<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0">
   <channel>
      <title>ANADOLU MEKTEBİ PANEL by Hatice Demiral</title>
      <link>https://padlet.com/demiralhatice777/7jw66xjyl9r3wyap</link>
      <description>Anadolu Mektebi öğrenci yazıları</description>
      <language>en-us</language>
      <pubDate>2022-12-12 08:48:02 UTC</pubDate>
      <lastBuildDate>2023-01-24 15:31:12 UTC</lastBuildDate>
      <webMaster>hello@padlet.com</webMaster>
      <image>
         <url></url>
      </image>
      <item>
         <title>DEĞERLENDİRME YAZISI NASIL YAZILIR?</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/demiralhatice777/7jw66xjyl9r3wyap/wish/2418009260</link>
         <description><![CDATA[<div>Değerlendirme yazısı, okunan her kitap için okuma tamamlandıktan hemen sonra kalıcı bir deftere özenle yazılacaktır. Kitap adı, yazarı, kaçıncı baskı olduğu, baskı tarihi yanında; değerlendirme yazısının yazıldığı &nbsp; tarih ve mekân da belirtilecektir. Düzenli tutulan bu notlar, öğrencinin yazma konusundaki gelişmesini fark etmesinin yanı sıra, konu seçiminde ve ikinci okumalarında faydalı olacaktır.<br>Okunan her kitap için, başlangıçta en az bir sayfa olmak üzere değerlendirme notu<br>yazılacaktır.<br>*Değerlendirme yazıları kitapların özeti olmayacaktır.<br>*Kitaptan öğrenciye etki eden her şey; duygu, düşünce, soru, cevap, yeni bir fikir ve benzeri<br>hususlar bu değerlendirme yazısında yer alabilir.<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2022-12-12 16:10:46 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/demiralhatice777/7jw66xjyl9r3wyap/wish/2418009260</guid>
      </item>
      <item>
         <title>MUSTAFA KUTLU OKUMA LİSTESİ:</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/demiralhatice777/7jw66xjyl9r3wyap/wish/2418021933</link>
         <description><![CDATA[<div>1. Hayat Güzeldir<br>2. Uzun Hikâye<br>3. Yoksulluk İçimizde<br>4. Rüzgârlı Pazar<br>5. Ya Tahammül Ya Sefer<br>6. Mavi Kuş<br>7. Yokuşa Akan Sular<br>8. Hüzün ve Tesadüf<br>9. Sır<br>10. İyiler Ölmez<br>11. Beyhude Ömrüm<br>12. Zafer yahut Hiç<br>13. Bu Böyledir<br>14. Tufandan Önce<br>15. Chef<br>16. İlmihal Yahut Arzuhal<br>17. Kalbin Sesi İle Toprağa Dönüş</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2022-12-12 16:19:00 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/demiralhatice777/7jw66xjyl9r3wyap/wish/2418021933</guid>
      </item>
      <item>
         <title>CENGİZ AYTMATOV OKUMA LİSTESİ</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/demiralhatice777/7jw66xjyl9r3wyap/wish/2418025377</link>
         <description><![CDATA[<div>1. Beyaz Gemi<br>2. Cemile<br>3. Erken Gelen Turnalar &amp; Sultan Murat<br>4. Cengiz Han’a Küsen Bulut<br>5. Dişi Kurdun Rüyaları<br>6. Elveda Gülsarı<br>7. Gün Olur Asra Bedel<br>8. Kızıl Elma&amp; Oğulla Buluşma<br>9. Yıldırım Sesli Manasçı&amp; Asker Çocuğu&amp; Beyaz Yağmur<br>10. Deve Gözü<br>11. Yüzyüze<br>12. Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek<br>13. İlk öğretmenim<br>14. Kassandra Damgası<br>15. Selvi Boylum Al Yazmalım<br>16. Toprak Ana<br>17. Çocukluğum*<br>18. Şafak Sancısı* 2</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2022-12-12 16:21:03 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/demiralhatice777/7jw66xjyl9r3wyap/wish/2418025377</guid>
      </item>
      <item>
         <title>PANEL YAZISI ÖRNEĞİ</title>
         <author>demiralhatice777</author>
         <link>https://padlet.com/demiralhatice777/7jw66xjyl9r3wyap/wish/2418036484</link>
         <description><![CDATA[<div>HAYAT YAKASI &nbsp;<br><br></div><div>&nbsp; Şüpheyle dolu bir roman gibi derler hayat için, bilir misin?<strong>&nbsp; Kitaplarda yazıyor; lakin hayat kitaplarda yazana pek benzemiyor.</strong> Küçük bir mercimek tanesi olarak başladığın kovalamacalı seyahatin ilk durağıdır aslında, hiç bitmeyecekmiş gibi görünen soludukça varlığını hissettiğin, narin dokunuşlarıyla Mecnuna döndüğün, hep ebe olarak kaldığın bir kovalamaca.<br><br></div><div>&nbsp; &nbsp; Yaramaz bir çocuk gibi çelme takıyor ayaklarımıza yere kapaklanmamızı istercesine. İnatla ayağa kalkıyoruz her geçen gün bütün olanları unutmuşçasına. Dikenlerinin canımızı acıtacağını bile bile daha çok sarılıyoruz güle. Kimi zaman çekilmez bir hal alır adeta bir bırakma arzusu filiz verir, terk edemeyeceğini bile bile<strong>. İnsanoğlunun kendi başına, kendi kararıyla bir şeyi bitirmesi, nokta koyması mümkün mü?</strong>’ Bazen yıkılıveririm karşısında boyun eğerim isteklerine ister istemez. Bana engel olan nedir: <strong>bir sürü pranga. Oysa dünya bizi bekliyor. Uzanıp giden yollar</strong>… Bazı anlar olur ki iki inatçı keçiye döneriz, yol vermeyiz ikimiz de. Öyle çetin bir karşılaşma olur ki akan sular durur, herkes tek bir ağızdan sessizliğe bürünür. Bitap bir halde kenara çekilirken geç de olsa anlarım su götürmez gerçeği. Bu amansız karşılaşmada boğan da benimdir aslında boğulan da. Peki şikâyetim kimedir? Bilinmezlik içerisinde haykırıyorum duvarlara beni anlayacaklarını zannederek. <strong>Ancak hayat dediğin nedir ki? Anlaşılmaz bir sır… </strong>Sesim sessizliğim, rengim renksizliğim her şeyim hayat aslında.<br><br></div><div>&nbsp; &nbsp; &nbsp;Tam da bu sırada değişim merhem gibi yetişti imdadıma.&nbsp; Kendi kendimi izlemeye karar verdim hayatla bağım olan pamuk ipliğini keserken. Bana ait olmayanlardan kurtulmaya çalışmak çok büyük bir yük kaldırmıştı omuzlarımdan. Her yeni adımda bir Anka kuşu misali küllerimden doğdum adeta. İç sesimin yarattığı benlik bana daha yakınmış oysaki. Benim sandığım o benlik benim değilmiş, hepsi topluma ve en yakın çevreme aitmiş. Bunca yıl suyun derinliklerinde keşfedilmeyi bekleyen istiridyenin içindeki eşsiz inci gibi saklamışım asıl benliğimi. Soruyorum kendime neden daha önce fark edemedim benliğimi? Belki de birilerinin benim ne yapmam gerektiğini söylemesi kolay gelmişti bana. Ama tüm bu mazeretlere rağmen benliğimi bulabildiğim için teşekkür ediyorum kendime. O ilk kırılma noktası neyden, niçin çıkmıştı bilmiyorum. Belki de <strong>bilmemek en iyisi.<br></strong><br></div><div><strong>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; </strong>Hayatın mayhoş rüzgârı Kutlunun da sarmıştı etrafını. Daha küçücük yaşında onu öyle yerlere savurmuştu ki bir bakmışsınız kır evinde oturur vaziyette bir bakmışsınız Cebesoy istasyonunda kara trenlerle. İşte hayat hikâyesi böyle başlamıştı kutlunun. İlk arkadaşlarını Erzincan’da edinmiş, kitaplara açılan bir dünya kurmuşlardı adeta onlarla. Hayat bir yaramaz bir çocuktur ya hani gösterir foyasını zamanla tam da böyle bir anda göstermişti kutluya foyasını: babasını kaybetmişti. Annesine yardımcı olmak için yazları sebze halinde çalışmaya başladı. İşte tam da o anda sinemayla tanıştı. Derken zaman çok hızlı akıp geçti, ilk hikâyesini yayımladı 1968 de. Bu zamana kadar öyle şaheser niteliğinde eserler yazdı ki yıllar geçmesine rağmen hala ilk günkü gibi duyguları taptaze. Hikâyelerinde kendi benliğimizi buldurmaya çalıştı her bir eşsiz karakterle. Bunun en güzel örneği de Anadolu yakası kitabındaki Muzo gönüldür aslında.<br><br></div><div><strong>&nbsp; &nbsp; &nbsp; </strong>Muzo Gönül de geçti bu yıllardan misliyle diyetini ödeyerek. Kendi benliğini bulmak adına bir sürü zorluklara -aile, evlilik, dostluk özlemi- göğüs gerdi şuncacık yaşında kendi olmayı seçti bunca zaman. Susmayı öğrendi çok konuşanlardan. Çokbilmişlere inat alçakgönüllü olmayı ilke edindi kendine, her yaşananın bir tecrübe olduğunu kavrayarak. O kendi olmayı seçti basmakalıp tabutlara sığmayarak. Hayatın acımasız elinde kukla olarak kalmadı kesti o kıldan ince ipleri. Zorlandı hem de hiç olmadığı kadar zorlandı. <strong>Zafer biraz da hasar ister </strong>diyerek telkinişlerde bulundu kendine. Böylece buldu içindeki benliği.<br><br></div><div>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; <strong>&nbsp;Büşra Nur İNANÇ&nbsp;<br></strong><br></div><div><strong>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; 10G AYDIN LİSESİ<br></strong><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2022-12-12 16:28:24 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/demiralhatice777/7jw66xjyl9r3wyap/wish/2418036484</guid>
      </item>
      <item>
         <title>PANEL YAZISI ÖRNEĞİ</title>
         <author>demiralhatice777</author>
         <link>https://padlet.com/demiralhatice777/7jw66xjyl9r3wyap/wish/2418038335</link>
         <description><![CDATA[<div>Dilara YEŞİLIRMAK</div><div>10/C &nbsp; 277</div><div>&nbsp;</div><div><strong>MUSTAFA KUTLU VE KARAKTER</strong></div><div>&nbsp;</div><div>Mustafa Kutlu genel olarak karakterleri çok iyi analiz etmiş, çaycısından siyasetçisine kadar onların iç dünyasını, geçmişlerini ve geleceklerini tam anlamıyla yerine oturtmuş,&nbsp; devraldığı karakteri yaşamayı başarmış bir yazardır.</div><div>&nbsp;</div><div>Karakterlerin düşünce yapıları, olanlar kendi ağızlarından dinlense ancak bu kadar iyi aktarılabilirdi, dedirten türden derinlemesine işlenmiştir. Sanki o karakterle birebir röportaj yapılmış, yaşadığı duyguların her biri kelimesi kelimesine sayfalara dökülmüştür. Zihin yapıları, olaya bakış açıları, kullandıkları kelimeler bile onları bir tip olmaktan kurtarıp tam tescilli birer karakter yapmıştır: Mustafa Kutlu karakteri…</div><div>&nbsp;</div><div>Olaylar her ne kadar Anadolu’dan, günlük yaşamdan rahatlıkla bulabileceğimiz; bir kısmına bizim de tanık olduğumuz, belki de bizzat deneyimlediğimiz türden olmasına rağmen, her bir karakterin o olaya yaklaşım şekli, çıkardıkları, kendine pay edindikleri öylesine özgün ve saftır ki sanki olaylar hiç tanıdık değil de ilk kez anlatılıyormuş gibi bir his uyandırmaktadır. O karakterlerin bakış açıları, duyguları, görüp betimledikleri her bir nesne o sahneleri tekrar ve tekrar yazmaktadır.&nbsp;</div><div>&nbsp;</div><div>Kutlu “klasikleşmiş” konuları bir şekilde süslemeyi başarmış ve onlara okunabilir bir hal kazandırmıştır. Tabi ki de bunu karakterleri aracılığıyla yapmıştır. Bakıldığında türlü zorluklar içinde buldukları eski bir tren vagonunu evleri haline getiren bir ailenin -tabi trende yaşamak ne kadar sıradandır, orası bilinmez ama- ya da alacağı külüstür bir arabanın hayaliyle yanıp tutuşan basit bir banka şefinin hayatı pek ilgi çekmez gibi görünür. Hele ki yeni yeni ortaya çıkan uçmalı-kaçmalı kurguların yanında bunlar sıkıcı damgasını almaktadır. Ama Kutlu’nun o eşsiz anlatım tarzı sıkmak şöyle bir dursun, sizi olayın içine alarak sayfalar arasında hızla gezdirir. Hızla dediğime bakmayın, o sayfalarda anlatılanlar kısa değil, bir ömre bedeldir. Zaten çoğu kitap başlı başına böyledir. Arkasında ya da içinde fark etmeksizin harcanan bir ömür vardır.</div><div>&nbsp;</div><div>Bunun üzerinde daha ne kadar konuşabilirim bilmem ama; Mustafa Kutlu, karakterlerini büyük bir özenle kurgulamış, bununla da kalmayıp bu büyük özeni ve emeği bizlere göstermek için tam anlamıyla yaşamıştır. Bazen gerçek bir hayat hikayesi dinler gibi okunan sayfalar, bunların yalnızca bir kurmaca olduğunu hatırladıkça büyük bir şaşkınlık ve saygı uyandırmaktadır birçok kişide.</div><div>&nbsp;</div><div>Kitaplarının bu kadar sürükleyici olmasının asıl nedeni, okurun karakterlerin sorunlarına ortak olmasıdır. Çünkü karakterlerin muzdarip olduğu birçok sorun yalnızca o karakterin değil, birçok insanın ortak derdidir. Kutlu’nun ilhamını Anadolu’dan, Türk ve dünya insanından aldığının en büyük kanıtı da budur. Onları mükemmeliyetçilik süzgecinden süzmeden taşıyla toprağıyla sayfalara dizmiş, belki de birçok önemli sorunu günyüzüne sermiştir.</div><div>&nbsp;</div><div>Yozlaşma, sanayileşme, Avrupai tutumlar, siyasetin acımasız tarvrı, parti ve demokrasi anlayışının yanlışları, ‘bizlik’ten ‘bireysellik’e geçeyim derken kaybedilen benlik, bir anlığına ortaya çıkıp herkesi etkisi altına alan akımlar ve onların peşinden hevesle koşan insanlar, o koşuşturma arasında ihmal edilen çocuklar, ‘vah, tüh’ demeye kalmadan büyümek zorunda kalanlar, ölümler, doğumlar, uçanlar-kaçanlar, oldu bittiye gelenler… Kutlu bunları ve daha birçok konuyu o karakterler aracılığıyla yorumlamayı başarmıştır.</div><div>&nbsp;</div><div>Örnek vermek gerekirse; <em>Ya Tahammül Ya Sefer’</em>in karakteri Asım Bey ve eşi Fetanet Hanım’ın oğullarına göstermedikleri sevgi belki de üzerinde daha çok durulmayı hak eden konulardandır. Kavga edip canı sıkılınca çocuğu babaannesine yollayan, canı isteyince de “oğlum, oğlum” diye bağrına basan bu iki ebeveyn belki de birçok okura tanıdık gelmiştir. Yıllarca yüzüne bakmayıp kendini çocuğundan uzaklaştıran anne-babalar, aynısını çocuk kendilerine yapınca dudak bükmektedirler. Burada kullanılanlar, yarım kalanlar yine çocuklar olur; ebeveynler suçlarını kabul etmek istemezler.&nbsp;</div><div>&nbsp;</div><div>Kutlu, İlhan karakterinde de olmak üzere daha birçok yerde yaşanamayan çocuklukları, gençlikleri, kayıp giden yılları anlatmıştır.</div><div>&nbsp;</div><div>Bu gibi tutumları sergileyenlerin sadece ebeveynler olmadığını insanın her haline ve her anına işlediğini Kutlu’nun kitaplarında da görmek mümkündür.&nbsp;</div><div>&nbsp;</div><div>Hayattayken birbirinden kopuk ve bihaber yaşayan insanların ölüm ve ayrılık zamanı dışında bir araya gelmek için gayret etmediği de görülür. <em>Chef</em>’de de olduğu gibi hayallerine kapılan ve giderek ailesinden kopan bir baba ve dağılmaya yüz tutmuş bir aile görülmektedir. Eşiyle arasına giren soğukları, kırılan o bardağı, fark etmiş ancak bunu düzeltmek için hiçbir şey yapmamıştır. Bardağı yapıştırmayı beceren olmadığı gibi yenisini almaya da cesaret eden olmamıştır. Bu biraz da iletişimsizliği, sofrada istenen tuz dışında çıt çıkmayan o durumları da dile getirmiştir.</div><div>&nbsp;</div><div>Ya da tekrar dönecek olursak <em>Ya Tahammül Ya Sefer’</em>deki cenaze töreninde yıllar sonra bir araya gelen eski dostların(!) “Yahu cenazeler de olmasa birbirimizi göremeyecek miyiz?” şeklindeki&nbsp; acı ve rahatsız edici cümleleri günümüzde normalleşmiştir. Modernleşme adı altında birbirinden kopan insanların durumunu vurgulamak istemiştir Kutlu. Fark etmek isteyene tabi ki…</div><div>&nbsp;</div><div>Mustafa Kutlu karakterlerini hayattan seçmiş, onların hayatın acımasızlığı, kimi zamanda sevgisiyle, yoğurmuştur. Kutlu'nun karakter haznesi; zamanı yakalamakla uğraşanlarla, yetişeyim derken tökezleyip düşenlerle ve olup biteni fark etmeyenlerle doludur. Kutlu'nun bize yansıttığı gibi hayat da sürekli ilerlemekte ve geride kalanlara acımadan çekip gitmektedir. Sarılan sigaralar, nikotin gibi sararan parmaklar da engelleyemez bunu. Durup dinlenmeye bile zaman yoktur. Bir bakarsın, sen ne oldu demeye kalmadan seneler akıp gitmiştir. Özetle, yaşanamayan gençlikler tekrar gelmez, geride acıklı bir ‘keşke’ bırakır.</div><div>&nbsp;</div><div>“Dünya değişmeseydi iyiydi be.</div><div>Keşke hep çocuk kalsaydık.”&nbsp;</div><div>der Şemsettin Bilen, Mustafa Kutlu’nun ağzından. Haklıdır. Büyüyünce anlar insan dertleri ve işte o zaman soğur dünyadan. Bu durumlarda çıkagelir böyle yazarlar; olanın farkında, toplumu uyaran. Mustafa Kutlu ve daha niceleri…</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2022-12-12 16:29:38 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/demiralhatice777/7jw66xjyl9r3wyap/wish/2418038335</guid>
      </item>
      <item>
         <title>KİTAP  ELEŞTİRİSİ : SULTANMURAT</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/demiralhatice777/7jw66xjyl9r3wyap/wish/2431148174</link>
         <description><![CDATA[<div>Aybüke ESİN 9/D<br><br>&nbsp; &nbsp; Cengiz Aytmatov'un bu hikayesinde bir çocuğun zorlu savaş şartlarında yaptığı fedarkarlıklar , âzmi ve cesaretini konu alırken bir kıza olan tutkulu aşkından da bahsediyor.Cengiz Aytmatov genelde çocukları ve bu çocukların tüm imkansızlıklara rağmen , çok basit gibi gözüken ama aslında bir çocuğu mutlu edebilecek hayallerini anlatıyor. Bunu yaparken de o dönemin Kırgızistan'ından da örnekler veriyor . Zaten bir Kırgız olan Aytmatov eserlerinde genellikle yöresel ve milliyetçi takılıyor . Bunu eserlerinde Kırgız destanlarından ,manilerden ve şiirlerinden alıntılar yapmasından anlayabiliriz.&nbsp;<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2023-01-01 11:27:28 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/demiralhatice777/7jw66xjyl9r3wyap/wish/2431148174</guid>
      </item>
      <item>
         <title>KİTAP ELEŞTİRİSİ</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/demiralhatice777/7jw66xjyl9r3wyap/wish/2431152899</link>
         <description><![CDATA[<div>Aybüke ESİN <br>9/D 696<br>&nbsp; &nbsp; &nbsp; <strong>YOKUŞA AKAN SULAR</strong>&nbsp;<br><br>&nbsp; &nbsp; &nbsp;Kitap köyde yaşayan Bican'ın babasının ölümü üzerine amcaoğlunun yanına şehre göçmesiyle başlar. Şehre para kazanmak için göçen Bican bir fabrikada çalışmaya başlar .Hikayenin devamında ise Bican şehir haytını çokça garipser ,kendi köyüyle kıyaslar ve şehrin acımasızlığını görür.<br><br></div><div>&nbsp; &nbsp; &nbsp;Hikayelerinde sert bir geçiş yapan Kutlu aralarda başka hikayelerdeki&nbsp; kesitleri&nbsp; anlatmaya başlar. Bu kesitlerde şehirde hayatınından örnekler verir.Bu sayede köy ile şehir hayatını karşılaştırmamız kolay olur.<br><br></div><div>&nbsp; &nbsp; Kitapta işçilere ve haklarına değer verilmediğinden bahsedilir. Mesela yaşlı bir maden işçisi çalışırken bir kazaya maruz kalır. Bu durum Bican'ı çok etkilerken diğer işçiler <em>"Bırak yahu ,manyak mısın be ? Hergün tonla adam gidiyor bu yolda. Boşkoy ,yorma kafanı ..... "</em> Bu cümleden aslında birçok şey çıkarabiriz . İşçilerin insan yerine koyulmaması , ölen insanların kaybedilmiş bir mâl muamelesi görmesi , bu gibi olayların normal karşılanması ve hiç araştırılmadan durumun üstünün örtülmesi gibi örnekler verilebilir. Kitabın sonlarında da dayanamayıp isyan çıkaran işçileri hiç dinlemeden öldürmekle sorunun üstüne gitmek yerine üstünü kapatmak amaçlanmıştır.<br><br></div><div>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Ayrıca yazar köylerle şehirlerin farkını anlatmak için Bican'ın şehre adapte olamamasını şehirde yaşayan insanları kınayarak açıklamış. Bunu şu cümlelerle anlatmış :<em> "Yanında yaşlı bir kadın duruyor. Kadının elinde bir zincir , zincire bağlı küçük iyicene küçük bir köpek " (...) Bican'ın içi kaynıyor . Genç kızların kadınların kısacık etekleri ..." " Bu binalar ne kadar yüksek ? Bu kızlar ne kadar ne utanmaz."</em> İlk başta bu cümlelere her ne kadar kızsamda o zamanı ve o zamanın insanlarını düşünecek olursak bunlar normal geliyor . Özellikle de köyden şehre yeni gelmiş biri için çok normal. Yazar bu gibi kendine aykırı&nbsp; olan kişileri <em>"gavur"</em> ,<em>"faşist"</em> gibi kelimelerle adlandırmıştır. Şehir insanının para kazanmak uğruna yapabileceği&nbsp; hilekârlıkları <em>"Çarpık malı satıyorlar , çürük malı satıyorlar. Para nasıl kazanılır başka ? "</em>sözleriyle eleştirmiştir.<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2023-01-01 11:56:58 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/demiralhatice777/7jw66xjyl9r3wyap/wish/2431152899</guid>
      </item>
      <item>
         <title>KİTAP ELEŞTİTİSİ </title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/demiralhatice777/7jw66xjyl9r3wyap/wish/2431154708</link>
         <description><![CDATA[<div>Aybüke ESİN<br>9/D 696<br><br>&nbsp;<strong>&nbsp;SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM<br><br></strong>&nbsp; &nbsp; &nbsp;Cengiz Aytmatov'un ünlü kitaplarından olan filme ve diziye uyarlanmış "Selvi Boylum Al Yazmalım" bir ihanet ve aşk hikayesini anlatıyor .Kitap bir istasyonda yaşayan kamyon şoförü olan İlyas'ın çok sevdiği kırmızı kamyonunu çamura batırmasıyla başlıyor. Bu sayede ona köy yolunda yardım eden kitaba da adını veren selvi boylusu, al yazmalısı Aselle tanışıyor .Hikayenin devamında ise İlyas ve Asel'in başlarda aşk ve mutlulukla başlayan ilişkilerinin ,İlyas'ın aldatması üzerine Asel'in evden kaçışı ve İlyas'ın pişmanlıkla bebeğini ve karısını arayışıyla sürer.<br><br></div><div>&nbsp; &nbsp; &nbsp; Kitap aslında bu ikiliyi gazetecilik yapan bir kişinin yani Cengiz Aytmatov'un ağzından farklı insanların hikayelerini dinlemesiyle yazılmıştır . Yazar bu ve başka kitaplarında da belli başlı nesnelere çok önem vermiştir . İlyas karakterinin <em>"... arabamı bir insanı sever gibi sevdim . "</em> sözüyle kırmızı kamyonuna verdiği&nbsp; değeri görebiliyoruz. Ya da<em> "Isık Göl"</em> 'ün ona mutluluk getireceğini düşünmesi gibi şeyler bazı inanışlara yüklediği anlama örnektir.&nbsp;<br><br></div><div>&nbsp; &nbsp; &nbsp; Ayrıca İlyas karakterinin bir kamyonu istediği şekilde taşıyamadığı için hırsından ve sinirinden Asel'in üstüne yürümesiyle aslında ne kadar hırslı bir adam olduğunu anlıyoruz. Asel'in ise eski kocasına dönme şansı varken gurur yapıp dönmeyen gururlu ve inatçı bir kadın olduğunu görüyoruz . Bunun yanı sıra özgür ruhlu ve kendi ayakları üstünde durmak isteyen güçlü bir kadın olduğunu çıkarabiliriz . Hikayenin sonunda ise<em> "Artık o gözler insana inanıveren saf ve temiz bir kızın gözleri değildi . Karşısındakine sert sert bakıyordu ." </em>bu sözle de anladığımız üzere Asel&nbsp; insanlara olan güvenini yitirmiş , İlyas ise oğlunu ve karısını kaybetmenin pişmanlığıyla yaşamaya devam etmiştir.<br><br></div><div>&nbsp; &nbsp; &nbsp; Kitaptan çıkardığım en önemli şey ise her şeyin olduğu gibi aşkın tutkuyla başlayıp sıkılınca bitivermesi. İlyas karakteri bu durumu çok güzel özetiyor. Başlarda tutkulu başlayan aşkı elde ettikten sonra sıkılıyor ve başka arayışlara gidiyor. Ama sonra hiç gitmez diye tahmin ettiği kadın gidince afallıyor ve boşluğa düşüyor. Aytmatov bu insanlık durumunu çok güzel özetlemiş. İnsan hiçbir zaman elindekiyle yetinmez&nbsp; o an elinde ne yoksa hep onu ister . İstediği&nbsp; şeyi elde ettiğinde ise sıkılır. Sonra elindekinden de olduğunda pişmanlık duyar aynı&nbsp; İlyas'ın hikayesi gibi .<br><br>"<strong>Gözlerim al yazmalım , selvi boylumu arıyordu."</strong></div><div><br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2023-01-01 12:07:03 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/demiralhatice777/7jw66xjyl9r3wyap/wish/2431154708</guid>
      </item>
      <item>
         <title>KİTAP ELEŞTİRİSİ</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/demiralhatice777/7jw66xjyl9r3wyap/wish/2454844798</link>
         <description><![CDATA[<div>Aybüke ESİN 9/D 696<br><br>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; <strong>HÜZÜN VE TESADÜF<br></strong>&nbsp; &nbsp; &nbsp; Mustafa Kutlu bu eserinde birbirinden bağımsız kısa hikayelerini bize aktarmıştır. Kutlu bu hikayelerinde insanlığı ve değişen dünyayı&nbsp; eleştirmiştir. Sanki bir Türk filmi izliyormuşçasına okuduğumuz hikayelerde ise yazar oldukça betimlemede bulunmuştur.<br><br></div><div>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Eleştirilen konulardan bir tanesi &nbsp; ise para ve adaletsizlik. Yazar bunu şu sözleriyle açıklamıştır : <em>"Hukuk , güçlünün yazdığı bir kitap. Para kimde güç onda ."</em> Kısaca adalet güçlünün yanında güç ise parada. Eleştirilen en önemli şeylerden biride gelişen dünyayla kültürümüze verilen önemin yititrilmesi . <em>" Masallara düşman oldular , folklor ölmüştü, şifalı bitkiler "kocakarı ilacı" diye alay konusu edildi. "</em> Kutlunun bu sözlerinden de anlayabileceğimiz üzere yazar gençlerin geçmişini unutmalarından ve kendi kültürlerinden bu denli kaçışlarından yakınmıştır.<br><br></div><div>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Yazar aynı zamanda olayları samimi ama kaba bir dille de anlatmıştır. Mesala bir adamın haraketlerini <em>&nbsp;"Yanımdaki şişko geğirdi işte . İşkembe çorbası içmiş bol sarımsaklı. "</em> şeklinde argo kullanmaktan kaçınmayarak anlatmıştır.<br><br></div><div>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bu hikayelerde dikkatimi çeken bir konu ise yazarın kullandığı kelimeler .Yazar hikayelerindeki <em>"sahibûl -hayrat"</em> ,<em> "kıyamet-i</em>&nbsp; <em>harbiyesi" </em>gibi Osmanlıca kelimeleri&nbsp; bolca kullanmıştır. Ya da <em>"gral"</em> , "<em>daşlı</em>" gibi kelimeleri&nbsp; kullanarak ağıza verdiği önemi görüyoruz.<strong>&nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;</strong></div><div><br><strong>&nbsp;"Namertlik aldı yürüdü diye , mertlikten vaz mı geçeceğiz ?"<br></strong><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2023-01-24 15:29:00 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/demiralhatice777/7jw66xjyl9r3wyap/wish/2454844798</guid>
      </item>
   </channel>
</rss>
