<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0">
   <channel>
      <title>My delightful wall by Serra Su Yıldız</title>
      <link>https://padlet.com/seyildiz22/gj0vgx0iqsoiz8yh</link>
      <description>Made with mirth</description>
      <language>en-us</language>
      <pubDate>2020-04-21 07:32:41 UTC</pubDate>
      <lastBuildDate>2020-04-24 11:04:20 UTC</lastBuildDate>
      <webMaster>hello@padlet.com</webMaster>
      <image>
         <url></url>
      </image>
      <item>
         <title>Ayşen Gruda ile kısa bir röportaj</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/seyildiz22/gj0vgx0iqsoiz8yh/wish/519487033</link>
         <description><![CDATA[<div>Günaydınlar Ayşen Hanım bu kadar başarılı bir oyuncu olmanızı neye borçlusunuz?<br>-Tabiki herkesin de dediği gibi ilk olarak aileme, annem oyuncuydu. Çocukluğum onun gölge oyunlarını izlemekle geçti, bir gün Ermeni komşumuzun taklidini yapıyordum ve yeteneğimi ilk orada keşfetmiştik. Fakat eğitimim çok uzun sürmedi, canım babamı kaybettiğimizde eğitimime devam edemedim. Aslında avukat olmak en büyük hayalimdi, oyuncu olmak aklımdan bile geçmezdi ama ne zaman evde geçim sıkıntısı başladı, tiyatroya hayatını adamış olan ablamın yolundan gittim. Küçük kardeşim e de bakmak zorunda olduğumuzdan çok erken bu hayata atıldım belki de beni bu kadar tecrübeli yapan da budur...<br>Ayşen Hanım, siz domates güzeli olarak anılırdınız özel bir sebebi var mı? <br>- Evet vardı, 1977’ de bir skeç vardı televizyonda yayınlanırdı, orada “Domates Güzeli Nahide Şerbet” karakterini canlandırırdım, sizlerin en çok hoşuna giden skecimdi ve işte ondan sonra adım “Domates Güzeli” oldu.<br>Eski eşiniz Yılmaz Bey ile nasıl tanıştınız?<br>- Daha başlardaydım bu hayatımda, turnelerin birinde Ankara’ya gitmiştik, orada tanışmıştık. İlk bakışta aşktı ama çok uzun sürmedi. Kızımız Elvan olduktan sonra boşanmaya karar verdik ve boşandık ama ben hala onun soyadını kullanmaya devam ettim...<br>O zaman son sorum geliyor Domates Güzeli Hanım, bir mucize olsa ve gençliğinize dönseniz, neyi değiştirmek isterdiniz?<br>- En güzel soru işte bu soru... Bi anda kanser olduğumu öğrenmiştim, hazırlıksız yakalandım kısacası. Daha çok oyun oynamak isterdim, daha çok yorulmak, daha çok sevilmek ve en önemlisi daha çok sevmek isterdim...<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-21 07:56:55 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/seyildiz22/gj0vgx0iqsoiz8yh/wish/519487033</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Yıldız KENTER</title>
         <author>seyildiz22</author>
         <link>https://padlet.com/seyildiz22/gj0vgx0iqsoiz8yh/wish/522280586</link>
         <description><![CDATA[<div>Yıldız Kenter 11 Ekim 1928 tarihinde İstanbul’da doğdu. Asıl adı Ayşe Yıldız’dır. Annesi İngiliz Olga Cynthia (Turkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını aldıktan sonra adı Nadide Kenter olarak değişmiştir) ve babası Türk diplomatı Ahmet Naci Kenter’dir. Ankara Devlet Konservatuarı Yüksek Bölümünü sınıf atlayarak bitirdi. On bir yıl Ankara Devlet Tiyatrosunda çalıştı. "Rockefeller" bursu kazanarak, American Theatre Wing, Neighbourhood Play House ve Actor’s Studio’da oyunculuk ve oyunculuk öğretiminde yeni teknikler üzerine çalışmalar yaptı. Ankara Devlet Konservatuvarı’na hoca olarak atandı.</div><div>1959’da Devlet Tiyatrosu’ndan ayrıldı.<br><br>100’ün üstünde oyun oynadı. 100’e yakın oyun sergiledi. Shakespeare, Çehov, Brecht, Inoesco, Pinter, Albee, Tennessee Williams, Alan Ayckbourn, Arthur Miller, Brian Freil, Neil Simon, Athol Fugard, Sergey Kokovkin gibi pek çok yazarların yanı sıra Melih Cevdet Anday, Necati Cumalı, Güner Sümer, Adalet Ağaoğlu, Zeki Özturanlı, Güngör Dilmen, Muzaffer İzgü gibi pek çok Türk yazarının oyunlarını da sahneye koydu, oynadı.</div><div><br>Röportajı<br><strong>Anatoli Vassiliev 2016 Dünya Tiyatro Günü Bildirisi’nde “Niçin ihtiyacımız var tiyatroya?” diye soruyor. Bu sorunun cevabını herkes bir de sizden duysun istiyorum...</strong><br><br>Tiyatro, insanın kafasını açmak için gerekli. İnsana dünyayı göstermek, değişik insanları anlatmak, onların ne  düşündüklerini, ne hissettiklerini, nasıl davrandıklarını göstermek için gerekli. Tiyatro insanı insana yaklaştırır. En çok da insana insanı sevdirmek için gereklidir.<br><br><strong>Geleceğin tiyatrocularına nasıl seslenmek istersiniz?</strong><br><br>“Aşk” diye! Yaptıkları işi sevsinler. Bir insan işini aşkla yapıyorsa başarısız olmasının imkânı yok. Tabii işini sadece gösteriş için yapanlar da çok! n Ünlü ile sanatçı kavramları da karıştı. Ne iş yaptıklarını kendileri bile bilmeyen ama tüm Türkiye’nin tanıdığı birçok ünlü var... Rezillik yaparak da ünlü olunabiliyor.<br><br><strong>Anneniz tepki vermiş oyuncu olmanıza. Siz direnmişsiniz ve babanız gizlice kaydettirmiş sizi konservatuvara...</strong><br><br>Kimbilir neden bu kadar çok istedim, bilinçli değildi ama benimkisi çocuklukta başlayan bir aşktı. Babam çok entelektüel bir adamdı. Annem de sanata bulaşık bir kadındı. O dönemde konservatuvarda kızlı erkekli yatılı kalınırdı. Annem konservatuvarda okuyan kızlara o...pu dendiğini duymuş. Ablam da konservatuvara gitmek istiyordu. Annem “Ben kızlarıma o...pu dedirtmem” demişti.<br><br><br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-22 08:14:22 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/seyildiz22/gj0vgx0iqsoiz8yh/wish/522280586</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Ayla Algan</title>
         <author>zeakkoseoglu22</author>
         <link>https://padlet.com/seyildiz22/gj0vgx0iqsoiz8yh/wish/525548260</link>
         <description><![CDATA[<div>Usta tiyatro ve sinema oyuncusu Ayla Algan, 19 Eylül’de başlayacak olan 23. Uluslararası Adana Film Festivali’nde onur ödülüne değer görüldü. Kendisinin çok temiz kalpli bir insan olduğunu biliyorduk, fakat “Misal olmak istemem. Tiyatroyla çaktırmadan ders vermek istiyorum seyirciye. Dedim ya Aristotelian tiyatro ders verir diye. Aç kalırım kötü rol oynamam, kötü karakter oynamam” diyerek bizi bile şaşırttı Algan. Ünlü sanatçımız hem gerçek hayatta hem sahnede iyiliğini koruyor, kötüye her türlü sırt çeviriyor. Bizi evinde ağırlıyor ve Algan Hanım'ın ikramlarını yerken sorulara geçiyoruz.<br><br><strong>Adana Film Festivali’nde bu yıl onur ödülüne değer görüldünüz. Bu size neler hissettirdi? </strong></div><div>Adana Film Festivali her yıl kalitesini artırıyor. Festivalleri şöyle görüyorum; birkaç sene çok güzel bir festival yaparsın ama arkası gelmezse ona festival demem. Adana gittikçe iyiye gidiyor. Çıtayı sanatsal anlamda yükseltiyor. Onur ödülüne değer görüldüğüm için çok mutluyum. <br><br><br>Ayla Algan, Shakespeare'ın ünlü "Hamlet" oyununu sahnelendirmiş önemli bir değerimiz. Bu nedenle kendisine bu tecrübesi ile ilgili sorular sormayı da ihmal etmedik.<br><br><strong>Hamlet’i canlandıran sayılı kadın oyunculardan birisiniz hem de Muhsin Ertuğrul rejisiyle.<br></strong>O zaman Rumeli Hisarı’nda keçiler dolanıyordu. Şimdi cami yaptılar ama o sıralar keçiler bokluyordu orayı. Muhsin Ertuğrul 60’larda orayı kurtardı bu durumdan. O sırada biz Hamlet’i oynarken, “Hamlet’le Ophelia öpüşüyor. Orası cami avlusu bu yapılır mı” diye bize tepki gösterdiler. Halbuki Ophelia hiçbir zaman Hamlet’le öpüşmez. Uyduruyorlar. Muhsin Hoca da “Hamlet ve Ophelia hiçbir zaman öpüşmez, gözlük camlarınızı silin, numaralarını değiştirin” diyordu.<br><br></div><div><br><br><br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-23 12:03:58 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/seyildiz22/gj0vgx0iqsoiz8yh/wish/525548260</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Gülriz Sururi</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/seyildiz22/gj0vgx0iqsoiz8yh/wish/527569999</link>
         <description><![CDATA[<div>İsmail Kahraman’ın talimatıyla sahneye çıkmasının engellenmesini 100 replikle Kenter Tiyatrosu’nda protesto etti. Sahneye davet edilen Gülriz Sururi, Giorgio Strehler tarafından kaleme alınan “Intermezzo”  metnini okudu.<br><br></div><div>“Benim mesleğim başkalarına hikayeler anlatmak. Bu hikayeleri ille de anlatmalıyım. Anlatmadan yapamam. Birilerinin hikayelerini diğerlerine anlatırım. Bazen de kendi hikayelerimi, kendi kendime ya da başkalarına anlatırım. Bu hikayeleri insanların da bulunduğu ahşap bir sahne üzerinde bir takım eşyaların ve ışıkların onasında anlatırım. Ahşap bir sahne olmasaydı, yerde, herhangi bir meydanda, bir sokak köşesinde, ya da bir balkondan, bir pencerenin arkasından anlatırdım. Yanımda insanlar olmasaydı, tahta parçalarıyla, kumaş parçalarıyla, kesilmiş kağıtla, tenekeyle, ya da dünyanın bana sunduğu herhangi bir şeyle anlatırdım. Şayet hiçbir şey olmasaydı, yüksek sesle konuşarak anlatırdım. Sesim olmasaydı, ellerimle, parmaklarımla konuşurdum. Ellerim, parmaklarım olmasaydı, vücudumun geri kalan bölümleriyle anlatırdım. Sessiz anlatırdım, kıpırdamadan anlatırdım, bir ramp ışığının önündeki ekrana bağlı ipleri çekerek anlatırdım. Ne yapar ne eder anlatırdım, çünkü benim için önemli olan bir şeyleri birilerine anlatmak, beni dinleyenlere. Bundan ötesinin hiçbir anlam ifade etmediğini anlamıyor musunuz? Anlamıyor musunuz ki içinizdeki şeyleri başkalarına anlatmak için seçilen yol sadece bir araç, sadece bir nesne, bir bahane. Bir de gelip bana tiyatrodan, sinemadan, daha birçok şeyden söz ediyorsunuz! Bir meydanın ortasında yerden yirmi metre yüksekte bir ipin üzerinde sandalyeye oturmuş bir adam bile orada, yukarıda, iskemlesiyle tek başına neler yapabileceğini anlatabilir. Var olduğunu, dengesini koruduğunu, düşebileceğini ama düşmediğini, korktuğunu ama korkusunu göstermediğini ve daha neler, neler anlatabilir. Bütün bunları anlamıyor musunuz? O zaman siz zaten hiçbir zaman, hiçbir şey anlamadınız. Ama, artık benim için önemli olan anlaşılmak değil. Beni dinleyin yeter.” <br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-24 06:59:00 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/seyildiz22/gj0vgx0iqsoiz8yh/wish/527569999</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/seyildiz22/gj0vgx0iqsoiz8yh/wish/528051914</link>
         <description><![CDATA[<div>YEŞİLÇAM’IN HAFİZE ANASINA VEDA EDİŞİMİZİN 23.YILI…</div><div><br></div><div>Hababam Sınıfı’nda hepimizin Hafize Ana olarak tanıdığı ve Türk sinemasının annesi Adile Naşit’in adı Adela Özcan aslında. Bir dönemin çocuklarını “Uykudan Önce” masalları ile büyütmüş olan Adile Naşit iki oyuncunun kızıydı. 17 Haziran 1930’da doğdu. Dedesi kemancı, anneannesi de kantocu olunca Adile Naşit kariyerini doğuştan seçti demek yanlış olmaz. Sanatçı bir ailede büyüyen küçük kız, 14 yaşında babası ölünce okulu bırakmak zorunda kaldı ve İstanbul Şehir Tiyatroları Çocuk Tiyatrosuna girdi. Halide Pişkin Tiyatro Grubu ile ilk kez ‘’her şeyden biraz’’ oyuncularından biri olarak çıktı sahneye. Oynadığı ilk oyundaki performansıyla İstanbul turnesine çıkan Adile, sonra da Muammer Karaca Tiyatrosuna girdi. 1948’de, Adile artık 18 yaşına gelmişken, Aziz Basmacı ve Vahi Öz ile birlikte kurdukları bir tiyatro grubu ile turnelere çıkmaya başladılar. Adile artık profesyonelleşiyor ve de ünü artıyordu. 1954’te Muammer Karaca Tiyatrosuna döndü ve 6 yıl daha burada kaldı.1947’de “Yara” filmiyle sinemaya adımını attı. 1948’deki “Lüküs Hayat” ise Adile için bir dönüm noktasıydı. 1950 yılında, Ziya Keskiner ile evlendi. Bu birbirini seven ve mutlu çiftin iki yıl sonra bir oğulları oldu: Ahmet. Ahmet’in 8 yaşındayken kalbinin delik olduğunun öğrenilmesiyle aile büyük bir üzüntü yaşadı. Uzun yıllar okula gidemeyen Ahmet’in ameliyat olup iyileşmesi gerekiyordu ve sanat camiasında çok sevilen Adile’nin 100.000 TL bulabilmesi için dostları seferber oldular. İstanbul Tiyatroları bir gecelik gelirini bağışladı. Üstüne bir de ‘’Gece Yarısı Tiyatrosu’’ düzenlendi. 1966’da bir oyun öncesi oğlunun ölüm haberini aldı ancak gözyaşlarını içine akıtarak sahneye çıktı ve her zamanki enerjisiyle performansını sergiledi. Kendini tiyatro ve sinemaya adadı. Müzikallerde de yer alıyordu aynı zamanda. 1970’li yıllarda sinemada daha çok yer almaya başladı. 1976’da ‘’İşte Hayat’’ ile Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Kadın Oyuncu Ödülü”nü aldı. Hababam Sınıfı’nda Hafize Ana olarak herkesin kalbinde yer edindi ve Münir Özkul ile başrolleri paylaştığı filmlerindeki anne karakteriyle daha da ünlendi. 1980’de TRT’de “Uykudan Önce”de yer aldı ve 1985’te “Yılın Annesi” seçildi. Temmuz 1982’de kaybettiği biricik oğlunun babası, sevgili eşi Ziya Keskiner öldü. Bu ölümün ardından 16 Eylül 1983’te Adile Naşit, Cemal İnce ile gizlice evlendi. Özel hayatını her zaman saygılı ve gizli yaşadı. Adile Naşit, bağırsak kanseri sebebiyle 11 Aralık 1987’de hayatını kaybetti ancak o hep kalbimizde.</div><div><br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-24 11:04:20 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/seyildiz22/gj0vgx0iqsoiz8yh/wish/528051914</guid>
      </item>
   </channel>
</rss>
