<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0">
   <channel>
      <title>TLL101 by MELİKE SILA ACAR</title>
      <link>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc</link>
      <description>Mutlu tesadüf ile yapıldı</description>
      <language>en-us</language>
      <pubDate>2020-10-16 09:33:09 UTC</pubDate>
      <lastBuildDate>2025-09-30 08:00:40 UTC</lastBuildDate>
      <webMaster>hello@padlet.com</webMaster>
      <image>
         <url></url>
      </image>
      <item>
         <title>Burjuva kimdir?Edebiyata ve sanata nasıl katkıları olmuştur?</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836019925</link>
         <description><![CDATA[<div>Burjuva(Bourgeoisie) kelimesinin kökünü  oluşturan Bourgeois "şehirde yaşayan" anlamına gelmekterdir. Burjuva ticaretle zenginleşmiş şehirlilere verilen isimdir. Kendileri soylu ya da köylü/işçi sayılmazlar, ancak kültürel aidiyet açısından soylular sınıfına dahil edilmeyi isterler. Avrupa burjuvazisi, sanat ve edebiyatın gelişimi için büyük destek sunmuştur.Ancak bunlar bireysel destek ve ilginin ötesinde örgütlenmeler ile olmuştur. Bizim ülkemizde ise kimlerin burjuva olarak nitelendirileceği tartışma konusudur. Modern zamanlar için burjuva örgütlenmesine  TÜSİAD'ı , burjuva ailesine ise Sabancı veya Koç'u örnek verebiliriz. <br>zelal</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-10-16 15:48:00 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836019925</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Şule Hilal Karakuş Bir ideolojinin temellerini toplumdan almış olması neden bu kadar önemli? Toplumsal tabana oturtulmamış her girişim başarısızlıkla mı sonuçlanır?</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836020871</link>
         <description><![CDATA[<div>"Türkiye gibi yüzyıllar boyu İslam ideolojisinin egemen olduğu bir ülkede bu ideolojiden uzaklaşmak, toplumun hayatında yerleşmiş değerlerden, geleneklerden, yaşayış bi­çimlerinden uzaklaşmak demektir. " <br>"Batılılaşma, temelde yatan bu ideolojik bütünlüğü bozmak, pratiğine yansıyan cemaat hayatını sarsmak sure­ tiyle, toplumun üst ve alt tabakaları arasındaki kopukluğu daha da derinleştirdi." p.22-23<br><br>Temeli toplumdan almamış olan bir ideoloji kendi varlığını sadece güç kullanarak koruyabilir. Normalleşme süreci oluşana kadar halk ve yönetim arasında sürekli mücadele olur. Bu mücadele sonucunda ise ekonomik ve kültürel kayıplar kaçınılmazdır. Girişimlerin başarılı olup olmadığı ise sorgulanabilir. Eğer amaç belirli bir değer yargısının aşılanmasından ibaretse bnda başarılı olunabilir. Kolektif gelişime ise yarardan çok zararı olacağını düşünüyorum. <br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-10-16 15:48:15 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836020871</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Fatma Çetin-Roman ve Uygarlık İlişkisi</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836022757</link>
         <description><![CDATA[<div>Uygarlık normalde bir medeniyetin ilmi, kültürel, ekonomik, siyasi, toplumsal... her yönden terakki gösterip bu terakkiyi  kendi içinde yeni şeyler üreterek sonraki nesillere aktarma kabiliyeti diyebiliriz. Roman ve edebiyat bağlamında bunu ele alacak olursak, bir yazın türü olarak Roman zaten Batı'da uygar bir hale gelen toplum içinden ortaya çıkmıştı, Roman'ın görevi ise bu uygarlığın sesi olmaktı. Bizimde uygarlaşabilmek gayesi ile romanı taklitle almamız bir tür yama işlemine döndü ki ne yama ne de kendisine yama yapılan parça birbiri cinsinden değildi. Sonuç olarak Roman uygarlığın gelişmesine daha da katkı sunmakla birlikte uygar olmanın bir sebebi değil sonucudur. Bu yüzden bizim önce kendi medeniyetimizi kendi öz değerlerimizle uygarlık seviyesine ulaştırmamız daha sonra dışa dönerek bize katkı sunacak şeyleri eleyerek almamız gerekirdi.</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-10-16 15:48:44 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836022757</guid>
      </item>
      <item>
         <title>İdeoloji temelleri </title>
         <author>esranuryazar</author>
         <link>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836023030</link>
         <description><![CDATA[<div>Bir ideolojinin temellerini toplumdan almış olması o toplumun belirli bir ideolojiyi sindirme ve kabullenmeye şansının ve zamanının olduğunun bir göstergesidir. Bahsedilen belirli ideoloji toplum tarafından sindirilmemişse, aydınların fikirleri o topluma uzak, yabancı ve karmaşık gelir. Belli bir değişimden geçerek ideoloji ve fikirleri özümseyen toplum bunun üzerine kurulacak fikirleri, yenilikleri ve reformları daha kolay kabullenir, daha çabuk kavrar. Eğer bir ideoloji toplumsal tabana oturtulmadan başka bir yerden almak yoluyla uygulanmaya çalışılırsa maalesef sadece yüksek tabakada kalır, yayılamaz. Buna 2 örnek vermek istiyorum; Çarlık Rusyası ve Osmanlı İmparatorluğu. İki büyük devlet neredeyse eş zamanlı olarak, Rönesans, Hümanizm ve Reform tabanı olmadan Avrupalılaşmaya çalışmış fakat sadece halkla kopuk bir üst sınıfla sonuçlanmıştır. Tabii ki uzun bir zaman periyodunda halk bir şekilde adapte olmaya çalışacaktır fakat bu hep eksik ve hep bir yanlışla devam edecektir. Halk artık ne Rus ne de Avrupalıdır. Bence bu sancılı süreçler doğurur. <br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-10-16 15:48:48 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836023030</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Batı&#39;dan uygarlaşmanın bir gereği olarak aldığımız bu roman türü... (s11) cümlesinden ne anlıyorsunuz? Roman ve uygarlık arasındaki bağlantı nedir?</title>
         <author>selmanuysal</author>
         <link>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836038576</link>
         <description><![CDATA[<div>Uygarlık her ülkenin kendi bünyesinde geliştirdiği kültürel, ilmi, iktisadi, siyasi vs birikimlerin  ve üretimlerinin tümüne denmektedir. Bu gelişme elbette her ülkenin her milletin kendine has bünyeside doğup büyümektedir. Elbette ülkeler arası etkileşimle gelişebilmekte olan birikimlerin ülkelerin uygarlaşmasına büyük katkısı olacaktır. Ancak başka ülkelerin dertleri sıkıntıları temelinde doğup olgunlaşmış bir romanı birebir aynı sebeplerden ve sonuçlardan oluşuyormuşcasına kullanmaya çalışmak ülkenin o zamana kadarki birikimine ters düşecektir. Genetik kodları da uyuşmayacaktır. Batılı ülkelerde romanın var olması da onların uygarlık seviyesindeki tek ve kesin etken olmadığı aşikardır. Cümleyi yanlış buluyorum. Her ülkenin uygarlık serüveni farklıdır. </div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-10-16 15:52:56 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836038576</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Osmanlı toplumunda asker, yönetici ve halkı birbirine yaklaştıran unsur ve toplumdaki yeri nedir?</title>
         <author>gamzekapar</author>
         <link>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836041278</link>
         <description><![CDATA[<div>Osmanlı Devletinde, asker, yöneticiler ve halkın farklı öğretiler ve ayrımlar nedeniyle üç farklı kültüre sahip olduğunu söyleyebilirim. Yöneten ve yönetilen grupların arasındaki ayrımın temel sebebi devleti yönetecek olan kişilerin, çocukluklarından itibaren devlet nezdinde eğitilmesidir. Dolayısıyla konuşulan ve kullanılan dilde dahi farklılıklar vardı. Fakat, bu birbirinden farklı kültürlerin en büyük ortak paydası İslam ideolojisiydi. Sınıflar arasında çeşitlilik olmasına rağmen dinin yeri pratikte hem ulema hem de halk için aynı önemi taşıyordu. Berna Moran'a göre din, Osmanlı yöneticilerini ve halkı bayram, oruç, namaz, iftar gibi konularda bir araya gelmesini sağlıyordu (Moran, 2018 s.13). Buna ek olarak, edebiyat konusunda halk ile yönetici kısım arasında kullanılan dilden kaynaklı bir fark olsa da bazı durumlarda ortak paydada buluşmuşlardır. Özellikle, Leyla ile Mecnun gibi hikayeler halk içerisinde yaygın olarak bilinmesinin yanında Divan edebiyatında da sıklıkla kullanılmıştır. </div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-10-16 15:53:38 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836041278</guid>
      </item>
      <item>
         <title>“Batı’dan, uygarlaşmanın bir gereği olarak aldığımız bu roman türü...”(s.11)  cümlesinden ne anlıyorsunuz? Roman ve  uygarlık arasındaki bağlantı ne olabilir?</title>
         <author>mbelkisturkmen</author>
         <link>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836059364</link>
         <description><![CDATA[<div>Uygarlığın sözlük anlamı: "Bir ülkenin, bir toplumun, maddi ve manevi varlıklarının, fikir, sanat çalışmalarıyla ilgili niteliklerinin tümü, medeniyet" şeklinde. Bu anlama baktığımızda aslında uygarlığın her toplumun kendine özgü olduğunu görüyoruz. Ancak bu dönemde romancıların da uygar olarak gördüğü Batı'nın ta kendisi. Batı'da ortaya çıkan her yenilik gibi Roman da uygarlaşmak için olmazsa olmaz olarak görülüyor. Yine konuştuğumuz gibi Roman ile halkı eğitip uygarlığa ulaşılmak isteniyor. Bu bakımdan Roman ve uygarlık arasında bir bağlantı kurulabilir. Halkı eğitme ve ülkeyi geliştirme amaçları faydalı ancak bunu uygar olarak görülen Batı'ya öykünerek yapmak problematik unsurlar taşıyor. Gerek din algısı gerek kültürel olarak Avrupa ve Osmanlı arasında büyük farklar var. En başında Avrupa'nın "uygarlaşması" kilisenin algısının yıkılmasıyla başlıyor. Ancak Cami'nin kilise gibi bir misyonu yok. Mehmet Akif'in de dediği gibi "Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar." </div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-10-16 15:58:30 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836059364</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Ömer Faruk Bulut.      Büyük Kültür ve Küçük Kültür size neyi çağrıştırıyor?</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836063692</link>
         <description><![CDATA[<div>Büyük kültür; saray ve çevresinde gelişen, her türlü sanat dalında sofistike bir tutum sergileyerek sanatı basitlik ve sadelikten uzaklaştıran adeta kendi içersine ve kendine dönük bir dünya kuran bir  kültürel oluşumdur. Küçük kültür ise daha mütevazı bir yapıya sahip olan, halk tarafından üretilen ve sanatta süslü olmaktan çok anlaşılır olmayı gaye edinen kültürel oluşumdur. Fikrimce modernite öncesi toplumlarda halkın küçük görülmesi, yönetenlerin havas halkın ise avam olarak nitelendirilmesi gibi halkın gelişiminin önünde duran en büyük engel bu Büyük Kültür diye ismlendirilen yapay oluşumdur.</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-10-16 15:59:43 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836063692</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Kültür ikileşmesi</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836074075</link>
         <description><![CDATA[<div>Makalede bahsi geçen kültür ikileşmesinin kaçınılmaz bir durum olduğunu düşünüyorum çünkü  dili ve dildeki farklılıkları doğuran şey yaşam tarzının, günlük hayatın içeriği. Saraydaki günlük hayatın halktan büyük oranda ayrıldığını düşünecek olursak, kültürlerin ayrılması kaçınılmaz bir durum. <br><br>Melike Ayşe Ağırman<br><br>  Günümüzde kültür ikileşmesinden ziyade kültür çoklaşması olduğunu düşünüyorum. Toplumu iki sınıfa indirgeyemiyorum, aksine birbirinden birçok alanda ayrılan bir çok sınıf var. Bu sınıfların da birbirleriyle iletişim halinde olduğu sosyal mecralar var. Mahremiyetin de biraz ortadan kalkmış olmasıyla hangi sınıfa mensup olursa olsun bi çok kişinin hayatına dahil oluyoruz ve yaşam tarzının farkını çok daha net görüyoruz. Bugün bu sınıflar arasında da yoğun iletişim olmsaydı, kullanılan dil farklı olabilirdi diye düşünüyorum. </div>]]></description>
         <pubDate>2020-10-16 16:02:28 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836074075</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Bir ideolojinin temellerini toplumdan almış olması neden bu kadar önemli? Toplumsal tabana oturtulmamış her girişim başarısızlıkla mı sonuçlanır? </title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836109421</link>
         <description><![CDATA[<div>Mukaddes tatlıgül<br><br><strong>İnsan etkileşimler bütününden oluşur. Doğar, büyür, gelişir ve geliştirir. Bu süreçte dışarıdan etikelenmemesi kaçınılmazdır fakat fikirlerden ilimlere her alanda edindiklerini bir sentezden geçirir, kendisinden bir şeyler katar ve kümülatif bir olgu halinde yine gelişim için kullanır. Toplumun temel yapısı olan insan bu şekildeyken, toplumun bizzat kendisinin böyle olduğunu söylemek yanlış olmaz. Toplumlar, kültürler belirli köklerden gelmekle beraber geliştikçe etkileşim ile birçok yeni olguyu elbet alır fakat bu kendisine uyarlayarak ve sadece kendisini geliştirmek yoluyla başarılı olur. Kendi köklerinden, tarihinden, ideolojisinden uzak, tabanından kopuk edinim sağladığı ne varsa özüne ters düşmesine ve yabancılaşmasına kapı aralayacaktır. Bugün edebiyattan sanata, kendisini yansıtmaya çalışırken özünden kopmuş ve bağlantıyı sağlayamayan eserler hedefledikleri kalıcılığı sağlayamayacak veyahut bekledikleri çığırı açamayacaklardır. Toplumsal tabana oturtmak bu yüzden değerlidir.</strong></div><div><strong>Nitekim kendi köklerinden ve ideolojisinden uzak olarak Islami yapının modernite ile arada kalmışlığı güncel olarak en güzel örneklerdendir. Böyle mühim bir meselede dahi toplumdan alınmamış bir durumun ne kadar zor sonuçlar doğurduğu belliyken, bu durumun edebiyat gibi bir alanı yenilik ve gelişmelerden uzak çetrefilli bir yola iteceği açıktır.</strong></div><div><strong>Ek olarak, kendi tabanından kopuk olan her adım, geliştirmekten ziyada uzaklaştırmaya, yabancılaşmaya kapı açacaktır. Süreç içinde kendisine yabancılaşan bir toplum, yok olmaya adaydır.</strong></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-10-16 16:11:15 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836109421</guid>
      </item>
      <item>
         <title> Esma Şekerci</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836113252</link>
         <description><![CDATA[<div>Osmanlı toplumunda yönetici, asker ve halkı birbirine yaklaştıran unsurlar nelerdir? </div><div><br></div><div>Osmanlı Devletinde toplum, ilmiye, askeriye, kalemiye sınıflarından oluşan yönetenler ve yönetilenler olmak üzere iki kısma ayrılmaktaydı. Yönetilen kısım, dini yönden gruplandırılmıştır, Müslümanlar ve Gayrimüslimler. Bu noktada, saray edebiyatı ve halk edebiyatını bir arada tutan unsur olarak salt İslamcılık düşüncesini kabul etmek yanlış olacaktır. Nüfusun büyük bir kısmını Müslümanlar oluşturmasına rağmen, yönetici kadro ve halk arasındaki kopukluğu dini uygulamaların veya bu ideolojinin giderdiğini düşünmek tarihi gerçeklikle çelişir. </div><div><br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-10-16 16:12:13 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836113252</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Kardelen İrem Yazıcı</title>
         <author>kardelenyazici</author>
         <link>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836121737</link>
         <description><![CDATA[<div>Yeni Osmanlılar ve sonrasında onu takip eden Jön Türk-İttihat Terakki hareketi sizce nerelerde haklıydı ve nerelerde yanılıyordu?<br><br>Yeni Osmanlılar vatansever bir amaçla kurulmuş olsa da onun bir devamı olan Jön türkler ve İttihad ve terakki için bunu söylemek mümkün değildir.  1.Jön türk kongresinin pariste Prens Sabahattin önderliğinden toplanmasıyla Ahmet Rıza ve onun gibi düşünen bir kısım grup Jön türklerin Hınçak ve taşnak çeteleriyle ve İngilizlerle bir olduğunun anlaşılmasıyla ayrılmışlardır. Bu gösterir ki Jön türklere Osmanlıya bölmek isteyenlerle brilik içinde olmuştur. Keza İttihad ve terakkinin Selanikte kurulması ve de harekat ordusunun Selanikten kalkması da bu kuruluştaki mason desteğinin bir göstergesi olarak her iki yapının da aslında osmanlıya değil başka amaçlara hizmet ettiğini göstermektedir.<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-10-16 16:14:24 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836121737</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Büyük kültür ve küçük kültür size neyi çağrıştırıyor?</title>
         <author>sudeparlak</author>
         <link>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836127635</link>
         <description><![CDATA[<div>Büyük kültür ve küçük kültür ifadeleri, Şerif Mardin'in söyleminden de yola çıkarak bakıldığında halk edebiyatını ve divan edebiyatını çağrıştırıyor. Bu ifadelerle, açıkça, şehirde yaşayan aydın kesimin ve kırsalda yaşayan halkın ürettikleri gelenek arasındaki fark ortaya konulmaya çalışılıyor. </div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-10-16 16:15:49 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/silaacar/errf71j2z0kbl9jc/wish/836127635</guid>
      </item>
   </channel>
</rss>
