir. Elif’i gören Yusuf  sevdalanır. İçinde kor bir ateşin yandığını hisseder. Elif de Yusuf’un çakır gözlerine vurulur.<br>Akşam olup da tırpancılar paydos edince Yusuf da diğerleri gibi kestirmeden Emirdağ’a varır. Yusuf ve arkadaşları çeşmenin önünden geçer. Elif de arkadaşlarıyla çeşme başındadır. Yusuf su içmek bahanesiyle çeşmeye doğru yaklaşır. Yusuf, Elif’in uzattığı kalaylı tası alırken gözlerini Elif’ten ayıramaz ve böylece iki genç arasındaki aşk iyice alevlenir. Bu şekilde kaçamak görüşmeler devam eder. Derken kış gelir. Yusuf sevdiğini daha az görür. Baharın gelmesiyle birlikte iki aşık daha sık görüşmeye başlar. Fakat bu güzel günler kısa sürer. Tahir Ağa o sene Ağaçlı yaylasını çıkar. Koca konak bir bekçi hariç, yaylaya çıkar. O dönemlerde her ağanın bir yaylası olurken yaylaya davetsiz kimse gidemezdi. Bunu iyi bilen Kara Yusuf sevdiceğini görebilmek için yayladan inmesini beklemek zorunda kalır. İki aşık için yeniden uzun bir hasretlik başlar.<br>En sonunda yaylada otlar sararmaya başlar. Yaylacıların ineceği haberini önceden alan Yusuf o gün işe gitmez. Çatallı ve Tez Köylerinin Emirdağ girişinde adeta nöbete kalır. Uzunca bir bekleyişin sonunda tozu dumana katarak gelen minibüsü görür. Kalbi sevinç ve heyecanla çarparak minibüse doğru koşar. Ancak tozdan kimseyi seçemez. Tahir Ağa’nın Kecerli’deki konağına gider. Konağın yanına varınca etrafı kolaçan eder ama Elif’i göremez. Ertesi sabah Yusuf çeşmenin başına gider ve Elif’i görür. Akşam buluşmak için sözleşen Elif ve Yusuf, akşam olunca  çektikleri hasretin acısını çıkartırcasına birbirilerine sarılırlar. Kış boyunca ara ara süren bu buluşmalar iki gencin aşkını daha da perçinler.<br>Elif bir sabah içinde bir sıkıntıyla uyanır. Tahir Ağa, karısı İlvanlı Dudu’yu yanına çağırır. Ve  Elif’e talip çıktığını söyler. Emirdağ’ın soylu bir ailesi askerden gelen oğullarına Elif’i istemektedir. Tahir Ağa söz verir. Kız verilecek, iki soylu aile arasında hısımlık bağı kurulacaktı. Bunu duyan Elif’in başına dünyalar yıkılır. Sevdiği çakır gözlü Kara Yusuf ne olacaktı. Sevdasını annesine söylemeyi düşündü. İlvanlı Dudu hatırı sayılır bir ağanın kızıydı. Kızını bir tırpancıya verir miydi ? Ele-güne rezil olur, Emirdağ’da kimsenin yüzüne bakamazdı. Bu düşünceyle sevdasını annesine söylemekten vazgeçti.<br>Akşam olunca Elif, ağlayarak Yusuf’un yanına gider ve olanları anlatır. İki genç aşık ne yapacaklarını bilemezler. Sıkı sıkıya sarılıp bir zaman öylece kalakalırlar. Sonunda Yusuf “kaçalım” der. Ancak Elif iyi bir terbiye almış Türkmen kızı olduğundan babasının yüzünü yere getiremeyeceğini ve ayrılmaları gerektiğini söyler.<br>Sevdalıların gözyaşları sel olup birbirine karışır. Maalesef hüzünlü bir aşk hikayesi daha bu şekilde ayrılıkla sonuçlanır. Elif aynı sene dillere destan bir düğünle, ağlaya ağlaya,  Osman’la evlenir. Kara Yusuf ise en iyi bildiği iş olan tırpancılığa devam eder. Elif’in adını anmadan yıllarca ona yaktığı türküleri söyler.”<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-13 22:39:42 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/505351006</guid>
      </item>
      <item>
         <title>GİRESUN&#39;UN İÇİNDE</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/508982509</link>
         <description><![CDATA[<div><br><br></div><div>Giresun’un içinde  iki sokak arası<br><br></div><div>Altı kurşun attılar   üçde piçak yarası<br><br></div><div>Vuruldum düştüm yere gidemedum uzağa<br><br></div><div>Ne edelum sevduğum düşürdüler tuzağa<br><br></div><div>Giresun’un içinde  yeşil fındık bahçesi<br><br></div><div>Vurdular sevduğumi (Feride’mi) yeredüştü kopçası<br><br></div><div>Vuruldum düştüm yere gidemedum uzağa<br><br></div><div>Ne edelum sevduğum düşürdüler tuzağa<br><br></div><div>Vuruldum sevduçeğum kanar yüreğum kanar<br><br></div><div>Alamadum ben seni yanar yüreğum yanar<br><br></div><div>Vuruldum düştüm yere gidemedum uzağa<br><br></div><div>Ne edelum sevduğum düşürdüler tuzağa<br><br></div><div>Hikayesi:Adından da anlaşıldığı üzere Giresun yöresine ait olan türkümüz, Feride adında güzel genç kızımıza yanık iki yağız delikanlının güzel kızımız için verdiği aşk savaşını anlatıyor. Giresun’un küçük bir köyünde şarkılara hatta filmlere konu olan hikâyemizin baş kahramanı Feride, Ömer adında yağız bir delikanlıyla bir aşk yaşamaktadır. Fakat Feride’nin aşkından yanıp tutuşan tek kişi Ömer değildir. Köyün belalılarından olan Musa da Feride’ye göz koymuştur ve onun için ölüme gidecek cesarete sahiptir.<br><br></div><div>Feride’nin Ömer ile bir ilişkisi olduğunu öğrenen Musa delirir ve Ömer’i adamlarına dövdürerek Feride’den uzak durmasını ister. Fakat Ömer öyle bir sevdaya düşmüştür ki bu saatten sonra onu ne dayak ne de ölüm korkutabilir.<br><br></div><div>Ömer ve Feride gelişen bu olaylar çerçevesinde ailelerin de onayıyla hızlıca söz keserler. Fakat Musa hâlâ aynı şekilde rahatsızlık vermeye devam etmektedir. Bunun üzerine genç aşıklar ailelerinin rızasıyla bir gece köyden kaçıp Musa’nın erişemeyeceği bir yerde yaşama kararı alırlar. Tam kaçtıkları esnada Musa aşıkların yolunu keser. Öfkesinden gözü bir şey görmeyen Musa iki aşığı da oracıkta öldürür ve bu sevdayı toprağa gömer..<br><br></div><div>kaynak:http://kuzeydenhaber.com/2019/04/21/karadeniz-turkuleri-ve-hikayeleri/<br><br></div><div><br><br><br></div>]]></description>
         <pubDate>2020-04-15 16:56:58 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/508982509</guid>
      </item>
      <item>
         <title>ben seslendirmede yapıyorum müzik öğretmenim çalıyor ben öyküyü seslendiriyorum</title>
         <author>elbeyliilkokulu2013</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/510522617</link>
         <description><![CDATA[<div>https://youtu.be/dnkiugyYuJk</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-16 12:15:03 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/510522617</guid>
      </item>
      <item>
         <title>çalın davulları turku ve öyküsü</title>
         <author>elbeyliilkokulu2013</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/517352671</link>
         <description><![CDATA[<div>https://youtu.be/f0bIIGIGDtE</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-20 12:39:30 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/517352671</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Humâ Kuşu Yükseklerden Seslenir</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/543827164</link>
         <description><![CDATA[<div><em>Humâ kuşu yükseklerden seslenir<br>Yar koynunda bir çift suna beslenir<br>Sen ağlama kirpiklerin ıslanır<br>Ben ağlim ki belki gönül uslanır<br></em><br></div><div><br></div><div><em>Sen bağ ol ki ben bahçende gül olim<br>Layık mıdır yanim yanim kül olim<br>Sen bey olki ben kapında kul olim<br>Koy desinler bu da bunun kuludur<br></em><br></div><div>Erzurum’un Çiğdemli köyünde yaşayan Mustafa ve Gülbahar’ın dillere destan aşklarını bilmeyen yoktur. Sevda çeken bu gençler ailelerinin rızasıyla evlenirler, fakat beraberlikleri çok sürmez. Seferberlik ilan edilmiş ülkedeki tüm gençler; okuyanı, okumayanı tümü askere çağrılmıştır. Vatan borcu namus borcudur. Bu kutsal görevden geri kalmak olur mu? Mustafa sevdasını evde koyarak ayrılır. Bu ayrılık o günlerde ölüme gitmek gibi bir şeydir. Belki de bir daha Gülbahar’ını göremeyecek, “gülüm” diye, doya doya koklayamayacaktır onu. Gülbahar’ın ise iki gözü iki çeşmedir ama elden ne gelir ki? Bağrına taş basarak Mustafa’sını uğurlar askere… Ama ne yazık ki gidiş o gidiştir… Aradan yıllar geçer fakat hiçbir haber gelmez. Öldü mü kaldı mı, kimse bir şey bilmez. Ev halkı artık Mustafa’dan umutlarını kesmiştir ama Gülbahar her sabah kalktığında bahçeye çıkar, yavuklusunun yoluna uzun uzun bakarak geleceği<br>günü bekler. Bekler ama ne gelen vardır ne de bir haber. Gülbahar her geçen gün erimiş, erimiş hatta ağlaya ağlaya göz pınarları da kurumuştur. Gelinlerinin bu durumu kaynanasını ve kayınbabasını çok üzmektedir. Kayınbabası Gülbahar’ın her sabah yavuklusunun yolunu gözlemesine, uçan kuşlardan haber istemesine o kadar üzülür ki dayanamaz ve bu ağıtı yakar. Humâ kuşu yuvasından havalanan ve çok yükseklerde günlerce uçan bir kuştur. Mustafa’yı humâ kuşuna benzetir babası ve humâ kuşunun haberci bir kuş olmasına atfederek başlar söylemeye…<br><br>kaynak:https://listelist.com/turkulerin-huzunlu-oykuleri/</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-05-01 11:23:59 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/543827164</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Yücel Bozkurt</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/603296350</link>
         <description><![CDATA[<div>Ela gözlüm ben bu elden gidersem Türkü ve öyküsü<br>Elâ gözlüm ben bu ilden gidersem<br>Zülfü perişanım kal melûl melûl<br>Kerem et aklından çıkarma beni<br>Ağla göz yaşını sil melûl melûl<br><br></div><div>Yiğit, ey sevdiğim sen seni gözet<br>Karayı bağla da beyazı çöz at<br>Doldur ver bâdeyi, bir dahi uzat<br>Ayrılık şerbetin ver melûl melûl<br><br></div><div>Elvan çiçeklerden sokma başına<br>Kudret kalemini çekme kaşına<br>Beni unutursan doyma yaşına<br>Gez benim aşkımla yâr melûl melûl<br><br></div><div><br></div><div>Karaca Oğlan der ki, ölüp ölünce<br>Ben de güzel sevdim kendi halimce<br>Varıp gurbet ile vâsıl olunca<br>Dostlardan haberim al melûl melül<br>ÖYKÜSÜ<br>Çok geniş bir alanı kapsar Çukurova. Ovalar, dağlar, vadiler, uçurumlar kucaklaşır birbirleriyle. Böylesine değişik özellikte doğa yapısı vardır. Her birinin ayrı bir çekiciliği büyüler kişiyi. Güzellikte birbirleriyle yarışırlar sanki. İnsanları da doğanın bu yapısına benzer özelliktedir. Kiminin ocağında et, kimininkinde dert kaynar. Kiminin ocağında da hiçbir şey kaynamaz. O nedenle Akdeniz’den doruklarına dek sanat kokar Çukurova. Verimli topraklarından destanlar fışkırır, masallar fışkırır, türküler fışkırır. Ozanı, yazanı çoktur Çukurova’nın. Onlardan biri de Karacaoğlan.<br><br></div><div>Saz elinde, türküler dilinde kara çadırından fırlayıp çıkar bir gün. Gönlü ve gözü uzaklardadır. Bu büyülü topraklardan uzaklaşıp başka güzeller, başka güzellikler arayacaktır. “Gönül ne gezersin sarp kayalarda/ İniver aşağı yola gidelim/ Bir güzel sevmeyle gönül eğlenmez / Güzeli çok olan ele gidelim.” diyerek düşmüştü yola. Yakınlarda sevgilisi vardı. Ona veda etmeyi düşündü. Gözleri yaşlıydı sevgilinin. “Gitme!” diye yalvarmayacaktı. Yararı yoktu bunun. Kararı verdi mi dur durak bilmezdi. Yakınlarda ulu bir ardıç vardı. Ona doğru birlikte yürüdüler. “Bir türkü söyleyip öyle git; bir daha seni ne zaman görürüm, sesini ne zaman duyarım kim bilir?” dedi kolları boynunda Karacakız. İşte bu türküyü o zaman çalıp söyledi Karacaoğlan.<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-05-31 13:42:10 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/603296350</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Ceviz Oynamaya mı geldin diye bir türkü vardı ama detaylı hikayesini bulamadım.</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/609679720</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-06-03 19:41:49 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/609679720</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/632774704</link>
         <description><![CDATA[<div>Kültürümüzü yaşatmak ve korumak adına çok güzel bir grup olmuş,teşekkür ederim..</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-06-18 21:08:23 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/632774704</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/634328616</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/629677567/75b83fd8daabfb6a69de6cd29fd6af6e/CF7EDAA3_73B9_43E6_A8D4_9F47A2CD9F05.jpeg" />
         <pubDate>2020-06-20 11:48:33 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/634328616</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Bitlis’te Beş MinareBitlis-Nazmi Zülfikâr-Nazmi ZülfikârBitlis&#39;te Beş Minare (Beri Gel Oğlan Beri Gel),Yüreğim Dolu Yare (Beri Gel Oğlan Beri Gel).İsterem Yanan Gelem (Beri Gel Oğlan Beri Gel),Cebimde Yok Beş Pare (Beri Gel Oğlan Beri Gel). Tüfeğim Dolu Saçma (Beri Gel Oğlan Beri Gel),Güzelim Benden Kaçma (Beri Gel Oğlan Beri Gel). Doksan Dokuz Yaram Var (Beri Gel Oğlan Beri Gel),Bir Yara Da Sen Açma (Beri Gel Oğlan Beri Gel). </title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/634879723</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-06-21 08:36:11 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/634879723</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Ordu&#39;nun dereleriAksa yukarı aksaVermem seni ellereOrdu üstüme kalksa sürmelim AmmanOy Mehmedim MehmedimSana küsüm demedimBeni sana geçmişlerVallahi ben dememdim sürmelim AmmanOrdu&#39;nun dereleriKara yosun bağlıyorKalk gidelim sevdiğimAnnem evde ağlıyor</title>
         <author>findiklikraker52</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/640010445</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-06-25 13:52:15 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/640010445</guid>
      </item>
      <item>
         <title>&quot;Hey Onbeşli&quot;</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/643152497</link>
         <description><![CDATA[<div><strong>Hey Onbeşli Onbeşli<br> Tokat Yolları Taşlı<br> Onbeşliler Gidiyor<br> Kızların Gözü Yaşlı<br> <br> Aslan Yârim Kız Senin Adın Hediye<br> Ben Dolandım Sen De Dolan Gel Gediye<br> Fistan Aldım Endazesi On Yediye<br> <br> Giderim Elinizden<br> Kurtulam Dilinizden<br> Yeşil Baş Ördek Olsam<br> Su İçmem Gölünüzden<br> <br> Aslan Yârim Kız Senin Adın Hediye<br> Ben Dolandım Sen De Dolan Gel Gediye<br> Fistan Aldım Endazesi On Yediye<br> <br> Gidiyom Gidemiyom<br> Sevdim Terkedemiyom<br> Sevdiğim Pek Gönüllü<br> Gönlünü Edemiyom<br> <br> Aslan Yârim Kız Senin Adın Hediye<br> Ben Dolandım Sen De Dolan Gel Gediye<br> Fistan Aldım Endazesi On Yediye<br>        Hikayesi:<br></strong>Çanakkale Cephesi, sanki bir ölüm değirmeni gibiydi; tükettiği insanlar haddi hesabı aşmıştı. İngiliz generalinin ‘Gelibolu’daki kanlı muharebeler, Türk ordusunun çiçeklerini tüketmiştir’ tespiti boşa değildi.<br> Koskoca bir eğitimli genç nesli yutmasına rağmen, Çanakkale bir türlü doymak bilmiyordu.<br> O kadar ki cephede meydana gelen boşlukları doldurmak için, diğer cephelerden asker getirilemediğinden, en yakın çevreden başlayarak, 15 yaşın üstündeki eli silah tutan bütün gençlerin dahi, gönüllü olup olmadığına bakılmaksızın, Çanakkale’ye sevk edilmeleri alışılmış, normal bir hadise haline gelmişti.<br> O günler, köyde, kasabada erkeğin kalmadığı, gücü kuvveti ve boyu posu yerinde olan herkesin asker olduğu ya da asker olmak zorunda kaldığı, kara günlerdi.<br> Birinci Dünya Savaşı’nda, Osmanlı ordusunda insan kaybı öyle bir noktaya varmıştı ki Harbiye Nezareti, harp bütün hızıyla sürerken, askerleri birkaç günlüğüne de olsa, memleket iznine göndermeye gayret etmişti.<br> Çünkü harpte gün geçtikçe daha da artan kayıplar, nüfusun tükenmekte olduğu korkusunu doğurmuş ve savaşan askerler memleketlerine nüfusu çoğaltmak amacıyla gönderilmişlerdi.<br> Çanakkale Savaşı sırasında, İtilaf Devletleri’nin Nisan 1915’ten itibaren kara çıkartmasına başlamalarıyla birlikte cephede takviye kuvvetlere ihtiyaç hâsıl olunca Sultan V. Mehmed Reşad 14 Mayıs 1331’de (27 Mayıs 1915) bir irade (emir) yayınlayarak, Askeri Mükellefiyet Kanunu’nda değişiklik yapmak ve lise talebelerini de cepheye çağırmak zorunda kalmıştı.<br> Sultan Reşad, yayınladığı iradede, “kâtib-i sultaniye 10. sınıfa devam edenlere dair” başlıklı fıkra da geçici bir düzenleme yapma yoluna gitmişti. Bu düzenlemeye göre, “geçici kanunun 42 maddesine muayene sonucunda sultani mekteplerinin onuncu sınıflarında bulunanlar da sözü edilen hizmet hakkına nail olacaklardır” denmiştir.<br> </div><div>Harbiye Nezareti de bir tebliğ yayınlayarak, 18 yaşındakilerin henüz askerlik hizmetine çağrılmamışları ile bedenleri gelişmiş, harbe elverişli ve silah kullanmaya kabiliyetli olanlarından 15 ila 19 yaş arasındaki müsait bulunanların da kıtalara teslim olmalarını istemişti.<br> Bu çağrı üzerine, Balıkesir, Bursa, Kütahya, Manisa, Adapazarı, İzmir, Aydın, Muğla ve Konya’nın, tahsillerinin ve hayatlarının henüz başındaki bu yeni yetme gençleri, vatanın kendilerinden beklediği yüce vazifeyi hakkıyla ifa etmek azim ve inancıyla silâhaltına koşacaklardı.<br> Ekseriyeti 15 ila 19 yaşında olan bu genç bahadırların, analarının bu kınalı kuzularının, cepheye katılımları anısına Anadolu’da yakılan meşhur “Hey Onbeşli Onbeşli” adlı türküde de söz konusu durum çok acı ve dramatik bir dille anlatılmıştır. Burada sözü edilen “15’liler” 1315 doğumlulardır. Türküde, bu 1315’li gençlerden şöyle bahsediliyordu:<br> “Hey onbeşli onbeşli<br> Tokat yolları taşlı<br> Onbeşliler gidiyor<br> Kızların gözü yaşlı<br> Aslan yârim kız senin adın Hediye<br> Ben dolandım sen de dolan gel beriye<br> Fistan aldım endazesi on yediye<br> Gidiyom gidemiyom<br> Az doldur içemiyom<br> Sevdiğim pek gönüllü, koyup da gidemiyom”<br> İşte “Hey onbeşli onbeşli.” türküsünün gerçek<br> öyküsüdür bu.<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-06-29 16:56:38 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/643152497</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Berrin Kahraman</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/646263683</link>
         <description><![CDATA[<div> KIRKLAR DAĞININ DÜZÜ</div><div>Kırklardağı’nın yüzü<br>(Kırklardağı’nın düzü)<br>Karanlık sardı düzü<br>(Karanlık bastı bizi)<br>Ben öleydim<br>(Kör olasın zalım Suzan)<br>(Suzan Suzi) Ziyaret çarptı bizi<br><br></div><div>Köprüaltı kapkara<br>Anne gel beni ara<br>Saçlarım kumlara batmış<br>(Saçlarıma kumlar doldu)<br>Tarak getir de tara<br><br></div><div>Köprünün orta gözü<br>Sular apardı düzü<br>Ben öleydim<br>(Suzan Suzi) Dicle ayırdı bizi<br><br></div><div>(Ek)<br>Gazi köşkü serindir<br>Dicle suyu derindir<br>Ağlama sen garip anam<br>Kadir mevlam kerimdir <br>    Diyarbakır’ın Güney batısında,Dicle nehri kenarında Kırklar Dağı vardır.Bu kırklar dağının arkasında,kırklar ziyareti vardır.Çocuğu olmayanlar buraya gelip,dilek dilerler. <br>  Bundan çok uzun yıllar önce  Süryani zengin bir ailenin hiç çocukları olmuyormuş.Kadın kırklar ziyaretine gelip dilek dilemiş,adak adamış.Bir kızı doğmuş.Adını, Suzi yani Suzan koymuşlar…Her yıl doğum gününde, kadın kızını süsler ve giydirir ve Kırklar Dağı' na  götürerek,bir kurban kestirirmiş. Suzan böylesine bin nazlarla büyüyüp,güzel bir genç kız olmuş.Müslüman komşularının oğlu,Adil ile birbirlerine aşık olmuşlar.<br>   Yine bir doğum gününde,Annesi Suzi’yi hizmetçilerle birlikte,kurbanını kesmek üzre kırklara göndermiş.Arkalarından habersizce Adil ’de gelmiş.Hizmetçilerin kurban kesme telaşından, yararlanan Suzi,Adil ile beraber dağın arkasına dolanmışlar.Ve arada sevgilerini birbirlerine paylaşmışlar.Kırklar ziyareti bu beraberliği bağışlamamış. Yaptıklarından ötürü ziyaret Suzi’ yi çarpmış.Kız on gözlü köprünün orada,Dicle’de boğularak ölmüş. Suzi’ nin ölümünden sonra,Adil’de aklını yitirmiş… <br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-07-02 19:17:55 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/646263683</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Vusala Zeynalova</title>
         <author>zeynalovavusale</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/648929639</link>
         <description><![CDATA[<div><strong>Apardı seller Saranı(Azerbaycan halk mahnısı)</strong>Deyilene göre Sara Hançoban adlı igid bir oğlana sevdalanır.Saranın babası Saranı amcası oğluna vermek istiyor.Lakin Sara babasına Hançoban adlı bir gence könül verdiyini söylüyor.Bir aradan sonra Honçoban elçiler gönderir ve el adeti ilə Saranı Hançobana veriyorlar. Dan yeri sökülerken Sara mutlulukla yaylağa Hançobanın yanına gederken karşısına Aslandüz eyaletinin hanı çıkıyor. Han Saranı görür- görmez Saraya aşık oluyor. Han atlı kasitlerini Saranın babasının yanına gönderir ve Saranı ister.Babası isə benim size verecek kızım yok der. Benim kızım Hançobana sevdalı der.Amma hanın askerleri Saranın babasını ve amcasını öldürür ve Saranı kolu bağlı saraya aparırlar. Sara inad etmeyin faydasız olduğunu düşünər.Sara çıxış yolunu kendini öldürmekde görür.Sara izn alarak Arpaçay sahilinde yürümeyi ,mutlu olmak için derdini suya konuşacağını demış.Han 🤬 sevinmiş ve izn vermış.Sara Arpaçay sahiline gelmiş, elvida benim saf sevdam, ülvi aşkım deyərek kendini Arpaçay sularının coşub- daşan sularına atı veriyor.</div>]]></description>
         <enclosure url="https://www.youtube.com/watch?v=4uePBdg7JXc" />
         <pubDate>2020-07-07 06:01:24 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/648929639</guid>
      </item>
      <item>
         <title>KEVSER KILIÇ</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/676514543</link>
         <description><![CDATA[<div>KIRMIZI GÜL DEMET DEMET<br>Kırmızı gül demet demet<br>Kırmızı gül demet demet</div><div>Sevda değil bir alamet<br>Balam nenni, yavrum nenni<br>Sevda değil bir alamet<br>Balam nenni, yavrum nenni</div><div>Gitti gelmez o muhannet<br>Gitti gelmez o muhannet</div><div>Şol revamda balam kaldı<br>Yavrum kaldı, balam nenni<br>Şol revamda balam kaldı<br>Yavrum kaldı, balam nenni</div><div>Kırmızı gül her dem olmaz<br>Kırmızı gül her dem olmaz</div><div>Yaralara merhem olmaz<br>Balam nenni, yavrum nenni<br>Yaralara merhem olmaz… </div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-08-12 00:48:54 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/676514543</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Nubar Nabiyeva</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/719091366</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-09-03 18:35:01 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/719091366</guid>
      </item>
      <item>
         <title>SARI GELİN</title>
         <author>elfaltun0808</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/1008170124</link>
         <description><![CDATA[<div>Sarı gelin çoruh ırmağının kenarında yaşayan hristiyan beyinin kızı...<br>Erzurumlu bir delikanlı aşık olur bizim sarışın hristiyan beyinin kızına<br>aralarında büyük bir aşk başlar<br>Erzurumlu umutsuzdur şiirler yazar sevdasına ailesi karşı çıkar.Kızın babası da kızını vermez.Kaçmaya karar veririler ve kaçarlar.Bey arar sorar bulur ve genci öldürür.Bu bey için gürcü de denir Ermeni de<br> Türkünün günümüzde hem türkçe hem ermenice versiyonu vardır....</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-12-10 21:53:47 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/1008170124</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Ayşe ALKIŞ ÖZMEN</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/1050091269</link>
         <description><![CDATA[<div>CEMALİM<br>Şen olasın Ürgüp dumanın tütmez Kıratım acemi konağı tutmaz Oğlum da pek küçük yerimi tutmaz   Cemalim Cemalim algın Cemalim Al kanlar içinde kaldım Cemalim   Ürgüp'ten de çıktığımı görmüşler Taşkadı'nın pınarına inmişler Beni öldürmeye karar vermişler   Cemalim Cemalim algın Cemalim Al kanlar içinde kaldım Cemalim   Cemal'in giydiği ketenden yelek Al kana boyanmış don ile gömlek Bize nasip değil ecelnen ölmek   Cemalim Cemalim algın Cemalim Al kanlar içinde kaldım Cemalim<br><br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2021-01-03 17:37:19 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/1050091269</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Ceylan İLHAN</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/1079863191</link>
         <description><![CDATA[<div>Cumhuriyet İlkokulu Kırşehir</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2021-01-12 18:02:57 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/1079863191</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/1094492212</link>
         <description><![CDATA[<div>Hanife Güler Özek<br>Piri Reis İlkokulu </div>]]></description>
         <pubDate>2021-01-16 22:58:22 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/1094492212</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Kara Kaş Gözlerin Elmas</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/1116988763</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/971347353/54e5f83394028528c73f387d5acc045f/Ekran_Resmi_2021_01_23_17_50_48.png" />
         <pubDate>2021-01-23 14:55:32 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/1116988763</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/1116989856</link>
         <description><![CDATA[<div>Karakaş Gözlerin Elmas</div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/971348134/541f9771a83bc051dadfa26525fdd38d/Ekran_Resmi_2021_01_23_17_50_59.png" />
         <pubDate>2021-01-23 14:56:18 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/1116989856</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Gönül Dağı</title>
         <author>aptulrahmanbitmez</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/1184790520</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/933463274/1d223633a1893182c6836c32a84fbb86/Ekran_G_r_nt_s___190_.png" />
         <pubDate>2021-02-09 21:34:45 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/1184790520</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Bahçede Yeşil Çınar</title>
         <author>etwinningweb2</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/1219750644</link>
         <description><![CDATA[<div>Bu türkü; sözlerini, nam-ı diğer ‘’Şark Bülbülü’’ (ki bu lakabı ona Atatürk takmıştı), Diyarbakır Ulu Camii Müezzini Celal Güzelses’in yazdığı, Neriman Altındağ Tüfekçi’nin derlediği bir Diyarbakır türküsüdür.<br>Diyarbakır’ın en çirkin delikanlılarından biri hıyar tarlasında hıyar toplayan bir güzele vurulur. Ancak güzel kız izlendiğini fark edip arkasını döndüğünde, bir elindeki hıyara bir de delikanlıya bakıp bakıp güler. Bunun üzerine delikanlı bu türküyü çığırır. Türküde delikanlının tek bahsettiği ne kızın güzelliği ne de kendindeki özelliklerdir. Sadece boynunun boyuna uyduğunu söyler ve gizli sevdiğini anlatır. Bunun yanında her ne kadar platonik bir aşk olsa da ve kızın kendisini seçmeyeceğini bilse de sevgisine saygı duyulması gerektiğini vurgular. Hepsi bu kadardır. <br><br>‘’Bahçada yeşil çınar<br>Boyun boyuma uyar<br>Ben seni gizli sevdim<br>Bilmedim âlem duyar</div><div>Bahçalarda gül vari<br>Var git ellerin yari<br>Sen bana yar olmazsın<br>Gözüme gülme bari’’<br><br>Artık günümüzde böyle sevdalar kalmamıştır. Ne böyle gizli sevdalarla dağlanacak yürekler kalmıştır ne de böyle türküler yakılacak ayrılıklar... <br><br>Kaynak: </div>]]></description>
         <enclosure url="http://www.sehriyar.info/?pnum=645&amp;pt=G%C3%B6n%C3%BCldendir%20%C5%9Fik%C3%A2yet,%20kimseden%20fery%C3%A2d%C4%B1m%C4%B1z%20yoktur.#:~:text=Ama%20%C3%B6nce%20bu%20t%C3%BCrk%C3%BCn%C3%BCn%20hik%C3%A2yesi,%C3%BCzerine%20delikanl%C4%B1%20bu%20t%C3%BCrk%C3%BCy%C3%BC%20%C3%A7%C4%B1%C4%9F%C4%B1r%C4%B1r." />
         <pubDate>2021-02-19 17:43:03 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/1219750644</guid>
      </item>
      <item>
         <title>SUZAN SUZİ</title>
         <author>seherbekar_88</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/1268277499</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/972036135/8eb2dcfb389cbb016c1c0d377e68faa6/suzan_suzi.docx" />
         <pubDate>2021-03-04 10:42:12 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/1268277499</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/1717536353</link>
         <description><![CDATA[I'm searching]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2021-09-05 15:02:33 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/1717536353</guid>
      </item>
      <item>
         <title>&quot;YEMEN &quot;Türküsü</title>
         <author>dolunay</author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/2001711399</link>
         <description><![CDATA[<div>&nbsp;</div><div>YEMEN TÜRKÜSÜ&nbsp;<br><br></div><div>Atatürk ve Yemen Türküsü&nbsp;<br><br></div><div>Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk her söylenişinde gözyaşlarını tutamayarak “Anadolu çocuklarının ne işleri vardı yemen çöllerinde? Oraya gönderildiklerinde belki yeni evliydiler. Geride genç eşlerini, kundakta yavrularını bırakmışlardı. İçlerinden birinin şansı yaver gider de geri dönebilseler kendisi ve eşi yaşlanmış, çocuğu kız ise gelinlik çağa gelmiş, erkekse koskoca delikanlı olmuş bulurdu. Bütün bunlar niçindi?&nbsp; Yazık günah değil miydi evlatlarımıza?”&nbsp;<br><br></div><div>&nbsp;Acılı, elemli ve yaslı bir türkünün öyküsüdür bu. Tarihi bilinmez.&nbsp; Aslında bilinir de herkes kendine göre değişik bir tarih söyler. Ama biz olayın gerçek yüzünü olayı yaşayan ve anlatanların diliyle türküye dönüştürüldüğü biçimiyle anlatalım. Anlatanlara göre o tarihte Osmanlı Yemen çöllerinde zorlu bir savaşa tutulmuştur. Divanlar kurulur, savaş ve şartları haftalar boyu tartışılır durulur. Sonunda çözümün Yemen ellerine vilayetlerden birinde oluşturulacak bir alayla gidilmesinin mümkün olduğuna karar verilir. Düşünülür ki; bir tek vilayetten birlik oluşunca bunlar hep akraba ve hısım olacakları için birbirlerine bağlılığı ve dayanışmaları ile savaş alanından kaçmaları söz konusu olmaz. Haberler salınır. Osmanlının dört bir yanından uzun beklemelere karşın istekli çıkmaz bu oluşuma. Aslında istek olmasına olur da Osmanlının istediği gibi olmaz. Değişik vilayetlerden çıkan bu gönüllü sayısı da yeterli olmaz. Bu sırada Muş’tan Bulanık, Malazgirt ve Varto’dan bir ses yükselir Osmanlıya; “hepimiz varız, gönüllüyüz yemen çöllerine gitmeye” Osmanlıya haber iletilir. Yetkililer bakar sayı yeterli, karar verilir ve Yemen çöllerine Muş’tan oluşturulan bir redif alayı gönderilir. Yemen’e gidilmesine gidilir ama hiçbiri de geri dönmez. İşte bu türkü gidip de gelemeyen o isimsiz kahramanlardan Muş’ta kalan sevgilisinin sesi, özlemi, elemi ve de acısıdır.&nbsp;<br><br></div><div>Havada bulut yok bu ne dumandır&nbsp;<br><br></div><div>Mehlede ölüm yok bu ne şivandır&nbsp;<br><br></div><div>Bu yemen elleri ne de yamandır&nbsp;<br><br></div><div>Ano Yemen’dir gülü çemendir&nbsp;<br><br></div><div>Giden gelmiyor acep nedendir&nbsp;<br><br></div><div>Burası muş’tur yolu yokuştur&nbsp;<br><br></div><div>Giden gelmiyor acep ne iştir(Nakarat)&nbsp;<br><br></div><div>Mongok’ un suları ovaya akar&nbsp;<br><br></div><div>Ağam asker olmuş yüreğim yakar&nbsp;<br><br></div><div>Gözlerim kan çanak ağama bakar&nbsp;<br><br></div><div>(Nakarat)&nbsp;<br><br></div><div>Gider isem ağam sana köleyim&nbsp;<br><br></div><div>Cemalin bir gülsün ben de geleyim&nbsp;<br><br></div><div>Yemen çöllerinde sen&nbsp;</div>]]></description>
         <enclosure url="https://youtu.be/gQNF1mTia4Q" />
         <pubDate>2022-01-20 00:44:12 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/2001711399</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Ela gözlüm</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/2201250351</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2022-05-26 18:49:24 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/eser_faraz/r14bfdnujpda/wish/2201250351</guid>
      </item>
   </channel>
</rss>
