<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0">
   <channel>
      <title>SODOM ve GOMORE 11B by Handan Avci</title>
      <link>https://padlet.com/havci/liq9oatnyvhe</link>
      <description>Made with serendipity</description>
      <language>en-us</language>
      <pubDate>2017-04-12 05:48:52 UTC</pubDate>
      <lastBuildDate>2023-02-28 07:33:21 UTC</lastBuildDate>
      <webMaster>hello@padlet.com</webMaster>
      <image>
         <url></url>
      </image>
      <item>
         <title>Sodom ve Gomore Tarihsel Bilgi</title>
         <author>abayburtluoglu24</author>
         <link>https://padlet.com/havci/liq9oatnyvhe/wish/2488364334</link>
         <description><![CDATA[<div>Sodom ve Gomore Eski Ahit'te bahsedilen iki günahkar şehirdir. İsrail'de Lut Gölü'nün güneydoğusunda MÖ. 2000-1900 yıllarında yer almış olduğu düşünülen şehir günümüzde suların altında kaldığına inanılır. Bu iki şehrin işledikleri günahlar yüzünden gökyüzünden gelen bir ateşle yok edildiği yazar. Bilimsel olarak yapılan araştırmalarda MÖ. 1900'lerde gerçekleşen büyük bir depremle şehirlerin yıkıldığı ve yer altında yer alan petrol ve gas kaynaklarının patlaması sebebiyle büyük bir ateş ve yangın ortaya çıktığı düşünülmektedir. </div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/475570932/2f777ab6b45312d7913d9ed7a1da654f/image.png" />
         <pubDate>2023-02-20 11:02:58 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/havci/liq9oatnyvhe/wish/2488364334</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Sodom ve Gomore Erkek Karakterler</title>
         <author>zatabek24</author>
         <link>https://padlet.com/havci/liq9oatnyvhe/wish/2488367755</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2023-02-20 11:07:51 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/havci/liq9oatnyvhe/wish/2488367755</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Sodom ve Gomore Kadın Karakterler</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/havci/liq9oatnyvhe/wish/2488370866</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2023-02-20 11:11:47 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/havci/liq9oatnyvhe/wish/2488370866</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Sodom ve Gomore Yakup Kadri Karaosmanoğlu&#39;nun Hayatı</title>
         <author>btek24</author>
         <link>https://padlet.com/havci/liq9oatnyvhe/wish/2488396689</link>
         <description><![CDATA[<div>Yakup Kadri Karaosmanoğlu 27 Mart 1889 tarihinde Kahire’de doğmuştur. Ortaokulu ikinci sınıfa kadar Manisa’da okumuştur. 1903 yılında İzmir İdadisine girmiştir. Ailesiyle birlikte Mısır’a gitmiştir. Felsefe ve edebiyat öğretmenliğinin yanı sıra çeşitli dergi ve gazetelerde makale ve öyküler yazmıştır. Kurtuluş Savaşında Anadolu’ya geçerek Batı Cephesini dolaşmıştır.&nbsp;</div><div>Yakup Kadri Karaosmanoğlu ilk olarak&nbsp;<br>Fecr-i Ati topluluğunda yer almıştır. Daha sonra ise Milli Edebiyat topluluğunda görev almıştır. Cumhuriyet döneminde de başarılı eserler vermiştir, Fecr-i Ati topluluğundan kısa süre sonra Yahya Kemal ile birlikte neoklasisizm akımından etkilenmiştir, yazdığı eserlerinde realizm akımının izleri görülür. Gözlem yönünden oldukça başarılıdır. Eserlerinde karakterlerin ruh ve fiziksel özelliklerini başarılı bir şekilde yansıtmıştır.&nbsp; Yakup Kadri Karaosmanoğlu, pek çok türde eser vermiş bir yazardır. Eserlerinde, Türk toplumunun Tanzimat’tan Cumhuriyet’e kadar yaşadığı sosyal değişimi de yansıtmıştır.</div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/475462387/9affeadee355e810432c0eab74d96936/Ekran_Resmi_2023_02_20_14_38_06.png" />
         <pubDate>2023-02-20 11:39:44 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/havci/liq9oatnyvhe/wish/2488396689</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/havci/liq9oatnyvhe/wish/2488402314</link>
         <description><![CDATA[<div>Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Türk edebiyatının önemli yazarlarından biridir ve eserlerinde sıklıkla kadın karakterler kullanmıştır. Karaosmanoğlu, toplumsal hayatın farklı kesimlerinden kadınları çeşitli yönleriyle ele almıştır. Bazı eserlerinde kadın karakterler, erkeklerin dünyasında güçlü ve özgür kişilikler olarak tasvir edilirken, bazı eserlerinde ise geleneksel toplum yapısının içinde kısıtlanmış ve baskı altında kalan kadınlar yer alır.<br><br>-Kaan</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2023-02-20 11:45:49 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/havci/liq9oatnyvhe/wish/2488402314</guid>
      </item>
      <item>
         <title>SODOM VE GOMORE DIŞ ZAMAN</title>
         <author>ckosemen24</author>
         <link>https://padlet.com/havci/liq9oatnyvhe/wish/2488405445</link>
         <description><![CDATA[<div><br><br><strong>Romanın Dış Zamanı:</strong></div><div><br></div><div>Romanın dış zamanı olan Kurtuluş Savaşı Türkiye’si; Kurtuluş Savaşı’nı yürüten Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının önderliğindeki Ankara yönetimi ve İşgal altındaki Saltanat ve Sultan tarafından yönetilen manda İstanbul hükümeti olarak ikiye ayrılmıştır. Sodom ve Gomore romanı ana mekan olarak işgal altındaki İstanbul’u ele almaktadır ve Kurtuluş Savaşı dönemindeki İstanbul ve Ankara hükümeti arasındaki farklılıklar etkili bir şekilde okuyucuya aktarılmaktadır.&nbsp;</div><div><br></div><ul><li>Cemil Kami, milli mücadeleyi temsil ediyor</li></ul><div><br></div><div><strong>		 	 	 		</strong></div><div><em>“Bu akşam Necdet’e arkadaşlık eden genç, Cemil Kami isminde bir doktordu. Birbirleriyle Galatasaray Lisesi’nden ahbap idiler. Almanya’da bir müddet beraber bulunmuştular. Bu Cemil Kami’nin şimdi tek düşüncesi, biricik emeli bazı ocaklı arkadaşlarıyla beraber Anadolu’ya geçip orada yeni başlayan milli harekete bir an önce katılmaktan ibaretti ve İstanbul işgal edildiği günden beri, hiç Beyoğlu tarafına geçmezken bu akşam Necdet’in ısrarına kapılarak buralara gelmiş bulunuyordu. Onun için bütün hallerinde yerini yadırgayan, kendisini emniyette hissetmeyen bir insan rahatsızlığı vardı.” (Karaosmanoğlu, 76)</em></div><div><br></div><ul><li><strong>Necdet’in İngiliz düşmanlığı ve dış zaman, genel durum.	</strong>	 	 	 				</li></ul><div><em><br>“Necdet, mutaassıp bir İngiliz düşmanı idi. Bir İngiliz’e uzaktan selam vermek, bir İngiliz’le ahbaplık etmek, bir İngiliz’in bulunduğu topluluğa girmek, hatta tramvay ve vapur gibi umumi yerlerde bir İngiliz’in yanına oturmak bile bu genç adam için dayanılmaz bir azap olurdu. Leyla’ya göre dayısının oğlunun bu hali bir çeşit övünmeden başka bir şey değildi. Gerçi tahsilinin bir kısmını Fransa’da, bir kısmını Almanya’da yapmış olması, edebiyatta en çok Heine’in tesiri altında bulunması Necdet’e fikri ve estetik bir İngiliz düşmanlığı aşılamış olabilirdi. Fakat ilkin böyle bir yapmacıkla başlamış olması pek ihtimal içinde olan bu duygunun Mütarekeden sonra, özellikle bir Türk aydının kalbinde, derhal milli bir kin haline çevrilivermesi için ortada sebepler yok değildi. 1920 senesindeyiz. Lloyd George siyaseti bize çoktan yapacağını yapmıştır. Taraf taraf Türk milletinin bütün nefes alma deliklerini tıkamıştır; İzmir’i bir kanlı et parçası gibi Yunanlıların önüne atmıştır. İstanbul’da işgal kuvvetleri fertlerinin halka reva görmediği cefa ve zulüm kalmamıştır. Bu memleketin aydın ve vatansever sınıfına karşı ise adeta ilk insanların yırtıcı mahlûklara ve ilk Amerika kolonilerinin kırmızı derililere uyguladıkları “kitle halinde yok etme” sistemini kullanmıştır. Gerçi bugünlerde, Türk milletinin uğurlu kuvvetlerini darmadağın eden dişlek siyaset çarkı bir parça durmuş görünüyordu; fakat “namert Albion’un (İngiliz’in) yarına neler hazırladığını kim tahmin edebilirdi?" (Karaosmanoğlu, 24)</em></div><ul><li><br>Anadolu’da savaş<br><br></li></ul><div><em>Cemil: ne lüzum var! Artık bizim gelmemiz yaklaştı. Ben yola çıktığım sıralarda cephe- de öyle bir hazırlık vardı ki... Geceyi gündüze katarak çalışıyorlardı. Bu gidişle uzun sürmeye- ceğe benziyor. Belki bu ayın sonunda ne olacaksa olup biter!” (Karaosmanoğlu, 2002, 262).&nbsp;<br></em><br></div><div><br></div><div><strong>İstanbul’un İşgali ve Kurtuluşu:&nbsp;</strong></div><div><br></div><div>Osmanlı imparatorluğu’nun başkenti olan İstanbul, 1.Dünya savaşında devletin yenilgisi ile imzalanan Mondros ateşkes antlaşması ile fiilen 13 Kasım 1918 yılında İtilaf devletleri kontrolü altına geçerken 16 Mart 1920’de Meclis’i Mebusan’ın aldığı kararlar, iktidar boşlukları ve ulusal mücadelenin devamı gibi etkenlerin sebebiyle resmi olarak itilaf devletleri kontrolüne geçti. İzmir’in Kurtuşu ile itilaf kontrolü zayıflayan İstanbul İngiliz hükümeti içerisindeki kararsızlıkların ve Türkiye ile savaşı girilmek istenmemesinin yol açtığı sebepler ile İstanbul’a yanaşan Türk askerleri ile fiilen kurtulmuş olurken, 24 Temmuz 1923’te imzalan Lozan Barış Antlaşması ile başlayan süreçte 4 Ekim 1923’te Türk bayrağını selamlayarak şehri terk eden İtilaf devletleri sonrasında 6 Ekim 1923'te 3.Kolordu’nun İstanbul’a girişi ile resmi olarak sonlandı.</div><div><br></div><ul><li>İşgal altında Necdet’in gözünden İstanbul</li></ul><div><br></div><div><em>“Genç adam, soluk bir karanlığın içinde bir şeyi bekliyormuş gibi duran İstanbul’a baktı. Tek Tük ışıkların ancak yerini tespit edebildiği bu koyu kara şehir siluetinde hem akıcı, hem de katı bir hal vardı. Daha doğrusu sinsi sinsi yatan kocaman bir hayvana benziyordu... Bu şehir 16 Mart işgal günü Necdet’e gene böyle bir canlı mahlûk manzarası göstermişti.” (Karaosmanoğlu, 2002, 193).&nbsp;</em></div><div><br></div><ul><li>İstanbul’un Anadolu insanı tarafından kurtarılması</li></ul><div><em><br>“Önce heyecanlı, heyecanlı bir sessizlik, sonra bazı kaygılı uğultular. İstanbul asırlar var ki, bir zafere inanmak hassasını kaybetmiştir. ... Anadolu’nun içinden yepyeni bir millet doğmuştur.” (Karaosmanoğlu, 2002, 269).					<br></em><br></div><div><em><br>“Necdet, her başı sıkıya gelince veya içindeki isyan duygusu böyle her taştıkça Anadolu’yu düşünürdü. Bu, onda bir müminin ezeli adaleti bekleyişi, ezeli adaleti çağırışı gibi bir şeydi. ‘Bir gün, bir gün mutlaka gelecekler, bu çamuru, bu kokuşmayı, silip süpürecekler,’ derdi.” (Karaosmanoğlu, 2002, 259). </em><strong>		 	 	 		<br></strong><br></div><div><strong>			</strong></div><div><strong>İstanbul Hükümeti:</strong></div><div><br></div><div>	Türk tarihinde 13 Kasım 1918 Mondros Ateşkes antlaşması ve 11 Ekim 1922 Mudanya Ateşkes antlaiması arasında fiilen İtilaf devletleri mandası şeklinde hükmünü sürdürmüş Osmanlı hanedanı ve İstanbul yönetimine İstanbul Hükümeti adı verilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi önderliğinde gerçekleşen Kurtuluş Savaşı’na karşı bölgeyi kontrol etmek amacıyla kullanılması amaşlanan bu yapı İtilaf Devletleri tarafından varlığı süresince kullanılmış ve Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması ile ortadan kaldırılmıştır. İstanbul Hükümeti’nin İtilaf devletleri kontrolü altındaki insanların yaşamlarına etkisi romanda gördüğümüz bir çok olayın kökünü oluşturmaktadır.</div><div><br></div><div>			 	 	 		</div><div>			</div><ul><li><strong>Makaleden alıntı, Leyla ve çevresindeki diğer Türk ailelerini yansıtır.		</strong>	</li></ul><div>					</div><div><em>“İşgal atındaki İstanbul’da Batı hayranlığı, alafrangalık, ister istemez ‘işbirlikçi hain’e dönüş”meye başlamıştır (Naci, 2008, 65).&nbsp;</em></div><div>				</div><div>			</div><div>		</div><ul><li>İngilizlerin Türklere karşı aşağılayıcı tutumu. İstanbul hükümeti tamamen İngilizlere teslim olmuştur. Üstün kuvvet itilaf devletleridir.&nbsp;</li></ul><div><br></div><div><em>Hem, hem bir Türk’ün bir İngiliz’e sual sorması iğrenç bir küstahlıktır… Bu da benim tarafımdan…” (Karaosmanoğlu, 77)</em></div><div><br></div><div><strong>İşgal İstanbul’unda Halk:</strong></div><div><br></div><ul><li>Necdet’in İngiliz düşmanlığı ve İstanbul toplumunun kimliğini kaybetmesi</li></ul><div><br></div><div><em>“Zaten İstanbul’un işgalinden beri genç adamda sanki bir altıncı his peyda olmuştu. Bu his vasıtasıyla bütün şehri dolduran alaca karanlığın içindekü bütün cinsiyetleri ve milliyetleri birbirinden adeta gözü bağlı ayırabiliyordu. Yüz veyahut iki yüz kişilik bir küçük kalabalığı teşkil eden insanlar arasında İtalyan’ı hangisidir, Fransız’ı hangisidir, Rus ve İngiliz’i hangileridir, derhal bir bakışta anlayı veriyordu.” (Karaosmanoğlu, 40)</em></div><div><br><br></div><ul><li>Savaşın halkı etkilemesine örnek (Major Will’in yalısının eski sahipleri hakkında)</li></ul><div><br></div><div><em>“Zavallıların şimdi başlarında hiçbir kimseleri yok; hiçbir şeyleri kalmadı. Cihan Harbi’nde servetlerinin son kırıntılarını da yiyip bitirdiler.” (Karaosmanoğlu, 102)</em></div><div><br><br></div><ul><li>Leyla’nın Necdet, Captain Read’in ve bir Türk’ün gözünden değişimi, batı sempatisi içersinde yozlaşan İstanbul halkını temsil edebilir.</li></ul><div><br></div><div><em>“‘Yani kim bu münasebetsiz, bu arsız ve utanmaz kız.’ Necdet içinden ‘İşte bu benim sevdiğim, bu benim yolunda öldüğüm; işte bu şu dakikada onun yüzünden anlatılmaz bir azapla kıvranıp durduğum afet…’ diyordu. ‘Gönlümü böyle bir adiliğe bağlayacak kadar deli miyim!’” (Karaosmanoğlu, 173)	 		</em></div><div><br><br></div><div><em>“Şu Amerikalı Yahudilerle düşüp kalkmaya başladığından beri bütün eski dostlarını unuttu. Ben de gidip kendisini göremiyorum. Çünkü çevresi bir tuhaf oldu. Yolda rasgeldiğim vakit kendilerine selam veremeyeceğim bir sürü münasebetsiz ve yalancı insanlarla sarılı olduğunu görüyorum.” (Karaosmanoğlu, 203)</em></div><div><br></div><div><em>“Yahu, bu kız Türk mü Allah aşkına?” (Karaosmanoğlu, 175)</em></div><div><br><br></div><ul><li>İngilizlere özenen Türklerin kendi halklarına ihaneti. Kuvayi-milliye’ye karşıt kesimin temsili</li></ul><div><em>				</em></div><div><em>“Necdet tramvayların birinde şöyle bir faciaya şahit oldu: İki bacağı kesilmiş bir Türk askeri kendisine sığınacak bir köşe bulmak için kalabalığın içinde bin zahmetle sürünerek tramvayın ön sahanlığına geçmeye çalışıyor. Tam bu sırada, bir durakta, o taraftan içeriye doğru şuh, fıkırdak bir kız girdi; yanında bir İngiliz zabiti vardı. Oturmak için yer aradılar. İngiliz zabiti kırbacının ucuyla önden üçüncü sırada oturan iki kişiye kalkmalarını işaret etti. Kız, gülerek açılan yere doğru yürürken kısık bir feryat koptu. Bu yerde sürünen zavallı kötü- rüm askerin sesiydi. Kız iskarpinlerinin sivri topuklarıyla bunun tek dayanağı olan ellerinden birine basmıştı. Lakin utanmaz kız bu hareketinden hiç sıkılmadı... Necdet, bu sahnenin maz- lum ve zalim aktörleri yanında daha fazla kalmamak için kedisini tramvaydan aşağı attı. ... Yalnız iki adımda durup kendi kendine: Bu facia ne vakit bitecek, ne vakit, ne vakit? Diyordu.” (Karaosmanoğlu, 2002, 257-258).&nbsp;</em></div><div><br></div><div>CAN DENİZ KÖSEMEN<br>ONUR ERDEM<br>EGEHAN ÇETİNKAYA</div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/470317812/177b18fc6a999f0759100fb777abd961/image.png" />
         <pubDate>2023-02-20 11:49:56 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/havci/liq9oatnyvhe/wish/2488405445</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author>isoyalan24</author>
         <link>https://padlet.com/havci/liq9oatnyvhe/wish/2496177267</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="https://2.bp.blogspot.com/-pLzOXO8_VGE/WzCoe_V51GI/AAAAAAAACak/efjHlyNSiO8aBgFs8_LgMUD1rU9SRx_UQCLcBGAs/s1600/Sodom.jpg" />
         <pubDate>2023-02-27 11:04:37 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/havci/liq9oatnyvhe/wish/2496177267</guid>
      </item>
   </channel>
</rss>
