<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0">
   <channel>
      <title>HİKAYEMİZ ( BÖLGEMİZİ TANIYALIM) by GÖZDE PINAR OBALI</title>
      <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju</link>
      <description>ORTAK ÇALIŞMAMIZ</description>
      <language>en-us</language>
      <pubDate>2018-09-21 12:46:09 UTC</pubDate>
      <lastBuildDate>2024-01-11 17:47:35 UTC</lastBuildDate>
      <webMaster>hello@padlet.com</webMaster>
      <image>
         <url>https://padlet-assets.s3.amazonaws.com/icons/Xmastree.png</url>
      </image>
      <item>
         <title>MEHTAP ÖZCE CÖMERTOĞLU </title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/286149269</link>
         <description><![CDATA[<div>TEVFİK YARAMANOĞLU PRİMARY SCHOOL- ELAZIĞ<br>+Muradiye Şelalesinin ardından tekrar yola çıkar Çınar.Bu sefer Doğu Anadoludaki tarihi Harput Kalesinin eteğinde kurulmuş şehre gelir.Bu şehir deniz seviyesinden 1.067 metre yükseklikte bulunan, hafif meyilli bir zemin üzerinde olan Elazığ'dır.Çınar bu şehri görünce tarihi ve turistik yerlerini gezmek ister ve Harput Kalesine doğru yol alır.Harput Kalesine diğer adıyla Süt Kalesine varan Çınar bu eski tarih karşısında büyülenir.Tarihini okumaya başlar kalenin.(<strong>4000 yıllık kent...&nbsp;</strong></div><div>Yeni bir yerleşim merkezi olan Elazığ’ın tarihi, tarihçiler tarafından, devamı olduğu Harput şehir tarihi ile birlikte inceleniyor. Gerçekten; bugünkü şehir merkezinden sadece 5 km uzaklıkta bulunan Harput, yazılı kaynaklara göre M.Ö. 2000 yılına dayanan 4000 yıllık tarihiyle, Elazığ’ın ilk yerleşim bölgesi. Tarihi kaynaklarda, Harput’a ilk yerleşenlerin “Hurriler” olduğu belirtiliyor. Asya çıkışlı oldukları tezi çoğunlukla kabul gören Hurriler’in yine bölgede yerleşmiş olan Hititler ve Asurlar’la ilişki içinde olduğu biliniyor. Hititler’in başkenti Boğazköy’de bulunan yazılı kaynaklarda Harput’tan “İşuva” olarak sözedilmesi bu bilgiyi doğrular nitelikte. MÖ. 9. yüzylda, Doğu Anadolu’da devlet kuran Urartular’ın Elazığ tarihindeki yeri ise Harput Kalesi’nin taşıdığı Urartu Dönemi izlerinden gözlemlenebiliyor.</div><div>&nbsp;</div><div><strong>Malazgirt’ten sonra</strong></div><div>Harput’un Asya / Anadolu / Trakya / Mısır bağlantılı ticaret yollarının tam üzerinde yeralması, her dönemde önemli bir yerleşim merkezi olmasına ve çeşitli uygarlıkların fetihlerine uğramasına neden oluyor 1085’de Çubuk bey tarafından fethedilen yörede, önce Artukoğulları’nın daha sonra 1234’de Anadolu Selçukları’nın, 1243’de İlhanlılar’ın, 1363’de Dulkadiroğulları’nın, 1465’de Akkoyunlular’ın hüküm sürdüklerini görüyoruz.) <br>Çınar okuduktan sonra hayranlık içerisinde kalenin tepesine ve kazı alanlarına doğru yürümeye başlar.Hava güzel olunca gezi daha da keyifli bir hal alır.Kaleden manzara mükemmel görünür.Çubuk Beyin heykelinin olduğu cay bahçesinde şehir manzarasına nazır bir çay içer.Oradan Keban Barajına doğru yola çıkar.Keban Baraj Gölünü çok duymuştur ve merak etmektedir.Oraya varınca yöre halkından&nbsp; biriyle tanışır selamlaşır.Sıcak ve sempatik olan yöre insanı orada çalışan bir mühendistir.Çınar'a Keban Baraj Gölünü anlatır.<br>"Keban Baraj Gölü bu özellikleriyle Türkiye’nin Atatürk Barajı'nın gölünden sonra en büyük yapay gölüdür. Doğal göllerle bir arada sıralandığında Van Gölü, Tuz Gölü ve Atatürk Baraj Gölü'nün ardından 4. sırada yer almaktadır. <a href="http://www.dsi.gov.tr/images/proje/keban.jpg?sfvrsn=0"><figure class="attachment attachment--preview" data-trix-attachment="{&quot;contentType&quot;:&quot;image&quot;,&quot;height&quot;:240,&quot;url&quot;:&quot;http://www.dsi.gov.tr/images/proje/keban.jpg?sfvrsn=0&quot;,&quot;width&quot;:300}" data-trix-content-type="image"><img src="http://www.dsi.gov.tr/images/proje/keban.jpg?sfvrsn=0" width="300" height="240"><figcaption class="attachment__caption"></figcaption></figure></a>Baraj gölünün Murat Nehri Vadisi boyunca uzunluğu 125 km’dir. Genişliği yer yer değişmektedir. Keban baraj gölünde elektrik üretiminin yanı sıra su avcılığı yapılmakta ve balık üretimi de gerçekleştirilmektedir. Gölün etrafında Elazığ ve çevre illerin halkının faydalandığı eğlence ve mesire yerleri mevcuttur. Üzerinden feribotla Elazığ'ın Ağın, Tunceli'nin Pertek ve Çemişgezek ilçelerine geçiş yapılabilmektedir."Teşekkür ederek oradan ayrılır Çınar.Batık şehir olarakta bilinen Hazar Gölünün bulunduğu Sivrice'ye gider.Yaşlı bir amcaya rastlar.Amca ile sohbet eden Çınar Sivrice ve göl hakkında bilg alır.Yaşlı amca:"Doğu Anadolu Bölgesinin en önemli kentlerinden Elazığ’da yer alan Hazar Havzası zengin flora ve fauna özellikleri ile ön plana çıkmaktadır. Hazar Gölü, Türkiye’nin en derin göllerinden biri olup, 274,9 km<sup>2</sup>lik Göl havzası ve 78,8 km<sup>2</sup>lik su yüzeyine sahiptir. Hazar Gölü Önemli Doğa, Bitki, Kuş Alanı ve Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alandır. Doğal güzelliklerin yanı sıra tarım ve turizm açısından da bölgede önemli bir yere sahiptir."Çınar, amcaya teşekkür ederek yaşadıklarını ve gördüklerini arkadaşlarına anlatmak üzere Elazığ'dan bir çedene kahvesi içerek ayrılır. Arkadaşlarına ikram etmek için yörenin lezzetleri olann ceviz ve üzümden yapılan&nbsp; ORCİK ten&nbsp; 5 kg almayı da unutmaz.</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-09-26 17:04:10 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/286149269</guid>
      </item>
      <item>
         <title>+NESLİHAN ÖZTÜRK SUNAR</title>
         <author>nesli_sinifci2017</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/286154978</link>
         <description><![CDATA[<div>SAĞMAL PRİMARY SCHOOL-MARDİN</div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/299464617/48ee3810de203104fcbc9f24524064ce/_INAR_MARD_N.docx" />
         <pubDate>2018-09-26 17:13:46 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/286154978</guid>
      </item>
      <item>
         <title>BIRSEN ATEŞ ŞENTÜRK _ISTANBUL</title>
         <author>edam_52</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/286262180</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-09-26 20:45:03 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/286262180</guid>
      </item>
      <item>
         <title>ZÜHEYLA ÜNAL</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/286267395</link>
         <description><![CDATA[<div>ZÜHEYLA ÜNAL <br>HASİP DİNÇSOY İLKOKULU<br>Menderes Mh. 343 Sokak No:6<br>ESENLER/ İSTANBUL</div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/342716032/0628221fa839a8c6d840e5ce6f81730c/_INAR_SULTANAHMET_TE.docx" />
         <pubDate>2018-09-26 21:04:40 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/286267395</guid>
      </item>
      <item>
         <title>GÜLŞAH SARGIN AKSOY</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/286348717</link>
         <description><![CDATA[<div>GEVHER NESİBE ANAOKLU<br>KAYSERİ<br>+Kendini Kayseri topraklarına ulaşmış olarak bulan Çınar orada Yaman Dede ile tanışır. Kayserinin tarihini , kültürünü en iyi bilen Yaman Dede Çınar'I alır ve Dünyanın ilk ticaret merkezi olan Kültepe Kaniş Karuma götürür.<br><a href="http://www.kayseriosb.org/Media/Editor/images/kltepe.jpg"><strong><figure class="attachment attachment--preview" data-trix-attachment="{&quot;contentType&quot;:&quot;image&quot;,&quot;height&quot;:465,&quot;url&quot;:&quot;http://www.kayseriosb.org/Media/Editor/images/kltepe.jpg&quot;,&quot;width&quot;:900}" data-trix-content-type="image"><img src="http://www.kayseriosb.org/Media/Editor/images/kltepe.jpg" width="900" height="465"><figcaption class="attachment__caption"></figcaption></figure></strong></a><strong>Kaniş Krallığı’nın merkezi ve Anadolu’daki Asur Ticaret Kolonileri sisteminin başşehri olan Kültepe, Kayseri’nin 21 kilometre kuzeydoğusundadır. Erciyes’in (eski Argeus, Harahara, Harki ve Aşkaşipa) eteğinde, bereketli bir ovanın ortasında, Malatya ve Sivas’tan gelen güneydoğu ile Kahramanmaraş ve Adana’dan gelen tarihi ve doğal anayolların birleştiği noktada yer alan Kültepe’nin eski adı Kaniş veya Neşa’dır.</strong></div><div><strong>Doğanın sağladığı bu avantaj, onun eski dünya ticaretinde önemini arttırmış ve özellikle Mö 3. binin sonlarında ve 2. binin ilk çeyreğinde Anadolu-Suriye-Mezopotamya arasında parlak bir ticaret ve kültür merkezi olmasını sağlamıştır.</strong></div><div><strong>1948 yılından beri yapılan kazılarda, Kültepe’nin ancak 1/50’lik kısmı kazılabilmiş ve bu kazılarda günümüzden 5000 yıl öncesine ait yerleşim tabakalarına kadar inilmiştir.<br></strong><br></div><div><strong>Kültepe'nin önemi, günümüzden 4000 öncesine tarihlenen Asur Ticaret Kolonileri çağı yerleşiminden gelmektedir. Irak Devletinin sınırları içinde kalan ve başkenti Asur şehrinin olduğu krallığın, ticaret için çok sistemli bir ağ kurduğu ve bu ağın Anadolu'daki merkezinin de Kültepe olduğu bilinmektedir.<br></strong><br></div><div><br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-09-27 05:54:10 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/286348717</guid>
      </item>
      <item>
         <title>SEBAHAT DUVARCI</title>
         <author>b_ulutas_042</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/286386341</link>
         <description><![CDATA[<div>SARAÇOĞLU AHMET HAŞHAŞ İLKOKULU <br>KONYA<br>ÇINAR KONYA'DA<br>Yine tatil gelmişti. Havalar ısınmış, güneş tüm sıcaklığıyla doğayı kucaklamıştı. Çınar, hem okulda , hem evde bütün sorumluluklarını yerine getirmişti. Derslerine çok çalışmış, dinlenmeyi, gezmeyi hak etmişti.<br>Yatağına uzanmış , sevinçle karnesine bakıyordu. Nereye gideceğini düşünürken uyuyakaldı. Sabah , ''Gel ne olursan ol gel'' diye gece boyunca kulağından gitmeyen o sesle uyandı. Nereye gitmek istediğine artık karar vermişti. Konya'ya gidecek, rüyasındaki davete icabet edecekti. Bu düşüncesini ailesiyle paylaştı. <br>Yol hazırlıkları başladı. Şehir hakkında ön bilgi edinildi. Valizler hazırlandı . Ertesi gün sabah babasının sesiyle uyandı. '' Konya yolcusu kalmasın , haydi.'' Ailecek yola çıktılar. Çınar  çok heyecanlıydı, rüyasına kadar giren bu şehir nasıldı? Eskişehir' den Konya'ya yaklaşırken yollar çoraklaşmış, yeşil alan bozkıra dönmüştü. Ama bu çorak topraklar insana huzur veriyor, aynı zamanda içindeki özgür atı koşturuyordu. Konya huzur , dinginlik şehri...<br>Şehre giriş yaparlarken ''Geldim !... Sen çağırdın, ben geldim!...'' diye mırıldandı Çınar. Kalacakları otele giderken , şehrin tam ortasında kalan Anadolu Selçuklularından kalma Alaaddin Tepesi göz kamaştırıcılığıyla karşısında onları karşılamıştı. Geçmişin ve modernliğin uyumuydu bu... Nede olsa tarihe başkentlik yapmış bir şehir bütün ihtişamıyla karşımızdaydı.<br>Otele geldiklerinde akşam olmuştu. Acıkmışlardı da. Hemen araştırıp , planladıkları gibi meşhur etli ekmeği tatmaya gittiler. Çınar lezzetinden parmaklarını yiyecek gibiydi. Yemekten sonra dinlenmek için otele gidip, derin bir uykuya daldı.<br>Sabah erkenden gülümseyerek uyandı Çınar. İlk yapacakları otele çok yakın olan, içindeki sesin asıl sahibi Mevlana'yı ve müzesini ziyaret etmekti. Mevlana'ya girişte içini bir heyecan kaplamıştı. Dolaşırken hayran kalmışlardı Mevlana'ya … Tek kelime huzur, huzur , huzur....<br>2. durakları Meram Bağları idi, orada gezip, çay içtiler. Daha sonra civardaki camileri, türbeleri ziyaret edip  dua ettiler. <br>Tarih, medeniyet, geçmiş, gelecek iç içe girmiş rahat bir şehirdi Konya, Çınar için .İnsanları da çok yardım severdi. <br>Ailecek öğretmeninin anlattığı, çok merak ettiği Bilim Kültür Merkezi' ni de gezdiler. Akşam olmuştu. Epeyce yorulmuşlardı. Sabaha Konya'dan ayrılıp Kayseri' ye dedelerini ziyarete gideceklerdi. Çınar dedesine Mevlana şekeri  almayı  da unutmadı. Çınar , şehirden huzurla ayrılırken babasına '' Huzura yine gelir miyiz?'' dedi. Babası ''Ne zaman nefes almak istersen söylemen yeterli oğlum ''dedi. </div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-09-27 08:20:32 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/286386341</guid>
      </item>
      <item>
         <title>ÖZDEN ARAR</title>
         <author>oz_ogrtmn</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/286639670</link>
         <description><![CDATA[<div>HATİCE ULUĞ İLKOKULU MERSİN<br><br>+Çınar ülkemizde dört, dünya da ise toplam 33 mağarası bulunan fakat en meşhuru Tarsus'ta bulunan Ashab-Kehf mağarasını da merak etmektedir. O gün kızkalesini gezip bol bol denize girdikten sonra uzun bir yolculuğa çıkarlar. Mersin'in merkezinde daha sonbahar bile gelmeden mandalina yerler ve Tarsus'ta eshabı kehf yani yedi uyurlar mağarasına gelirler. Anlatılanlara göre yedi uyurlar birçok inanışta mevcuttur. Ölümsüz bir uykunun hikayesi, tarih boyunca dilden dile yayılmış ve bazı kültürel miraslarıyla günümüze kadar gelmiş. Peki neydi bu Ashab-ı Kehf olayı? Çınar işte bunu çok merak ediyordu.<em><br>Afşin şehrinde yaşayan Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Debernuş ve Şazenuş adlı 6 kişi Putperestliği bırakarak din değiştirir. Ancak hükümdar bunu kabul etmeyerek herkesi putperest yapmak ister. Altı genç bu zorlamayı reddederek hükümdardan kaçar ve ibadet etmek için bir dağın yolunu tutarlar. Bu sırada Kefeştetayyuş adlı çoban ve köpeği Kıtmir de gençlere katılarak Yedi Uyurlar'ı oluştururlar.<br>Dağa yaklaşan Yedi Uyurlar bir mağaraya girerler. Mağarada dua eder ve merhamet dilerler. O sırada hükümdarın askerleri bu gençleri mağaraya hapsederek onları ölüme terk eder. 300-309 yıl arası arası derin bir uykuya dalan gruba bu koca yıl sanki bir gece gibi gelir. Şehre inmek için yola çıkan Yemliha, karşısında bambaşka bir şehir görünce bir şeylerin ters gittiğini anlar. Dönemin hükümdarı ile tanışıp olayları anlattıktan sonra uykusunu alamadığını, yeniden uyumak istediğini söyler ve arkadaşlarıyla yeniden uykuya dalar. Bunun bir mucize olduğunu düşünen halk daha sonra mağaranın önüne mescid yaparak Yedi Uyurlar'ı şereflendirmişlerdir. Bu hikayeyi dinleyen Çınar duyduklarına inanamaz ve mağarayı gezer. Mağara gerçekten çok güzeldir derin ve buz gibi. Çınar dinlediği hikayenin ve mağaranın içindeki buz gibi tertemiz havanın sersemliğiyle kalacakları otelin yolunu tutar. Bundan sonraki duraklarında nelerle karşılaşacağını, ne kadar değişik hikayeler dinleyeceğini düşünerek dalar gider.<br></em><br></div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/176528708/65c68ec2455ddd5265047e0e15b84343/ashab_i_kehf_maras_gezgindergi_2.jpg" />
         <pubDate>2018-09-27 17:00:24 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/286639670</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Sultan Yıldız</title>
         <author>egeata1982</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/286659862</link>
         <description><![CDATA[<div><strong>Erdemli Sultan Akın İlkokulu</strong><br>+Çınar o gün çok yorulmuştu. Erkenden uyumak için akşam yemeğinden sonra ailesinden izin isteyerek odasına gitti. Yatağına yatar yazmaz uykuya daldı. Rüyasında leylak rengi çiçeklerin olduğu bir köyde buldu kendini. Etraf o kadar güzel kokuyordu ki kendini bir parfüm fabrikasındaymış gibi hissetti. Ama nerde olduğunu bilemiyordu. Yaşlıca bir adam gülerek yanına doğru yaklaştı ve:</div><div>-“Evlat burası Isparta ilinin meşhur lavanta köyü, Kuyucak Köyü” dedi. “Burda Haziran’dan başlayıp Ağustos’a kadar mis gibi lavanta kokuları büyüler insanları. Her yıl bu aylarda ziyaretçi akınına uğrar. İnsanlar bu mis gibi kokuyu içlerine çekmek, güzel manzarada hayallere dalmak ve lavantadan yapılan şifalı ilaçlardan almak için Bu güzel köye gelirler.”</div><div>-“Gerçekten manzara çok güzel ve her yer harika kokuyor. Neler yapılıyor lavantadan?” diye sordu Çınar. Yaşlı adam gülerek anlatmaya başladı:</div><div>-“ Lavanta balı, lavanta sabunu, lavanta çayı, lavanta yağı, lavanta suyu, lavanta kurusu ve bir sürü lavantalı yiyecekler yapılır. Al sende dene şu güzel kurabiyelerden” dedi. Çınar tam kurabiyeden bir ısırık almak üzereydi ki annesi içeriden seslendi:</div><div>-“Çınar, oğlum hadi kahvaltı hazır. Sana bir süprizim var. Isparta’ dan babanın arkadaşı bir koli göndermiş. İçinde lavantadan yapılan kurabiye bile var demiş.” Çınar hem şaşkın hem mutlu bir şekilde yatağından kalkmış ve koşarak annesinin yanına gitmiş.&nbsp;<br><br><br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/248243639/1f78d8db81e7aa06ba7e9e4536861a6a/lavanta.jpg" />
         <pubDate>2018-09-27 17:36:14 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/286659862</guid>
      </item>
      <item>
         <title>1-Çevresini incelemeyi seven Çınar 11 yaşında araştırmacı özelliği olan bir çocuktu. Herkes Çınar&#39;ın bu özelliğini bilir, ortadan kaybolduğunda farklı bir yeri görmeye gittiğini anlardı. Bu nedenle birkaç gün ortadan kaybolduğunda kimse onu merak etmez, döndüğü zaman anlatacaklarını dinlemek için heyecanla beklerdi. Çınar  yine ortadan kaybolmuş, son zamanlarda en merak ettiği yer olan Pamukkale&#39;ye gitmeye karar vermişti.Pamukkale bölgesindeki araştırmasında travertenlerin olduğu alanda 17 adet sıcaklığı 35-100 derece arasında değişin sıcak su kaynağı bulunduğunu, suyun içerisinde bol miktarda Kalsiyum Hidrokarbonat olduğunu ve bu suyun (Kleopatra Havuzu) çeşitli hastalıkların tedavisi için kullanıldığını öğrendi.       Araştırmasını tamamlayan Çınar dinlenmek için bir yer ararken suların içinde bir şişe görüp, aldı. Şişenin içinde bir not vardı.                          &quot;Ege&#39;nin incisinde                    Trik trak, trik trak!                 Diyor vakit geçiyor bak.&quot;    yazılı notu okur okumaz neresi olduğunu anlayan Çınar hemen yola çıktı.</title>
         <author>fundamericten</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/286950002</link>
         <description><![CDATA[<div><br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/157534274/9129a3fc98db6477095c9a75054da3b2/__nar_Pamukkalede.docx" />
         <pubDate>2018-09-28 13:47:27 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/286950002</guid>
      </item>
      <item>
         <title>2-Hazırlıklarını tamamlayan çınar İzmir&#39; doğru yola çıktı. Bulmaca onu Saat Kulesi&#39;nin önüne kadar getirdi.                       Ege&#39;nin incisi İzmir, İzmir&#39;in incisi Saat Kulesi; Osmanlı padişahı II.Abdülhamit tahta çıkışının 25. yıldönümü kutlaması için 1901 yılında inşa ettirmiştir. İzmir&#39;li mimar Raymont Charles Pere tasarlamış, kulenin saatini ise Alman imparator II.Wilhelm hediye etmiştir. Saat kulesinin denizden gelen gemilere rehberlik ettiği söylenmektedir.  Çınar öğrendiği bilgileri hafızasına kaydederken pusuladaki diğer kodları birleştirerek saatin kuzey yönüne ilerler ve oradaki gül ağacının dalında bir pusula daha bulur.2500 yıldır boğazın incisi, o kulelerin birincisi, mezarlık imiş ilk görevi sonra zincirlenmiş gerdanı, toplar patlamış bağrına, hastalar şifa bulmuş orada.Cevabı hemen anlar.</title>
         <author>fundamericten</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/286950134</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/157534274/e5988ac81cfaad392d095417777d020e/__nar_Saat_Kulesinde.docx" />
         <pubDate>2018-09-28 13:47:43 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/286950134</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Gülay Kutlu</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/286977241</link>
         <description><![CDATA[<div>+1.HAVA İKMAL BAKIM MERKEZİ İLKOKULU <br>ESKİŞEHİR</div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/83614146/6d03012fd83dfce07830409cebd08811/__nar_T_kr_D_nyas__K_lt_r_Ba_kenti_Eski_ehir_de.docx" />
         <pubDate>2018-09-28 14:34:21 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/286977241</guid>
      </item>
      <item>
         <title>ESEN AKENGİN - İSTANBUL</title>
         <author>esenakengin</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/287191471</link>
         <description><![CDATA[<div>5-Çınar için bu çok kolay bir bilmecedir:</div><div><br>‘’Tabiki <strong>Osmanlı’nın son sarayı olan </strong>Dolmabahçe Sarayı!’’ diyerek sevinçle yola koyulur.<br><br></div><div>‘’İstanbul... İmparatorların ve padişahların daimi ikametgâhı olmuş bin yıllarca. Ve bu yüzden<strong> </strong>yüzyıllar boyunca bir sürü sarayı barındırmış bağrında. İşte bunların en yenisi, en batılısı da <strong>Dolmabahçe Sarayı’dır.’’ diye düşündü yolda ve</strong> ‘Dolmabahçe’ kelimesinin hikayesini hatırladı Çınar:<br><br></div><div>Bugünkü Dolmabahçe <strong>Kabataş</strong> ile <strong>Beşiktaş</strong> arasındaki bölgedir. Burası eskiden gemilerin de sığındığı geniş bir koymuş. Hatta İstanbul’un fethi öncesinde <strong>Osmanlı</strong> donanması da bu koya demir atmış. Zamanla derelerin getirdiği birikintiler ve bu bölgede akıntının olmaması nedeniyle iyice dolmuş ve bataklıkvari bir hâl almış. Bu körfez Sultan I. Ahmed ile  başlayarak çeşitli dönemlerde doldurulmuş ve padişahların Has Bahçe'si, Osmanlı sultanlarının da sayfiye mekanı olmuş. <br><br></div><div>Çınar saraya vardığında dış kapıdan içeri sıra halinde giren bir öğrenci grubu görünce peşlerine takıldı. Birlikte merdivenlerden çıkarken bir rehber ağabeyin anlattıklarını dinlemeye ve onlarla birlikte gezmeye başladı:<br><br></div><div>‘’Buraya köşk ve kasırların yapılışı Sultan II. Ahmed ile başlamıştır. Hatta Sultan I. Mahmud, Dolmabahçe’yi çok sevmiş ve yaz aylarını hep burada geçirmiş. Sultan Abdülmecid tarafından <strong>1850 – 1856</strong> yılları arasında yıkılarak dönemin önemli mimarlarından <strong>Karabet</strong> ve <strong>Nikoğos Balyan</strong> tarafından yeniden yaptırılarak bugünkü son halini alan saray 110 bin metrekarelik bir alan üzerindedir ve üç bölümden oluşur: Mabeyn-i Hümâyûn (Selâmlık) devletin yönetim işleri, Harem-i Hümâyûn Padişah ve ailesinin özel yaşamı, bu iki bölümün arasındaki  Muayede Salonu (Tören Salonu) ise kimi önemli devlet törenleri için düzenlenmiş.<br><br></div><div>O döneme göre lüks sayılabilecek kalorifer sistemi, elektrik, telefon, vb gibi birçok yeni teknoloji ilk olarak burada uygulanmış. <strong>45.000 metrekarelik</strong> döşeme alanı, 285 oda, 46 salon, 6 hamam ve 68 tuvaleti olan sarayda <strong>4.454 metrekare</strong> halı serilidir.<br><br>Padişahın devlet işlerini yürüttüğü <strong>Mabeyn</strong> en önemli bölümdür. Girişteki <strong>Medhal Salon</strong>, üst kata çıkan <strong>Kristal Merdiven</strong>, elçilerin ağırlandığı <strong>Süfera Salonu</strong> ve padişahın huzuruna çıktıkları <strong>Kırmızı Oda</strong> çok gösterişlidir. Üst kattaki <strong>Zülvecheyn Salonu</strong>, padişahın Mabeyn’deki dairesine geçiş mekânıdır. Bu dairede mermerleri <strong>Mısır</strong>’dan getirilmiş bir hamam, çalışma odası ve salonlar vardır.<br><br></div><div>Harem ve Mabeyn arasındaki Muayede Salonu <strong>2.000 metrekarelik</strong> alanı, 56 sütunu, <strong>36 metre</strong> yüksekliği<strong>ndeki</strong> kubbesi ve <strong>4,5 tonluk</strong> İngiliz avizesiyle sarayın en yüksek tavanlı ve en görkemli bölümüdür. Bu salonun ısınması için <strong>bodrum</strong>undaki  tesislerden elde edilen sıcak hava sütun diplerinden içeri veriliyormuş. Bayram günlerinde <strong>Topkapı Sarayı</strong>’nda bulunan altın taht da bu salona getirilerek kurulur ve padişah bu tahtta devlet ileri gelenleriyle bayramlaşırmış.<br><br></div><div><strong>En önemlisi de: Mustafa Kemal Atatürk</strong>  burayı ikametgâh olarak kullanmış, hastalığının ağır dönemini burada geçirmiş ve hayata burada veda etmiş. <br><br></div><div>Dolmabahçe Sarayı’nın müzeleşmesi konusunda ilk girişimler <strong>Mustafa Kemal</strong>’den gelmiş. Ülkemizin ilk güzel sanatlar müzesi olan İstanbul Devlet Resim ve Heykel Müzesi Atatürk’ün emriyle 20 Eylül 1937’de Dolmabahçe Sarayı Veliahd Dairesi’nde açılmış. Ve Dolmabahçe bugün herkesin gezip görmesi gereken bir müzedir artık.’’ <br><br></div><div> ‘’Burayı gördüğüm için kendimi çok şanslı hissediyorum!’’ diye düşünen Çınar birden müthiş güzellikte bir ezan sesiyle kendine geldi. <br><br></div><div>Bu ses ona İstanbul’a kadar gelmişken tarihi camilerden birini görmeden geçmemek gerektiğini işaret ediyordu sanki...</div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/139892874/ad83a1237b04ca27998634fad0825331/H_KAYE__STANBUL_DOLMABAH_E_SARAYI1.docx" />
         <pubDate>2018-09-29 09:14:23 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/287191471</guid>
      </item>
      <item>
         <title>SERAP GÜL</title>
         <author>serapgul_gul</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/287203692</link>
         <description><![CDATA[<div>ULUKAVAK ANAOKULU<br>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; ÇORUM<br>ÇINAR’IN ÇORUM GEZİSİ&nbsp;<br>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; +Çınar yıllar sonra Karadeniz bölgesine gelmişti. Çınarın annesi&nbsp; Karadeniz bölgesine&nbsp; gelmişken&nbsp; bölgenin şirin ili Çorumu görmeden olmaz dedi. Çoruma doğru yolculuk&nbsp; başladı. Yolculuk sırasında annesi Çınara leblebi diyarı Çoruma gidiyoruz dedi. Nihayet Çoruma ulaşıldı. Çorumda ilk durak leblebici dükkanı oldu. Çınar rengarenk leblebileri görünce çok şaşırdı. Daha önce leblebi görmüştü ama böyle rengarenk leblebileri hiç görmemişti. Leblebici amca Çınarın şaşırdığını görünce Çınarı elinden tutup dükkanı gezdirdi. Dükkanı gezerken leblebilerin çeşitleri hakkında bilgi verip hepsinden tattırdı. Şekerlisi, tuzlusu, çikolatalısı, biberlisi, meyve aromalısı, kahvelisi daha sayamadığım pek çok çeşidi vardı. Bunlar Çınarın çok hoşuna gitti. En çok da çikolatalısı. Annesinin Çoruma neden leblebi diyarı dediğini şimdi anladı. Leblebicide bu kadar vakit geçirmek yeterliydi. Çınar ve ailesi leblebici amcaya teşekkür ederek dükkandan ayrıldı.&nbsp;<br>&nbsp;Çınar ve annesi daha sonra Çorum’da bir şehir turu yapalım dediler. Şehir turu sırasında Saat Kulesi’ni gören Çınar annesine şaşkınlıkla, “Ne kadar büyük bir saat” dedi. Annesi, “Evet oğlum. Bu kulenin uzunluğu yaklaşık 28 metreymiş. Bu kuleyi Çorumlu 7-8 Hasan Paşa yaptırmış” dedi.&nbsp;<br>&nbsp;Çınar ve annesi şehir turuna saat kulesinin ilerisinde bulunan Ulucami ile devam etmeye karar verdi. Annesi, “Ulucami’ye şuradan kestirmeden Çöplük Çarşısının içinden geçip gidebiliriz” dedi. Çınar, “Ne, çöplükten mi geçeceğiz?” diye sordu. Annesi, gülmeye başladı ve Çınar’a durumu açıkladı: “Çöplük Çarşısı, Çorum’un en eski ticaret merkezlerinden biri. Tarihi ayakkabıcılar arastası olarak da biliniyor. Burada minicik dükkanlarda ayakkabılar satılıyor. Ayakkabı dışında hırdavatçı, poşetçi, derici gibi malzemecilerin de bulunması ve insanların aradıkları her türlü şeyi bu malzemecilerde bulabilmelerinden dolayı buraya Çöplük Çarşısı deniliyor. Çöpte de ummadığın şeyleri bulursun ya. Onun gibi yani.” &nbsp;<br>Arastada Çınar uzun zamandır istediği spor ayakkabılarından buldu. Adet gereği annesi arasta esnafıyla uzun bir pazarlık yaptıktan sonra ayakkabıları aldı. Annesi Çınar’a, “Ulucamiye gitmeden önce seni götürmek istediğim bir yer daha var. Görünce çok şaşıracaksın” dedi. Çınar, merakla annesini takip etmeye başladı. Çınar ve annesi, “Eskiciler Sokak” yazan bir tabelanın önünde durdular. Annesi Çınar’a, “Burası dünyanın en dar sokağı. Aynı zamanda küçük dükkanların yer aldığı bir arasta. Eskiciler Arastası olarak biliniyor” dedi. Çınar, daracık araya baktı ve “Ama buradan bir kişi zor geçer. İnsanlar burada nasıl dükkan işletebiliyor?” diye sordu. Annesi, “Dükkanlar da çok küçük zaten. Burada sırayla yürümemiz gerekecek. Sokağın sonuna kadar gitmek ister misin?” dedi. Çınar, “Buraya kadar gelip de bu sokaktan geçmemek olmaz. Koşarak gidebilir miyim anne?” dedi. Annesi, onaylar bir tavırla başını salladı. Çınar koşarak 30 metre uzunluğundaki sokağın sonuna kadar gitti. Geri dönerken de tam koşmaya başlayacaktı ki, annesi “Sokakta kaç dükkan var sayabildin mi?” diye seslendi. Çınar, dükkanları sayarak annesinin yanına geldi. “36 dükkan var anne. Bu sokakta en çok yerleri beğendim ben” dedi. Annesi, sokakta yerlere döşenmiş olan bu taşlara Arnavut kaldırımı denildiğini söyledi. Çınar, sokakta bir kez daha koştuktan sonra oradan ayrıldılar.&nbsp;<br>Ulucami, Eskiciler Sokak’ın hemen karşısındaydı.&nbsp; Murad-ı Rabi Camii olarak bilinen Çorum Ulucamii’ni gezen Çınar, burada Ulucamiinin Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat’ın azatlı kölesi Hayrettin Hazır tarafından yapıldığını öğrendi.&nbsp; &nbsp;<br>Bu kadar gezinin ardından Çınar çok acıkmış ve yorulmuştu. Biraz mola vermek istedi. Annesi onu eski Çorum evlerinden birinin restore edilmesiyle yapılan Katipler Konağı’na götürdü. Çorba, börek (kıymalı – peynirli), et, pilav ve has baklavadan oluşan Çorum beşlisini gören Çınar’ın ağzı sulandı. “Kurt gibi acıkmışım” diyerek, tüm tabakları silip süpürdü.&nbsp;<br>Annesi, “Dinlendiysen daha gezecek çok yerimiz var” dedi. Çınar ve annesi, Çorum kalesine gittiler. Selçuklu mimari özelliği taşıyan kalede yakın zamanlara kadar insanların yaşadığını öğrenen Çınar, “Ben de bir kalede yaşamak isterdim” dedi. Annesi, “Kale şu anda restore ediliyor, yani yenileniyor. İçerisine sosyal ve kültüre alanlar yapılarak, yakın zamanda turizme kazandırılacak” dedi.&nbsp;<br>Çorum müzesine de giden Çınar’a annesi, “Bakalım hatırlayacak mısın burayı. Gelmeden önce internetten sanal olarak gezmiştik” dedi. Çınar, “Hatırlamaz olur muyum? En çok da kral mezarını ve Boğazkale’de at ile yapılan sanal turu merak ediyorum” dedi. Kral mezarında eşyalarıyla birlikte gömülmüş&nbsp;<br>olan kral mezarına hayran kalan Çınar, at turundan çok keyif aldı. Çınar, müzede kil tablet çalışması yapma fırsatı da buldu.&nbsp;<br>Çorum’un en büyük camii, Meydan Camii’ni (Akşemsettin) de ziyaret ettikten sonra sıra Çorum’un ilçelerine gelmişti. Annesi, ilçelere geçmeden önce un (Hatap ve Ejder Un), yumurta (Çorum Yumurta) ve pirinç (Osmancık Pirinci) almak istediğini söyledi. Çünkü Çorum bu ürünlerde de aynen leblebide olduğu gibi ün salan bir ildi.&nbsp;<br>Çınar ve annesi, Hitit diyarı olarak bilinen Çorum’da, Hitit yerleşim merkezlerini ziyaret etmek üzere Alaca ilçesine doğru yola çıktı. Sırasıyla Alacahöyük ve Hititlerin başkenti Boğazkale’yi gezen Çınar ve annesi, daha sonra Ortaköy tarafına geçerek, burada Şapinuva örenyerini ve İncesu Kanyonunu gezdi. &nbsp;<br>Çınar ve annesi, Çorum yolculuğunu Oğuzlar İlçesi Obruk Barajında yaptıkları piknikle tamamladı. Piknik sırasında barajda jet ski ve sürat teknesine binmeyi de ihmal etmeyen Çınar ve annesi, biriktirdikleri güzel anılarla Çorum’dan ayrıldı.&nbsp;</div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/262991203/a19054613c5e0ac806de704e478266ca/_orum_Gezisi.pdf" />
         <pubDate>2018-09-29 11:51:34 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/287203692</guid>
      </item>
      <item>
         <title>ÖZGE BÜTÜN GALATASARAY ORTAOKULU / ÇALDIRAN -VAN </title>
         <author>fundamericten</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/287224732</link>
         <description><![CDATA[<div>+Uzun zamandır merak ettiği yer olan Van şehrinin bilmecenin cevabı olduğunu hemen anlayan Çınar yola çıkar. Van'a geldiğinde bir turist kafilesiyle karşılaşır ve onlara katılır.&nbsp;<br>Bu sırada Çubuklu köyünde yaşayan Zozan ,kendi köyüne&nbsp; 2 km uzaklıkta bulunan Kaşim köyündeki Helin adındaki arkadaşıyla birlikte okudukları Galatasaray ortaokulunda buluşup ertesi gün yaşadıkları ili keşfe çıkmak için sözleşirler. Tüm gece heyecandan uyuyamayan Zozan , bir an önce sabah olmasını ve keşfedecekleri yerleri görmeyi bekliyordu.Sabah saat 8 'de Galatasaray ortaokulunda Helin ile buluştular. Zozan'ın babası bu iki gezgin ve meraklı genci aracıyla Çaldıran'a bıraktı ve iyi eğlenceler dileyerek geri Çubuklu köyüne döndü. Ozan ve Helin Çaldıran belediyesinin otobüsüne binerek önce Van merkeze gittiler. Orada ilk olarak Van kedi ve evi müzesini gezmeye ardından Van kalesine gitmeye karar verdiler. Tabi&nbsp; bu eğlenceli ama bir o kadar da yorucu geziye başlamadan önce Van gölü kıyısında güzel ve bol çeşitli bir Van kahvaltısı yaptılar. Kahvaltıda neler yoktu ki. Haşhaş ezmesi,otlu peynir,organik tereyağ ve bal,katık,taze köy yumurtası ve dahası.... Kahvaltının ardından Van kedi ve Van kalesi gezilerini tamamlayınca soluğu otogarda aldılar . Gevaş ilçesinde bulunan Akdamar kilisesi ve adasını görebilmek için otogardan şehir içi münübislerine bindiler ve yaklaşık 40 dk sonra tarihe tanıklık eden doğa harikası bir adaya vardılar.Kısa bir tenke turunun ardından Akdamar Kilisesine ulaştılar .Birçok yabancı turist tarafından ziyarete gelinmiş olması bu iki gezgin ,araştırmacı ve meraklı genci bir hayli şaşırtmıştı.Onca turistin arasında kendi yaşlarında bir erkek çocuğunun olması&nbsp; Zozan ve Helin'in dikkatini çekmişti. Açıklamaları okuyan ,notlar alan ve oradaki görevlilere sürekli sorulan soran bu çocuk da kimdi ? Pek de buralı birine benzemiyordu.Doğu Anadolu'da genellikle insanlar kara kaşlı kara gözlü ve esmer olur diye bilinir... Misafir yada bir gezgin olacağını düşündükleri için tanışmaya karar verdiler. Çınar adındaki bu meraklı gezginin yolları Doğu Anadolu illerinden olan Van'da kesişmişti. Tanıştılar ve birlikte gezip gördükleri yerler hakkında sohbet etmeye başladılar. 7 ayrı bölgenin kültürü,doğası ,tarihi yerleri hakkında keyifli ve uzun bir sohbetin ardından Muradi'yede bulunan Şelaleyi görmeye ve orada İnci kefali balığı yiyerek piknik yapmaya kara verdiler.Merkeze biraz uzak olduğu için daha yakında bulunan Edremit ilçesindeki su sporları tesislerini gezip,Van gölünün kıyısında bulunan Edremit&nbsp; Dostluk parkında biraz yürüyüş yaptılar.Saat 1700 'ye yaklaşırken otogardan son ilçe münibüsü kaçırmamak için yola koyuldular ve Muradiye ilçesine doğru hareket ettiler. Bir saatlik yolculuğun ardından Çınar,Zozan ve Helin asma köprü üzerinde coşkun bir şekilde akan Şelaleyi izleyip hatıra fotoğrafları çektirdiler. Ardından sadece Van Gölü'nde yetişen İnci kefali balığını yemek için restoranta geçtiler.İlk kez tadına bakan Çınar&nbsp; çok beğendiğini ve bu fırsatı yakaladığı için çok mutlu olduğunu belirtti.Çocukların konuşmalarına kulak misafiri olan Muradiye şelalesinin hemen yanı başındaki restorantta çalışan garson şelalenin kıyısında parlayan bir madalyon&nbsp; gördüğünü,içinde ise şöyle bir not yazdığını söyler ; " Burada en meşhur yemek etli etmektir.Sizin inci kefaliniz kadar lezzetli olduğu konusunda iddaalıyız...."</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-09-29 15:30:51 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/287224732</guid>
      </item>
      <item>
         <title>YELDA KUŞCU KILIÇARSLAN</title>
         <author>yakamoz71</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/287242512</link>
         <description><![CDATA[<div>75.YIL CUMHURİYET İ.O/ÇORUM <br><br> Çınar Obruk Barajında inanılmaz eğlenmiş oldukça da yorulmuştu.Yemek yerken işletme sahibi Ali amca yanlarına gelip Çınarla sohbet etmeye başladı.Çınar yediği pilavın lezzetinden söz etti .Ailesi de Çınar’a hak vererek memnuniyetini dile getirdi.Ali amca ‘pirincin anavatanı Osmancık’tır.Osmancık ilçesi denince aklımıza şüphesiz pirincin başkenti olarak bilinir. Ülkemizde pirinç burada yetişir. Ayrıca Osmancık ilçesi adında da anlaşılacağı üzere Osmanlı devletin kurucu Osman Bey’in doğduğu yerdir’.dedi.Çınar hayretle Ali amcayı dinliyordu.Hemen babasına döndü’ babacığım ben hiç pirinç tarlası görmedim pirinç nerde yetişir  Osmancık nasıl bir yer Ali amca ne güzel anlatıyor merak ettim bir gün gider miyiz’ dedi.Ali amca’ yarın Osmancıkta işim var  isterseniz sizi götürebilirim’ dedi.Ali amca babasına dönerek’ bizler misafiri çok severiz  Hz.Pir Koyunbaba’nın bir sözü vardır ‘’Dirlik od’unu yakın ,yoldan geçeni hoş tutun ‘’ der.Çınar ve ailesi Ali amcaya hayranlık duyar, teklifini kabul ederler .Ertesi gün sabah buluşmak üzere ayrılırlar.Çınar ve ailesi bitkin ama mutlu bir şekilde   uykuya dalarlar.Sabah Ali Amca sözleştikleri saatte Çınarları alıp arabada uzun uzun sohbet ettiler  .Osmancık 65 km idi .Yolda giderken sağlı sollu pirinç tarlalarını gösterdi Çınara’a ..Çınar  bataklıkta  suyun içinde pirincin  yetiştiğini görünce gözlerine inanamadı. …<br><br></div><div><br></div><div> Ali amca derin tarih bilgisiyle Koyunbabadan bahsetti.. ‘ Koyunbaba’nın asıl adı Seyit Ali’dir’. Dedi’ Peygamber soyundan geldiği ileri sürülür. Bursa’da çobanlık yaptığı sırada ağasıyla her iki kuzudan birini almak üzere anlaşır. Bir süre sonra kırk kuzusu olur. Bunları alarak Osmancık’a yerleşir. Her yirmi dört saatte bir melediğinden adı “Koyunbaba”kalır.Koyunbaba üzerine bir çok rivayetler vardır.de ve  bunlardan biri de ‘   diye sohbete devam eder..<br><br></div><div>‘Koyunbaba’nın üç köpeği vardır. Bunlara Kara Kadı, Sarı Kadı, Ala Kadı adını verir. Bağdat Kadısı Osmancık’tan geçerken bunu duyar ve padişaha şikayet eder. Padişah Koyunbabayı çağırır, köpeklerine neden böyle adlar koyduğunu sorar. Koyunbaba da: Kadılar haram helal bilmezler, benim köpeklerim bilir. İsterseniz deneyelim der. Padişah denemeye karar verir. Koyunbaba yirmisi helal, yirmisi haram kırk kap yemek getirilmesini ister. İstenenler getirilince köpekleri çağırır, yemekleri önlerine serer. Hayvanlar helal yemekleri yer, öbürlerine dokunmazlar .Padişah çok şaşırır. Koyunbaba’yı  mükafatlandırmak ister dileğini sorar. Koyunbaba: Hazineden bir şey istemem Sarıalan ile Saltukalan’ı köpeklerime yallık verirseniz yeter der. Dileği yerine getirilir . Koyunbaba kendisini padişaha şikayet eden kadıya şöyle bir bakar ve adam ölür. ‘der.Çınar çok etkilenmişti uzun süre sessiz kalarak kadıyı ,Kara Kadıyı ,Sarı Kadıyı  ve Ala Kadıyı düşündü… Babası Ali amcaya dönüp ‘Koyunbaba’yı ziyaret edebilir miyiz’ dedi.Sohbete dalan Ali Amca ‘çok sevinirim hep beraber ziyaret edelim’ der..’ Çok kısa bir yolumuz kaldı’ der ve türbeye varırlar.Türbe Osmancık’ın kuzeyinde şehre hakim bir tepe üzerindedir.Türbe sekizgen gövdeli üzeri piramidal bir gövdeyle örtülüdür .Bahçe giriş kapısında tekkenin Koyunbabaya ait olduğunu yazan bir mermer kitabe vardır. Türbenin kapısı beyaz ve siyah mermerden yapılmış İçerde Necmettin isimli bir  görevlizat  rehberlik etmek için yaklaşır .Beyaz ve siyahın Türk halk  kültüründe simge olduğundan bahseder. Koyunbaba bir çok yer gezdikten sonra İnegöl Dağına gelmiş ve beyaz bir taşı elinde top gibi oynayıp’’ Yarabbi taşın düştüğü yeri beni defne müyesser eyle’’ diye dua edermiş. Necmettin amcaya teşekkür ederek Koyunbabaya dualar ederek oradan ayrılırlar. Ali amca’ buraya kadar gelmişken Koyunbaba Köprüsünden de geçelim’ der...’’ Koyunbaba Köprüsüne ilişkin bir rivayet Fatih Sultan Mehmet Otlukbeli’ne giderken Koyunbaba’ya uğrar hayır duasını alır. Savaşta Uzun Hasan’ı yener. Dönüşte vezirini göndererek Koyunbaba’nın bir dileği olup olmadığını sordurur. Koyunbaba : “Eğer bir hayır yapmak istiyorsa, Kızılırmak üstüne köprü gerekir, onu yaptırsın, bir de kışlak ve yaylak yerlerimizi, koyunlarımızı vergiden bağışlasın ki, misafirlerimizi daha iyi ağırlayabilelim” der. İstekleri yerine getirilir. Ancak köprü yapılmadan Fatih vefat eder. Babasının ölüm haberini alan ll. Beyazıt Amasya’dan yola çıkar. Osmancık’a geldiğinde ırmak kıyısında sürüsünü yayan Koyunbaba’yı görür. Kendisini karşıya geçirmesini ister. Koyunbaba : “Olur ama bu ırmağa bir köprü yaptırırsan”der. Şehzade söz verir. Koyunbaba şehzadeye söz verir. Koyunbaba şehzadeye gözlerini kapamasını ve söylemeden açmamasının söyler. Şehzade denileni yapar. Gözlerini açtığında İstanbul’dadır. Koyunbaba yok olmuştur. ll. Beyazıt tahta geçtikten bir süre sonra rüyasında  Koyunbaba’yı görür. Koyunbaba köprüyü yaptırmasını istemektedir. Ertesi gece yine aynı düşü görür. Bunun üzerine gerekli araç-gereç ve ustalar Osmancık’a gönderilir ve köprünün yapımına başlanır. Koyunbaba’nın da geyiklerle köprüye taş taşıdığı söylenir. Köprünün yapımı sırasında dervişlerden biri Koyunbaba’ya ölünce nereye gömülmek istediğini sorar. O da “Bu taşın düştüğü yere” diyerek ağır bir taşı fırlatır. Öldüğünde II.Beyazıt onu taşın düştüğü yere gömdürür ve buraya bir türbe yaptırır. Dünya barışı için önemli bir sembol olan Koyunbaba Köprüsünden geçerler ve kocaman bir kaya  onları karşılar.Üzerinde dalgalanan bayrağımız Çınarın ilgisini çeker.Ali amca buranın Selçuklular döneminde yapılmış bir kale olduğunu söyler.Kandiber Kalesi iki kapılıdır ve İpek Yolu üzerinde olması sebebiyle önemli bir konuma  sahip olduğunu ,kaleye çıkartıp Çınarın merakını gidermeyi çok istediğini fakat kalenin restorasyon çalışmaları nedeniyle kapalı olduğunu söyler.Daha sonra Ali amcanın  birkaç tanıdığı  pirinç fabrikasına uğrarlar .Bataklıkta yetişen tek tahıl olan  pirincin soframıza gelene kadar ki aşamaları ilk ağızdan dinler Çınar.çeltiğin ekim ayı başında biçerdöverlerle hasadının yapıldığını ve bölgedeki çeltik kurutma makinelerinde kurutularak fabrikaya gelişini hayretle dinlerÇınar.. Ali amca işlerini halledebilmek için Çınardan ve ailesinden izin ister.Çınar’a bir küçük çuval pirinç armağan ederek vedalaşır....Gördükleri sıcaklık hoşgörü için Çınar ve ailesi de Ali amcaya çok teşekkür ederler..Ali amcanın  Çınar’a verdiği anlamlı hediyenin içinde daha da anlamlı olması bakımından , Çınar’ın okuması için bir kitap, kitabın içinde de  küçük bir zarf vardı… bakalım Çınar bunu ne zaman bulup okuyacak ,heyecanlanacak…<br><br></div><div><br></div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/327099583/e53a036d7a632081bc22f6bb117bb5b7/Yelda_KU_CU_KILI_ARSLAN_H_KAYE.docx" />
         <pubDate>2018-09-29 18:21:34 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/287242512</guid>
      </item>
      <item>
         <title>HÜLYA KARTAL</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/287356430</link>
         <description><![CDATA[<div>DÖRTYOL 100.YIL İLKOKULU<br>HATAY</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-09-30 17:48:34 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/287356430</guid>
      </item>
      <item>
         <title>+ KIZILOT AHMET YAŞAR İLKOKULU</title>
         <author>vldnsrlc_07</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/287371200</link>
         <description><![CDATA[<div>MANAVGAT ÇINAR MANAVGATTA<br><strong>Annesi Çınara kısa bir tatil için Antalyaya gideceklerini söylediğinde çok sevinmişti. Birden aklına Kütüphanede kitapları incelerken eski bir kitabın içinde bulduğu not geldi.Hemen odasına döndü ve o notu buldu ve tekrar okudu.’’Antalyada her karışı tarih kokan;her adımı gizem dolu harabe M….’’ Yazının gerisi yırtılmıştı Çınar Antalyaya gidecek ve burayı bulacaktı .Yeni maceralar Çınarı bekliyordu. Otobüsten Alanya otogarında indiler. Çınar önce sahile doğru yürüdü ,yürüdükçe deniz kokusunu daha çok alıyordu. Az sonra karşısına masmavi deniz çıktı. Bir süre sahilde yürüdü daha sonra Alanya kalesine çıkmaya karar verdi. Nede olsa Alanya’nın simgesiydi mutlaka görülmesi gerekiyordu. Alanya kalesinde onu müthiş bir manzara ve harika bilgiler bekliyordu. Alanya kalesi, kızıl kule, damlataş mağarası, Dim mağarası ve Dim çayı, Alarahan derken tüm Alanya’yı gezdi ve birçok bilgi edindi. Ertesi gün sabahın ilk saatleri ile Manavgat’a doğru yola çıktılar. Bir saat sonra Manavgatta idi. İlçe merkezine doğru yürüdüler ve Çınar çarşının ortasından geçen ırmağı gördü. Irmak kenarında kafeler ve çay bahçeleri vardı, bir süre durup ırmağa baktı. Çay bahçesinde oturan yaşlı adamın sesini duydu yaşlı adam Çınara sesleniyordu ‘çok yaklaşma evlat ayağın kayabilir’. Çınar amcanın neden bu kadar tedirgin olduğunu merak etti ve tekrar o tarafa doğru baktı. Yaşlı amca tekrar çınara seslendi’’ gel get çay içelim evladım’’ Çınar anlamadı önce yanına mı çağırıyordu; yoksa gitmesini mi istiyordu? Yaşlı amca eliyle gel işareti yapınca Çınar ne demek istediğini anladı ve yanına gitti. Ailen nerede? Diye sordu amca. Çınar Manavgat’a yeni geldiklerini ve ailesinin otelde olduğunu söyledi. İçini kıpırdatan soruları soracak birisini bulduğu için çok heyecanlıydı. Hemen yanına oturdu o daha sormadan yaşlı amca başladı anlatmaya. Çoook eskiden Melas derlermiş şimdi Manavgat çayı deriz.93 km dir uzunluğu. Antalya yöresindeki en uzun ırmaktır. Oymapınar barajı ırmağın hızını kesti. Uzunluk bakımından büyük bir akarsu olmasa da debisi yüksek ve üzerinde taşımacılık yapılabilen ender akarsulardandır. Çınar amcanın anlattıklarını dikkatle dinledi sonra ırmağın denize döküldüğü yeri görmek istediğini söyledi. Yaşlı amca ona kenardaki tekneleri gösterdi Çınar teknelerden birisine bindi ve ırmağın denize döküldüğü boğazı görmeye gitti. Boğaza geldiklerinde insanların balık tuttuklarını ve denize girdiklerini gördü. Bir süre sonra tekne tekrar merkeze doğru hareket etti.Irmağı izlerken tekne kenarına yazılmış bazı yazılar gördü, okumaya başladı. Yazıda ‘korsan limanı derlermiş çok eskiden; müziğin, sanatların, güneşin, ateşin ve şiirin tanrısı oradadır. Artemisin ikiz kardeşidir ‘yazıyordu.  O sırada tekne kıyıya yanaşmış herkes inmeye başlamıştı. Çınar hemen tekneden indi ve çantasından tabletini çıkarttı. Artemis ve ikiz kardeşi kimdi?  Arama motorundan öğrendikleri ‘Apollon mitolojide müziğin, sanatların, güneşin, ateşin ve şiirin tanrısıdır. Ayrıca kehanet yapan, bilici tanrıdır. Aynı zamanda kahinlik yeteneğini diğer insanlarada transfer edebilir. Zeus ve Leto’nun oğlu, Artemis’in ikiz kardeşidir. Ayrıca adı değişmeden, Roma mitolojisine geçen tek tanrıdır. Roma Barışı olarak bilinen dönemde inşa edilen iki tapınaktan biri Side Apollon Tapınağı’dır. Bu tapınak adını; ışık, güzellik ve sanat tanrısı olarak hafızalarımıza kazınmış, Side kentinin baş tanrılarından olan Apollon’dan alır. Yazılanları okuyan Çınarın merakı ve heyecanı artmıştı. Hemen toparlandı ve tarihi köprüye doğru yürüdü. Duraklara gitti ve Side arabasına bindi. On beş dakika içinde sideye gelmişlerdi. Arabadan indi ve antik sideye doğru yürüdü. Giriş kapısından geçti ve harabelere doğru yürümeye başladı. Burası daha önce gördüğü yerlere benzemiyordu, kokusu bile farklıydı.Çınar tabelaları okurken arkasından gelen kalabalığın rehberi side hakkında bilgiler veriyordu.Bir yarımada üzerine kurulmuş olan Side diğer Pamfilya kentlerinde olduğu gibi şehrin ana kapısından başlayan bir anıtsal cadde boyunca uzanmaktadır.diyordu. Çınar  rehberi dinlerken  antik tiyatroya geldiğini fark etti ve içeriyi görmek istedi.Tiyatronun kapısından içeriye girerken tabelada yazanları okudu.<br></strong><br></div><div><strong>‘20.000 seyirci alabilecek büyüklükte olan Side Tiyatrosu’nun mimarlık tarihi açısından önemi; diğer Roma tiyatroları gibi dağ yamacına değil, kemerli mekânlar üzerine kurulmuş olması. gladyatör yarışları ve hayvan mücadelelerinin yapıldığı arena olarak kullanılan tiyatro, Bizans Devrinde açık hava kilisesi olarak kullanılmış.’Çınar öğrendikçe büyüleniyordu sanki. Tiyatrodan çıktı ve sahile doru yürümeye devam etti hala aradığı şeyi bulamamıştı… APOLLON!! .Bir süre sonra sahildeydi, yürürken karşınına beş tane sütundan oluşan tapınak çıktı. Çınar hayran hayran baktı sütunlara bu nasıl olabilir diye düşündü. Sütunların  Korint başlıklı olduğunu öğrendi.Ve daha bir çok şey.Dönüşte bol bol resim çekti ,gördüklerini dedesine anlatmak için sabırsızlanıyordu öyle görünüyordu ki Manavgatta daha çok şey görecekti. <br></strong><br></div><div><strong>Titreyen göle doğru yola çıktı, çok merak ediyordu. Göl nasıl titrerdi ki? <br></strong><br></div><div><strong>Anlatılan o ki, gölün kenarında bir balıkçı yaşamaktadır ve bu balıkçı etraftaki kuşları beslemektedir. Kuşlar yaşlı balıkçıyı görünce gölün kenarında kanatlarını çırparak uçuşurlarmış. Bir gün bu civarda avlanan avcılar zavallı kuşlara ateş ederler. Yaşlı balıkçı bunun karşısında avcıların üzerine yürür ve avcıları engellemeye çalışır. Avcılar yaşlı adamı dinlemez ve su üstünde duran vurdukları kuşları almaya çalışırlar. Bu sırada diğer kuşlar hep birlikte havalanarak kanatlarıyla çırpa çırpa bu kötü adamları uzaklaştırırlar. Sonrasında göl sürekli titremeye başlar. Sorgunlular bu titremeye, kuşlar çok sevdikleri yaşlı adam için ağıt yakıyorlar gözüyle bakmaktadırlar. </strong></div><div><strong>Tabi tüm bunlarla beraber belirtmek gerekir ki Titreyengöl esasen göl falan değil. Manavgat çayının bir kolunun denize dökülmeden büyümesi, akış hızının azalmasıyla göle benzemiş. Rüzgarla beraber suyun ürperişiyle de bu isim verilmiş. Bu arada etraf çam ağaçlarıyla çevrilidir. Gölün çevresi düzenlenmiş ve yürüyüş parkuru yapılmıştır. Çınar parkurda biraz yürüdü çam ağaçlarının kokusunu alabiliyordu. Burası bir harika dedi kendi kendine. O sırada biraz önünde yürüyen kadın arkasını döndü ve evet harikadır ‘dedi, Çınar içinden söylediğini sanıyordu ve biraz utanarak gülümsedi. Akşam olmak üzereydi artık dönmesi gerekiyordu. <br></strong><br></div><div><strong>Çınar durağa geldi ve şehir içi dolmuşa bindi. Doğu garajına geldi.Alanya otobüsünü beklerken duvardaki yazı ilişti gözüne’’ her karışı tarih kokan;her adımı gizem dolu harabe.Manavgat Lyrbe harabeleri. Mutlaka görmelisiniz.’’Çınar çok heyecanlandı. Otele döner dönmez anne ve babasıyla yazı hakkında konuştu. Küçük bir araştırmadan sonra harabeler hakkında şu bilgileri edindi.<br></strong><br></div><div><strong>‘</strong><a href="http://www.antalyagezirehberi.net/antalya-gezilecek-5-tarihi-yer.html"><strong>Antalya</strong></a><strong> İli </strong><a href="http://www.antalyagezirehberi.net/manavgat-gezilecek-yerler.html"><strong>Manavgat</strong></a><strong> İlçesi Bucak şeyhler Mahallesi (Köyü) içinden geçilerek ormanlık manzarası çok güzel bir yol içinden geçilerek gidilirmiş.Lyrbe Antik Kenti'nde İstanbul Üniversitesi ekibi tarafından kazılar yapılmıştır. Bu kazılarda bulunan heykeltıraşlık eserleri ve mozaikleri bugün Antalya Arkeoloji Müzesi’nde görebilirmişiz. Kütüphanede bulunan "Yedi Bilgeler Mozaiği" görülmeye değermiş ..’’Çınar harabeleri görmek istiyordu. Anne ve babası ertesi gün önce Kızılotta bulunan gizli cennete sonra Manavgat şelalesine gideceklerini oradan köprülü kanyona çıkıp rafting yapacaklarını harabelere ise bir sonraki gün gidebileceklerini söylediler. Çınar hemen sabah olsun diye aksam saatlerinde hemen uyudu. Rüyasında büyük bir tiyatroda gösterilere çalışan dansçılar gördü. Maskeleri ve farklı kostümleri vardı. Çınar bir an zamanda yolculuk yaptığını ve anne babasını kaybettiğini sandı. O an kulağına adının fısıldandığını fark etti ve uyandı. Annesi sesleniyordu. Çınar hemen kalktı ve aceleyle hazırlanırken gördüğü rüyayı annesine anlattı. Annesi gülümseyerek elindeki broşürü gösterdi. Sanırım rüyanda akşam gideceğimiz Aspendos tiyatrosundaki Anadolu ateşi dans gösterilerini görmüşsün dedi. Çınar çok heyecanlandı Annee bu harika diyerek annesine sarıldı.<br></strong><br></div><div><strong> </strong></div><div><strong> <br></strong><br></div><div> <br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/321586030/0ddef91fe0078f13f8260539537dcf7d/Annesi___nara_k_sa_bir_tatil_i_in_Antalyaya_gideceklerini_s_yledi_inde__ok_sevinmi_ti.docx" />
         <pubDate>2018-09-30 19:22:32 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/287371200</guid>
      </item>
      <item>
         <title>RAZİYE GENÇER PETEK</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/290076416</link>
         <description><![CDATA[<div>KARAMANOĞLU MEHMET BEY İLKOKULU<br>KARAMAN</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-10-07 19:47:36 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/290076416</guid>
      </item>
      <item>
         <title>DENİZ YAPICI</title>
         <author>ozyuvadeniz2017</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/290088361</link>
         <description><![CDATA[<div>+YAHYA ÇAVUŞ GÖRME ENGELLİLER ORTAOKULU&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;</div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/321704830/41e047df71294e3ee4c3e400e130592d/_INAR__ANAKKALE_DE.docx" />
         <pubDate>2018-10-07 21:28:31 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/290088361</guid>
      </item>
      <item>
         <title>ATATÜRK İLKOKULU MERAM/KONYA</title>
         <author>sunayefe</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/290143031</link>
         <description><![CDATA[<div>+Çınar Akdeniz Bölgesinden yolculuğunu  Anadolu Selçuklu Devletinin başkenti Konya'ya çevirdi.Atatürk İlkokulu 4.sınıf öğrencisi Fatmanur    Öztürk'den yardımcı olmasını istedi.Çınar hoşgörü şehri Konyada Mevlana Müzesini ve hayatını,Selçuklu eserlerini çok merak ediyorlardı. Fatmanur Öztürk onu karşıladı.Birlikte Meram Bağlarına kahvaltı yapmaya gittiler.Daha sonra Meram'a gelmişken eski Konya evlerini,Tavusbaba Türbesini ziyaret ettiler.Meram Çayının kıyısında fotoğraf çektirdiler.Sonra ilk durakları Mevlana Müzesi oldu.Müze yerli yabancı turistlerle doluydu.Mesnevi müziği inanılmaz bir huzur veriyordu.Semazen gösterisine bayıldım.Mevlananın insan sevgisini orada arkadaşım gezdirdikçe daha iyi anladım.<strong>  Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.<br><br>        "Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir" Çınar çok etkilendi.<br>Mevlana'nın Allah sevgisi çok yücedir...<br> Mevlana'nın Yedi Öğüdü <br><br>1. Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.<br>2. Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.<br>3. Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.<br>4. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.<br>5. Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.<br>6. Hoşgörülülükte deniz gibi ol.<br>7. YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN, YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL. <br>Tüm insanlığın felsefesi olmalıdır.</strong></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-10-08 05:40:03 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/290143031</guid>
      </item>
      <item>
         <title>3-Ege Bölgesi&#39;ni gezen Çınar artık İstanbul&#39;a gelmişti.Bu şehri hep merak etmişti.Gezip göreceği çok şey vardı.İlk olarak Kız Kulesi&#39;ne gitmek istedi.Kız Kulesi&#39;nin efsanesini okulda öğrenmişti.O günden beri çok merak ediyordu. Efsane şöyleydi: Eski çağlarda Romalı bir imparatora, falcılar tarafından eşinin öleceği söylenir. O da kraliçesini korumak için Kız Kulesi’ne yerleştirir.Kendisinden ve özel hizmetlilerinden başka kimsenin yanına girmesine izin vermez.Yine de kaderin önüne geçemez ve kraliçeye gönderilen yiyecek sepetinin içinden çıkan yılan onu orada sokarak öldürür. Kız Kulesi&#39;ni karşısında gördüğünde Çınar çok heyecanlanmıştıdı.Hemen teknelerden birine atladı ve karşıya geçti.Diğer turistlerle birlikte içeriye girdi.Dikkatle çevresini inceliyordu. İçerisi çok güzel görünüyordu.Taş duvarları vardı.Restoran olarak kullanılıyordu. Gezerken aralık duran bir kapı gördü.Merakına yenik düştü ve yavaşça kapıdan içeriye süzüldü.Tozlu ve eski eşyaların bulunduğu bir odadaydı.Etrafına bakınırken sanki oraya ait olmayan bir kağıt gözüne çarptı.Heyecanla gidip kağıdı eline aldı.Gözlerine inanamadı.Elinde tuttuğu kağıt kendisine yazılmıştı. Mektupta:            </title>
         <author>gpobali</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/291918263</link>
         <description><![CDATA[<div>'' Merhaba Çınar,  <br>Bu mektubu okuduğuna göre doğru yoldasın.Aradığın cevapları Topkapı Sarayı'nda bulacaksın.''  yazıyordu.</div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/290001851/573265b39e536c7e6bcd68c54f1f4349/_INAR_KIZ_KULES__NDE.docx" />
         <pubDate>2018-10-11 18:59:06 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/291918263</guid>
      </item>
      <item>
         <title>AYŞE KÖSEOĞLU ATAKAN</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/292413107</link>
         <description><![CDATA[<div>4-<strong>Çınar Kızkulesi’nden ayrılarak doğru Topkapı Sarayı’nın yolunu tuttu. Nihayet Topkapı Sarayı karşısındaydı. Topkapı Sarayı’nın kapısını gördüğünde içerisinin ne kadar muhteşem olacağını anlamıştı. Kapıdan içeri girdi; önünde kocaman bir bahçe vardı. Burası sarayın 1. Avlusu olmalıydı. Bahçedeki laleler göz kamaştırıyordu.  Gerçekten bir saraydı burası. Okulda öğrenmişti; Cumhuriyet İlan edilmeden önce Osmanlı Devleti vardı. Osmanlı Devletin’de ülkeyi padişahlar yönetiyordu. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra İstanbul’u devletin başkenti yapmıştı ve sonra da bu sarayı yaptırmıştı. İşte burası Padişahların ve ailelerinin yaşadığı, aynı zamanda devleti yönettikleri yerdi. Topkapı Sarayı , hoş bahçeleri ve özgün konumuyla içindeki hazinelerin ve arşivlerin zenginliğiyle eski imparatorluğumuzun evi ve en büyük sarayıydı. Bahçede ilerlerken ileri de büyük bir kapı daha farketti işte asıl saray orada olmalıydı. Bu kapıdan da geçen Çınar artık Topkapı Sarayı’nın 2. Avlusundaydı. İlk dikkatini çeken Saray Mutfakları oldu. O zamanlar bu mutfaklarda binlerce kişiye yetecek yemekler yapıldığını öğrendi. Şerbetler, helvalar daha neler neler. Kazanların ve kepçelerin büyüklüğü Çınar’ı çok şaşırttı. O zamanda kullanılan  bir sürü eşya vardı burada. Bütün eşyaları dikkatli bir şekilde inceledi. Ordan çıktıktan sonra Hazine Bölümü’nü gezmeye karar verdi. Burada bir sürü tarihi eser vardı. Som altından yapılmış şamdanlardan, kıymetli taşlarla süslenmiş tahtlara, sultanlara ait silah ve zırhlardan özel eşyalara kadar bir çok eser vardı. Padişahların kıyafetleri ne kadar da güzeldi. Savaşlarda kullandıkları kılıçları, zırhları görünce gözlerine inanamadı. Nasıl taşıyorlardı ki bunları?diye düşündü. Daha sonra Padişahlara gelen hediyelere göz gezdirdi. Çok değerli olmalıydılar. O da neee? İşte Kaşıkçı Elması karşısındaydı. Pırıl pırıldı. Sarayı gezdikçe kendini o zamanlarda yaşıyormuş gibi hissediyordu. Diğer bir bölüm olan Peygamberlere ait özel eşyaların ve İslam Dünyasına ait birçok eserin de sergilendiği Kutsal Emanetler binasını da gezdikten sonra Sarayın avlusunda gezinmeye başladı. Burada çok güzel köşkler vardı,  hamam, cami hatta kütüphane bile vardı. Biraz daha ilerlediğinde muhteşem bir deniz manzarasıyla karşılaştı. İstanbul’un güzelliği karşısında mest oldu. Padişah ve ailesinin yaşamış olduğu Harem binasını da gezerse Topkapı Sarayı’nı gezmeyi bitirmiş olacaktı. Harem’den içeri girdi. Burada bir çok oda vardı. Odalardan birine girdi ve  yerde duran parlak bir cisim farketti eline aldığında içinde bir yazı olduğunu gördü. Yazıda şu yazılıydı:<br>       </strong></div><div>   “Evet Çınar bu yazıyı okuduğuna göre Topkapı Sarayı’nı gezmiş bulunuyorsun. Topkapı Sarayı’ndan sonra 6 padişahın ve ülkemizin kurucusu Atatürk’ün de yaşadığı ve vefat ettiği yeri gezmeye geldi sıra.”</div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/322008634/26191a54b8f69a2bb0f14c0ce1db6f0c/_INAR_TOPKAPI_SARAYI_NDA.docx" />
         <pubDate>2018-10-13 12:00:25 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/292413107</guid>
      </item>
      <item>
         <title>+Emine KARAYEL</title>
         <author>masal2255</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/292462843</link>
         <description><![CDATA[<div>Menderes İlkokulu <br>Uzunköprü / Edirne<br><br>' ÇINAR SERHAT ŞEHRİ EDİRNE '<br><br>Çınar bir gün televizyonda dedesi ile birlikte haberleri izlemektedir. Ve haberlerde 9 - 15 tarihleri arasında Edirne ' de Kırkpınar güreşleri yapılacağı haberini duymuştur. Ve aralarında konuşurlar dedesi bu güreşlere katılma kararı alır. Bu olay Çınar ' ı çok heyecanlandırmıştır. Hem dedesi yarışacaktı , hem de Çınar hiç görmediği bir şehri göreceği için çok mutluydu. Ve hemen Edirne ile ilgili araştırma yapmaya başlar. Ve artık zaman gelmiştir. Çınar heyecanla beklediği Edirne ' ye gelmiştir. Edirne ' de aile dostları olan Emine onlara rehberlik edecekti. Edirne , 1361 yılında 1. Murat tarafından fethedilmiş ve 88 yıl Osmanlıya başkentlik yapmıştır. Ayrıca Çınar Kırkpıanar Yağlı güreşlerinin 658 yıllık bir tarihi olduğunu araştırmıştır. Ayrıca Çınar sadece Kırkpınar güreşleri hakkında değil  Sultan II. Murat tarafından Mimar Sinan ' a yaptırdığı ve Ustalık eserim dediği Selimiye Camii hakkında da bilgi toplar. Tüm bu bilgiler Çınar ' ı daha da heyecanlanmıştır.  Ve heyecanını dedesiyle de paylaşır. Edirne ' ye geldiğinde büyük bit hayranlık duyar. Ama Edirne ile öğrenmesi gerekenler bunlarla sınırlı değildir. Güreşlerden arka kalan zamanlarda Kervansarayları ,  Ali Paşa Çarşısını , Yıldırım Beyazıt Külliyesini , Şükrü Paşa Anıtını , Lozan Anıtını  gezme fırsatı bulur. Ayrıca her yıl 5 - 6 Mayısta yapılan Kakava Şenlikleri Çınar ' a çok eğlenceli gelmişti. Ama Çınar ' ın öğrenecekleri bunlarla sınırlı zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Bu kültürel güzelliklerin yanında yemek kültüründe Kavala Kurabiyesi , Peynir Helvası , Osmanlı Macunu ,  tabiki Köfte ve Ciğer Çınar ' ın tadını damağında bırakmıştı. Her güzel şeyin sonu olduğu gibi bu güzeş , eğlenceli ve öğretici tatilin de sonuna gelinmişti. Bu güzel tatil Çınar ' ın dedesinin Kırkpınar Ağası seçilmesiyle Çınar için unutmaz bir anlam kazanmıştır.  </div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-10-13 20:45:15 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/292462843</guid>
      </item>
      <item>
         <title>NECLA AKKOYUNLU-AMASYA</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/292463859</link>
         <description><![CDATA[<div>ZÜBEYDE HANIM ÜÇLER İLKOKULU<br>+Uzun bir yolculuktan sonra eve dönen Çınar bulmacayı bir türlü aklından çıkartamaz. "Dal üstünde al yanaklı oğlan."Çınar çok sevdiği elmanın memleketi olan Amasya’yı görmek ve Ferhat ile Şirin efsanesini dinlemek düşüncesiyle uykuya dalarRüyasında hep şu türkü söylenmektedir ırmak kenarında :Kilo kilo elmalar,pazarlarda satarlar Amasya'nın gençleri......<br>Çınar o gün boyunca bu türküyü mırıldanıp durur</div><div>Akşam babası neşeyle eve gelir.Hazırlanın üç gün sonra&nbsp; Amasya’ya gidiyoruz der. Çınar heyecandan uyuyamaz.Ne de olsa doğduğu şehre ilk defa gidecektir.Acaba nasıl bir yerdi?</div><div>Sabah kalktıklarında kahvaltılarını yapıp alışverişe giderler. Oradaki kuzenlerine hediyeler alıp kendi eksiklerini tamamlarlar.</div><div>Nihayet beklenen gün gelir. Sabah erkenden yola çıkarlar. Bolu,Düzce,Tosya,Merzifon boyunca süren 667 km yolu 8 saatte geldiler.Saat 21.00 ve bu saatte Amasya bir başka güzeldir.</div><div>Amcalarının evleri Yeşilırmak nehrin kıyısındaydı. Ne de güzel akıyordu nazlı nazlı.Kuzeninin düğünü olduğu için dedeleri Ali amca da gelmişti Amasya’ya.Çok mutluydu Çınar.Dedesi yurt dışında yaşadığı için pek görüşme imkanları olmuyordu.</div><div>Birlikte yenen toyga çorbası,keşkek,galle ve çörekten sonra nefis bir semaver çayı günün yorgunluğunu almıştı.İçilen çayların arkasından gelen Amasya elması tadılmaya değerdi doğrusu.Yeme faslı son bulunca Ferhat ile Şirin efsanesini&nbsp; anlatmak istiyorum sizlere,dedi Ali amca</div><div>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;-Yaşasın!</div><div>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;-Haydi anlat anlat!Anlatmaya başladı Ali amca:</div><div>&nbsp; &nbsp; &nbsp;- Genç Ferhat, Amasya Sultanı Mehmene Banu’nun kız kardeşi Şirin’e tutulmuştur ilk gördüğünde. Yiğittir, delikanlıdır, söz dinlemezdir. Mesleği de nakkaşlıktır. Yani dönemim saray ve dini yapılarının duvar süslemelerini yapar. Onun süslediği saraylar için Şirin’e olan aşkından dolayı güzel oldukları söylenir.</div><div>Ferhat, zamanı geldiğinde Şirin’i istemeye gönderir ailesini. Mehmene Banu, Şirin’den önce görmüştür Ferhat’ı ve aşık olmuştur. Kız kardeşini de çok sever onun üzülmesini de istemez ama aşkı kardeş sevgisinden güçlüdür. Kız kardeşini vermek istemediği için, Ferhat’ın yapamayacağını düşündüğü bir şey ister. Der ki; “Şehir’e suyu getir, kızı vereyim”. Delikanlı hiç iki bir etmez, alır eline kazmasını, düşer yollara. Fakat suyu şehre yönlendirebileceği en uygun yer bugün Şahinkayası olarak bilinen yerdir ve çok da uzaktadır.</div><div>Ferhat yine de gider ve vurur kazmayı. Kayalar kırılır, ufalanır. Taş taş üstünde bırakmaz Ferhat. Koca dağı yararak ilerler. Zamanla yol verir dağ, suya. Bu durumu öğrenen Mehmene Banu, bir cadı buldurur ve ondan Ferhat’ı durdurmasını ister. Cadı düşünür taşınır ve bir yolunu bulur. Gider genç delikanlının yanına. Kazmasını kayalara vurmakta olan Ferhat’a seslenir; “Ne vurursun kayalara böyle hırsla.. Şirin’in öldü, bak sana helvasını getirdim”</div><div>O anda aşk ateşiyle yanıp kavrulan Ferhat, beyninden vurulmuşa döner, “Şirin yoksa bu dünyada yaşamak bana haramdır” der ve kazmasını fırlatır göğe doğru. Kazma da döner gelir, düşer Ferhat’ın başına. Son nefesini veren gencin bedeni, şehre getirmeye çalıştığı sularla birlikte dökülür kayalıklardan.<br>Bunu duyan Şirin de gelir kayalıklara. Bakar ki sevdiğinin bedeni suyun içinde cansız yatıyor. O da atar kendini kayalıklardan. Uzanır, yatar Ferhat’ın yanına.</div><div>Su şehre gelmiştir ama iki seven yoktur artık. Ahali iki sevdalının bedenlerini yanyana mezarlara gömer. Rivayet odur ki, her mevsim 2 mezarda da 1’er gül açar bütün ihtişamıyla. Ama 2 mezar arasında da bir kara çalı çıkarmış sevenleri ayırmak için…<br>Bu acıklı efsanenin yaşandığı yerleri, Ferhat Dağı’nı, iki cansız bedeni taşımış olan Yeşilırmak’ı görmek Ferhat ve Şirin kardeşleri çok etkilemişti. İstanbul’a döndüklerinde bu efsaneyi mutlaka öğretmenlerine ve sınıf arkadaşlarına anlatmalıyım düşüncesiyle uykuya dalmıştı bile.&nbsp; Rüyasında, sevdiği yiyeceklerle kaplı küçük küçük renkli birşeyler vardı avucunda. Birden uyandı.Avucuna baktı boştu. Hemen bilgisayarından araştırdı . Nihayet bulmuştu. "Dış kabuğu çıkarıldıktan sonra fırında kavrulup eğlencelik olarak yenilen nohut." diğer adıyla LEBLEBİ.Annesi bir gün önce Çınar'a hafta sonu nereye gitmek istediğini sormuştu. İşte cevabı: ÇORUM</div><div><br></div><div><br><br></div><div><br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/317446675/df864abbb12a2557bb10cd7e14ee4ad0/B_LGEM_Z__TANIYALIM_H_KAYE.docx" />
         <pubDate>2018-10-13 20:59:01 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/292463859</guid>
      </item>
      <item>
         <title>AYŞE BURGUT</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/292515034</link>
         <description><![CDATA[<div>10-KAZANLI İSMAİL KURTULUŞ İLKOKULU<br>AKDENİZ/MERSİN<br>&nbsp; &nbsp;+Evet Çınar nihayet Akdeniz'dedir.İlk durağı da tabi ki çok merak ettiği Mersin sahillerindeki Kız Kalesi olur. Kız Kalesi'ne iner inmez bu heybetli yapı karşısında ağzı açık kalır.. Hemen bir rehberin peşine takılır. Rehber anlatır bizimki hayranlıkla dinler.&nbsp;</div><div>&nbsp; Mersin’de yaşayan krallardan biri, bir kız çocuğu olsun diye gece gündüz Tanrıya yalvarmaktadır. Sonunda kralın dileği yerine gelir ve bir kız çocuğu olur. Kız büyüdükçe güzelleşir, yaptığı iyilik ve yardımlar ile herkesin sevgisini kazanır.</div><div>&nbsp; Günlerden bir gün kente bir falcı gelir. Kral falcıyı sarayına çağırtır ve kızının geleceği hakkında falcıdan bilgi ister. Falcı kızın eline bakınca birden irkilir lakin bir şey söylemek istemez. Kötü bir şey olduğunu sezen Kral falcıya söylemesini emreder.</div><div><strong><em>“Yüce Kralım, kızınızı zehirli bir yılan sokacak ve ölecektir. Bu kadere hiç bir şey engel olmayacak. Kral olsanız da bu kaderin önüne geçemeyeceksiniz.”</em></strong><strong> </strong>der.&nbsp;</div><div>&nbsp; &nbsp; Kral, çareler arar, hiç kimseye de bir şey söylemez. Çare olarak Mersin’e 60 km. uzaklıkta bulunan ve kıyıya yakın bir küçük ada üzerine beyaz taşlardan kale yaptırır, kızını buraya kapatır. Olanlardan habersiz olan&nbsp; güzel&nbsp; kız üzülmekte, günden güne eriyip gitmektedir. Günün birinde saraydan yiyecekler ile gönderilen üzüm sepetinden çıkan yılan kızı sokar ve kralın kızı ölür. Bütün şehir büyük bir hüzne boğulur.</div><div>&nbsp; &nbsp;Kral anlar ki kral da olsa kaderin önüne geçemez.</div><div>&nbsp; &nbsp; &nbsp;Çınar o anda dalgaların sesiyle irkilir ve kendine gelir. Gözlerinden akan yaşları siler. etrafına bakınır kimseler kalmamıştır. Ve yolculuğuna bakalım nereden devam eder.</div><div>&nbsp;</div><div>&nbsp;<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/312381973/1247e6325b304cacdb8b6617aeb79dd6/bizim___nar.docx" />
         <pubDate>2018-10-14 10:51:41 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/292515034</guid>
      </item>
      <item>
         <title>E. MESUDE KAYAR</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/292515062</link>
         <description><![CDATA[<div>KAZANLI İSMAİL KURTULUŞ İLKOKULU<br>AKDENİZ/MERSİN<br>Gizemli Ashab-ı Keyf gezisinden sonra kadim Anadolu’nun en önemli efsanelerinden biri olan Şahmeran’ın heykelini ve Yılanların Şah’ının öldürüldüğü meşhur Tarsus Hamamını ziyaret etmeden dönmek Çınar’a göre değildi şüphesiz. <br>Oteldeki sabah kahvaltısı sonrasında ünlü Kleopatra Kapısı, Kırkkaşık Bedesteni, St. Paul Kuyusu ve Çanakkale Zaferinin kahramanlarından biri olan Nusret mayın Gemisi ziyareti ve Tarsus şelalesindeki restoranda Tarsus’a has lepe çorbası, fındık lahmacun v.b. yemeklerin yer aldığı öğle yemeği ve hediyelik Cezerye alışverişi boyunca bile Şahmeran’ı aklından çıkaramayan Çınar, nihayet amacına ulaştı.<br>İşte ! karşısında duruyordu. Şahmeran. Yılanların Şahı… acaba heykelinde tasvir edildiği gibi miydi Şahmaran?  Eğer öyleyse korkutucuydu şüphesiz.<br>Şahmeran’ın hikayesini dinlemek için can atan Çınar’ın heyecanını fark eden hamam bekçisi Alaattin Usta, eğer isterse Şahmeran’ın hikayesini seve seve ona anlatabileceğini söyler. Çınar rica eden gözler ile bakınca Alaattin Usta da başlar anlatmaya.<br>Farsça ‘Yılanların Şahı’ anlamına gelen Şahmeran, binlerce yıl önce Tarsus’ta yeraltında yaşayan ‘Meran’ adı verilen yılanların kraliçesiymiş. Efsaneye göre bir gün, Cemşab, orman içinde gezerken süt beyaz vücutlu bir yılan olan Şahmeran’ı görmüş. Şahmeran’ın güvenini kazanarak yer altında cennet gibi bir bahçede Şahmeran ile birlikte yaşamaya başlamış. Geçen yıllar sonunda Cemşab, artık ailesini çok özlediğini ve onları görmek istediğini söyleyip gitmek için Şahmaran’a yalvarmış. Bunun üzerine Şahmeran da kendisini salıvereceğini, ancak yerini kimseye söylemeyeceğine dair söz vermesini istemiş. Şahmeran’a söz verip ailesine kavuşan Cemşab, uzun yıllar verdiği sözde durarak Şahmeran’ın yerini bildiğini kimseye söylememiş. Ancak ne var ki bir gün ülkenin padişahının kızı ölümcül bir hastalığa yakalanmış. Padişahın güzel kızına göz koyan ve onunla evlenmek isteyen kötü kalpli vezir, hastalığın çaresinin Şahmeran’ın etini yemek olduğunu söyleyince her yere haber salınmış. Saraydaki büyücülerden Şahmeran’ı görenin vücudunun yarısının beyaz parlak pullarla kaplı olacağını duyan vezir, onu gören birini bulma ümidiyle tüm halkın hamamda yıkanması için emir vermiş. Sıra Cemşab’a gelmiş ve Cemşab soyununca kötü kalpli vezir Cemşab’ın Şahmeran’ın yerini bildiğini anlamış ve kuyunun yerini göstermesi için Cemşab’a işkence etmiş. İşkencelere dayanamayan Cemşab, Şahmaran’ın yerini söylemek zorunda kalmış. Şahmeran bulunup yakalandığında yeraltından çıkmadan önce Meranlar(yılanlar) arkasından gelmesin ve kenti istila etmesinler diye Meranlara padişahın Şahmaran’ı misafir etmek istediğini ve davullarla karşılanacağını söylemişler. Tuzağa düştüğünü ve öldürüleceğini anlayan Şahmeran Cemşabın çok üzgün olduğunu görünce onu isteyerek ele vermediğini anlamış. Ölmeden önce Cemşabı görmek isteyen Şahmeran Cemşab’a “beni öldürüp parçalandıktan sonra Kuyruğunu kaynatıp suyunu vezire içir ki ölsün, gövdemin suyunu kıza içir ki kız iyileşsin, sen de başımı kaynat ve suyunu iç ki Lokman Hekim olasın.” demiş. Böylece vezir ölmüş, padişahın kızı iyileşmiş, Şahmaran’nın baş kısmını kaynatıp içen Camşab ise bir anda bitkiler ile konuşmaya ve onlardan hangi hastalıklara iyi geldiklerini öğrenmiş ve zamanla ölüme bile çare bulan Lokman Hekim olmuş. Efsaneye göre Şahmeran’ın öldürüldüğünü yılanlar o günden beri farketmemişler. Tarsus şehrinin, Şahmeran’ın öldürüldüğünü öğrenen yılanlar tarafından bir gün istila edileceği rivayet edilirmiş. Bu yüzden yılanlar Şahmeran’ın hala yaşadığını düşünsünler diye her gün Davulcu Pazarı’nda davullar çalındığını söylemiş. Uzaktan gelen davul sesiyle irkilen Çınar, Alaattin Usta’ya teşekkür etmiş ve Meranların hiçbir zaman Şahmaran’ın öldüğünü anlamamalarını dileyerek ve gittikçe ağırlaşan hediyelik eşya poşetlerini bir elinden diğer eline geçirerek oflayaa puflayaa otelin yolunu tutmuş.<br><br>  <br><br><br><br><br><br><br> <br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-10-14 10:52:06 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/292515062</guid>
      </item>
      <item>
         <title>+Çınar Topkapı Sarayından cıkıp</title>
         <author>nurpergocen</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/292584470</link>
         <description><![CDATA[<div>Sultan Ahmet Camiine gitmek için yola koyuldu . İki yaşlı adamın konuşmalarına kulak misafiri oldu. İstanbul’un altı tüneller ile doluymuş. Bu tüneller İstanbul’un ana mekanlarına çıkıyor hatta Kınalıada’ya kadar uzanıyormuş. Bunu duyan Çınar çok şaşırdı.Ama yaşlı adamların peşine takılmaktan kendini alamadı.Geldikleri yer YERE BATAN SARNICI idi. Çınar  içeri girince  uzunca sütunları gördü. Her birinin altına mumlar koyulmuştu ama kasvetli ortamı aydınlatmak yerine daha da ürkütücü yapmıştı. Yerdeki su Çınarı  biraz da olsa kendine getiriyordu. Az ileride gözüne çarpan bir sütun ve iki büyük taş ile o tarafa doğru yürümeye başladı. Medusa kafasının önünde büyülenmiş gibi duruyordu. Bir ses onu kendine getirdi. Sarnıcın güvenlik görevlisi Çınara anlatmaya başladı o anlattıkça şaşkınlığı bir kat daha artıyordu. Öğrendikleri karşısında büyülenmiş gibiydi. Birde gerçekten burada gizli geçitler var mı ? diye sordu.  Var mıy dı acaba</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-10-14 19:54:03 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/292584470</guid>
      </item>
      <item>
         <title>+ESEN AKENGİN - İSTANBUL </title>
         <author>esenakengin</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/293056730</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/139892874/3d4768e13d676a383ccc8935aabe6844/H_KAYE__STANBUL_DOLMABAH_E_SARAYI2.docx" />
         <pubDate>2018-10-15 20:20:48 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/293056730</guid>
      </item>
      <item>
         <title>HÜLYA KARTAL </title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/293515728</link>
         <description><![CDATA[<div>DÖRTYOL 100.YIL İLKOKULU<br>+Çınar ,medeniyetler beşiği Akdeniz Bölgesi ‘nin incisi Hatay’ı görmeyi çok istiyordu.Ailesi sömestri tatilinde beraber geziye oraya gidebileceklerini söylediler.Çınar çok mutlu olmuştu.Çınar karnesini aldıktan sonra gezi hazırlıklarına başladı.Gezdiği yerler hakkında not tutmak için defter ve kalem ayrıca annesinden kamerayı da almasını istedi.Yola çıktılar uzun yolculuğun ardından Hatay’a varmışlardı.Dinlendikten sonra Hatay’ı gezmeye başladılar.<strong> St. Pierre Kilisesi, Vespasianus ve Titus Tüneli, Uzun Çarşı, Habibi Neccar Camiini </strong>sırasıyla gezdiler.Çınar Hatay’a hayran kalmıştı.Okul arkadaşlarına anlatacak çok şey vardı.<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/322902715/4d604a5314300646af59140d7bdbd467/_INAR_HATAY_DA.docx" />
         <pubDate>2018-10-16 17:56:16 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/293515728</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Mehtap BOZOĞLU</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/296072256</link>
         <description><![CDATA[<div>25-Kutlukent 80. Yıl İlkokulu<br>SAMSUN/TURKEY<br><br><br><br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/326183937/011925d125b518c75ffe933052aced18/samsunhikayesi1.docx" />
         <pubDate>2018-10-23 16:58:06 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/296072256</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Gülay Kutlu</title>
         <author>gulay160877</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/296166171</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/83614146/3ff55fd49a7d2d4c0b3c167fcaea5b97/ust.jpg" />
         <pubDate>2018-10-23 19:32:23 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/296166171</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Serap GÜL</title>
         <author>serapgul_gul</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/296827483</link>
         <description><![CDATA[<div>Ulukavak Anaokulu<br>Çorum</div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/205728600/9da96b7ab796dc7c78c474d92034e66a/inCollage_20181025_120027403.jpg" />
         <pubDate>2018-10-25 09:02:07 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/296827483</guid>
      </item>
      <item>
         <title>+NESLİHAN COŞKUN ŞAHBAZ </title>
         <author>kemalelifneli</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/296909607</link>
         <description><![CDATA[<div>KAYSERİ AHMET BALDÖKTÜ İLKOKULU<br>Gezmeyi çok seven Çınar, kimi zaman işinden gücünden kimi zaman bütün yorgunluğundan arta kalan zamanlarda o şehir senin bu şehir benim gezip dolaşırdı. Öyle olur olmaz yerleri de gezmezdi hani. Balık mevsiminde Karadeniz’in şehirlerini, meyvelerin olgunlaşma zamanında hangi şehirde hangi meyveyi canı çekerse oralara giderdi. Hele yiyecek, içecek festivallerini hiç mi hiç kaçırmazdı. Bu kez da canı pastırma ve mantı çekmişti ki, bu defa da yolu Kayseri’ye düşer. Aslında Kayseri’ye bu ilk gelişi de değildi.<br>Bu, Kayseri’ye kaçıncı gelişi Çınar da hatırlamıyordu ama bildiği bir şey var ki Kayseri, orada yaşayanlar için bile bitip tükenmek bilmeyen, gece gündüz  her sokağında nefesinizi tutarak gezeceği bir şehirdi. Her köşesi adeta kusursuz bir tablo gibi görünüyor du insana. Ama bakmasını, görmesini dahası nefesini tutup gözlerini kapatıp şehri dinlemesini, okumasını bilene bir tablo gibiydi. Kayseri’ye her gelişinde farklı bir heyecan duyardı Çınar.</div><div><br></div><div>Kayseri’ye adım adım yaklaşırken asırlardır bütün heybeti ve azametiyle dimdik ayakta duran, her ne kadar yüzü buz gibi soğuk olsa da eteklerinden tutunduğunuz zaman sizi sımsıcak ısıtan Erciyes dağı karşılamıştı. Dedem anlatırdı, askerliğini orada yapmış Kayserililer gün olur Erciyes’in kara bulutlarıyla hüzünlenir, gün olur yağmurlarıyla gözleri nemlenir, gün olur ayazıyla içi serinlermiş insanın. Hele bir de kayak zevkiniz varsa bir tutku olurmuş Erciyes sizin için. Tabi biraz bencilmiş o heybetli dağ zirvesini kolay kolay kimseyle paylaşmazmış. Ama yine de zirvesine gözünüzü dikerseniz “yok” da demezmiş size. Olur da zirvesine çıkıp da şöyle bir okursanız Kayseri’yi gördüğünüz her güzellik, her manzara, her tarihi cami, her anıt, her müze yavaş yavaş sırrını açmaya başlarmış insana. <br><br></div><div>İşte her gelişimde bana bir birinden farklı güzellikler yaşatan Kayseri’nin gezilecek birkaç yeri, tavsiye ederim.<br><br></div><div>İlk günün ışıklarıyla Ali Dağı Yer Altı Şehri gezmeye başlamıştı Çınar.<br><br></div><div>Yavaş yavaş şehir meydanına gelince ilk önce Gevher Nesibe Şifahanesi (Tıp Müzesi) Türk tarihinin ilk akıl hastanesini nefesini tutarak gezmişti.  Derken Alaeddin Keykubat’ın hanımı Hunat Hatun tarafından yaptırılan Hunat Hatun Külliyesinde de birkaç saat geçirdikten sonra Sahabiye Medresesi, Kayseri Kalesi derken kendini mantılardan ve pastırmalardan donatılmış bir kuş sütünün eksik olduğu ziyafet masasında bulur kendini. Yemekten sonraki planı ise yarın ki gezisinin planını yapmaktı. <br><br></div><div>Ertesi güne Sultan Sazlığı ile başladı Çınar gezisine, Dev Ali Türbesi, Kapuzbaşı Şelalesi derken yine bir nefeste akşamı etmişti. ….<br><br></div><div> <br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-10-25 13:08:10 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/296909607</guid>
      </item>
      <item>
         <title>FATMA BAKIRTAŞ </title>
         <author>fatmabilen78</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/298772536</link>
         <description><![CDATA[<div>TELETAŞ İLKOKULU İSTANBUL/TÜRKİYE</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-10-30 22:14:57 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/298772536</guid>
      </item>
      <item>
         <title>ZÜBEYDE HANIM ÜÇLER İLKOKULU/AMASYA</title>
         <author>neclakkoyunlu05</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/303013913</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/275592938/6cd1e91bf7aeff2389064eac2727ad3b/46210065_10218446125732451_64634589175349248_n.jpg" />
         <pubDate>2018-11-11 17:41:03 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/303013913</guid>
      </item>
      <item>
         <title>BİRSEN ATEŞ ŞENTÜRK-İSTANBU</title>
         <author>edam_52</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/303043925</link>
         <description><![CDATA[<div>23-ÇINAR GALATA KULESİNDE</div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/154863810/268ba0f396e62c5b756cb25455580d27/__nar_galata_kulesinde.doc" />
         <pubDate>2018-11-11 20:50:57 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/303043925</guid>
      </item>
      <item>
         <title>+NURCAN ÖZÇELİK/MERKEZ ANA OKULU/KARAMAN  </title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/305172273</link>
         <description><![CDATA[<div>Çınar  karamanda</div><div>O sabah cinar horoz sesi ile uyandı. Çünkü ailesi ile köylerine gelmişlerdi. Çınar hemen yatağından  kalktı elini yüzünü yıkadı ve kahvaltı için aşağıya indi. Annesi ve babaannesi kahvaltı hazırlıyorlardı. Çınarda annesine yardım edip sofrayı hazırladılar. Hep birlikte kahvaltı yaparken amcasının oğlu mehmet geldi. Mehmet “ cinar hadi gezelim”  dedi. Çınar ve mehmet dışarı çıktılar. Bir süre yürüdükten sonra tahıl ambarlarının  olduğu meydana gelmişlerdi. Çınar “mehmet hala buraya tahıl koyuyorlar mi dedi. Mehmette" çok eskiden koyuyorlarmış, artık koymuyorlar” demis. Mehmet “ cinar sana babanın doğduğu şehri gezdirmemi ister misin demis. Çınar büyük bi sevinçle eveeeeeeet demis. Mehmet, babasi ve cinar arabaya binip yolculuga baslamislar. Yol uzerinde manazan magarasini goren cinar cok sasirmis. Cok buyuk ve yüksek olduğu için cinar oraya çıkmak istememiş. Taşlardan yapılmış bir sürü bölümün olduğu binbir kiliseye gelmişler. Biraz daha gittikten sonra karşılarına birer ikişer atlar çıkmaya başlamış. Mehmet “ cinar burası karadağ, O gordugun atlar da yilki atlari.osmanlı devletinde yaşlanan atlar buraya getirilir ve doğa ya birakilirmiş. O zamandan bu zamana yilki atları burada yaşar” Demis. Atları seyrederken çınarın karnından sesler gelmeye başlamış. Amcası ve mehmet bu sesi duyunca çok gülmüşler. Amcası hadi bakalim çocuklar gidiyoruz birinin karnı çok acikmis demis. Hep birlikte arabaya binip bir evin önünde kadar gelmişler. Çınar “mehmet burası neresi” demis. Mehmet “ burası benim annanemin evi demis. Kapıyı calmislar ve kapiyi yaşlı sevimli bir nine açmış. Mehmet nineeeee diye boynuna sarilmis. Mehmet  nine bu benim kuzenim cinar cok acikmis. Bizde senin o güzel yemeğini yemezdi için çınarı buraya getirdik demis. Ninesi de hemen mutfağa gitmis ve yemeği hazırlamaya başlamış. Çınar hımmmm mis gibi kokular gelmeye başladı. Ne yemeği bu demis. Mehmette  bu bizim yöresel yemeğimiz arabası demis. Ninesi az sonra yemeği hazırlayıp getirmiş . Mehmet bu hamur kaşığına alıp çorbadan alacaksın demis. Çınar hemen biraz hamur alıp çorbasına daldırmış kaşığı. Bu yemek çınarın çok hoşuna gitmis. Çorbasını bitirmiş hemencecik. Ellerine sağlık ninecim demis. Çocuklar nine ile vedalaşıp arabaya binmişler. Babası bu defa kocaman bi cinar ağacının yanında getirmiş çocukları. Burası aktekke camı. Cok eski bi cami. Içinde de hz. Mevlananın annesi ve çocuklarının  mezarı var demis. Çınar ve mehmet camiye girip camiyi de incelemişler. Caminin bahçesine çıkmışlar. Az ileride ki yer cinarin dikkatini çekmiş. Orası neresi demis. Mehmette hafi gel gidelim  demis. Hep birlikte yürümüşler ve büyük bir kapının önüne gelmişler. Mehmet “ cinar burası hatuniye medresesi, osmanlı devleti zamanında  burası bi okulmus insanlar buraya gelir ve ilim öğrenirlermiş demis. Ne kadar güzel değil mi cinar demis. Çınarın sesini duyamayınca mehmet çınarı aramaya başlamış. Bi baksa ki cinar bi sandalyenin üzerinde uyuyakalmış. Amcası çınarı kucaklamış ve köye doğru yıla çıkmışlar. Eve gelmişler amcası tam çınarı kucaklayacakken cinar gözlerini açmış aaaaa buraya ne zaman geldik demis. Mehmet sen o kadar yoruldun ki gezi sırasında uyuyakaldin  bizde seni uyandırmamak için eve getirdik demis. Çınar karamanda ne kadar güzel tarihi yerlerimiz olduğunu öğrendim çok teşekkür </div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-11-16 09:58:31 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/305172273</guid>
      </item>
      <item>
         <title>+ÖZLEM HİLAL ÖZYÜREK - BURSA</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/305739931</link>
         <description><![CDATA[<div>HUNDİ HATUN ANAOKULU<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/330370563/77907c320a0737c60da3d0b14b03906f/BURSA__INAR_H_KAYE.docx" />
         <pubDate>2018-11-19 00:55:21 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/305739931</guid>
      </item>
      <item>
         <title>+NURCAN ÖZÇELİK/MERKEZ ANAOKULU/KARAMAN</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/307209304</link>
         <description><![CDATA[<div>ÇINAR KARAMAN DA<br>Çınar  karamanda</div><div>O sabah  Çınar horoz sesi ile uyandı. Çünkü ailesi ile köylerine gelmişlerdi. Çınar hemen yatağından  kalktı elini yüzünü yıkadı ve kahvaltı için aşağıya indi. Annesi ve babaannesi kahvaltı hazırlıyorlardı. Çınarda annesine yardım edip sofrayı hazırladılar. Hep birlikte kahvaltı yaparken amcasının oğlu mehmet geldi. Mehmet “ cinar hadi gezelim”  dedi. Çınar ve mehmet dışarı çıktılar. Bir süre yürüdükten sonra tahıl ambarlarının  olduğu meydana gelmişlerdi. Çınar “mehmet hala buraya tahıl koyuyorlar mi dedi. Mehmette" çok eskiden koyuyorlarmış, artık koymuyorlar” demis. Mehmet “ cinar sana babanın doğduğu şehri gezdirmemi ister misin demis. Çınar büyük bi sevinçle eveeeeeeet demis. Mehmet, babasi ve cinar arabaya binip yolculuga baslamislar. Yol uzerinde manazan magarasini goren cinar cok sasirmis. Cok buyuk ve yüksek olduğu için cinar oraya çıkmak istememiş. Taşlardan yapılmış bir sürü bölümün olduğu binbir kiliseye gelmişler. Biraz daha gittikten sonra karşılarına birer ikişer atlar çıkmaya başlamış. Mehmet “ cinar burası karadağ, O gordugun atlar da yilki atlari.osmanlı devletinde yaşlanan atlar buraya getirilir ve doğa ya birakilirmiş. O zamandan bu zamana yilki atları burada yaşar” Demis. Atları seyrederken çınarın karnından sesler gelmeye başlamış. Amcası ve mehmet bu sesi duyunca çok gülmüşler. Amcası hadi bakalim çocuklar gidiyoruz birinin karnı çok acikmis demis. Hep birlikte arabaya binip bir evin önünde kadar gelmişler. Çınar “mehmet burası neresi” demis. Mehmet “ burası benim annanemin evi demis. Kapıyı calmislar ve kapiyi yaşlı sevimli bir nine açmış. Mehmet nineeeee diye boynuna sarilmis. Mehmet  nine bu benim kuzenim cinar cok acikmis. Bizde senin o güzel yemeğini yemezdi için çınarı buraya getirdik demis. Ninesi de hemen mutfağa gitmis ve yemeği hazırlamaya başlamış. Çınar hımmmm mis gibi kokular gelmeye başladı. Ne yemeği bu demis. Mehmette  bu bizim yöresel yemeğimiz arabası demis. Ninesi az sonra yemeği hazırlayıp getirmiş . Mehmet bu hamur kaşığına alıp çorbadan alacaksın demis. Çınar hemen biraz hamur alıp çorbasına daldırmış kaşığı. Bu yemek çınarın çok hoşuna gitmis. Çorbasını bitirmiş hemencecik. Ellerine sağlık ninecim demis. Çocuklar nine ile vedalaşıp arabaya binmişler. Babası bu defa kocaman bi cinar ağacının yanında getirmiş çocukları. Burası aktekke camı. Cok eski bi cami. Içinde de hz. Mevlananın annesi ve çocuklarının  mezarı var demis. Çınar ve mehmet camiye girip camiyi de incelemişler. Caminin bahçesine çıkmışlar. Az ileride ki yer cinarin dikkatini çekmiş. Orası neresi demis. Mehmette hafi gel gidelim  demis. Hep birlikte yürümüşler ve büyük bir kapının önüne gelmişler. Mehmet “ cinar burası hatuniye medresesi, osmanlı devleti zamanında  burası bi okulmus insanlar buraya gelir ve ilim öğrenirlermiş demis. Ne kadar güzel değil mi cinar demis. Çınarın sesini duyamayınca mehmet çınarı aramaya başlamış. Bi baksa ki cinar bi sandalyenin üzerinde uyuyakalmış. Amcası çınarı kucaklamış ve köye doğru yıla çıkmışlar. Eve gelmişler amcası tam çınarı kucaklayacakken cinar gözlerini açmış aaaaa buraya ne zaman geldik demis. Mehmet sen o kadar yoruldun ki gezi sırasında uyuyakaldin  bizde seni uyandırmamak için eve getirdik demis. Çınar karamanda ne kadar güzel tarihi yerlerimiz olduğunu öğrendim çok teşekkür ederim demis.<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-11-23 09:27:42 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/307209304</guid>
      </item>
      <item>
         <title>MEHTAP ÖZCE CÖMERTOĞLU</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/307335347</link>
         <description><![CDATA[<div>TEVFİK YARAMANOĞLU İLKOKULU ELAZIĞ</div>]]></description>
         <enclosure url="http://www.elazigkulturturizm.gov.tr/Resim/46810,slayt-resmi-1-siradakikopyajpg.png?0" />
         <pubDate>2018-11-23 21:20:46 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/307335347</guid>
      </item>
      <item>
         <title>+ÜMİT GÜLEKEN KATFAR-SÜLEYMAN ŞAH İLKOKULU-GAZİANTEP</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/309492286</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/337860971/00b8fff047981b442580dcc26a0a8d5e/_INAR_GAZ_ANTEP_TE.docx" />
         <pubDate>2018-11-29 19:02:28 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/309492286</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Yelda KUŞCU KILIÇARSLAN</title>
         <author>kuscuyelda</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/309503877</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/332859742/f023dec831d637a8e9396798faf90793/Collage_2018_11_29_22_17_13.jpg" />
         <pubDate>2018-11-29 19:21:54 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/309503877</guid>
      </item>
      <item>
         <title>+RAZİYE GENÇER PETEK</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/311608664</link>
         <description><![CDATA[<div>KARAMANOĞLU MEHMET BEY İLKOKULU/ KARAMAN</div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/340048694/0308c6ec2484437c81b26982eebaf927/__nar.docx" />
         <pubDate>2018-12-05 21:26:27 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/311608664</guid>
      </item>
      <item>
         <title>RAZİYE GENÇER PETEK</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/311610092</link>
         <description><![CDATA[<div>KARAMANOĞLU MEHMET BEY İLKOKULU</div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/340048694/ee95fcc338d8a68365523a39b5ebad46/2e4a003b_27f5_47af_9fb5_41c40ddf3a01.jpg" />
         <pubDate>2018-12-05 21:31:19 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/311610092</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Çınar ve dedesi gezmeyi ve gezdiği yerlerde yöresel  yemeklerin tadına bakmayı çok severmiş . Çınar ve dedesi bu sefer  taşı toprağı  altın olan Istanbul&#39;un Silivri ilçesini gezmeye  gitmişler. Silivri iİstanbul &#39;a 67 km uzaklıkta sahil kenarında güzel  bir ilçeymis.Önce sahilde gezinmişler.Bir iki tur attıktan sonra karınları acıkmış.Sahil kenarındaki balıkçılardan balık  ekmek yedikten sonra tarihi yerleri gezmeye karar vermişler.Önce limandan gezmeye başlamışlar .</title>
         <author>nijeryonca</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/313094884</link>
         <description><![CDATA[<div>Silivri liman içinden kiraladıkları tekne ile silivri sahilini bir baştan diğer başa gezmişler.Boşnakbahçe tarafında kale surlarından bazı kalıntıların altındaki ilginç kaya yapısı içinde bazı mağaraların yer aldığı yüksek tepelerden kamp sahalarını gözlemlemişler. Limanın diğer tarafında ise sahil, tarihi 32 gözlü Mimar sinan Köprüsü, plajlar ve gerisinde yazlıkların yer aldığı kıyı bandını alabildiğine gezmişler. Kara tarafından ise Silivri'nin eski tarihi eserlerinden surlar, kapılar (çarşı kapısı, orta kapı, kır kapısı), yazıtlar, tuğla damgaları, sarnıç, miladi 1517 tarihli sadrazam Piri Mehmet Paşa Camii, Mimarsinan Köprüsü'nü ve Heykelini daha yakından görme imkânı bulabilmişler.En sonunda yorulmuşlar ve sahilde bir çay bahçesinde oturmuşlar. Silivriyi çok beğenmişler.Dedesi sıcak çayını yudumlarken, Çınar da Silivri'nin meşhur yoğurdundan yapılmış ayranını içerek bir sonraki durak neresi diye düşünmeye başlamışlar.</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-12-10 18:34:06 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/313094884</guid>
      </item>
      <item>
         <title>DENİZ YAPICI- YAHYA ÇAVUŞ GÖRME ENGELLİLER ORTAOKULU-ÇANAKKALE</title>
         <author>ozyuvayapici</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/314470187</link>
         <description><![CDATA[<div>Çınar ÇANAKKALE' de...</div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/321704830/d468a4fca39c60f3c76c1941b56d1bd1/20181213_234254.jpg" />
         <pubDate>2018-12-13 20:58:43 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/314470187</guid>
      </item>
      <item>
         <title>DENİZ YAPICI- YAHYA ÇAVUŞ GÖRME ENGELLİLER ORTAOKULU-ÇANAKKA</title>
         <author>ozyuvayapici</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/314470967</link>
         <description><![CDATA[<div>Çınar ÇANAKKALE'de...</div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/321704830/9c181a844403f23ae94c91c05237c292/20181213_234625.jpg" />
         <pubDate>2018-12-13 21:01:32 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/314470967</guid>
      </item>
      <item>
         <title>BİRSEN KARAMANLI/  ATATÜRK İLKOKULU AYDI</title>
         <author>birsenkaramanli09</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/314565312</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/314993533/2a7c26a1e928a1aa7bf81081fba498fe/Image_1__1_.png" />
         <pubDate>2018-12-14 08:36:34 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/314565312</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author>birsenkaramanli09</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/314566547</link>
         <description><![CDATA[<div>ÇINAR IN İZMİR MACERASI</div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/314993533/f70ecccea409b80893c9aa1ab758c9b7/_.jpg" />
         <pubDate>2018-12-14 08:41:35 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/314566547</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author>fundamericten</author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/316568517</link>
         <description><![CDATA[anlar.
1 comment

Birsen Ateş Şentürk 2ay
Tebrikler
Avatarın

Yorum ekle
3-Ege Bölgesi'ni gezen Çınar artık İstanbul'a gelmişti.Bu şehri hep merak etmişti.Gezip göreceği çok şey vardı.İlk olarak Kız Kulesi'ne gitmek istedi.Kız Kulesi'nin efsanesini okulda öğrenmişti.O günden beri çok merak ediyordu. Efsane şöyleydi: Eski çağlarda Romalı bir imparatora, falcılar tarafından eşinin öleceği söylenir. O da kraliçesini korumak için Kız Kulesi’ne yerleştirir.Kendisinden ve özel hizmetlilerinden başka kimsenin yanına girmesine izin vermez.Yine de kaderin önüne geçemez ve kraliçeye gönderilen yiyecek sepetinin içinden çıkan yılan onu orada sokarak öldürür. Kız Kulesi'ni karşısında gördüğünde Çınar çok heyecanlanmıştıdı.Hemen teknelerden birine atladı ve karşıya geçti.Diğer turistlerle birlikte içeriye girdi.Dikkatle çevresini inceliyordu. İçerisi çok güzel görünüyordu.Taş duvarları vardı.Restoran olarak kullanılıyordu. Gezerken aralık duran bir kapı gördü.Merakına yenik düştü ve yavaşça kapıdan içeriye süzüldü.Tozlu ve eski eşyaların bulunduğu bir odadaydı.Etrafına bakınırken sanki oraya ait olmayan bir kağıt gözüne çarptı.Heyecanla gidip kağıdı eline aldı.Gözlerine inanamadı.Elinde tuttuğu kağıt kendisine yazılmıştı. Mektupta:

GÖZDE PINAR OBALI
2ay
3-Ege Bölgesi'ni gezen Çınar artık İstanbul'a gelmişti.Bu şehri hep merak etmişti.Gezip göreceği çok şey vardı.İlk olarak Kız Kulesi'ne gitmek istedi.Kız Kulesi'nin efsanesini okulda öğrenmişti.O günden beri çok merak ediyordu. Efsane şöyleydi: Eski çağlarda Romalı bir imparatora, falcılar tarafından eşinin öleceği söylenir. O da kraliçesini korumak için Kız Kulesi’ne yerleştirir.Kendisinden ve özel hizmetlilerinden başka kimsenin yanına girmesine izin vermez.Yine de kaderin önüne geçemez ve kraliçeye gönderilen yiyecek sepetinin içinden çıkan yılan onu orada sokarak öldürür. Kız Kulesi'ni karşısında gördüğünde Çınar çok heyecanlanmıştıdı.Hemen teknelerden birine atladı ve karşıya geçti.Diğer turistlerle birlikte içeriye girdi.Dikkatle çevresini inceliyordu. İçerisi çok güzel görünüyordu.Taş duvarları vardı.Restoran olarak kullanılıyordu. Gezerken aralık duran bir kapı gördü.Merakına yenik düştü ve yavaşça kapıdan içeriye süzüldü.Tozlu ve eski eşyaların bulunduğu bir odadaydı.Etrafına bakınırken sanki oraya ait olmayan bir kağıt gözüne çarptı.Heyecanla gidip kağıdı eline aldı.Gözlerine inanamadı.Elinde tuttuğu kağıt kendisine yazılmıştı. Mektupta:            
'' Merhaba Çınar,  
Bu mektubu okuduğuna göre doğru yoldasın.Aradığın cevapları Topkapı Sarayı'nda bulacaksın.''  yazıyordu.
 Avatarın

Yorum ekle
1-Çevresini incelemeyi seven Çınar 11 yaşında araştırmacı özelliği olan bir çocuktu. Herkes Çınar'ın bu özelliğini bilir, ortadan kaybolduğunda farklı bir yeri görmeye gittiğini anlardı. Bu nedenle birkaç gün ortadan kaybolduğunda kimse onu merak etmez, döndüğü zaman anlatacaklarını dinlemek için heyecanla beklerdi. Çınar yine ortadan kaybolmuş, son zamanlarda en merak ettiği yer olan Pamukkale'ye gitmeye karar vermişti.Pamukkale bölgesindeki araştırmasında travertenlerin olduğu alanda 17 adet sıcaklığı 35-100 derece arasında değişin sıcak su kaynağı bulunduğunu, suyun içerisinde bol miktarda Kalsiyum Hidrokarbonat olduğunu ve bu suyun (Kleopatra Havuzu) çeşitli hastalıkların tedavisi için kullanıldığını öğrendi. Araştırmasını tamamlayan Çınar dinlenmek için bir yer ararken suların içinde bir şişe görüp, aldı. Şişenin içinde bir not vardı. "Ege'nin incisinde Trik trak, trik trak! Diyor vakit geçiyor bak." yazılı notu okur okumaz neresi olduğunu anlayan Çınar hemen yola çıktı.

Funda Meriçten
2ay
1-Çevresini incelemeyi seven Çınar 11 yaşında araştırmacı özelliği olan bir çocuktu. Herkes Çınar'ın bu özelliğini bilir, ortadan kaybolduğunda farklı bir yeri görmeye gittiğini anlardı. Bu nedenle birkaç gün ortadan kaybolduğunda kimse onu merak etmez, döndüğü zaman anlatacaklarını dinlemek için heyecanla beklerdi. Çınar  yine ortadan kaybolmuş, son zamanlarda en merak ettiği yer olan Pamukkale'ye gitmeye karar vermişti.Pamukkale bölgesindeki araştırmasında travertenlerin olduğu alanda 17 adet sıcaklığı 35-100 derece arasında değişin sıcak su kaynağı bulunduğunu, suyun içerisinde bol miktarda Kalsiyum Hidrokarbonat olduğunu ve bu suyun (Kleopatra Havuzu) çeşitli hastalıkların tedavisi için kullanıldığını öğrendi.       Araştırmasını tamamlayan Çınar dinlenmek için bir yer ararken suların içinde bir şişe görüp, aldı. Şişenin içinde bir not vardı.                          "Ege'nin incisinde                    Trik trak, trik trak!                 Diyor vakit geçiyor bak."    yazılı notu okur okumaz neresi olduğunu anlayan Çınar hemen yola çıktı.


1 comment

Birsen Ateş Şentürk 2ay
Ne güzel hikayeler
Avatarın

Yorum ekle
ZÜHEYLA ÜNAL

Anonim
9g
ZÜHEYLA ÜNAL
ZÜHEYLA ÜNAL 
HASİP DİNÇSOY İLKOKULU
Menderes Mh. 343 Sokak No:6
ESENLER/ İSTANBUL
 Avatarın

Yorum ekle
BIRSEN ATEŞ ŞENTÜRK _ISTANBUL

Birsen Ateş Şentürk
3ay
BIRSEN ATEŞ ŞENTÜRK _ISTANBUL
 Avatarın

Yorum ekle
DENİZ YAPICI

Deniz YAPICI
2ay
DENİZ YAPICI
+YAHYA ÇAVUŞ GÖRME ENGELLİLER ORTAOKULU                                                                                                                  
 Avatarın

Yorum ekle
 KARADENİZ BÖLGESİ

more_vert

add
Yelda KUŞCU KILIÇARSLAN

kuscuyelda
24g
Yelda KUŞCU KILIÇARSLAN
 Avatarın

Yorum ekle
Mehtap BOZOĞLU

Anonim
1ay
Mehtap BOZOĞLU
25-Kutlukent 80. Yıl İlkokulu
SAMSUN/TURKEY




 Avatarın

Yorum ekle
YELDA KUŞCU KILIÇARSLAN

Yelda Kuşcu Kılıçarslan
23g
YELDA KUŞCU KILIÇARSLAN
75.YIL CUMHURİYET İ.O/ÇORUM 

 Çınar Obruk Barajında inanılmaz eğlenmiş oldukça da yorulmuştu.Yemek yerken işletme sahibi Ali amca yanlarına gelip Çınarla sohbet etmeye başladı.Çınar yediği pilavın lezzetinden söz etti .Ailesi de Çınar’a hak vererek memnuniyetini dile getirdi.Ali amca ‘pirincin anavatanı Osmancık’tır.Osmancık ilçesi denince aklımıza şüphesiz pirincin başkenti olarak bilinir. Ülkemizde pirinç burada yetişir. Ayrıca Osmancık ilçesi adında da anlaşılacağı üzere Osmanlı devletin kurucu Osman Bey’in doğduğu yerdir’.dedi.Çınar hayretle Ali amcayı dinliyordu.Hemen babasına döndü’ babacığım ben hiç pirinç tarlası görmedim pirinç nerde yetişir  Osmancık nasıl bir yer Ali amca ne güzel anlatıyor merak ettim bir gün gider miyiz’ dedi.Ali amca’ yarın Osmancıkta işim var  isterseniz sizi götürebilirim’ dedi.Ali amca babasına dönerek’ bizler misafiri çok severiz  Hz.Pir Koyunbaba’nın bir sözü vardır ‘’Dirlik od’unu yakın ,yoldan geçeni hoş tutun ‘’ der.Çınar ve ailesi Ali amcaya hayranlık duyar, teklifini kabul ederler .Ertesi gün sabah buluşmak üzere ayrılırlar.Çınar ve ailesi bitkin ama mutlu bir şekilde   uykuya dalarlar.Sabah Ali Amca sözleştikleri saatte Çınarları alıp arabada uzun uzun sohbet ettiler  .Osmancık 65 km idi .Yolda giderken sağlı sollu pirinç tarlalarını gösterdi Çınara’a ..Çınar  bataklıkta  suyun içinde pirincin  yetiştiğini görünce gözlerine inanamadı. …


 Ali amca derin tarih bilgisiyle Koyunbabadan bahsetti.. ‘ Koyunbaba’nın asıl adı Seyit Ali’dir’. Dedi’ Peygamber soyundan geldiği ileri sürülür. Bursa’da çobanlık yaptığı sırada ağasıyla her iki kuzudan birini almak üzere anlaşır. Bir süre sonra kırk kuzusu olur. Bunları alarak Osmancık’a yerleşir. Her yirmi dört saatte bir melediğinden adı “Koyunbaba”kalır.Koyunbaba üzerine bir çok rivayetler vardır.de ve  bunlardan biri de ‘   diye sohbete devam eder..

‘Koyunbaba’nın üç köpeği vardır. Bunlara Kara Kadı, Sarı Kadı, Ala Kadı adını verir. Bağdat Kadısı Osmancık’tan geçerken bunu duyar ve padişaha şikayet eder. Padişah Koyunbabayı çağırır, köpeklerine neden böyle adlar koyduğunu sorar. Koyunbaba da: Kadılar haram helal bilmezler, benim köpeklerim bilir. İsterseniz deneyelim der. Padişah denemeye karar verir. Koyunbaba yirmisi helal, yirmisi haram kırk kap yemek getirilmesini ister. İstenenler getirilince köpekleri çağırır, yemekleri önlerine serer. Hayvanlar helal yemekleri yer, öbürlerine dokunmazlar .Padişah çok şaşırır. Koyunbaba’yı  mükafatlandırmak ister dileğini sorar. Koyunbaba: Hazineden bir şey istemem Sarıalan ile Saltukalan’ı köpeklerime yallık verirseniz yeter der. Dileği yerine getirilir . Koyunbaba kendisini padişaha şikayet eden kadıya şöyle bir bakar ve adam ölür. ‘der.Çınar çok etkilenmişti uzun süre sessiz kalarak kadıyı ,Kara Kadıyı ,Sarı Kadıyı  ve Ala Kadıyı düşündü… Babası Ali amcaya dönüp ‘Koyunbaba’yı ziyaret edebilir miyiz’ dedi.Sohbete dalan Ali Amca ‘çok sevinirim hep beraber ziyaret edelim’ der..’ Çok kısa bir yolumuz kaldı’ der ve türbeye varırlar.Türbe Osmancık’ın kuzeyinde şehre hakim bir tepe üzerindedir.Türbe sekizgen gövdeli üzeri piramidal bir gövdeyle örtülüdür .Bahçe giriş kapısında tekkenin Koyunbabaya ait olduğunu yazan bir mermer kitabe vardır. Türbenin kapısı beyaz ve siyah mermerden yapılmış İçerde Necmettin isimli bir  görevlizat  rehberlik etmek için yaklaşır .Beyaz ve siyahın Türk halk  kültüründe simge olduğundan bahseder. Koyunbaba bir çok yer gezdikten sonra İnegöl Dağına gelmiş ve beyaz bir taşı elinde top gibi oynayıp’’ Yarabbi taşın düştüğü yeri beni defne müyesser eyle’’ diye dua edermiş. Necmettin amcaya teşekkür ederek Koyunbabaya dualar ederek oradan ayrılırlar. Ali amca’ buraya kadar gelmişken Koyunbaba Köprüsünden de geçelim’ der...’’ Koyunbaba Köprüsüne ilişkin bir rivayet Fatih Sultan Mehmet Otlukbeli’ne giderken Koyunbaba’ya uğrar hayır duasını alır. Savaşta Uzun Hasan’ı yener. Dönüşte vezirini göndererek Koyunbaba’nın bir dileği olup olmadığını sordurur. Koyunbaba : “Eğer bir hayır yapmak istiyorsa, Kızılırmak üstüne köprü gerekir, onu yaptırsın, bir de kışlak ve yaylak yerlerimizi, koyunlarımızı vergiden bağışlasın ki, misafirlerimizi daha iyi ağırlayabilelim” der. İstekleri yerine getirilir. Ancak köprü yapılmadan Fatih vefat eder. Babasının ölüm haberini alan ll. Beyazıt Amasya’dan yola çıkar. Osmancık’a geldiğinde ırmak kıyısında sürüsünü yayan Koyunbaba’yı görür. Kendisini karşıya geçirmesini ister. Koyunbaba : “Olur ama bu ırmağa bir köprü yaptırırsan”der. Şehzade söz verir. Koyunbaba şehzadeye söz verir. Koyunbaba şehzadeye gözlerini kapamasını ve söylemeden açmamasının söyler. Şehzade denileni yapar. Gözlerini açtığında İstanbul’dadır. Koyunbaba yok olmuştur. ll. Beyazıt tahta geçtikten bir süre sonra rüyasında  Koyunbaba’yı görür. Koyunbaba köprüyü yaptırmasını istemektedir. Ertesi gece yine aynı düşü görür. Bunun üzerine gerekli araç-gereç ve ustalar Osmancık’a gönderilir ve köprünün yapımına başlanır. Koyunbaba’nın da geyiklerle köprüye taş taşıdığı söylenir. Köprünün yapımı sırasında dervişlerden biri Koyunbaba’ya ölünce nereye gömülmek istediğini sorar. O da “Bu taşın düştüğü yere” diyerek ağır bir taşı fırlatır. Öldüğünde II.Beyazıt onu taşın düştüğü yere gömdürür ve buraya bir türbe yaptırır. Dünya barışı için önemli bir sembol olan Koyunbaba Köprüsünden geçerler ve kocaman bir kaya  onları karşılar.Üzerinde dalgalanan bayrağımız Çınarın ilgisini çeker.Ali amca buranın Selçuklular döneminde yapılmış bir kale olduğunu söyler.Kandiber Kalesi iki kapılıdır ve İpek Yolu üzerinde olması sebebiyle önemli bir konuma  sahip olduğunu ,kaleye çıkartıp Çınarın merakını gidermeyi çok istediğini fakat kalenin restorasyon çalışmaları nedeniyle kapalı olduğunu söyler.Daha sonra Ali amcanın  birkaç tanıdığı  pirinç fabrikasına uğrarlar .Bataklıkta yetişen tek tahıl olan  pirincin soframıza gelene kadar ki aşamaları ilk ağızdan dinler Çınar.çeltiğin ekim ayı başında biçerdöverlerle hasadının yapıldığını ve bölgedeki çeltik kurutma makinelerinde kurutularak fabrikaya gelişini hayretle dinlerÇınar.. Ali amca işlerini halledebilmek için Çınardan ve ailesinden izin ister.Çınar’a bir küçük çuval pirinç armağan ederek vedalaşır....Gördükleri sıcaklık hoşgörü için Çınar ve ailesi de Ali amcaya çok teşekkür ederler..Ali amcanın  Çınar’a verdiği anlamlı hediyenin içinde daha da anlamlı olması bakımından , Çınar’ın okuması için bir kitap, kitabın içinde de  küçük bir zarf vardı… bakalım Çınar bunu ne zaman bulup okuyacak ,heyecanlanacak…


 Avatarın

Yorum ekle
SERAP GÜL

Serap Gül
2ay
SERAP GÜL
ULUKAVAK ANAOKULU
                ÇORUM
ÇINAR’IN ÇORUM GEZİSİ 
              +Çınar yıllar sonra Karadeniz bölgesine gelmişti. Çınarın annesi  Karadeniz bölgesine  gelmişken  bölgenin şirin ili Çorumu görmeden olmaz dedi. Çoruma doğru yolculuk  başladı. Yolculuk sırasında annesi Çınara leblebi diyarı Çoruma gidiyoruz dedi. Nihayet Çoruma ulaşıldı. Çorumda ilk durak leblebici dükkanı oldu. Çınar rengarenk leblebileri görünce çok şaşırdı. Daha önce leblebi görmüştü ama böyle rengarenk leblebileri hiç görmemişti. Leblebici amca Çınarın şaşırdığını görünce Çınarı elinden tutup dükkanı gezdirdi. Dükkanı gezerken leblebilerin çeşitleri hakkında bilgi verip hepsinden tattırdı. Şekerlisi, tuzlusu, çikolatalısı, biberlisi, meyve aromalısı, kahvelisi daha sayamadığım pek çok çeşidi vardı. Bunlar Çınarın çok hoşuna gitti. En çok da çikolatalısı. Annesinin Çoruma neden leblebi diyarı dediğini şimdi anladı. Leblebicide bu kadar vakit geçirmek yeterliydi. Çınar ve ailesi leblebici amcaya teşekkür ederek dükkandan ayrıldı. 
 Çınar ve annesi daha sonra Çorum’da bir şehir turu yapalım dediler. Şehir turu sırasında Saat Kulesi’ni gören Çınar annesine şaşkınlıkla, “Ne kadar büyük bir saat” dedi. Annesi, “Evet oğlum. Bu kulenin uzunluğu yaklaşık 28 metreymiş. Bu kuleyi Çorumlu 7-8 Hasan Paşa yaptırmış” dedi. 
 Çınar ve annesi şehir turuna saat kulesinin ilerisinde bulunan Ulucami ile devam etmeye karar verdi. Annesi, “Ulucami’ye şuradan kestirmeden Çöplük Çarşısının içinden geçip gidebiliriz” dedi. Çınar, “Ne, çöplükten mi geçeceğiz?” diye sordu. Annesi, gülmeye başladı ve Çınar’a durumu açıkladı: “Çöplük Çarşısı, Çorum’un en eski ticaret merkezlerinden biri. Tarihi ayakkabıcılar arastası olarak da biliniyor. Burada minicik dükkanlarda ayakkabılar satılıyor. Ayakkabı dışında hırdavatçı, poşetçi, derici gibi malzemecilerin de bulunması ve insanların aradıkları her türlü şeyi bu malzemecilerde bulabilmelerinden dolayı buraya Çöplük Çarşısı deniliyor. Çöpte de ummadığın şeyleri bulursun ya. Onun gibi yani.”  
Arastada Çınar uzun zamandır istediği spor ayakkabılarından buldu. Adet gereği annesi arasta esnafıyla uzun bir pazarlık yaptıktan sonra ayakkabıları aldı. Annesi Çınar’a, “Ulucamiye gitmeden önce seni götürmek istediğim bir yer daha var. Görünce çok şaşıracaksın” dedi. Çınar, merakla annesini takip etmeye başladı. Çınar ve annesi, “Eskiciler Sokak” yazan bir tabelanın önünde durdular. Annesi Çınar’a, “Burası dünyanın en dar sokağı. Aynı zamanda küçük dükkanların yer aldığı bir arasta. Eskiciler Arastası olarak biliniyor” dedi. Çınar, daracık araya baktı ve “Ama buradan bir kişi zor geçer. İnsanlar burada nasıl dükkan işletebiliyor?” diye sordu. Annesi, “Dükkanlar da çok küçük zaten. Burada sırayla yürümemiz gerekecek. Sokağın sonuna kadar gitmek ister misin?” dedi. Çınar, “Buraya kadar gelip de bu sokaktan geçmemek olmaz. Koşarak gidebilir miyim anne?” dedi. Annesi, onaylar bir tavırla başını salladı. Çınar koşarak 30 metre uzunluğundaki sokağın sonuna kadar gitti. Geri dönerken de tam koşmaya başlayacaktı ki, annesi “Sokakta kaç dükkan var sayabildin mi?” diye seslendi. Çınar, dükkanları sayarak annesinin yanına geldi. “36 dükkan var anne. Bu sokakta en çok yerleri beğendim ben” dedi. Annesi, sokakta yerlere döşenmiş olan bu taşlara Arnavut kaldırımı denildiğini söyledi. Çınar, sokakta bir kez daha koştuktan sonra oradan ayrıldılar. 
Ulucami, Eskiciler Sokak’ın hemen karşısındaydı.  Murad-ı Rabi Camii olarak bilinen Çorum Ulucamii’ni gezen Çınar, burada Ulucamiinin Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat’ın azatlı kölesi Hayrettin Hazır tarafından yapıldığını öğrendi.   
Bu kadar gezinin ardından Çınar çok acıkmış ve yorulmuştu. Biraz mola vermek istedi. Annesi onu eski Çorum evlerinden birinin restore edilmesiyle yapılan Katipler Konağı’na götürdü. Çorba, börek (kıymalı – peynirli), et, pilav ve has baklavadan oluşan Çorum beşlisini gören Çınar’ın ağzı sulandı. “Kurt gibi acıkmışım” diyerek, tüm tabakları silip süpürdü. 
Annesi, “Dinlendiysen daha gezecek çok yerimiz var” dedi. Çınar ve annesi, Çorum kalesine gittiler. Selçuklu mimari özelliği taşıyan kalede yakın zamanlara kadar insanların yaşadığını öğrenen Çınar, “Ben de bir kalede yaşamak isterdim” dedi. Annesi, “Kale şu anda restore ediliyor, yani yenileniyor. İçerisine sosyal ve kültüre alanlar yapılarak, yakın zamanda turizme kazandırılacak” dedi. 
Çorum müzesine de giden Çınar’a annesi, “Bakalım hatırlayacak mısın burayı. Gelmeden önce internetten sanal olarak gezmiştik” dedi. Çınar, “Hatırlamaz olur muyum? En çok da kral mezarını ve Boğazkale’de at ile yapılan sanal turu merak ediyorum” dedi. Kral mezarında eşyalarıyla birlikte gömülmüş 
olan kral mezarına hayran kalan Çınar, at turundan çok keyif aldı. Çınar, müzede kil tablet çalışması yapma fırsatı da buldu. 
Çorum’un en büyük camii, Meydan Camii’ni (Akşemsettin) de ziyaret ettikten sonra sıra Çorum’un ilçelerine gelmişti. Annesi, ilçelere geçmeden önce un (Hatap ve Ejder Un), yumurta (Çorum Yumurta) ve pirinç (Osmancık Pirinci) almak istediğini söyledi. Çünkü Çorum bu ürünlerde de aynen leblebide olduğu gibi ün salan bir ildi. 
Çınar ve annesi, Hitit diyarı olarak bilinen Çorum’da, Hitit yerleşim merkezlerini ziyaret etmek üzere Alaca ilçesine doğru yola çıktı. Sırasıyla Alacahöyük ve Hititlerin başkenti Boğazkale’yi gezen Çınar ve annesi, daha sonra Ortaköy tarafına geçerek, burada Şapinuva örenyerini ve İncesu Kanyonunu gezdi.  
Çınar ve annesi, Çorum yolculuğunu Oğuzlar İlçesi Obruk Barajında yaptıkları piknikle tamamladı. Piknik sırasında barajda jet ski ve sürat teknesine binmeyi de ihmal etmeyen Çınar ve annesi, biriktirdikleri güzel anılarla Çorum’dan ayrıldı. 
2 yorumlar

Anonim 2ay
serapcığım harika olmuş çorum ancak bu kadar güzel ve eksiksiz anlatılırdı tebrikler canım zümrem

Serap Gül 2ay
Teşekkür ederim
Avatarın

Yorum ekle
NECLA AKKOYUNLU-AMASYA

Anonim
2ay
NECLA AKKOYUNLU-AMASYA
ZÜBEYDE HANIM ÜÇLER İLKOKULU
+Uzun bir yolculuktan sonra eve dönen Çınar bulmacayı bir türlü aklından çıkartamaz. "Dal üstünde al yanaklı oğlan."Çınar çok sevdiği elmanın memleketi olan Amasya’yı görmek ve Ferhat ile Şirin efsanesini dinlemek düşüncesiyle uykuya dalarRüyasında hep şu türkü söylenmektedir ırmak kenarında :Kilo kilo elmalar,pazarlarda satarlar Amasya'nın gençleri......
Çınar o gün boyunca bu türküyü mırıldanıp durur
Akşam babası neşeyle eve gelir.Hazırlanın üç gün sonra  Amasya’ya gidiyoruz der. Çınar heyecandan uyuyamaz.Ne de olsa doğduğu şehre ilk defa gidecektir.Acaba nasıl bir yerdi?
Sabah kalktıklarında kahvaltılarını yapıp alışverişe giderler. Oradaki kuzenlerine hediyeler alıp kendi eksiklerini tamamlarlar.
Nihayet beklenen gün gelir. Sabah erkenden yola çıkarlar. Bolu,Düzce,Tosya,Merzifon boyunca süren 667 km yolu 8 saatte geldiler.Saat 21.00 ve bu saatte Amasya bir başka güzeldir.
Amcalarının evleri Yeşilırmak nehrin kıyısındaydı. Ne de güzel akıyordu nazlı nazlı.Kuzeninin düğünü olduğu için dedeleri Ali amca da gelmişti Amasya’ya.Çok mutluydu Çınar.Dedesi yurt dışında yaşadığı için pek görüşme imkanları olmuyordu.
Birlikte yenen toyga çorbası,keşkek,galle ve çörekten sonra nefis bir semaver çayı günün yorgunluğunu almıştı.İçilen çayların arkasından gelen Amasya elması tadılmaya değerdi doğrusu.Yeme faslı son bulunca Ferhat ile Şirin efsanesini  anlatmak istiyorum sizlere,dedi Ali amca
       -Yaşasın!
       -Haydi anlat anlat!Anlatmaya başladı Ali amca:
     - Genç Ferhat, Amasya Sultanı Mehmene Banu’nun kız kardeşi Şirin’e tutulmuştur ilk gördüğünde. Yiğittir, delikanlıdır, söz dinlemezdir. Mesleği de nakkaşlıktır. Yani dönemim saray ve dini yapılarının duvar süslemelerini yapar. Onun süslediği saraylar için Şirin’e olan aşkından dolayı güzel oldukları söylenir.
Ferhat, zamanı geldiğinde Şirin’i istemeye gönderir ailesini. Mehmene Banu, Şirin’den önce görmüştür Ferhat’ı ve aşık olmuştur. Kız kardeşini de çok sever onun üzülmesini de istemez ama aşkı kardeş sevgisinden güçlüdür. Kız kardeşini vermek istemediği için, Ferhat’ın yapamayacağını düşündüğü bir şey ister. Der ki; “Şehir’e suyu getir, kızı vereyim”. Delikanlı hiç iki bir etmez, alır eline kazmasını, düşer yollara. Fakat suyu şehre yönlendirebileceği en uygun yer bugün Şahinkayası olarak bilinen yerdir ve çok da uzaktadır.
Ferhat yine de gider ve vurur kazmayı. Kayalar kırılır, ufalanır. Taş taş üstünde bırakmaz Ferhat. Koca dağı yararak ilerler. Zamanla yol verir dağ, suya. Bu durumu öğrenen Mehmene Banu, bir cadı buldurur ve ondan Ferhat’ı durdurmasını ister. Cadı düşünür taşınır ve bir yolunu bulur. Gider genç delikanlının yanına. Kazmasını kayalara vurmakta olan Ferhat’a seslenir; “Ne vurursun kayalara böyle hırsla.. Şirin’in öldü, bak sana helvasını getirdim”
O anda aşk ateşiyle yanıp kavrulan Ferhat, beyninden vurulmuşa döner, “Şirin yoksa bu dünyada yaşamak bana haramdır” der ve kazmasını fırlatır göğe doğru. Kazma da döner gelir, düşer Ferhat’ın başına. Son nefesini veren gencin bedeni, şehre getirmeye çalıştığı sularla birlikte dökülür kayalıklardan.
Bunu duyan Şirin de gelir kayalıklara. Bakar ki sevdiğinin bedeni suyun içinde cansız yatıyor. O da atar kendini kayalıklardan. Uzanır, yatar Ferhat’ın yanına.
Su şehre gelmiştir ama iki seven yoktur artık. Ahali iki sevdalının bedenlerini yanyana mezarlara gömer. Rivayet odur ki, her mevsim 2 mezarda da 1’er gül açar bütün ihtişamıyla. Ama 2 mezar arasında da bir kara çalı çıkarmış sevenleri ayırmak için…
Bu acıklı efsanenin yaşandığı yerleri, Ferhat Dağı’nı, iki cansız bedeni taşımış olan Yeşilırmak’ı görmek Ferhat ve Şirin kardeşleri çok etkilemişti. İstanbul’a döndüklerinde bu efsaneyi mutlaka öğretmenlerine ve sınıf arkadaşlarına anlatmalıyım düşüncesiyle uykuya dalmıştı bile.  Rüyasında, sevdiği yiyeceklerle kaplı küçük küçük renkli birşeyler vardı avucunda. Birden uyandı.Avucuna baktı boştu. Hemen bilgisayarından araştırdı . Nihayet bulmuştu. "Dış kabuğu çıkarıldıktan sonra fırında kavrulup eğlencelik olarak yenilen nohut." diğer adıyla LEBLEBİ.Annesi bir gün önce Çınar'a hafta sonu nereye gitmek istediğini sormuştu. İşte cevabı: ÇORUM





 Avatarın

Yorum ekle
 AKDENİZ BÖLGESİ

more_vert

add
HÜLYA KARTAL

Anonim
2ay
HÜLYA KARTAL 
DÖRTYOL 100.YIL İLKOKULU
+Çınar ,medeniyetler beşiği Akdeniz Bölgesi ‘nin incisi Hatay’ı görmeyi çok istiyordu.Ailesi sömestri tatilinde beraber geziye oraya gidebileceklerini söylediler.Çınar çok mutlu olmuştu.Çınar karnesini aldıktan sonra gezi hazırlıklarına başladı.Gezdiği yerler hakkında not tutmak için defter ve kalem ayrıca annesinden kamerayı da almasını istedi.Yola çıktılar uzun yolculuğun ardından Hatay’a varmışlardı.Dinlendikten sonra Hatay’ı gezmeye başladılar. St. Pierre Kilisesi, Vespasianus ve Titus Tüneli, Uzun Çarşı, Habibi Neccar Camiini sırasıyla gezdiler.Çınar Hatay’a hayran kalmıştı.Okul arkadaşlarına anlatacak çok şey vardı.

 Avatarın

Yorum ekle
AYŞE BURGUT

Anonim
2ay
AYŞE BURGUT
10-KAZANLI İSMAİL KURTULUŞ İLKOKULU
AKDENİZ/MERSİN
   +Evet Çınar nihayet Akdeniz'dedir.İlk durağı da tabi ki çok merak ettiği Mersin sahillerindeki Kız Kalesi olur. Kız Kalesi'ne iner inmez bu heybetli yapı karşısında ağzı açık kalır.. Hemen bir rehberin peşine takılır. Rehber anlatır bizimki hayranlıkla dinler. 
  Mersin’de yaşayan krallardan biri, bir kız çocuğu olsun diye gece gündüz Tanrıya yalvarmaktadır. Sonunda kralın dileği yerine gelir ve bir kız çocuğu olur. Kız büyüdükçe güzelleşir, yaptığı iyilik ve yardımlar ile herkesin sevgisini kazanır.
  Günlerden bir gün kente bir falcı gelir. Kral falcıyı sarayına çağırtır ve kızının geleceği hakkında falcıdan bilgi ister. Falcı kızın eline bakınca birden irkilir lakin bir şey söylemek istemez. Kötü bir şey olduğunu sezen Kral falcıya söylemesini emreder.
“Yüce Kralım, kızınızı zehirli bir yılan sokacak ve ölecektir. Bu kadere hiç bir şey engel olmayacak. Kral olsanız da bu kaderin önüne geçemeyeceksiniz.” der. 
    Kral, çareler arar, hiç kimseye de bir şey söylemez. Çare olarak Mersin’e 60 km. uzaklıkta bulunan ve kıyıya yakın bir küçük ada üzerine beyaz taşlardan kale yaptırır, kızını buraya kapatır. Olanlardan habersiz olan  güzel  kız üzülmekte, günden güne eriyip gitmektedir. Günün birinde saraydan yiyecekler ile gönderilen üzüm sepetinden çıkan yılan kızı sokar ve kralın kızı ölür. Bütün şehir büyük bir hüzne boğulur.
   Kral anlar ki kral da olsa kaderin önüne geçemez.
     Çınar o anda dalgaların sesiyle irkilir ve kendine gelir. Gözlerinden akan yaşları siler. etrafına bakınır kimseler kalmamıştır. Ve yolculuğuna bakalım nereden devam eder.
 
 

 Avatarın

Yorum ekle
ÖZDEN ARAR

ÖZDEN ARAR
2ay
ÖZDEN ARAR
HATİCE ULUĞ İLKOKULU MERSİN

+Çınar ülkemizde dört, dünya da ise toplam 33 mağarası bulunan fakat en meşhuru Tarsus'ta bulunan Ashab-Kehf mağarasını da merak etmektedir. O gün kızkalesini gezip bol bol denize girdikten sonra uzun bir yolculuğa çıkarlar. Mersin'in merkezinde daha sonbahar bile gelmeden mandalina yerler ve Tarsus'ta eshabı kehf yani yedi uyurlar mağarasına gelirler. Anlatılanlara göre yedi uyurlar birçok inanışta mevcuttur. Ölümsüz bir uykunun hikayesi, tarih boyunca dilden dile yayılmış ve bazı kültürel miraslarıyla günümüze kadar gelmiş. Peki neydi bu Ashab-ı Kehf olayı? Çınar işte bunu çok merak ediyordu.
Afşin şehrinde yaşayan Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Debernuş ve Şazenuş adlı 6 kişi Putperestliği bırakarak din değiştirir. Ancak hükümdar bunu kabul etmeyerek herkesi putperest yapmak ister. Altı genç bu zorlamayı reddederek hükümdardan kaçar ve ibadet etmek için bir dağın yolunu tutarlar. Bu sırada Kefeştetayyuş adlı çoban ve köpeği Kıtmir de gençlere katılarak Yedi Uyurlar'ı oluştururlar.
Dağa yaklaşan Yedi Uyurlar bir mağaraya girerler. Mağarada dua eder ve merhamet dilerler. O sırada hükümdarın askerleri bu gençleri mağaraya hapsederek onları ölüme terk eder. 300-309 yıl arası arası derin bir uykuya dalan gruba bu koca yıl sanki bir gece gibi gelir. Şehre inmek için yola çıkan Yemliha, karşısında bambaşka bir şehir görünce bir şeylerin ters gittiğini anlar. Dönemin hükümdarı ile tanışıp olayları anlattıktan sonra uykusunu alamadığını, yeniden uyumak istediğini söyler ve arkadaşlarıyla yeniden uykuya dalar. Bunun bir mucize olduğunu düşünen halk daha sonra mağaranın önüne mescid yaparak Yedi Uyurlar'ı şereflendirmişlerdir. Bu hikayeyi dinleyen Çınar duyduklarına inanamaz ve mağarayı gezer. Mağara gerçekten çok güzeldir derin ve buz gibi. Çınar dinlediği hikayenin ve mağaranın içindeki buz gibi tertemiz havanın sersemliğiyle kalacakları otelin yolunu tutar. Bundan sonraki duraklarında nelerle karşılaşacağını, ne kadar değişik hikayeler dinleyeceğini düşünerek dalar gider.

1 comment

ÖZDEN ARAR 2ay
https://www.jigsawplanet.com/?rc=play&amp;pid=109e9602a9a8
Avatarın

Yorum ekle
E. MESUDE KAYAR

Anonim
8g
E. MESUDE KAYAR
KAZANLI İSMAİL KURTULUŞ İLKOKULU
AKDENİZ/MERSİN
Gizemli Ashab-ı Keyf gezisinden sonra kadim Anadolu’nun en önemli efsanelerinden biri olan Şahmeran’ın heykelini ve Yılanların Şah’ının öldürüldüğü meşhur Tarsus Hamamını ziyaret etmeden dönmek Çınar’a göre değildi şüphesiz. 
Oteldeki sabah kahvaltısı sonrasında ünlü Kleopatra Kapısı, Kırkkaşık Bedesteni, St. Paul Kuyusu ve Çanakkale Zaferinin kahramanlarından biri olan Nusret mayın Gemisi ziyareti ve Tarsus şelalesindeki restoranda Tarsus’a has lepe çorbası, fındık lahmacun v.b. yemeklerin yer aldığı öğle yemeği ve hediyelik Cezerye alışverişi boyunca bile Şahmeran’ı aklından çıkaramayan Çınar, nihayet amacına ulaştı.
İşte ! karşısında duruyordu. Şahmeran. Yılanların Şahı… acaba heykelinde tasvir edildiği gibi miydi Şahmaran?  Eğer öyleyse korkutucuydu şüphesiz.
Şahmeran’ın hikayesini dinlemek için can atan Çınar’ın heyecanını fark eden hamam bekçisi Alaattin Usta, eğer isterse Şahmeran’ın hikayesini seve seve ona anlatabileceğini söyler. Çınar rica eden gözler ile bakınca Alaattin Usta da başlar anlatmaya.
Farsça ‘Yılanların Şahı’ anlamına gelen Şahmeran, binlerce yıl önce Tarsus’ta yeraltında yaşayan ‘Meran’ adı verilen yılanların kraliçesiymiş. Efsaneye göre bir gün, Cemşab, orman içinde gezerken süt beyaz vücutlu bir yılan olan Şahmeran’ı görmüş. Şahmeran’ın güvenini kazanarak yer altında cennet gibi bir bahçede Şahmeran ile birlikte yaşamaya başlamış. Geçen yıllar sonunda Cemşab, artık ailesini çok özlediğini ve onları görmek istediğini söyleyip gitmek için Şahmaran’a yalvarmış. Bunun üzerine Şahmeran da kendisini salıvereceğini, ancak yerini kimseye söylemeyeceğine dair söz vermesini istemiş. Şahmeran’a söz verip ailesine kavuşan Cemşab, uzun yıllar verdiği sözde durarak Şahmeran’ın yerini bildiğini kimseye söylememiş. Ancak ne var ki bir gün ülkenin padişahının kızı ölümcül bir hastalığa yakalanmış. Padişahın güzel kızına göz koyan ve onunla evlenmek isteyen kötü kalpli vezir, hastalığın çaresinin Şahmeran’ın etini yemek olduğunu söyleyince her yere haber salınmış. Saraydaki büyücülerden Şahmeran’ı görenin vücudunun yarısının beyaz parlak pullarla kaplı olacağını duyan vezir, onu gören birini bulma ümidiyle tüm halkın hamamda yıkanması için emir vermiş. Sıra Cemşab’a gelmiş ve Cemşab soyununca kötü kalpli vezir Cemşab’ın Şahmeran’ın yerini bildiğini anlamış ve kuyunun yerini göstermesi için Cemşab’a işkence etmiş. İşkencelere dayanamayan Cemşab, Şahmaran’ın yerini söylemek zorunda kalmış. Şahmeran bulunup yakalandığında yeraltından çıkmadan önce Meranlar(yılanlar) arkasından gelmesin ve kenti istila etmesinler diye Meranlara padişahın Şahmaran’ı misafir etmek istediğini ve davullarla karşılanacağını söylemişler. Tuzağa düştüğünü ve öldürüleceğini anlayan Şahmeran Cemşabın çok üzgün olduğunu görünce onu isteyerek ele vermediğini anlamış. Ölmeden önce Cemşabı görmek isteyen Şahmeran Cemşab’a “beni öldürüp parçalandıktan sonra Kuyruğunu kaynatıp suyunu vezire içir ki ölsün, gövdemin suyunu kıza içir ki kız iyileşsin, sen de başımı kaynat ve suyunu iç ki Lokman Hekim olasın.” demiş. Böylece vezir ölmüş, padişahın kızı iyileşmiş, Şahmaran’nın baş kısmını kaynatıp içen Camşab ise bir anda bitkiler ile konuşmaya ve onlardan hangi hastalıklara iyi geldiklerini öğrenmiş ve zamanla ölüme bile çare bulan Lokman Hekim olmuş. Efsaneye göre Şahmeran’ın öldürüldüğünü yılanlar o günden beri farketmemişler. Tarsus şehrinin, Şahmeran’ın öldürüldüğünü öğrenen yılanlar tarafından bir gün istila edileceği rivayet edilirmiş. Bu yüzden yılanlar Şahmeran’ın hala yaşadığını düşünsünler diye her gün Davulcu Pazarı’nda davullar çalındığını söylemiş. Uzaktan gelen davul sesiyle irkilen Çınar, Alaattin Usta’ya teşekkür etmiş ve Meranların hiçbir zaman Şahmaran’ın öldüğünü anlamamalarını dileyerek ve gittikçe ağırlaşan hediyelik eşya poşetlerini bir elinden diğer eline geçirerek oflayaa puflayaa otelin yolunu tutmuş.

  






 

 Avatarın

Yorum ekle
HÜLYA KARTAL

Anonim
3ay
HÜLYA KARTAL
DÖRTYOL 100.YIL İLKOKULU
HATAY
 Avatarın

Yorum ekle
+ KIZILOT AHMET YAŞAR İLKOKULU

Vldn Srlc
26g
+ KIZILOT AHMET YAŞAR İLKOKULU
MANAVGAT ÇINAR MANAVGATTA
Annesi Çınara kısa bir tatil için Antalyaya gideceklerini söylediğinde çok sevinmişti. Birden aklına Kütüphanede kitapları incelerken eski bir kitabın içinde bulduğu not geldi.Hemen odasına döndü ve o notu buldu ve tekrar okudu.’’Antalyada her karışı tarih kokan;her adımı gizem dolu harabe M….’’ Yazının gerisi yırtılmıştı Çınar Antalyaya gidecek ve burayı bulacaktı .Yeni maceralar Çınarı bekliyordu. Otobüsten Alanya otogarında indiler. Çınar önce sahile doğru yürüdü ,yürüdükçe deniz kokusunu daha çok alıyordu. Az sonra karşısına masmavi deniz çıktı. Bir süre sahilde yürüdü daha sonra Alanya kalesine çıkmaya karar verdi. Nede olsa Alanya’nın simgesiydi mutlaka görülmesi gerekiyordu. Alanya kalesinde onu müthiş bir manzara ve harika bilgiler bekliyordu. Alanya kalesi, kızıl kule, damlataş mağarası, Dim mağarası ve Dim çayı, Alarahan derken tüm Alanya’yı gezdi ve birçok bilgi edindi. Ertesi gün sabahın ilk saatleri ile Manavgat’a doğru yola çıktılar. Bir saat sonra Manavgatta idi. İlçe merkezine doğru yürüdüler ve Çınar çarşının ortasından geçen ırmağı gördü. Irmak kenarında kafeler ve çay bahçeleri vardı, bir süre durup ırmağa baktı. Çay bahçesinde oturan yaşlı adamın sesini duydu yaşlı adam Çınara sesleniyordu ‘çok yaklaşma evlat ayağın kayabilir’. Çınar amcanın neden bu kadar tedirgin olduğunu merak etti ve tekrar o tarafa doğru baktı. Yaşlı amca tekrar çınara seslendi’’ gel get çay içelim evladım’’ Çınar anlamadı önce yanına mı çağırıyordu; yoksa gitmesini mi istiyordu? Yaşlı amca eliyle gel işareti yapınca Çınar ne demek istediğini anladı ve yanına gitti. Ailen nerede? Diye sordu amca. Çınar Manavgat’a yeni geldiklerini ve ailesinin otelde olduğunu söyledi. İçini kıpırdatan soruları soracak birisini bulduğu için çok heyecanlıydı. Hemen yanına oturdu o daha sormadan yaşlı amca başladı anlatmaya. Çoook eskiden Melas derlermiş şimdi Manavgat çayı deriz.93 km dir uzunluğu. Antalya yöresindeki en uzun ırmaktır. Oymapınar barajı ırmağın hızını kesti. Uzunluk bakımından büyük bir akarsu olmasa da debisi yüksek ve üzerinde taşımacılık yapılabilen ender akarsulardandır. Çınar amcanın anlattıklarını dikkatle dinledi sonra ırmağın denize döküldüğü yeri görmek istediğini söyledi. Yaşlı amca ona kenardaki tekneleri gösterdi Çınar teknelerden birisine bindi ve ırmağın denize döküldüğü boğazı görmeye gitti. Boğaza geldiklerinde insanların balık tuttuklarını ve denize girdiklerini gördü. Bir süre sonra tekne tekrar merkeze doğru hareket etti.Irmağı izlerken tekne kenarına yazılmış bazı yazılar gördü, okumaya başladı. Yazıda ‘korsan limanı derlermiş çok eskiden; müziğin, sanatların, güneşin, ateşin ve şiirin tanrısı oradadır. Artemisin ikiz kardeşidir ‘yazıyordu.  O sırada tekne kıyıya yanaşmış herkes inmeye başlamıştı. Çınar hemen tekneden indi ve çantasından tabletini çıkarttı. Artemis ve ikiz kardeşi kimdi?  Arama motorundan öğrendikleri ‘Apollon mitolojide müziğin, sanatların, güneşin, ateşin ve şiirin tanrısıdır. Ayrıca kehanet yapan, bilici tanrıdır. Aynı zamanda kahinlik yeteneğini diğer insanlarada transfer edebilir. Zeus ve Leto’nun oğlu, Artemis’in ikiz kardeşidir. Ayrıca adı değişmeden, Roma mitolojisine geçen tek tanrıdır. Roma Barışı olarak bilinen dönemde inşa edilen iki tapınaktan biri Side Apollon Tapınağı’dır. Bu tapınak adını; ışık, güzellik ve sanat tanrısı olarak hafızalarımıza kazınmış, Side kentinin baş tanrılarından olan Apollon’dan alır. Yazılanları okuyan Çınarın merakı ve heyecanı artmıştı. Hemen toparlandı ve tarihi köprüye doğru yürüdü. Duraklara gitti ve Side arabasına bindi. On beş dakika içinde sideye gelmişlerdi. Arabadan indi ve antik sideye doğru yürüdü. Giriş kapısından geçti ve harabelere doğru yürümeye başladı. Burası daha önce gördüğü yerlere benzemiyordu, kokusu bile farklıydı.Çınar tabelaları okurken arkasından gelen kalabalığın rehberi side hakkında bilgiler veriyordu.Bir yarımada üzerine kurulmuş olan Side diğer Pamfilya kentlerinde olduğu gibi şehrin ana kapısından başlayan bir anıtsal cadde boyunca uzanmaktadır.diyordu. Çınar  rehberi dinlerken  antik tiyatroya geldiğini fark etti ve içeriyi görmek istedi.Tiyatronun kapısından içeriye girerken tabelada yazanları okudu.

‘20.000 seyirci alabilecek büyüklükte olan Side Tiyatrosu’nun mimarlık tarihi açısından önemi; diğer Roma tiyatroları gibi dağ yamacına değil, kemerli mekânlar üzerine kurulmuş olması. gladyatör yarışları ve hayvan mücadelelerinin yapıldığı arena olarak kullanılan tiyatro, Bizans Devrinde açık hava kilisesi olarak kullanılmış.’Çınar öğrendikçe büyüleniyordu sanki. Tiyatrodan çıktı ve sahile doru yürümeye devam etti hala aradığı şeyi bulamamıştı… APOLLON!! .Bir süre sonra sahildeydi, yürürken karşınına beş tane sütundan oluşan tapınak çıktı. Çınar hayran hayran baktı sütunlara bu nasıl olabilir diye düşündü. Sütunların  Korint başlıklı olduğunu öğrendi.Ve daha bir çok şey.Dönüşte bol bol resim çekti ,gördüklerini dedesine anlatmak için sabırsızlanıyordu öyle görünüyordu ki Manavgatta daha çok şey görecekti. 

Titreyen göle doğru yola çıktı, çok merak ediyordu. Göl nasıl titrerdi ki? 

Anlatılan o ki, gölün kenarında bir balıkçı yaşamaktadır ve bu balıkçı etraftaki kuşları beslemektedir. Kuşlar yaşlı balıkçıyı görünce gölün kenarında kanatlarını çırparak uçuşurlarmış. Bir gün bu civarda avlanan avcılar zavallı kuşlara ateş ederler. Yaşlı balıkçı bunun karşısında avcıların üzerine yürür ve avcıları engellemeye çalışır. Avcılar yaşlı adamı dinlemez ve su üstünde duran vurdukları kuşları almaya çalışırlar. Bu sırada diğer kuşlar hep birlikte havalanarak kanatlarıyla çırpa çırpa bu kötü adamları uzaklaştırırlar. Sonrasında göl sürekli titremeye başlar. Sorgunlular bu titremeye, kuşlar çok sevdikleri yaşlı adam için ağıt yakıyorlar gözüyle bakmaktadırlar. 
Tabi tüm bunlarla beraber belirtmek gerekir ki Titreyengöl esasen göl falan değil. Manavgat çayının bir kolunun denize dökülmeden büyümesi, akış hızının azalmasıyla göle benzemiş. Rüzgarla beraber suyun ürperişiyle de bu isim verilmiş. Bu arada etraf çam ağaçlarıyla çevrilidir. Gölün çevresi düzenlenmiş ve yürüyüş parkuru yapılmıştır. Çınar parkurda biraz yürüdü çam ağaçlarının kokusunu alabiliyordu. Burası bir harika dedi kendi kendine. O sırada biraz önünde yürüyen kadın arkasını döndü ve evet harikadır ‘dedi, Çınar içinden söylediğini sanıyordu ve biraz utanarak gülümsedi. Akşam olmak üzereydi artık dönmesi gerekiyordu. 

Çınar durağa geldi ve şehir içi dolmuşa bindi. Doğu garajına geldi.Alanya otobüsünü beklerken duvardaki yazı ilişti gözüne’’ her karışı tarih kokan;her adımı gizem dolu harabe.Manavgat Lyrbe harabeleri. Mutlaka görmelisiniz.’’Çınar çok heyecanlandı. Otele döner dönmez anne ve babasıyla yazı hakkında konuştu. Küçük bir araştırmadan sonra harabeler hakkında şu bilgileri edindi.

‘Antalya İli Manavgat İlçesi Bucak şeyhler Mahallesi (Köyü) içinden geçilerek ormanlık manzarası çok güzel bir yol içinden geçilerek gidilirmiş.Lyrbe Antik Kenti'nde İstanbul Üniversitesi ekibi tarafından kazılar yapılmıştır. Bu kazılarda bulunan heykeltıraşlık eserleri ve mozaikleri bugün Antalya Arkeoloji Müzesi’nde görebilirmişiz. Kütüphanede bulunan "Yedi Bilgeler Mozaiği" görülmeye değermiş ..’’Çınar harabeleri görmek istiyordu. Anne ve babası ertesi gün önce Kızılotta bulunan gizli cennete sonra Manavgat şelalesine gideceklerini oradan köprülü kanyona çıkıp rafting yapacaklarını harabelere ise bir sonraki gün gidebileceklerini söylediler. Çınar hemen sabah olsun diye aksam saatlerinde hemen uyudu. Rüyasında büyük bir tiyatroda gösterilere çalışan dansçılar gördü. Maskeleri ve farklı kostümleri vardı. Çınar bir an zamanda yolculuk yaptığını ve anne babasını kaybettiğini sandı. O an kulağına adının fısıldandığını fark etti ve uyandı. Annesi sesleniyordu. Çınar hemen kalktı ve aceleyle hazırlanırken gördüğü rüyayı annesine anlattı. Annesi gülümseyerek elindeki broşürü gösterdi. Sanırım rüyanda akşam gideceğimiz Aspendos tiyatrosundaki Anadolu ateşi dans gösterilerini görmüşsün dedi. Çınar çok heyecanlandı Annee bu harika diyerek annesine sarıldı.

 
 

 

 Avatarın

Yorum ekle
Sultan Yıldız

sultan yıldız
2ay
Sultan Yıldız
Erdemli Sultan Akın İlkokulu
+Çınar o gün çok yorulmuştu. Erkenden uyumak için akşam yemeğinden sonra ailesinden izin isteyerek odasına gitti. Yatağına yatar yazmaz uykuya daldı. Rüyasında leylak rengi çiçeklerin olduğu bir köyde buldu kendini. Etraf o kadar güzel kokuyordu ki kendini bir parfüm fabrikasındaymış gibi hissetti. Ama nerde olduğunu bilemiyordu. Yaşlıca bir adam gülerek yanına doğru yaklaştı ve:
-“Evlat burası Isparta ilinin meşhur lavanta köyü, Kuyucak Köyü” dedi. “Burda Haziran’dan başlayıp Ağustos’a kadar mis gibi lavanta kokuları büyüler insanları. Her yıl bu aylarda ziyaretçi akınına uğrar. İnsanlar bu mis gibi kokuyu içlerine çekmek, güzel manzarada hayallere dalmak ve lavantadan yapılan şifalı ilaçlardan almak için Bu güzel köye gelirler.”
-“Gerçekten manzara çok güzel ve her yer harika kokuyor. Neler yapılıyor lavantadan?” diye sordu Çınar. Yaşlı adam gülerek anlatmaya başladı:
-“ Lavanta balı, lavanta sabunu, lavanta çayı, lavanta yağı, lavanta suyu, lavanta kurusu ve bir sürü lavantalı yiyecekler yapılır. Al sende dene şu güzel kurabiyelerden” dedi. Çınar tam kurabiyeden bir ısırık almak üzereydi ki annesi içeriden seslendi:
-“Çınar, oğlum hadi kahvaltı hazır. Sana bir süprizim var. Isparta’ dan babanın arkadaşı bir koli göndermiş. İçinde lavantadan yapılan kurabiye bile var demiş.” Çınar hem şaşkın hem mutlu bir şekilde yatağından kalkmış ve koşarak annesinin yanına gitmiş. 



 Avatarın

Yorum ekle
 İÇ ANADOLU BÖLGESİ

more_vert

add
+RAZİYE GENÇER PETEK

Anonim
13g
+RAZİYE GENÇER PETEK
KARAMANOĞLU MEHMET BEY İLKOKULU/ KARAMAN
 Avatarın

Yorum ekle
+NURCAN ÖZÇELİK/MERKEZ ANAOKULU/KARAMAN

Anonim
1ay
+NURCAN ÖZÇELİK/MERKEZ ANAOKULU/KARAMAN
ÇINAR KARAMAN DA
Çınar  karamanda
O sabah cinar horoz sesi ile uyandı. Çünkü ailesi ile köylerine gelmişlerdi. Çınar hemen yatağından  kalktı elini yüzünü yıkadı ve kahvaltı için aşağıya indi. Annesi ve babaannesi kahvaltı hazırlıyorlardı. Çınarda annesine yardım edip sofrayı hazırladılar. Hep birlikte kahvaltı yaparken amcasının oğlu mehmet geldi. Mehmet “ cinar hadi gezelim”  dedi. Çınar ve mehmet dışarı çıktılar. Bir süre yürüdükten sonra tahıl ambarlarının  olduğu meydana gelmişlerdi. Çınar “mehmet hala buraya tahıl koyuyorlar mi dedi. Mehmette" çok eskiden koyuyorlarmış, artık koymuyorlar” demis. Mehmet “ cinar sana babanın doğduğu şehri gezdirmemi ister misin demis. Çınar büyük bi sevinçle eveeeeeeet demis. Mehmet, babasi ve cinar arabaya binip yolculuga baslamislar. Yol uzerinde manazan magarasini goren cinar cok sasirmis. Cok buyuk ve yüksek olduğu için cinar oraya çıkmak istememiş. Taşlardan yapılmış bir sürü bölümün olduğu binbir kiliseye gelmişler. Biraz daha gittikten sonra karşılarına birer ikişer atlar çıkmaya başlamış. Mehmet “ cinar burası karadağ, O gordugun atlar da yilki atlari.osmanlı devletinde yaşlanan atlar buraya getirilir ve doğa ya birakilirmiş. O zamandan bu zamana yilki atları burada yaşar” Demis. Atları seyrederken çınarın karnından sesler gelmeye başlamış. Amcası ve mehmet bu sesi duyunca çok gülmüşler. Amcası hadi bakalim çocuklar gidiyoruz birinin karnı çok acikmis demis. Hep birlikte arabaya binip bir evin önünde kadar gelmişler. Çınar “mehmet burası neresi” demis. Mehmet “ burası benim annanemin evi demis. Kapıyı calmislar ve kapiyi yaşlı sevimli bir nine açmış. Mehmet nineeeee diye boynuna sarilmis. Mehmet  nine bu benim kuzenim cinar cok acikmis. Bizde senin o güzel yemeğini yemezdi için çınarı buraya getirdik demis. Ninesi de hemen mutfağa gitmis ve yemeği hazırlamaya başlamış. Çınar hımmmm mis gibi kokular gelmeye başladı. Ne yemeği bu demis. Mehmette  bu bizim yöresel yemeğimiz arabası demis. Ninesi az sonra yemeği hazırlayıp getirmiş . Mehmet bu hamur kaşığına alıp çorbadan alacaksın demis. Çınar hemen biraz hamur alıp çorbasına daldırmış kaşığı. Bu yemek çınarın çok hoşuna gitmis. Çorbasını bitirmiş hemencecik. Ellerine sağlık ninecim demis. Çocuklar nine ile vedalaşıp arabaya binmişler. Babası bu defa kocaman bi cinar ağacının yanında getirmiş çocukları. Burası aktekke camı. Cok eski bi cami. Içinde de hz. Mevlananın annesi ve çocuklarının  mezarı var demis. Çınar ve mehmet camiye girip camiyi de incelemişler. Caminin bahçesine çıkmışlar. Az ileride ki yer cinarin dikkatini çekmiş. Orası neresi demis. Mehmette hafi gel gidelim  demis. Hep birlikte yürümüşler ve büyük bir kapının önüne gelmişler. Mehmet “ cinar burası hatuniye medresesi, osmanlı devleti zamanında  burası bi okulmus insanlar buraya gelir ve ilim öğrenirlermiş demis. Ne kadar güzel değil mi cinar demis. Çınarın sesini duyamayınca mehmet çınarı aramaya başlamış. Bi baksa ki cinar bi sandalyenin üzerinde uyuyakalmış. Amcası çınarı kucaklamış ve köye doğru yıla çıkmışlar. Eve gelmişler amcası tam çınarı kucaklayacakken cinar gözlerini açmış aaaaa buraya ne zaman geldik demis. Mehmet sen o kadar yoruldun ki gezi sırasında uyuyakaldin  bizde seni uyandırmamak için eve getirdik demis. Çınar karamanda ne kadar güzel tarihi yerlerimiz olduğunu öğrendim çok teşekkür ederim demis.

 Avatarın

Yorum ekle
+NESLİHAN COŞKUN ŞAHBAZ

neslihan coşkun şahbaz
1ay
+NESLİHAN COŞKUN ŞAHBAZ 
KAYSERİ AHMET BALDÖKTÜ İLKOKULU
Gezmeyi çok seven Çınar, kimi zaman işinden gücünden kimi zaman bütün yorgunluğundan arta kalan zamanlarda o şehir senin bu şehir benim gezip dolaşırdı. Öyle olur olmaz yerleri de gezmezdi hani. Balık mevsiminde Karadeniz’in şehirlerini, meyvelerin olgunlaşma zamanında hangi şehirde hangi meyveyi canı çekerse oralara giderdi. Hele yiyecek, içecek festivallerini hiç mi hiç kaçırmazdı. Bu kez da canı pastırma ve mantı çekmişti ki, bu defa da yolu Kayseri’ye düşer. Aslında Kayseri’ye bu ilk gelişi de değildi.
Bu, Kayseri’ye kaçıncı gelişi Çınar da hatırlamıyordu ama bildiği bir şey var ki Kayseri, orada yaşayanlar için bile bitip tükenmek bilmeyen, gece gündüz  her sokağında nefesinizi tutarak gezeceği bir şehirdi. Her köşesi adeta kusursuz bir tablo gibi görünüyor du insana. Ama bakmasını, görmesini dahası nefesini tutup gözlerini kapatıp şehri dinlemesini, okumasını bilene bir tablo gibiydi. Kayseri’ye her gelişinde farklı bir heyecan duyardı Çınar.

Kayseri’ye adım adım yaklaşırken asırlardır bütün heybeti ve azametiyle dimdik ayakta duran, her ne kadar yüzü buz gibi soğuk olsa da eteklerinden tutunduğunuz zaman sizi sımsıcak ısıtan Erciyes dağı karşılamıştı. Dedem anlatırdı, askerliğini orada yapmış Kayserililer gün olur Erciyes’in kara bulutlarıyla hüzünlenir, gün olur yağmurlarıyla gözleri nemlenir, gün olur ayazıyla içi serinlermiş insanın. Hele bir de kayak zevkiniz varsa bir tutku olurmuş Erciyes sizin için. Tabi biraz bencilmiş o heybetli dağ zirvesini kolay kolay kimseyle paylaşmazmış. Ama yine de zirvesine gözünüzü dikerseniz “yok” da demezmiş size. Olur da zirvesine çıkıp da şöyle bir okursanız Kayseri’yi gördüğünüz her güzellik, her manzara, her tarihi cami, her anıt, her müze yavaş yavaş sırrını açmaya başlarmış insana. 

İşte her gelişimde bana bir birinden farklı güzellikler yaşatan Kayseri’nin gezilecek birkaç yeri, tavsiye ederim.

İlk günün ışıklarıyla Ali Dağı Yer Altı Şehri gezmeye başlamıştı Çınar.

Yavaş yavaş şehir meydanına gelince ilk önce Gevher Nesibe Şifahanesi (Tıp Müzesi) Türk tarihinin ilk akıl hastanesini nefesini tutarak gezmişti.  Derken Alaeddin Keykubat’ın hanımı Hunat Hatun tarafından yaptırılan Hunat Hatun Külliyesinde de birkaç saat geçirdikten sonra Sahabiye Medresesi, Kayseri Kalesi derken kendini mantılardan ve pastırmalardan donatılmış bir kuş sütünün eksik olduğu ziyafet masasında bulur kendini. Yemekten sonraki planı ise yarın ki gezisinin planını yapmaktı. 

Ertesi güne Sultan Sazlığı ile başladı Çınar gezisine, Dev Ali Türbesi, Kapuzbaşı Şelalesi derken yine bir nefeste akşamı etmişti. ….

 

 Avatarın

Yorum ekle
ATATÜRK İLKOKULU MERAM/KONYA

SUNAY EFE
2ay
ATATÜRK İLKOKULU MERAM/KONYA
+Çınar Akdeniz Bölgesinden yolculuğunu  Anadolu Selçuklu Devletinin başkenti Konya'ya çevirdi.Atatürk İlkokulu 4.sınıf öğrencisi Fatmanur    Öztürk'den yardımcı olmasını istedi.Çınar hoşgörü şehri Konyada Mevlana Müzesini ve hayatını,Selçuklu eserlerini çok merak ediyorlardı. Fatmanur Öztürk onu karşıladı.Birlikte Meram Bağlarına kahvaltı yapmaya gittiler.Daha sonra Meram'a gelmişken eski Konya evlerini,Tavusbaba Türbesini ziyaret ettiler.Meram Çayının kıyısında fotoğraf çektirdiler.Sonra ilk durakları Mevlana Müzesi oldu.Müze yerli yabancı turistlerle doluydu.Mesnevi müziği inanılmaz bir huzur veriyordu.Semazen gösterisine bayıldım.Mevlananın insan sevgisini orada arkadaşım gezdirdikçe daha iyi anladım.  Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.

        "Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir" Çınar çok etkilendi.
Mevlana'nın Allah sevgisi çok yücedir...
 Mevlana'nın Yedi Öğüdü 

1. Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.
2. Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
3. Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
4. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
5. Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.
6. Hoşgörülülükte deniz gibi ol.
7. YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN, YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL. 
Tüm insanlığın felsefesi olmalıdır.
 Avatarın

Yorum ekle
RAZİYE GENÇER PETEK

Anonim
2ay
RAZİYE GENÇER PETEK
KARAMANOĞLU MEHMET BEY İLKOKULU
KARAMAN
 Avatarın

Yorum ekle
SEBAHAT DUVARCI

b_ulutas_042
12g
SEBAHAT DUVARCI
SARAÇOĞLU AHMET HAŞHAŞ İLKOKULU 
KONYA
ÇINAR KONYA'DA
Yine tatil gelmişti. Havalar ısınmış, güneş tüm sıcaklığıyla doğayı kucaklamıştı. Çınar, hem okulda , hem evde bütün sorumluluklarını yerine getirmişti. Derslerine çok çalışmış, dinlenmeyi, gezmeyi hak etmişti.
Yatağına uzanmış , sevinçle karnesine bakıyordu. Nereye gideceğini düşünürken uyuyakaldı. Sabah , ''Gel ne olursan ol gel'' diye gece boyunca kulağından gitmeyen o sesle uyandı. Nereye gitmek istediğine artık karar vermişti. Konya'ya gidecek, rüyasındaki davete icabet edecekti. Bu düşüncesini ailesiyle paylaştı. 
Yol hazırlıkları başladı. Şehir hakkında ön bilgi edinildi. Valizler hazırlandı . Ertesi gün sabah babasının sesiyle uyandı. '' Konya yolcusu kalmasın , haydi.'' Ailecek yola çıktılar. Çınar  çok heyecanlıydı, rüyasına kadar giren bu şehir nasıldı? Eskişehir' den Konya'ya yaklaşırken yollar çoraklaşmış, yeşil alan bozkıra dönmüştü. Ama bu çorak topraklar insana huzur veriyor, aynı zamanda içindeki özgür atı koşturuyordu. Konya huzur , dinginlik şehri...
Şehre giriş yaparlarken ''Geldim !... Sen çağırdın, ben geldim!...'' diye mırıldandı Çınar. Kalacakları otele giderken , şehrin tam ortasında kalan Anadolu Selçuklularından kalma Alaaddin Tepesi göz kamaştırıcılığıyla karşısında onları karşılamıştı. Geçmişin ve modernliğin uyumuydu bu... Nede olsa tarihe başkentlik yapmış bir şehir bütün ihtişamıyla karşımızdaydı.
Otele geldiklerinde akşam olmuştu. Acıkmışlardı da. Hemen araştırıp , planladıkları gibi meşhur etli ekmeği tatmaya gittiler. Çınar lezzetinden parmaklarını yiyecek gibiydi. Yemekten sonra dinlenmek için otele gidip, derin bir uykuya daldı.
Sabah erkenden gülümseyerek uyandı Çınar. İlk yapacakları otele çok yakın olan, içindeki sesin asıl sahibi Mevlana'yı ve müzesini ziyaret etmekti. Mevlana'ya girişte içini bir heyecan kaplamıştı. Dolaşırken hayran kalmışlardı Mevlana'ya … Tek kelime huzur, huzur , huzur....
2. durakları Meram Bağları idi, orada gezip, çay içtiler. Daha sonra civardaki camileri, türbeleri ziyaret edip  dua ettiler. 
Tarih, medeniyet, geçmiş, gelecek iç içe girmiş rahat bir şehirdi Konya, Çınar için .İnsanları da çok yardım severdi. 
Ailecek öğretmeninin anlattığı, çok merak ettiği Bilim Kültür Merkezi' ni de gezdiler. Akşam olmuştu. Epeyce yorulmuşlardı. Sabaha Konya'dan ayrılıp Kayseri' ye dedelerini ziyarete gideceklerdi. Çınar dedesine Mevlana şekeri  almayı  da unutmadı. Çınar , şehirden huzurla ayrılırken babasına '' Huzura yine gelir miyiz?'' dedi. Babası ''Ne zaman nefes almak istersen söylemen yeterli oğlum ''dedi. 
1 comment

b_ulutas_042 12g
ÇINAR KONYA'DA
Avatarın

Yorum ekle
+NURCAN ÖZÇELİK/MERKEZ ANA OKULU/KARAMAN

Anonim
13g
+NURCAN ÖZÇELİK/MERKEZ ANA OKULU/KARAMAN  
Çınar  karamanda
O sabah cinar horoz sesi ile uyandı. Çünkü ailesi ile köylerine gelmişlerdi. Çınar hemen yatağından  kalktı elini yüzünü yıkadı ve kahvaltı için aşağıya indi. Annesi ve babaannesi kahvaltı hazırlıyorlardı. Çınarda annesine yardım edip sofrayı hazırladılar. Hep birlikte kahvaltı yaparken amcasının oğlu mehmet geldi. Mehmet “ cinar hadi gezelim”  dedi. Çınar ve mehmet dışarı çıktılar. Bir süre yürüdükten sonra tahıl ambarlarının  olduğu meydana gelmişlerdi. Çınar “mehmet hala buraya tahıl koyuyorlar mi dedi. Mehmette" çok eskiden koyuyorlarmış, artık koymuyorlar” demis. Mehmet “ cinar sana babanın doğduğu şehri gezdirmemi ister misin demis. Çınar büyük bi sevinçle eveeeeeeet demis. Mehmet, babasi ve cinar arabaya binip yolculuga baslamislar. Yol uzerinde manazan magarasini goren cinar cok sasirmis. Cok buyuk ve yüksek olduğu için cinar oraya çıkmak istememiş. Taşlardan yapılmış bir sürü bölümün olduğu binbir kiliseye gelmişler. Biraz daha gittikten sonra karşılarına birer ikişer atlar çıkmaya başlamış. Mehmet “ cinar burası karadağ, O gordugun atlar da yilki atlari.osmanlı devletinde yaşlanan atlar buraya getirilir ve doğa ya birakilirmiş. O zamandan bu zamana yilki atları burada yaşar” Demis. Atları seyrederken çınarın karnından sesler gelmeye başlamış. Amcası ve mehmet bu sesi duyunca çok gülmüşler. Amcası hadi bakalim çocuklar gidiyoruz birinin karnı çok acikmis demis. Hep birlikte arabaya binip bir evin önünde kadar gelmişler. Çınar “mehmet burası neresi” demis. Mehmet “ burası benim annanemin evi demis. Kapıyı calmislar ve kapiyi yaşlı sevimli bir nine açmış. Mehmet nineeeee diye boynuna sarilmis. Mehmet  nine bu benim kuzenim cinar cok acikmis. Bizde senin o güzel yemeğini yemezdi için çınarı buraya getirdik demis. Ninesi de hemen mutfağa gitmis ve yemeği hazırlamaya başlamış. Çınar hımmmm mis gibi kokular gelmeye başladı. Ne yemeği bu demis. Mehmette  bu bizim yöresel yemeğimiz arabası demis. Ninesi az sonra yemeği hazırlayıp getirmiş . Mehmet bu hamur kaşığına alıp çorbadan alacaksın demis. Çınar hemen biraz hamur alıp çorbasına daldırmış kaşığı. Bu yemek çınarın çok hoşuna gitmis. Çorbasını bitirmiş hemencecik. Ellerine sağlık ninecim demis. Çocuklar nine ile vedalaşıp arabaya binmişler. Babası bu defa kocaman bi cinar ağacının yanında getirmiş çocukları. Burası aktekke camı. Cok eski bi cami. Içinde de hz. Mevlananın annesi ve çocuklarının  mezarı var demis. Çınar ve mehmet camiye girip camiyi de incelemişler. Caminin bahçesine çıkmışlar. Az ileride ki yer cinarin dikkatini çekmiş. Orası neresi demis. Mehmette hafi gel gidelim  demis. Hep birlikte yürümüşler ve büyük bir kapının önüne gelmişler. Mehmet “ cinar burası hatuniye medresesi, osmanlı devleti zamanında  burası bi okulmus insanlar buraya gelir ve ilim öğrenirlermiş demis. Ne kadar güzel değil mi cinar demis. Çınarın sesini duyamayınca mehmet çınarı aramaya başlamış. Bi baksa ki cinar bi sandalyenin üzerinde uyuyakalmış. Amcası çınarı kucaklamış ve köye doğru yıla çıkmışlar. Eve gelmişler amcası tam çınarı kucaklayacakken cinar gözlerini açmış aaaaa buraya ne zaman geldik demis. Mehmet sen o kadar yoruldun ki gezi sırasında uyuyakaldin  bizde seni uyandırmamak için eve getirdik demis. Çınar karamanda ne kadar güzel tarihi yerlerimiz olduğunu öğrendim çok teşekkür 
 Avatarın

Yorum ekle
Gülay Kutlu

Anonim
2ay
Gülay Kutlu
+1.HAVA İKMAL BAKIM MERKEZİ İLKOKULU 
ESKİŞEHİR
 Avatarın

Yorum ekle
GÜLŞAH SARGIN AKSOY

Anonim
2ay
GÜLŞAH SARGIN AKSOY
GEVHER NESİBE ANAOKLU
KAYSERİ
+Kendini Kayseri topraklarına ulaşmış olarak bulan Çınar orada Yaman Dede ile tanışır. Kayserinin tarihini , kültürünü en iyi bilen Yaman Dede Çınar'I alır ve Dünyanın ilk ticaret merkezi olan Kültepe Kaniş Karuma götürür.
Kaniş Krallığı’nın merkezi ve Anadolu’daki Asur Ticaret Kolonileri sisteminin başşehri olan Kültepe, Kayseri’nin 21 kilometre kuzeydoğusundadır. Erciyes’in (eski Argeus, Harahara, Harki ve Aşkaşipa) eteğinde, bereketli bir ovanın ortasında, Malatya ve Sivas’tan gelen güneydoğu ile Kahramanmaraş ve Adana’dan gelen tarihi ve doğal anayolların birleştiği noktada yer alan Kültepe’nin eski adı Kaniş veya Neşa’dır.
Doğanın sağladığı bu avantaj, onun eski dünya ticaretinde önemini arttırmış ve özellikle Mö 3. binin sonlarında ve 2. binin ilk çeyreğinde Anadolu-Suriye-Mezopotamya arasında parlak bir ticaret ve kültür merkezi olmasını sağlamıştır.
1948 yılından beri yapılan kazılarda, Kültepe’nin ancak 1/50’lik kısmı kazılabilmiş ve bu kazılarda günümüzden 5000 yıl öncesine ait yerleşim tabakalarına kadar inilmiştir.

Kültepe'nin önemi, günümüzden 4000 öncesine tarihlenen Asur Ticaret Kolonileri çağı yerleşiminden gelmektedir. Irak Devletinin sınırları içinde kalan ve başkenti Asur şehrinin olduğu krallığın, ticaret için çok sistemli bir ağ kurduğu ve bu ağın Anadolu'daki merkezinin de Kültepe olduğu bilinmektedir.



 Avatarın

Yorum ekle
 DOĞU ANADOLU BÖLGESİ

more_vert

add
ÖZGE BÜTÜN GALATASARAY ORTAOKULU / ÇALDIRAN -VAN

Funda Meriçten
2ay
ÖZGE BÜTÜN GALATASARAY ORTAOKULU / ÇALDIRAN -VAN 
+Uzun zamandır merak ettiği yer olan Van şehrinin bilmecenin cevabı olduğunu hemen anlayan Çınar yola çıkar. Van'a geldiğinde bir turist kafilesiyle karşılaşır ve onlara katılır. 
Bu sırada Çubuklu köyünde yaşayan Zozan ,kendi köyüne  2 km uzaklıkta bulunan Kaşim köyündeki Helin adındaki arkadaşıyla birlikte okudukları Galatasaray ortaokulunda buluşup ertesi gün yaşadıkları ili keşfe çıkmak için sözleşirler. Tüm gece heyecandan uyuyamayan Zozan , bir an önce sabah olmasını ve keşfedecekleri yerleri görmeyi bekliyordu.Sabah saat 8 'de Galatasaray ortaokulunda Helin ile buluştular. Zozan'ın babası bu iki gezgin ve meraklı genci aracıyla Çaldıran'a bıraktı ve iyi eğlenceler dileyerek geri Çubuklu köyüne döndü. Ozan ve Helin Çaldıran belediyesinin otobüsüne binerek önce Van merkeze gittiler. Orada ilk olarak Van kedi ve evi müzesini gezmeye ardından Van kalesine gitmeye karar verdiler. Tabi  bu eğlenceli ama bir o kadar da yorucu geziye başlamadan önce Van gölü kıyısında güzel ve bol çeşitli bir Van kahvaltısı yaptılar. Kahvaltıda neler yoktu ki. Haşhaş ezmesi,otlu peynir,organik tereyağ ve bal,katık,taze köy yumurtası ve dahası.... Kahvaltının ardından Van kedi ve Van kalesi gezilerini tamamlayınca soluğu otogarda aldılar . Gevaş ilçesinde bulunan Akdamar kilisesi ve adasını görebilmek için otogardan şehir içi münübislerine bindiler ve yaklaşık 40 dk sonra tarihe tanıklık eden doğa harikası bir adaya vardılar.Kısa bir tenke turunun ardından Akdamar Kilisesine ulaştılar .Birçok yabancı turist tarafından ziyarete gelinmiş olması bu iki gezgin ,araştırmacı ve meraklı genci bir hayli şaşırtmıştı.Onca turistin arasında kendi yaşlarında bir erkek çocuğunun olması  Zozan ve Helin'in dikkatini çekmişti. Açıklamaları okuyan ,notlar alan ve oradaki görevlilere sürekli sorulan soran bu çocuk da kimdi ? Pek de buralı birine benzemiyordu.Doğu Anadolu'da genellikle insanlar kara kaşlı kara gözlü ve esmer olur diye bilinir... Misafir yada bir gezgin olacağını düşündükleri için tanışmaya karar verdiler. Çınar adındaki bu meraklı gezginin yolları Doğu Anadolu illerinden olan Van'da kesişmişti. Tanıştılar ve birlikte gezip gördükleri yerler hakkında sohbet etmeye başladılar. 7 ayrı bölgenin kültürü,doğası ,tarihi yerleri hakkında keyifli ve uzun bir sohbetin ardından Muradi'yede bulunan Şelaleyi görmeye ve orada İnci kefali balığı yiyerek piknik yapmaya kara verdiler.Merkeze biraz uzak olduğu için daha yakında bulunan Edremit ilçesindeki su sporları tesislerini gezip,Van gölünün kıyısında bulunan Edremit  Dostluk parkında biraz yürüyüş yaptılar.Saat 1700 'ye yaklaşırken otogardan son ilçe münibüsü kaçırmamak için yola koyuldular ve Muradiye ilçesine doğru hareket ettiler. Bir saatlik yolculuğun ardından Çınar,Zozan ve Helin asma köprü üzerinde coşkun bir şekilde akan Şelaleyi izleyip hatıra fotoğrafları çektirdiler. Ardından sadece Van Gölü'nde yetişen İnci kefali balığını yemek için restoranta geçtiler.İlk kez tadına bakan Çınar  çok beğendiğini ve bu fırsatı yakaladığı için çok mutlu olduğunu belirtti.Çocukların konuşmalarına kulak misafiri olan Muradiye şelalesinin hemen yanı başındaki restorantta çalışan garson şelalenin kıyısında parlayan bir madalyon  gördüğünü,içinde ise şöyle bir not yazdığını söyler ; " Burada en meşhur yemek etli etmektir.Sizin inci kefaliniz kadar lezzetli olduğu konusunda iddaalıyız...."
 Avatarın

Yorum ekle
MEHTAP ÖZCE CÖMERTOĞLU

Anonim
2ay
MEHTAP ÖZCE CÖMERTOĞLU 
TEVFİK YARAMANOĞLU PRİMARY SCHOOL- ELAZIĞ
+Muradiye Şelalesinin ardından tekrar yola çıkar Çınar.Bu sefer Doğu Anadoludaki tarihi Harput Kalesinin eteğinde kurulmuş şehre gelir.Bu şehir deniz seviyesinden 1.067 metre yükseklikte bulunan, hafif meyilli bir zemin üzerinde olan Elazığ'dır.Çınar bu şehri görünce tarihi ve turistik yerlerini gezmek ister ve Harput Kalesine doğru yol alır.Harput Kalesine diğer adıyla Süt Kalesine varan Çınar bu eski tarih karşısında büyülenir.Tarihini okumaya başlar kalenin.(4000 yıllık kent... 
Yeni bir yerleşim merkezi olan Elazığ’ın tarihi, tarihçiler tarafından, devamı olduğu Harput şehir tarihi ile birlikte inceleniyor. Gerçekten; bugünkü şehir merkezinden sadece 5 km uzaklıkta bulunan Harput, yazılı kaynaklara göre M.Ö. 2000 yılına dayanan 4000 yıllık tarihiyle, Elazığ’ın ilk yerleşim bölgesi. Tarihi kaynaklarda, Harput’a ilk yerleşenlerin “Hurriler” olduğu belirtiliyor. Asya çıkışlı oldukları tezi çoğunlukla kabul gören Hurriler’in yine bölgede yerleşmiş olan Hititler ve Asurlar’la ilişki içinde olduğu biliniyor. Hititler’in başkenti Boğazköy’de bulunan yazılı kaynaklarda Harput’tan “İşuva” olarak sözedilmesi bu bilgiyi doğrular nitelikte. MÖ. 9. yüzylda, Doğu Anadolu’da devlet kuran Urartular’ın Elazığ tarihindeki yeri ise Harput Kalesi’nin taşıdığı Urartu Dönemi izlerinden gözlemlenebiliyor.
 
Malazgirt’ten sonra
Harput’un Asya / Anadolu / Trakya / Mısır bağlantılı ticaret yollarının tam üzerinde yeralması, her dönemde önemli bir yerleşim merkezi olmasına ve çeşitli uygarlıkların fetihlerine uğramasına neden oluyor 1085’de Çubuk bey tarafından fethedilen yörede, önce Artukoğulları’nın daha sonra 1234’de Anadolu Selçukları’nın, 1243’de İlhanlılar’ın, 1363’de Dulkadiroğulları’nın, 1465’de Akkoyunlular’ın hüküm sürdüklerini görüyoruz.) 
Çınar okuduktan sonra hayranlık içerisinde kalenin tepesine ve kazı alanlarına doğru yürümeye başlar.Hava güzel olunca gezi daha da keyifli bir hal alır.Kaleden manzara mükemmel görünür.Çubuk Beyin heykelinin olduğu cay bahçesinde şehir manzarasına nazır bir çay içer.Oradan Keban Barajına doğru yola çıkar.Keban Baraj Gölünü çok duymuştur ve merak etmektedir.Oraya varınca yöre halkından  biriyle tanışır selamlaşır.Sıcak ve sempatik olan yöre insanı orada çalışan bir mühendistir.Çınar'a Keban Baraj Gölünü anlatır.
"Keban Baraj Gölü bu özellikleriyle Türkiye’nin Atatürk Barajı'nın gölünden sonra en büyük yapay gölüdür. Doğal göllerle bir arada sıralandığında Van Gölü, Tuz Gölü ve Atatürk Baraj Gölü'nün ardından 4. sırada yer almaktadır. Baraj gölünün Murat Nehri Vadisi boyunca uzunluğu 125 km’dir. Genişliği yer yer değişmektedir. Keban baraj gölünde elektrik üretiminin yanı sıra su avcılığı yapılmakta ve balık üretimi de gerçekleştirilmektedir. Gölün etrafında Elazığ ve çevre illerin halkının faydalandığı eğlence ve mesire yerleri mevcuttur. Üzerinden feribotla Elazığ'ın Ağın, Tunceli'nin Pertek ve Çemişgezek ilçelerine geçiş yapılabilmektedir."Teşekkür ederek oradan ayrılır Çınar.Batık şehir olarakta bilinen Hazar Gölünün bulunduğu Sivrice'ye gider.Yaşlı bir amcaya rastlar.Amca ile sohbet eden Çınar Sivrice ve göl hakkında bilg alır.Yaşlı amca:"Doğu Anadolu Bölgesinin en önemli kentlerinden Elazığ’da yer alan Hazar Havzası zengin flora ve fauna özellikleri ile ön plana çıkmaktadır. Hazar Gölü, Türkiye’nin en derin göllerinden biri olup, 274,9 km2lik Göl havzası ve 78,8 km2lik su yüzeyine sahiptir. Hazar Gölü Önemli Doğa, Bitki, Kuş Alanı ve Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alandır. Doğal güzelliklerin yanı sıra tarım ve turizm açısından da bölgede önemli bir yere sahiptir."Çınar, amcaya teşekkür ederek yaşadıklarını ve gördüklerini arkadaşlarına anlatmak üzere Elazığ'dan bir çedene kahvesi içerek ayrılır. Arkadaşlarına ikram etmek için yörenin lezzetleri olann ceviz ve üzümden yapılan  ORCİK ten  5 kg almayı da unutmaz.
 Avatarın

Yorum ekle
 GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ

more_vert

add
+ÜMİT GÜLEKEN KATFAR-SÜLEYMAN ŞAH İLKOKULU-GAZİANTEP

Anonim
13g
+ÜMİT GÜLEKEN KATFAR-SÜLEYMAN ŞAH İLKOKULU-GAZİANTEP
 Avatarın

Yorum ekle
+NESLİHAN ÖZTÜRK SUNAR

Neslihan Öztürk
1ay
+NESLİHAN ÖZTÜRK SUNAR
SAĞMAL PRİMARY SCHOOL-MARDİN
 Avatarın

Yorum ekle
 Tarihi Yerde Fotoğraf

more_vert

add
RAZİYE GENÇER PETEK

Anonim
18g
RAZİYE GENÇER PETEK
KARAMANOĞLU MEHMET BEY İLKOKULU
 Avatarın

Yorum ekle
MEHTAP ÖZCE CÖMERTOĞLU

Anonim
1ay
MEHTAP ÖZCE CÖMERTOĞLU
TEVFİK YARAMANOĞLU İLKOKULU ELAZIĞ
 Avatarın

Yorum ekle
ZÜBEYDE HANIM ÜÇLER İLKOKULU/AMASYA

Necla Aytaç Akkoyunlu
1ay
ZÜBEYDE HANIM ÜÇLER İLKOKULU/AMASYA
 Avatarın

Yorum ekle
Serap GÜL

Serap Gül
2ay
Serap GÜL
Ulukavak Anaokulu
Çorum
 Avatarın

Yorum ekle
Gülay Kutlu

gulay160877
2ay
Gülay Kutlu
 Avatarın

Yorum ekle
 EGE BÖLGESİ

more_vert

add
ÇINAR IN İZMİR MACER

birsenkaramanli09
9g
 ÇINAR IN İZMİR MACERASI
 Avatarın

Yorum ekle
BİRSEN KARAMANLI/ ATATÜRK İLKOKULU AYDI

birsenkaramanli09
9g
BİRSEN KARAMANLI/  ATATÜRK İLKOKULU AYDI
 Avatarın

Yorum ekle
]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-12-23 18:32:45 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/316568517</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Bu ne lan varaşkoram</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/538489890</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-04-29 08:45:27 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/gpobali/aqz8ipjqvjju/wish/538489890</guid>
      </item>
   </channel>
</rss>
