<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0">
   <channel>
      <title>MİM 4511 MİMARLIK KURAMI VE ELEŞTİRİSİ by Özge Çalışkan</title>
      <link>https://padlet.com/mim4511_2017517085/mim4511_2017517085</link>
      <description></description>
      <language>en-us</language>
      <pubDate>2020-10-31 10:51:24 UTC</pubDate>
      <lastBuildDate>2020-12-13 14:28:19 UTC</lastBuildDate>
      <webMaster>hello@padlet.com</webMaster>
      <image>
         <url></url>
      </image>
      <item>
         <title>Mimarlık Felsefe İlişkisine Eleştire Bakışlar/Uğur Tanyeli-üzerine;</title>
         <author>mim4511_2017517085</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2017517085/mim4511_2017517085/wish/878496856</link>
         <description><![CDATA[<div>15.yy'a kadar mimarların entelektüel iktidar talebi yoktu. Alberti ile birlikte bu istek canlandı ve mimarlığı entelektüel bir meslek haline dönüştürmekteyiz. Sadece praksis yani pratik yönü değil zihin yolu da ağır basan bir meslek haline dönüşen mimarlığın felsefe ile ilişkili olması kaçınılmaz. </div><div><br>Ancak felsefede düşünme bir araç değildir, fakat mimarların düşünme biçimi bizleri bir yere götürmek için bir araçtır. Bu yüzden felsefe düşüncesiyle mimarlık düşüncesi arasında net bir ayrım vardır.<br><br>Mimarlık birçok disiplinden bilgiler alıp mimarlığa entegre etmiştir. Ama bu farklı disiplinlerin uzmanı olmadığımız halde her konuyu ele aldığımız için entelektüel anlamda gerekli gereksiz bilgi bulunmakta. Bu yüzden felsefecilerden doğrudan doğruya öğrenmeye ihtiyacımız var felsefeyi.</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-10-31 10:54:15 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2017517085/mim4511_2017517085/wish/878496856</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Mimarlık Eleştirisinin Belirsiz Sınırları ve Belirgin Problemleri- Özlem ERDOĞDU </title>
         <author>mim4511_2017517085</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2017517085/mim4511_2017517085/wish/970372515</link>
         <description><![CDATA[<div>   Eleştiri bir düşünme biçimidir, ürün olmaktan çok bir süreçtir. Mimari eleştiride ürünü açıklamak ile anlamak ve ondan yeni anlamlar ortaya çıkarmaya çalışmak farklı şeylerdir. Mimarlık eleştirisi, mimarlık tarihi ve mimarlık söyleminde de önemli rollere sahiptir.<br>   Mimarlık tarihi, tarihi bozmadan boşlukları her defasında yeniden kurgulamaya çalışır. Mimarlıkta üretim-tüketim ilişkisi yalnızca mekan-kullanıcı değildir, çünkü bu üretim ve tüketim sadece fiziksel değildir. Bir yapı tasarladığında her defasında anlamsal olarak yeniden üretilmiş olur. 'Eleştirel tarih ise her üretim düzleminde ürünü tanımlayabilmelidir.' <br>   Kavramlar belli oranda öznellik içerir, bu yüzden kavramlar eleştirmeden eleştirmene değiştiği gibi üründen ürüne değiştiği için kavramların her seferinde yeniden tanımlanması gerektiği söylenebilir.<br><br>ELEŞTİRİ-TARİH-SÖYLEM İLİŞKİSİ</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-11-30 08:15:28 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2017517085/mim4511_2017517085/wish/970372515</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Eco&#39;nun &#39;sütun&#39; eleştirisi üzerine </title>
         <author>mim4511_2017517085</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2017517085/mim4511_2017517085/wish/993613473</link>
         <description><![CDATA[<div> Bir nesne üzerine eleştiri yapmak, o nesne üzerine yapılmış eleştirinin eleştirisini yapmakla, nesnenin gerçekliği ile nesne üzerine söylemin ve bilginin gerçekliğini ayırt etmemize yarayabilir. Söylemeyin gerçekliğini yeniden kurgularken betimleme, açıklama, anlatma, yargılama gibi işlevleri <strong>yeniden tanımlamak</strong> ve güzel-çirkin iyi-kötü iklimleri kullanmadan, kullanılsa bile bunların gerekliliğini ifade etmek gerekecektir. Söylemleri gerçek değil <strong>kendine özgü araçlarla yeniden kurduklarında</strong> bile bunu dışlayan epistemolojiden kaynaklanmaları halinde kendileri ve nesneleri ile ilişkileri hakkında yanlış bilinç sahibi olurlar. <br>   Umberto Eco sütün analizi yapmamış, sütunu kendinden çok sütun üzerindeki imajı konu edilmiştir.  Dora Isella Russe'ın yazdığı makalesi üzerinde 'sütun üzerine' bir eleştiri getirerek, eleştirinin eleştirisine yönelmiştir.<br>    Bu makalede toplum tarafından geçerli olan genel saptamalar yapılmış, Eco ise bunları yan anlamsal içeriğinin analizini yapmak için üç başlık altında (biçimbilimsel-anlamsal-tanımsal) toplayarak tanımları yeniden tanımlamaya çalışmıştır. Buradan da şöyle bir soru çıkar; bir nesne tanımlanırken onu sadece görünüşüyle, biçimiyle ele almak yeterli midir? Yoksa onu bağlamıyla mı ifade etmeliyiz? Örneğin 'sütun' düşeyde taşımayı mı anlatır sadece, yoksa bu zamana, amaca, diğer nesnelere göre dolayısıyla bağlamına göre de değişiklik gösterir mi?<br>   Bu anlamda mimarlıkta anlamsal analiz, dil düzleminde, hem gösterenin tanımı, hem de kültürel birim olarak gösterilen sözel dilin yardımıyla, ancak mimarinin kendine özgü araçlarıyla, yeniden kurgulayarak geçekleştirilmelidir.  </div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-12-07 11:30:03 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2017517085/mim4511_2017517085/wish/993613473</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Mimar’ın Ölümü- Üzerine </title>
         <author>mim4511_2017517085</author>
         <link>https://padlet.com/mim4511_2017517085/mim4511_2017517085/wish/1013606094</link>
         <description><![CDATA[<div>Mimari bir ürünü eleştirirken ürünü anlamak için onu yapan mimarı öldürerek, mimara ait yaşamı, kültürü, eğitimi, diğer yapıtları gibi tasarımcının benliğini ortadan kaldırdığımızda eleştiri daha da zenginleşir. Peki neden?</div><div>Mimarlığın kategorileşmiş -izm akımları, tasarımcıları ile o kadar bütünleşmiştir ki o ürünü tasarımcıdan bağımsız düşünmek artık çok zordur. Mimari üründen çok, tasarımcının ne düşündüğünü, ne yapmaya çalıştığını düşünmeye başlar ve mimari eserinden çok bunları düşünürüz. Zaten mimari eserden mimarın niyetini anlama çabası da yanılgıya götürür. Bir yapının oluşum süreci ve sonucu sadece mimarın kontrolünde değildir. Mal sahibinin istekleri, müteahhit, diğer çalışanlar, para gibi sadece mimarın kontrolünde olmayan birçok girdi vardır. Ancak müellifi öldürdüğümüzde, ürünü tasarımcıdan bağımsız düşünmeye başladığımızda; tüm sürecin etkisinden kurtulur daha özgür bir okuma elde ederiz, aynı zamanda eleştiri tarafsız olmaya başlar. </div><div>Peki, anladık ki müellifi/mimarı öldürmemiz gerekiyor. Şimdi mimarsız eleştiriyi nasıl yapacağız? Burada Barthes’in 1964’te yayınladığı La Tour Eiffel makalesini anlamamız lazım, Barthes Eyfel Kulesi’ni tasarımcısından bağımsız nasıl ele almış? Ahenk Yılmaz’a göre bu boşluğu ürünün kendisi ve bağlamı ile doldurmuş Barthes. Bağlam dediği coğrafyası, konumu ve zamanı ele alır ve bu zaman inşasından günümüze kadar olan süreçtir. Ve makalesinde farklı kişilerin gözü ile, farklı açılardan değerlendirmiştir ‘kuleyi’. Hill’e göre ise yapıyı kullanıcıdan bağımsız düşünmemek gerekir. </div><div>Kullanıcı, yapıyı mimarın öngörmediği şekilde kullandığında bir nevi yeniden inşa etmiş olur. Günümüzde mimarın tek aktör, kahraman olmadığı, tasarımcının kültürü, eğitimi, diğer ürünlerinin değerlendirilmediği, bunun yerine, yaptığı ürünü sadece kendisi ve bağlamını ele alarak farklı açılardan değerlendirildiğinde özgür bir eleştiri ortaya çıkabilir. </div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-12-13 14:24:21 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/mim4511_2017517085/mim4511_2017517085/wish/1013606094</guid>
      </item>
   </channel>
</rss>
