<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0">
   <channel>
      <title>MİM4511- 2016517072 by Aslı Dilay Vurallı</title>
      <link>https://padlet.com/mim4511_2016517072/a8pa6qtz1jflxst</link>
      <description></description>
      <language>en-us</language>
      <pubDate>2020-10-28 11:20:01 UTC</pubDate>
      <lastBuildDate>2025-10-18 14:27:43 UTC</lastBuildDate>
      <webMaster>hello@padlet.com</webMaster>
      <image>
         <url></url>
      </image>
      <item>
         <title>Mimarlık ve Felsefe İlişkisine Eleştirel Bakışlar-Mimarlığın Aranan Formülü</title>
         <author>mim4511_2016517072</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2016517072/a8pa6qtz1jflxst/wish/898763847</link>
         <description><![CDATA[<div>Önceleri kurallara bağlı olarak gelişen mimarlık, geleneksel bilginin birikmesini sağlamıştır. 15. yy sonrası mimarlar, bu birikime çeşitli bilim alanlarından bilgileri eklemeye başlamıştır. Modernleşme ile birlikte geleneksel bilgiden kopulmuş bu da mimarları yeni bir formül, mimari bilgi alanı oluşturma isteğine itmiştir. Ancak günümüzde yer, kullanıcının ihtiyacı, tasarımcının fikri ve daha birçok değişkene bağlı olarak şekillenen mimarlık, tek bir doğruya ve kesin kurallara sahip olmayan bir alandır.  Bu yüzden kesin doğrulara bağlı bilim dallarından bazı bilgileri alıp bunları doğrudan mimarlığı formülize edecekmiş gibi mimarlık bilgisine eklememiz ya da felsefe gibi soyut bir alandan seçilen bir düşünceyi tüm mimarlığın temeline oturtmamız mümkün değildir. <br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-11-06 18:51:15 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2016517072/a8pa6qtz1jflxst/wish/898763847</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Mimarlığın Tanımı</title>
         <author>mim4511_2016517072</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2016517072/a8pa6qtz1jflxst/wish/931237484</link>
         <description><![CDATA[<div><em>‘’Mimarlık en temel tarifiyle planlama, tasarım, mühendislik ve inşaatın somut çıktısıdır. Binlerce yıldır etrafımızı şekillendirme biçimimiz, yaşamımızı sürdürdüğümüz mekânları inşa etme sürecidir.’’ </em>(Nicole Bridge, Mimarlık 101, 2015)<br><br></div><div>Bence mimarlığın, yukarıda tarif edildiği gibi somut çıktı ya da mekânları inşa etme süreciyle sınırlı olduğunu düşünmemeliyiz. Soyut düşünce ile başlayan mimarlık, her zaman ortaya sonuç ürün olarak inşa edilmiş bir yapı koymak zorunda değildir. Mimarlık üzerine düşünülerek üretilmiş her türlü fikir; yazılı, görsel içerik, hatta hayata geçirilmesi mümkün olmayan proje de inşa edilmiş bir yapı kadar mimarlık ürünüdür. Bu yüzden mimarlık somut bir çıktıdan çok daha fazlasını kapsar.<br><br></div><div>Zihinde başlayan mimarlık, ortak noktası yer ve mekân olan her türlü düşünceyi; yazılı, sözlü, görsel, inşa edilmiş ürünü ve bu ürünler üzerine düşünmeyi, anlamayı, eleştirmeyi kapsayan alandır. <br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-11-17 11:45:16 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2016517072/a8pa6qtz1jflxst/wish/931237484</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Mimarlık Eleştirisinin Belirsiz Sınırları ve Belirgin Problemleri</title>
         <author>mim4511_2016517072</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2016517072/a8pa6qtz1jflxst/wish/977283556</link>
         <description><![CDATA[<div>Bir düşünce biçimi olan eleştiri, ürünün anlamlarını açığa çıkarır ve bunu sadece yazılı olarak değil; sözel, görsel olarak hatta bazen yeni bir ürün ile ortaya koyabilir. Mimarlık disiplininde eleştiri, mimarlık tarihine çok fazla nüfuz etmiştir. Ürünü ve bağlamını inceleyerek yeniden tanımlamaya, düşünsel sürecini ortaya çıkarmaya çalışan eleştirel tarihi, anlamsal bir rölöveye benzetebiliriz. Bunu yaparken dokümanter tarihin çizdiği sınırlar içerisinde kalmak zorunda değildir, her eleştiri gibi eleştirel tarih de bakış açısı içerir. Bu yüzden de kesin doğruluğu hedeflemez, gerçekliği her seferinde başka biçimde inşa eder. Eleştirmenin kavramları ifade ederken kullandığı kelimeler de bu öznelliğin bir parçasıdır, inşa edilmiş yeni gerçekliğin malzemesidir.&nbsp;<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-12-01 19:26:07 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2016517072/a8pa6qtz1jflxst/wish/977283556</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Eco&#39;nun Sütun Eleştirisi Üzerine</title>
         <author>mim4511_2016517072</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2016517072/a8pa6qtz1jflxst/wish/1000382606</link>
         <description><![CDATA[<div>    Eco, göstergebilimin araçlarını kullanarak; sütun yerine, sütun üzerine imajı analiz etmiş, yani nesnenin değil nesnenin eleştirisinin eleştirisini yapmış böylece yargılama, betimleme, öznelcilik gibi eğilimlerden uzak kalabilmiştir. Sütun imajının, değişen toplum ve zaman içinde ifade ettiği anlamları analiz ederken, yapısalcı bir yaklaşımla anlamın tekrar ve tekrar üretildiğinin farkında olup, seçtiği eğilimin göreliliğini kabul ettiğini söyleyebiliriz. <br><br></div><div>    İçinde bulundukları zaman ve toplumla birlikte imajların ifade ettikleri anlamlar da değişir, Bu değişim sayısız imaj oluşturmakta, bunlar da birbirinden kopuk parçalar halinde algılanmaktadır. Eco sütun imajı eleştirisinde bu karmaşık parçalar sistemine dışarıdan bakarak farklı kurgularda incelemiştir. Nesnenin tek başına düşünüldüğü haliyle, bağlamı içindeki halini karşılaştırarak, ilk durumdaki halini nötr bir eleman olarak adlandırmış ve bu durumda bir anlam ifade etmediğini savunmuştur.<br><br></div><div>    Bilgin, makalesinde nesnenin bağlamından soyutlanmış halde bir anlam ifade edip edemeyeceğinin deneyini yapmıştır. Bunun için de Russel’ın farklı zaman, toplum ve yere ait sütunlar ve bunların ifade ettikleri farklı anlamları konu alan yazısındaki yananlamların analizini yapacak üç başlığı; sütunun biçimbilimsel, anlamsal ve bağlamsal tanımlarını belirlemiştir. Bir robota sütunun tarifini yapacakmış gibi sözel kodlar belirleyerek, bunları yalıtılmış sütun ve bağlam içinde sütun olmak üzere iki farklı şekilde şemalaştırmıştır. Bu deneyin sonucunda yalıtılmış nesnelerin göstergebilimin uygun birimleri olabileceğini ancak hangi tarzda yapılandığının açıklanamadığını savunmuştur. <br><br></div><div>    Mimarlıkta seçilen bir nesnenin anlam analizini yaparak sonsuz anlam ortaya çıkartabiliriz. Nesneyi bağlamından, dolayısıyla işlevinden kopmuş olarak ele alırsak, çıkaracağımız anlamlar bazı biçimsel tariflerle sınırlı kalabilir. Bu tariflerde de bağlamın bir parçası olan üslup eksik kalacaktır. Yani mimari nesnenin anlam analizini yaparken, onu bağlamından; ait olduğu yer, zaman ve toplumdan soyutlamak çıkartacağımız anlamları kısıtlar. <br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-12-08 23:14:55 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2016517072/a8pa6qtz1jflxst/wish/1000382606</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Mimarın Ölümü-Eleştirel Bakışta Müellifin Yeri </title>
         <author>mim4511_2016517072</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2016517072/a8pa6qtz1jflxst/wish/1018576620</link>
         <description><![CDATA[<div>Mimarlık, sayısız faktörün etkilediği bir süreçtir, günümüzde bu süreci şekillendiren pek çok aktör de ortaya çıkmıştır. Artık bu sürece tek başına, özgürce yön veren bir hakim mimardan söz etmemiz imkansızdır. Bu durumda sektördeki aktörlerin kararları, yönetmelikler ve daha birçok faktörün sınırlandırdığı; kültürün etkilediği mimarın, ortaya özgün bir eser koyduğunu düşünemeyiz.&nbsp;<br><br></div><div>Mimarlığın geldiği bu noktada, mimarın ve nesnesinin ilişkisi bu kadar değişmişken, mimarlık eleştirisi de değişmeli, mimarın niyetini çözmeye çalışan yaklaşımını bırakmalıdır. Mimarın amaçları yerine nesneye odaklanması gereken eleştiri, böylece nesneyi ve nesnenin bağlamıyla olan ilişkisini daha derin inceleyebilecek fırsatı da bulmuştur.<br><br></div><div>Nesnenin inşaatının bitmesiyle birlikte mimarın rolü bitmekte ve kullanıcının aktif bir şekilde rol aldığı, nesnenin yaşama süresi başlamaktadır. Mimarı ölmüş olarak kabul eden eleştirmen, nesnenin kullanıcıyla buluştuğu süreci ele alır. Bu süreçte eleştiren kişi, nesneyi yaşatan, değiştiren kullanıcı ya da deneyimleyen her göz olabilir, bunun için bazı alanlarda uzman olmaya gerek yoktur.&nbsp;<br><br></div><div>Günümüzde, özellikle Türkiye’de; mimarların nesneleriyle kurmuş olduğu kuvvetli bağdan, eleştirmenin ise mimarın amacına odaklanan yaklaşımdan uzaklaşması, kişiler arasında gelişen gereksiz diyalog halini bitirecektir. Aynı zamanda eleştirinin, sadece uzmanların elinde olması durumunun da bitmesiyle, eleştiri ortamı hak ettiği özgürlüğe kavuşabilir.&nbsp;<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-12-15 02:12:52 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2016517072/a8pa6qtz1jflxst/wish/1018576620</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Modern Bir Sayısal Mimarlık Ütopyası Üzerine</title>
         <author>mim4511_2016517072</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2016517072/a8pa6qtz1jflxst/wish/1042503844</link>
         <description><![CDATA[<div>Farklıyızdır. Farklı düşünür, farklı konuşur, farklı yer, farklı giyinir, farklı oturur, farklı yaşarız, bedenlerimiz farklıdır. Bu her zaman böyleydi. Zamanla ürettiklerimiz makinelerden çıkmaya başladı, aynılaştı ama bizi üreten bir makine hiç olmadı, olamaz. Biz böylesine farklıyken, standartlaşmamız, mekanlarımızın standartlaşması mümkün müdür?<br><br></div><div>Mimarlığın bir standartlaşma ütopyası üzerinden, yeni bir düzen kurmaya çalıştığı zamanlar olmuştur. Le Corbusier’in Modulor’u, tanımadığımız bir adam bedeninin ölçüleri üzerinden, bedenin çeşitli işlevleri yaparkenki halini ve buradan yola çıkarak da mekan ölçülerini standartlaştırır. Bu ölçüler ile formülize edilmiş bir mimari ortaya çıksa da mekanın yaşamı, yaşamın ise mekanı etkilediği değişmez bir gerçektir. Biz farklı ölçülerdeki, farklı düşünen, farklı olan varlıkların yaşamı ise değişkendir, tek bir formülü olamaz. <br><br></div><div>Modulor gibi sistemler, evrensel ölçülerin arayışı içindedir ve bunun için de standart bir insan bedeni belirlerler ancak seçilen tek bir model, kendisi dışındakilerin yok sayılması anlamına gelir. Evrensel beden diye bir şey yokken evrensel ölçülerin olması olanaksızdır. İnsanları makine ile üretmek mümkün olmadığı gibi onları standart kutulara koymak da mümkün değildir. <br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-12-26 19:27:27 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2016517072/a8pa6qtz1jflxst/wish/1042503844</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Mimarlığı Kitaba Dönüştürmek Üzerine</title>
         <author>mim4511_2016517072</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2016517072/a8pa6qtz1jflxst/wish/1070397406</link>
         <description><![CDATA[<div>Mahallemizin parkında duran bank, her gün önünden geçer, üstüne oturur, anlamlar yükleriz. Sevgililer için buluşma, emekli insanlar için sohbet etme yeri, herkes için bir anlamı vardır. Kimse neden öyle olduğunu, az ötede değil de orada durduğunu, nasıl ve kim tarafından yapıldığını sorgulamaz. Bank öyle olur zaten, doğrusu, yanlışı yoktur. Bankı tasarlayanlar bile inanmıştır buna, birbirlerine danışarak yapmışlardır, bu yüzden bütün banklar birbirine benzer. Ancak günün birinde birisi o bank hakkında bir yazı yazsa, işte o zaman sorgulamaya başlarız. Bank sahip olduğu anlamları kaybeder ancak üzerine konuşulabilecek bir nesne kimliği kazanır. O yazıyı okuyan herkes neden orada durduğunu, nasıl tasarlanması gerektiğini düşünmeye başlar; bank ün kazanır, başka mahallelerin sakinleri de bilir artık onu. Tasarımcılar da bilir, üzerine düşünür; yeni sorular sorar, yeni biçimler üretirler, bireyselleşirler.&nbsp;<br><br></div><div>Bu durum mimarlık alanında da böyle olmuştur. Yazılı mimarlık bilgisi ürünlerinin ortaya konmasından önce, mimari bilgi sadece sözlü olarak üretilmektedir. Fikir birliği idealine yaslanan sözlü kültür, mimari ürünleri sorgulamaz, değişmez doğrular olarak görür. Mimari ürünler kutsal anlamları içinde hapsolmuşlardır. Yazılı bilgi, bu kutsal anlamı öldürür ve yeni düşünme, bilgiyi ifade etme, üretme biçimlerini doğurur. Artık sorgulanamaz gerçekler yoktur, herkes mimarlık üzerine düşünebilir, eleştirebilir.<br><br></div><div>Basım teknolojisiyle birlikte mimarlıkta yazılı kültür alanına geçilmiştir. Böylece dünyayı ve mimarlık ürünlerini temsiller üzerinden algılamak, sorgulamak mümkün olmuştur. Mimarlık kitabı da temsil ettiği, sorguladığı ürünler gibi tasarlanması gereken bir ürüne dönüşmüştür. Türk-Osmanlı mimarlık kitabının tasarım süreci; Osmanlı’da matbaanın geç kullanılmaya başlanması, alfabenin neden olduğu teknik zorluklar gibi nedenlerle hayli gecikmiştir.&nbsp; Türkiye’de mimarlık kitabının tasarımsal bir boyutu olduğu da çok geç kavranmıştır. Türkiye’deki mimarlık okullarında, günümüzde bile sözlü kültürün hakim olduğunu söyleyebiliriz.&nbsp;<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2021-01-09 22:51:01 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2016517072/a8pa6qtz1jflxst/wish/1070397406</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Mimarlıkta Zaman-Mekan İkiliğinin İnşası Üzerine</title>
         <author>mim4511_2016517072</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2016517072/a8pa6qtz1jflxst/wish/1071973535</link>
         <description><![CDATA[<div>Modernite ile birlikte geleneksel bilgi yapısının kaybolması, mimarlık alanında yeni bilgi alanı arayışlarına neden olmuştur. Bu durum mimarlıkta bilim ilgisini ortaya çıkarmış, farklı alanlarla tek taraflı bir bilgi akışı kurulmuştur. Mimarlık, kendinden daha güvenilir gördüğü bilim alanlarıyla, analojik yani benzerlik kurma yoluyla ilişkiler kurmaya çalışmıştır. Bilimsel kavramlar, mimarlıkta düşünsel araçlar olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu durum kavramların farklı içeriklerle, farklı biçimlerde kullanılmasına neden olmuş ve bilimsel alanın gerçek içeriğinin bozulması, bilgi karmaşası gibi sonuçlar doğurmuştur. Bu karmaşaya yol açan ilişkilendirme biçimini savunan örneklerden biri de Sigfried Giedon’un ‘’Space, Time and Architecture’’ adlı kitabıdır. <br><br></div><div>19. yüzyılda bilimde evren çok boyutlu bir yapı olarak algılanmaya başlanmış ve zaman olgusu 4. boyut olarak kabul edilmiştir. Öklidyen olmayan teoriler ve n-boyutlu geometriler hakkında birçok çalışma yapılmış ve bunların çağrıştırdığı, boyutlar arası yolculuk gibi mistik konular edinen bilimkurgu anlatıları popüler olmuştur. Bu popüler konulardan etkilenen sanatçılar zaman olgusu-4. boyutun varlığından yola çıkarak Kübizm, Fütürizm gibi yaklaşımlar ortaya koymuşlardır. Maleviç, kübizm ve fütürizm üzerine Einstein’ın görelelik teorisini de ekleyerek ortaya koyduğu Geleceğin Konutları çalışmasıyla, Süpermatizmden mimarlığa doğru geçişi başlatmıştır. Çok boyutluluk, zaman olgusu gibi kavramlar, fizik alanından modern mimarlık bilgisine katılarak, modern mimarinin araçları olarak görülmüştür. <br><br></div><div>Sigfried Giedion, zaman kavramının mimarlık alanında yaygınlaşmasında önemli bir figür olmuştur. Ruh(sanat) ve aklı(bilim/teknik) bir araya getirerek bütüncül bir modern mimarlık anlatısı kurmaya çalışır. Okuyucuyu ikna etmek için çeşitli görsel ve yazılı teknikler kullanmıştır. Kendi söylemini meşrulaştırmak için mimarlık ile farklı alanlar arasında analojiler kurmuştur. Bunu yaparken zaman kavramını farklı anlamlarda kullanmış, böylece modern sanat, bilim, mimarlık arasında imgeler yoluyla paralellik kurmaya çalışmıştır. Ancak başka alanlardan alınmış kavramların böyle çok anlamlı bir şekilde kullanılması, mimarlıkta karşılığını bulamadığının ve bir bilgi karmaşasına neden olduğunun bir kanıtıdır. Ayrıca mimarlık tarihçisinin, anlatısında ikna ediciliği kullanması, tarafsız ve sorgulayan bir yaklaşımda olmasını engellemiştir.<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2021-01-10 19:18:38 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2016517072/a8pa6qtz1jflxst/wish/1071973535</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Postmodernizm ve Kent</title>
         <author>mim4511_2016517072</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2016517072/a8pa6qtz1jflxst/wish/1095660841</link>
         <description><![CDATA[<div>  1960’lı yıllarda ortaya çıkan Postmodernizm, farklılaşmanın ve çeşitliliğin savunucusu olmuş ve modernizmin tektipleştirici tavrını sert bir şekilde eleştirmiştir. Postmodernizm ile birlikte artık toplumsal sorunlara aranan bütünsel çözümler değil, kişisel istekler ve parçalar vardır. Bu parçalanmışlık ve bireysellik kuralsız olmayı da beraberinde getirir, modernizmde eskiyle yeni arasına çizilen çizgiler, yeniye konulan kurallar silikleşmiştir. Postmodernizmciler, modernizmin sorunlarını vurgulasalar da kendilerince bir çözüm önerisi getirmemişlerdir, onlara göre toplumsal, büyük çaplı sorunlara çözüm bulmaya çalışmaktansa kişisel zevklere hitap eden bir hayal alemi kurmak daha faydalıdır. Postmodernizm, modernizmin ortaya koyduğu yeni bir kent için bütüncül plan anlayışını da gerçek dışı görerek eleştirmiş ve tamamen başarısızlıkla sonuçlandığını savunmuştur. Ancak çağın yeni ihtiyaçlarından doğan modernizmi ve yeni sorunların neden olduğu kent hastalıklarını iyileştirme çabasını bütünüyle başarısız kabul etmek doğru mudur, postmodernizmin kurduğu bireysel hayal dünyası bu hastalıklara ne kadar çözüm olabilmiştir?<br><br></div><div>  Teknolojinin hızla geliştiği ve yeni sorunlara neden olduğu çağda, toplumun yeniden düzenlenmesi için kentlerin bütüncül bir şekilde planlanması gerektiğini savunan modernizm, ortaklaşa yaşam alanlarının yaratılmasını ve toplumsal örgütlenmeyi hedeflemiştir. Modernizm kentteki hastalıkları çözememiş olsa da bunun tek sorumlusunun, bütüncül yaklaşımı olduğunu söyleyemeyiz. Bu dönemde postmodernizmin görmezden geldiği pek çok zorunluluk da vardır. Atina Anlaşması’nda Modernizm ile hedeflenen kentsel sorunların çözülmesinin ancak politik kuvvetin desteği, aydın bir halk ve yeterli ekonomik durumun bir arada sağlanmasıyla mümkün olabileceği kabul edilmiştir. <br><br></div><div>  Postmodernizm, bireysel özgürlüklerin sınırsız bir çeşitlilikle sağlanacağını kabul ederek geçmişe bakmaktan çekinmeyen, kültür ve zevk karmaşası içinde bir anlayış geliştirmiştir. Ancak bu yaklaşım, toplumsal çıkarları göz ardı ederek bireysel çıkarların ön plana çıkmasına ve daha çok eşitsizliğe neden olmuştur. Planlamada bütüncül yaklaşımı reddeden bu anlayış, biçimsel zevklerle şekillendirilmiş parçalardan öteye geçmemiş, dolayısıyla kent ve toplum gibi bütünlerin nasıl iyileşeceği konusunda söz sahibi olamamıştır.<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2021-01-17 15:44:52 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2016517072/a8pa6qtz1jflxst/wish/1095660841</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Postmodernizm ya da Geç Kapitalizmin Kültürel Mantığı</title>
         <author>mim4511_2016517072</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2016517072/a8pa6qtz1jflxst/wish/1138676355</link>
         <description><![CDATA[<div><br>Fredric Jameson, John Portman’ın tasarladığı, Los Angeles’ta bulunan, Westin Bonaventure Hotel’in analizini yapmış ve postmodernist hiper-uzam ile ilişkisini incelemiştir. Bonaventure, postmodernist mimarinin karakteristik özelliklerini yansıtmasa da oluşturduğu hiper-uzam ile postmodernizmin mutasyonuna bir örnek olmuştur. Bu yeni tür uzamda kullanıcının kendini konumlandırabilmesi, yakın çevresini görsel yönden örgütleyebilmesi zorlaşmış ve algısal bir boşluk oluşmuştur.<br><br></div><div>Bonaventure, kentin içinde minyatür bir kent, toplam bir uzam oluşturur. Bu ‘’kendi başına kent olma’’ durumunu sağlamak için kentin kendisinden soyutlanmak ve kapanmış olmak gerekir. Bu amaca uygun olarak giriş belirsizleşmiş, kentin diğer parçaları gibi tanımlı bir girişe ihtiyaç duyulmamıştır çünkü Bonaventure, kentin içinde bir parça değil, yeni bir kenttir. Yansıtıcı dış kabuğu, Bonaventure’yi bulunduğu mekandan soyutlar. Dışarıdan bakıldığında otelin kendisini değil, kentin çarpık imgelerini gösterir. İçeride başka bir yaşam, kent vardır ve ona sadece o kentin sakinleri ulaşabilir. <br><br></div><div>Bu yeni kentin içindeki asansör ve yürüyen merdivenler, sadece sirkülasyon işleviyle değil, görselliği de oluşturan unsurlar olarak ön plana çıkartılmışlardır. Bu elemanlar sadece hareketin yerini almakla kalmayıp hareketi simgeleştiren amblemlere dönüşmüşlerdir. Böylece Bonaventure, kendi kendine göndermede bulunan modern kültürün özelliğini taşır. <br><br></div><div>Dört simetrik kulenin ortasındaki merkez, kaybolmuşluk ve yersizlik hislerine neden olan büyük bir boşluk halindedir, hacmi algılama olanaksızlaşmıştır. Simetrinin içinde kaybolan kullanıcı, mekanları birbirinden ayırt edemez hale gelmiş, bu devasa hiper-uzam içinde hapsolmuştur. Odaların bulunduğu koridorlar, bu kentin gecekondu mahalleleri haline gelmiş, geri plana itilmiştir. <br><br></div><div>Postmodernist hiper-uzam, geldiği bu noktada, insanı bulunduğu çevreden koparıp almış ve yeni bir boşluğa atmıştır. İnsanın dışarıdaki dünyayı algılamasının olanaksızlaştığı kadar bu yeni boşluğun sınırlarını, kendi konumunu ve boyutları algılaması da zorlaşmıştır. <br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2021-01-28 21:19:08 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2016517072/a8pa6qtz1jflxst/wish/1138676355</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Mimarlığın Değişen Gündemi </title>
         <author>mim4511_2016517072</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2016517072/a8pa6qtz1jflxst/wish/1141451495</link>
         <description><![CDATA[<div>Mimarlık, sadece yararlık ve üretime dayalı, ideolojilerden bağımsız özerk bir alan olabilir mi? Eleştirel mimarlık olgusu, sadece anlam arayışıyla mı sınırlıdır yoksa üretkenliğe dahil olabilir mi? Bu iki alan, pratik ve kuram mimarlığı ikiye ayıran bağımsız alanlar mıdır yoksa sınırları birbirine karışabilir mi?<br><br></div><div>Mimarlık ve ideoloji ilişkileri mimarlık söylemine, Tafuri’nin mimarlığın kapitalist sistemin tüketim çarklarının ne kadar dışında yer alabileceği hakkındaki çalışmasıyla girmiştir. Daha sonra postmodernizmin kültürel tüketimle olan ilişkisi de eleştirel düşüncenin konusu olmuştur. Mimarlık ve politika ilişkisini inceleyen önemli yazılardan birinde, Mary Mcleod, postmodernizmi ve yapısökümcülüğü, mimarlığın toplumsal eleştiri boyutundan yoksun bularak eleştirmiştir. 1980’li yıllarda, Michael Hays, mimarlığın maddeselliği aracılığıyla toplumsal eleştiri yapabileceğini savunmuştur. Ayrıca bu yıllarda mimarlık söylemi, mimarlık ve politika ilişkisini anlam üzerinden tartışmaktadır.<br><br></div><div>Bilişim çağı olan 2000’li yıllarda ise eleştiri ve anlam arayışını eleştiren görüşler savunulmaya başlanmıştır. Dijital ortamların ortaya çıkması ve BIM gibi teknolojilerin kullanılması ile farklı disiplinlerin etkileşimli çalıştığı mimari tasarım süreçleri ortaya çıkmıştır. Bu teknolojiler doğrultusunda, çarpıcı görsel etki yaratan parametrisizm üslubu ve yapıların performatif özelliklerine odaklanan sürdürülebilirlik teması gelişmiştir. Bu gelişmeler, mimarlığın artık hızla gelişen sorun ve durumlara yönelik çözümler üretmesi gerektiğini ve eleştirel mimarlığın anlamlarla uğraşmaktan başka bir işe yaramadığını, dolayısıyla ömrünün sonuna geldiğini savunan görüşlere sebep olmuştur. Bu görüşler kuram ve pratiği birbirinden ayırmıştır. <br><br></div><div>Ancak bazı mimari örnekler bize eleştirinin, pratikten tamamen ayrışmadığını ve mimarlığın ideolojik, toplumsal konularla ilişkileri doğrultusunda pratiği şekillendirebileceğini gösterir. Herkes İçin Mimarlık grubunun kâr amacı gütmeden ihtiyaçları yerel kullanıcılarla belirleyip gerçekleştirdiği projeler, sosyal sorumluluk bilinci taşıyan mimari pratiğe bir örnektir. Bunun gibi örnekler, pratik mimarlık ürünlerinin de toplumsal, politik konulara karşı bir eleştiri niteliğinde olabileceğini gösterir.  </div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2021-01-29 16:44:46 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2016517072/a8pa6qtz1jflxst/wish/1141451495</guid>
      </item>
   </channel>
</rss>
