<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0">
   <channel>
      <title>Hesaplaşma - Revize - by Melis Ulugtekin</title>
      <link>https://padlet.com/mulugtekin2/i31qzv5nivwyso3v</link>
      <description></description>
      <language>en-us</language>
      <pubDate>2025-03-28 20:00:36 UTC</pubDate>
      <lastBuildDate>2025-04-22 15:28:09 UTC</lastBuildDate>
      <webMaster>hello@padlet.com</webMaster>
      <image>
         <url></url>
      </image>
      <item>
         <title>KIRIKLAR</title>
         <author>gcabukel</author>
         <link>https://padlet.com/mulugtekin2/i31qzv5nivwyso3v/wish/3397047872</link>
         <description><![CDATA[<p><br></p><p>Çalmayan kapılara alışkınım. Kimsesiz odalara. Tozlu mobilyalara. Havasızlığa. Karşımda perdesi sıyrılmış pencere vardır. Gündüz odanın loş ışığında, gece zifiri karanlığında; kaç zamandır beyaz örtülülerle kaplı eşyaların hayaletleriyle hasbihal ederim. Sekiz ayaklı dostlarım vardır. İpek iplikleriyle sessizlik dikerler. Çıtları çıkmaz. Gövdemde Nazan Hanım’ın, kızı gittikten sonra, fırlattığı kristal kül tablasından hatıra derin bir kırık… Söylenmemiş sözlerin, anlaşılamamış zamanların sureti gibiyim.</p><p><br></p><p><br></p><p>Nazan Hanım salonun orta yerine yığılıp kaldığında beri kimseler uğramaz olmuştu eve. Yuvasında dönen anahtar sesini duyduğumda şaşırmam bundandı. Odaya girdiğinde bana bakmadın. Kaç yıl olmuştu? Beline dek uzanan buklelerin yoktu artık. Belli belirsiz omuzlarına değen saçlarının gölgesi yüzüne vurmuştu. Pencerenin önüne dek yürüdün. Yorgundun.</p><p><br></p><p><br></p><p>Pencerenin önündeki tekli koltuklardan birine bıraktın kendini. Kaşların kalınlaşmıştı ama altında aynı masumiyetle bakan gözlerin duruyordu. Gözlerinin kenarında yılların izi vardı. İnce dudaklarında yarım kalmış bir gülüş. Neden sonra gülüşün deli bir kahkahaya dönüştü. Koltukta iki büklüm oluyordun, gözünden yaş geliyordu. Bir anda kalktın, tüm beyaz örtüleri çekip almaya başladın. Şimdi bir yandan gülüyor bir yandan ağlıyordun. Annene benziyordun.</p><p><br></p><p><br></p><p><em>Ben geldim anne</em>, diyordun. İçinde biriktirdiğin, sakladığın tüm cümlelerin bir ağıttı şimdi. Güçlü numarası yaptığın, onun kızı olmaya çalıştığın yıllarına ağlıyordun. Seni anlamayan, sana kendini suçlu hissettiren anneneydi isyanın. Nazan Hanım kimseleri beğenmezdi, hele seni asla. Ali’sini almıştın sen onun.</p><p><br></p><p><br></p><p>Vaktinden önce gelmeye karar verdiğin gece gök delinmişti sanki. Yağmur damlaları camları kırbaçlıyor, avludaki tek ağaç yolunu şaşırmış karınca gibi bir sağa bir sola yalpalıyordu. Doğumunun ilk sancıları fırtınanın sesine karışıp gittiğinde Gülsüm teyzen babanı aradı. Şantiyedeydi, hemen çıkacaktı yola. Çıkma dedi annen, bu havada gelme. Sancılar sıklaşıyordu, baban da sen de annene kavuşmak için acele ediyordunuz. Annenin dayanacak gücü kalmadığında bir taksi çağırdılar, baban ortalıkta yoktu. Ertesi gün hava pırıl pırıl parlarken eviniz yas karasına büründü. Baban size gelirken kaygan yolda şarampole uçmuştu. Sen eve neşe değil ölüm getirmiş oldun.</p><p><br></p><p><br></p><p>Yağmurlu günlerde öfkeli olurdu annen, öfkesini hep senden çıkarırdı. “<em>Doğduğum gün yağmuru ben mi yağdırdım” </em>deme boşuna. Annen gibi senin de vardı yağmurdan bir alacağın.. Daha dört yaşında yoktun yağmurlu havalarda pencereden dışarıyı izlemeye başladığında. Önceleri korkardın, hissederdim ama yine de izlemekten vazgeçmezdin. Aklına takılanları Gülsüm teyzene sorardın. Gülsüm teyze babam nerde? Yağmura bindi gitti kızım.. Nereye? Damlalar ülkesine. O zaman benim babam yağmur mu? Ben onu göreyim diye mi camlara vuruyor? Tabi ya kızım.</p><p><br></p><p><br></p><p>Evi terk ettiğin gün de yağmur yağıyordu. <em>Doğmayı ben seçmedim, her gün pişman ettin,</em> diyordun. “<em>Şimdi kırıklarımı toplamak zorundayım</em>.” Sen gidince kırılmıştı Nazan Hanım’ın kalbi ama o gitme demek yerine aynı kırığı bende de inşa etmeyi tercih etti. Çünkü Ali’sinin yokluğunu dolduracak hiçbir şey yoktu.</p><p><br></p><p><br></p><p>Evdeki sevgisizlik öyle derindi ki korkmamak elde değildi. Sen de korkuyordun. Sana dik dik bakan gözlerinden korkuyordun. Okula giderken korkuyordun. Okuldan gelince korkuyordun. Kek pişirmeyi herkes annesinden öğrenirdi. Sen Gülsüm teyzenden öğrendin. Bir kez sevseydi herkesin bayıldığı buklelerini, belki sarılırdı yaraların. Ama Nazan Hanım bu di mi? İki laf ettirtmez kendine. Artık ağlamıyordun, söyleniyordun: <em>Şimdi sensizlik süreceğim kaşıyıp durduğun yaralarıma. Sen kokan bu evi yağmur sularıyla kırklayacağım. Gülsüm teyzenin kekinden yapıp cemi cümleye dağıtacağım.</em></p><p><br></p><p><br></p><p>Tüm örtüler elinde yığın olmuştu. Başını kaldırdın. Bana bakıyordun. Kırığımın ardında gördüğün sendin.</p><p><br></p><p>Gonca SAYGIN</p>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2025-04-05 19:35:13 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mulugtekin2/i31qzv5nivwyso3v/wish/3397047872</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Geçmişten Şükran </title>
         <author>farukoruc</author>
         <link>https://padlet.com/mulugtekin2/i31qzv5nivwyso3v/wish/3397597170</link>
         <description><![CDATA[<p>Nakliyeciler işlerini bitirip gitti. Sırada kolilerin açılıp içindekilerin tek tek yerleştirilmesi var. Yeni bir eve taşınanlar ancak o zaman yeni yuvalarına yerleşmiş sayılır. &nbsp;Bir taşınmanın en zor yanı bu. Ne evin bulunması ne nakliyeci aranması. Şükran, en zor aşamadaydı. Önce mutfak kolilerini açmış, tabak çanak ne varsa dikkatlice raflara dizmişti. Kocasının yardımını reddetmişti. Sakardı çünkü. Gözünden sakındığı bardaklarından, tabaklarından birinin kırılması takımın bozulması anlamına geleceği endişesi yüzünden bu yükün altına kendi girmişti. Tam bir gününe mal olmuştu ama olsun. Taşınma zayiatı yaşamadan mutfaktaki işi bitirmişti.</p><p><br/></p><p>Çocuklarının uyumasını fırsat bilen kocası çalışma odasına geçip kitapları yerleştirmeye başlamışken Şükran içeri girdi:</p><p><br/></p><p>“Rıfat, bitirebildin mi ?”</p><p>“Ne mümkün! Ne çok kitap varmış, kitaplıktayken belli olmuyor.”</p><p>“Yeni kitap almayacağım bir süre.”</p><p>“İyi edersin. Nakliyeci, hepsini okudun mu abi bunların diye sordu bana.”</p><p>“Tam adamına sormuş, okudum deseydin.”</p><p><br/></p><p>Odanın ampulü göz kırptı. Odada nur topu bir sessizlik doğdu. Rıfat, elindeki kitabı rafa koyup la havle dedi, yatmaya gitti. Şükran, ayağının dibindeki kolinin açık ağzından gözüne çarpan kırmızı cildi eline aldı. Varlığını unuttuğu lise yıllığıydı bu. Kitapları Rıfat kolilediği için yıllığı görmemişti. Sevinçle içini açınca kendi sınıfının olduğu bölüme göz attı. Kendisi için neler yazıldığını okurken kendi kendine mırıldandı:</p><p><br/></p><p>“ Maviş, senin gibi neşeli insan pek kalmadı, neslin tükeniyor.” Ah be Neslihan, neredesin acaba şimdi? &nbsp;</p><p><br/></p><p>“Şu bet sesin başımıza bir gün bela açacak.” Muhteşem üçlü acaba dağıldı mı?</p><p><br/></p><p>“İğrenç esprilerin tekeli! Mutluluk, yakanı bırakmasın.” Pelin, kızım, sövdün mü, övdün mü belli değil. &nbsp;</p><p><br/></p><p>Arka sayfayı çevirirken yere bir zarf düştü. Üstünde “2025’e Sevgilerle…” yazıyordu. Tarih öğretmeni, ödev vermişti. Yirmi bir sene sonraki kendilerine mektup yazıp sesleneceklerdi. Tüm 11-TMC öğrencileri yazmıştı. Hatırladı. Ne yazdığını unutmuştu. On yedi yaşındaki Şükran, otuz sekiz yaşına neler anlatmıştı acaba?</p><p><br/></p><p><em>Mektuba nasıl başlayacağımı bilemedim. Abla desem insan kendisine abla der mi? Demez. Ben desem tuhaf. İnsan kendine nasıl seslenir? Neyse. Adımla sesleneyim. Merhaba otuz sekizlik Şükran,</em></p><p><br/></p><p><em>On yedi yaşındaki halinim ben. Lise sondayım. Seni çok merak ediyorum. Acaba bu mektubu nerede okuyorsun şu an?</em></p><p><br/></p><p>Çalışma odasındaki oturma koltuğunda.</p><p><br/></p><p><em>Sınıfın en çalışkanlarındanım, övünmek gibi olsun. Ankara Hukuk’tan mezun oldun değil mi?</em></p><p><br/></p><p>Olamadım Şükran. Daha birinci sınıfta gönlümü kaptırıp üçüncü sınıfta evlilik hayali kurduğum Serhat, trafik kazasında ölünce okulu bıraktım. İçimdeki çalışkan kız o kaza sonucu öldü.</p><p><br/></p><p><em>Acaba kiminle evlisin? Bir yıldır flörtleştiğim(iz) çocukla mı?</em></p><p><br/></p><p>Liseden mezun olduktan sonra Osman’la bir daha görüşmedik. Serhat’tan sonra iki yıl kendime gelemedim. Arkadaşımın tanıştırdığı Rıfat’la evlendim. Âşık değildim ama seviyordum. Geçmiş zamanda. Şimdi çocuklar var, sevgi yok. Onlar için devam ettiriyoruz evliliği.&nbsp;</p><p><br/></p><p><em>Çocuğun oldu mu? Mutlu musun?</em></p><p><br/></p><p>İki çocuğum var; biri beş, öbürü dokuz yaşında. Ellerinden öperler ablası. Mutlu muyum? Çocuklarımla evet.</p><p><br/></p><p><em>Evdekilerden gizli şiir yazıyorum, hatırlıyorsun. Şiirlerim geniş kitlelerce beğenilip imza günlerinde kuyruklar oluşuyordur, eminim.</em></p><p><br/></p><p>Tabii, yığınla şiirim yani şiirimiz var. İmza günüm maalesef yok ama olsaydı kesin kuyruklar oluşurdu. Yayınevleri şiirlerimizi beğenip basmaya değer görselerdi eğer. Onlar beğenmeyince ben de kendi beğenime göre yazmaya devam ediyorum.</p><p><br/></p><p><em>Bak ablacığım, başına ne gelirse gelsin gülmeyi ihmal etme. Şunu yazayım, susayım: Bunca yıl sonrasında iktidar herhalde değişmiştir.</em></p><p><br/></p><p>Şükran kahkaha atarak zarfı kapadı. Neyse ki kimse kahkahasına uyanmadı. Ampulü kapadı. Mektubu yırttı.</p>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2025-04-06 18:08:43 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mulugtekin2/i31qzv5nivwyso3v/wish/3397597170</guid>
      </item>
      <item>
         <title>AYRIK OTU</title>
         <author>eceercikti</author>
         <link>https://padlet.com/mulugtekin2/i31qzv5nivwyso3v/wish/3400382391</link>
         <description><![CDATA[<p>Annem beni bir başka severdi. Kendimi övmek için söylemiyorum bunu. Şahane bir insan değilim. Ama annemin bana bakışlarıyla kardeşlerime bakışlarının farklı olduğu herkesin malumuydu. Kıyamazdı. Sarıp sarmalardı. Her şeyden korurdu, bir tek babamdan koruyamazdı.</p><p><br/></p><p>Babam her bulduğu fırsatta döver, küçük düşürürdü. Neden abilerime, kız kardeşlerime değil de bana böyleydi? Babam öldüğünde öğrendim.</p><p><br/></p><p>Yatılı liseyi kazandığımda evden ayrılmış, bir daha dönmemiştim. Sadece okulun masrafları ve benim o ay kullanabileceğim kadar para gönderilirdi. Üniversite de bittiğinde para gönderimi kesildi “başının çaresine bak” dendi. Koskoca şirkette abimlere verilen pozisyonlar bana verilmedi. “Sen kendi işini kendin bul” dendi. Evden ayrıldıktan sonra abilerimin de tavırları babama benzedi. İçten içe üzülüyordum ama yoluma bakmam gerekiyordu.</p><p><br/></p><p>Bir şirkette işe başladım. Yaklaşık beş yılın sonunda Leyla’yla tanıştım. Ailemden uzakta bir düzenim vardı, şimdi Leyla’yla birlikte yuva kuracaktık. Durumu anlattığımda sadece annem kız istemeye gelmişti. Babam hasta olduğu için seyahati kaldıramazdı, abilerim işlerinin başında olmalıydı, annem bir sürü bahane sıraladı.</p><p><br/></p><p>Düğün yapmadık. Bir nikah, arkadaşlar arasında küçük bir eğlence ile evlendik. “Düğüne harcayacağımız parayla gezeriz” demişti Leyla. Evlendikten sonra işlerimiz rast gitti, para biriktirdik. Kızlar doğana kadar her sene farklı ülkeleri gezdik. Çekirdek ailemin içinde huzurluydum.</p><p><br/></p><p>İlk kızımın doğduğu sene annemden haber geldi. Babam ölüm döşeğindeymiş. Allah biliyor, hiç gitmek istemedim. Sanki öğreneceklerimin habercisi gibi içimdeki sıkıntı yol boyu gitmedi. Vardığımda babam çoktan ölmüştü. Cenaze işlemleri falan derken birkaç gün kaldık. Abim “miras açıklansın öyle dön” deyince anladım bunun için çağrıldığımı. Yıllarca hiçbir maddi destek almadığım ailem, miras söz konusu olunca beni de orada istemişlerdi.</p><p><br/></p><p>Bazı olayların kokusunu alırsınız ya, buram buram leş kokuyordu. O saatten sonra mirasta gözüm yoktu, açıklanıp da bana hiçbir şey bırakılmadığını öğrendiğimde şaşırmadım. İçten içe böyle olacağını tahmin etmiştim. Ama neden? Yaramaz bir çocuk değildim, kimseye saygısızlık etmemiştim. Düzgün bir insan olmak için çabalıyordum. Neden babam beni sevmemişti?</p><p><br/></p><p>Son ziyaretim olduğunun farkındaydım. Tüm sorularımın yanıtlarını almalıydım. Annem yanına oturduğumda ağlıyordu. Bana ağladığını biliyordum. “Neden?” dedim. Artık anlatması gerekiyordu.</p><p><br/></p><p>İkinci abimin doğumundan sonra bir gün annem babamı hizmetçi kızlardan biriyle basmış. Bunu kendine yediremeyip abilerimi alıp kasabadan kaçmış. Büyükşehirde bir tanıdık ona yardım etmiş, yaklaşık iki yıl orada çalışmış düzen kurmuş. Sonra genç bir adamla âşık olmuşlar. Tanıdık vasıtasıyla annemden haber alan babam, duruma sinirlenip şehre gelmiş. Sanıyormuş ki annem burada zorluk çeker evine döner. Başkasına âşık olması bardağı taşırmış. Apar topar her şeyi yakıp yıkıp annemi kasabaya geri getirmiş. Âşık olduğu adamı nasıl tehdit ettiği muallak, adam annemi bir daha hiç aramamış. Döndüklerinde annem hamile olduğunu öğrenmiş. Babam, yani artık öğrendiğimiz üzere babam olmayan adam, “bebeği öldürecek halimiz yok” demiş. Velhasıl dünyaya böyle gelmişim. Babam yine de bu durumu çok içine sindirememiş olacak ki, annemin âşığından çıkaramadığı tüm hırsı yıllarca benden çıkarmış.</p><p><br/></p><p>O gün fark ettim ki, geçmişin yükünü yıllarca bilmeden taşımış olmanın ağırlığı artık üstümden kalkmıştı. Kendimi kimseye borçlu hissetmeden özgür hissetmeye başlamıştım. Leyla’yı ve kızımı alıp evimize geri döndük.</p><p><br/></p><p>Şimdi, on yıl sonra tekrar bu kasabadayım. Annemle vedalaşıp onu defnetmek için. Defterin son sayfası da kapandı. Ait olmadığım bu kasaba tamamen geride kaldı. Biyolojik babam kim, öğrenemedim. Bazı hesaplar da eksik kaldı.</p><p><br/></p><p>-ECE-</p>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2025-04-08 08:13:43 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mulugtekin2/i31qzv5nivwyso3v/wish/3400382391</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Naftalin</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/mulugtekin2/i31qzv5nivwyso3v/wish/3400555284</link>
         <description><![CDATA[<p>Saate baktı Leyla, on kırk. On buçukta, anlaştıkları saaten yarım saat önce geldiği kafede elindeki menüye kimbilir kaçıncı kere göz atıp, bir türlü okuduğunu anlamayınca listeye bakmaktan vazgeçip mekanı incelemeye başladı. Bu şehirde yaşamasına rağmen en son ne zaman buraya geldiğini düşündü, hatırlayamadı.</p><p>Esra ona Instagram’dan mesaj göndermişti, iş için yolu buraya düşüyordu “Lütfen Leyla, geçmişin hatırına buluşalım. Her zamanki mekanda olsun mu?” Lisede ne çok gelirlerdi bu kafeye. Zamanında onların ikinci adresi olmuştu. Sonra her ikisi de üniversite için başka şehirlere gidince, Leyla önce tatillerde ve sonrasında temelli memlekete döndüğünde bir iki uğramıştı. Kafe birkaç kere el değiştirmiş, ismi hariç bir iki farkla dekorasyonu, öğrenci atmosferi hep aynı kalmıştı.</p><p>Üniversitedeyken çok tutuyor diye minimum seviyede yaptıkları telefon konuşmaları dışında ilk iki yıl deli gibi mektuplaşmalarının ve ikisi de ikinci sınıftayken birbirlerini gidip ziyaret etmelerini saymazsa üniversitenin ucuncu sinifindayken memleketten gelen bir haberle tum hayatinin yeniden alt ust oldugunu ve okul biter bitmez kacmak icin ne mucadeleler verdigi yere geri donmek zorunda oldugunu Esra’ya soyleme cesareti bulamadigindan irtibatini kesmisti. Belki de onun agir bir tepki vermesinden korktu. Ne de olsa Esra Leyla’dan daha cok caba sarfetmisti Leyla oradan kurtulsun diye. Ona cocuklugunu, gencligini zindan eden baba musveddesi yapacagini yapmis onu annesinin hayati ile tehdit edince mecburen okul biter bitmez eve donmus maasini eline saymisti. Hos annesini de, kardeslerini cehennemden kurtarmisti ama yine kendini o sehirden kurtaramamisti.</p><p>Arkadaşlıkları, ilkokul üçteyken Esra'nın babasının memuriyeti sebebiyle tayin edildiği bu taşrada aynı sırayı paylaşmalarıyla başlamıştı. Herkes bir anda herkesin gözdesi olan bi kizla arkadaş olmayı istemişti. Üstelik bir türlü çalmayı beceremedikleri fülütü de ne güzel çalıyordu.</p><p>Oysa Leyla da çok istemişti Esra’yla arkadaş olmayı, bir türlü cesaret bulup da konuşamadığından onu görmezden geliyormuş gibi davranınca Esra arkadaş olmak için ilk adımı atmıştı. Böylece üniversiteye kadar yaşayacakları kimi masum en onemlisi de onun hayatını köklü değiştirecek maceralarda hep ilk adımı atan Esra olacaktı.</p><p>Onlar universitede iken Esra’nın babasının memuriyeti dolup tasindiginda kisisel tarihinde bir devrin bittigini biliyordu. Teknoloji ilerleyip önce cep telefonu, sonra ınternet derken Esra bir şekilde onu bulup ulaşmaya çalışmıştı ama o, dostunun bu çabalarını onu çok özlese de karşılıksız bırakmıştı. Sadece İstagram'dan birbirlerini takip edip, ara ara paylaşımlarını beğenmek dışında yirmi beş yıldır ne görüşmüş, ne de konuşmuşlardı.</p><p>Çapraz masasında outran genç kızla göz göze gelince bakışlarını kaçırıp elini telonuna attı, saate baktı. On elli. İlkokul ve sonrasında geçen bütün yıllarının on dakilaklık bir film şeridine sığmasına şaşırdı.</p><p>Korkuyordu, tedirgindi, heyecanlıydı. Dakikalar geçtikçe kalp atışlarının daha da hızlanmasına engel olamıyordu. Ne söyleyecekti, kendisini nasıl açıklayacaktı. Geri dondugumu sana soylemeye korktum,doğduğum yere dönüp, doyduğum yer oldu mu diyecekti. Bağlarımı kopardığım sen değildin, kendimdin dese anlar mıydı?</p><p>Midesi bulandı. İlk karşılaştıkları anda sima olarak birbirlerini tanıyacaklarına emindi, güncel konular için ne konuşabileceklerini biliyordu. Ne de olsa herkesin hayatı mutluluk yarıştırırcasına fitlrelenmiş şaşaalı fotoğraflarla Instagram’da çarşaf gibi seriliydi. Seriliydi de ya bol nostalji, keskin naftalın kokan çocukluklarını, ergenliklerini sandıktan çıkartıp çarşaf gibi havalandırabilecekler miydi? Kafasını kaldırdı açılan kapıdan içeri gireni görünce hadi bakalım başlasın ve bitsin bu hesaplaşma dercesine tuttuğu nefesini bıraktı ve ayağa kalktı.</p>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2025-04-08 10:45:58 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mulugtekin2/i31qzv5nivwyso3v/wish/3400555284</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author>aysegulcinafacan</author>
         <link>https://padlet.com/mulugtekin2/i31qzv5nivwyso3v/wish/3402932893</link>
         <description><![CDATA[<p>KADER&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; GÜLÇİN V.2</p><p>Her şey Kader yüzündendi. Bu kadar güzel olmasaydı, ela gözleriyle kaküllerinin altından bana öyle bakmasaydı. Onu her gördüğümde elim ayağıma dolanmasaydı. Daha akıllı olup okulu bitirseydim, parkın içindeki kahveye garson olmasaydım.&nbsp; Günlerce aylarca bardak yıkamasaydım, ellerim kıpkırmızı ve şiş olmasaydı.&nbsp; Onu bir gün parkta o marsık oğlanla görmeseydim. Gözümün önünden salına salına geçmeselerdi. Geçerken bir de gülmeselerdi. Marsık oğlanın sadece erkeklerin anlayacağı şekilde kabardığını fark etmeseydim. Yumruklarımı sıkarken şef görmeseydi. Peşinden&nbsp; iki bardak kırmasaydım da haftalığımdan kesilmeseydi. Marsık oğlanın peşine düşmeseydim. Gecenin bir vakti onu bulup tenhaya çekmeseydim. Gözünün üstüne bir yumruk çakmasaydım. “Biz kuzeniz oğlum, ne sandın?” demeseydi.&nbsp; Aramızı yapacağını söylemeseydi. Buna sevinip yaralarının pansumanı için nöbetçi eczane aramasaydım.&nbsp; Bundan sonra her sabah mutlulukla uyanmasaydım. Sonra onunla nişanlanacağını ölseydim de duymasaydım.</p><p>Hepsi tam tamına böyle oldu. Nişan bu gece. Eski yüzlü mahallemizin kapısı görkemli, merdivenle inilen kıytırık düğün salonunda. Komparsita, limonata, kuru pasta. Önce nişanı basayım diye düşündüm. Şöyle afilli bir giriş, tam yüzükler takılırken “Hayır, olamaz!” filan demek fazla artistik geldi. Belki “Seni ben daha çok seviyorum Kader!” diye de bağırabilirdim. Kesin yaka paça dışarı atılırdım. Kader’i marsık oğlanın ona vereceği karanlık günlerden kurtaracak daha sağlam bir plan kurmam lazımdı.</p><p>En iyisi davetlilerin arasına karışıp delikanlıların olduğu bölümde durmaktı. Cebimde küçük bir votka götürmeye karar verdim. Kim bilir, ortak arkadaşlardan kendi tarafıma çekeceğim birileri çıkardı. Derdim en çok kimleydi karar veremiyordum. Hiçbir şeyden haberi olmadığını düşündüğüm Kader’le mi, yoksa bana yalan söyleyen oğlanla mı? Kader’i alıp çıkmak mı daha iyi olurdu, oğlanı dövmek veya ortadan kaldırmak mı? Hala karar veremiyordum, duruma göre ne yapacağımı düşünürdüm. Bir yalnız kovboy mutlaka doğrusunu yapardı.&nbsp; Tuhaf olan benim yalnız oluşum ama kovboy olmayışımdı.</p><p>Dizleri ve dirsekleri parlamış, kolları ve paçaları kısalmış tek koyu renk takımımı giydim. Neyse ki gömleğim sakız gibi beyazdı. Kravat takmadım. İç cebime votka şişesini, bir cebime emektar çakımı koydum, salona gittim. Delikanlıların olduğu yere yöneldim. Mahalleden birkaç genç vardı, aralarından bir tek Recai’yi tanıyordum. &nbsp;Onun yanına gittim, kaskatı durdum yanında.</p><p>Keşke onları beraber mutlu gibi görmeseydim. Taş kesilip kenarda kalakalmasaydım. Tebrik sırasına girmeseydim. Cebimdeki çakıyı çıkardığımı biri görseydi. Yüzünde kara güller açan oğlana saplamasaydım. Hadi sapladım, tutup çevirmeseydim içinde. Önüme dizleri üstünde yığılırken koca gözleriyle bana bakmasaydı. Birileri beni arkaya çekiştirirken gördüğüm en güzel kız üstüne kapanmasaydı. Mor elbisesinin etekleri kana bulanmasaydı. Keşke onunla konuşacak cesaretim olsaydı. Her şey kader yüzündendi.</p>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2025-04-09 16:36:10 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mulugtekin2/i31qzv5nivwyso3v/wish/3402932893</guid>
      </item>
   </channel>
</rss>
