<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0">
   <channel>
      <title>Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine by Cahit HOŞOĞLU</title>
      <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz</link>
      <description></description>
      <language>en-us</language>
      <pubDate>2017-05-08 12:51:32 UTC</pubDate>
      <lastBuildDate>2025-12-17 20:35:39 UTC</lastBuildDate>
      <webMaster>hello@padlet.com</webMaster>
      <image>
         <url></url>
      </image>
      <item>
         <title>Değerler Eğitimi</title>
         <author>hcahithosoglu</author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/170624821</link>
         <description><![CDATA[<div>EŞİKTE UYUMAK<br>Hüzünlü bir bakış, derin düşünceler, yorgunluklar, kırgınlıklar ve küslükler sonunda bastırır eşikte uyku. Uzun değildir ama uzun rüyalar gördürür.&nbsp;<br>Evin ilk adımıdır eşik, hem içeride hem dışarıdasın. Bir yanın soğuk bir yanın sıcaktır. Öyle bastırır eşikte uyku.&nbsp;<br>Ayaklar altında ezilmekle başlar tanınmak,Yunus Emre önce eşikte uyudu. Bizim Yunus oldu, gönüllere girdi.<br><br>Cengiz CİRİT</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2017-05-08 20:54:40 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/170624821</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Kitaba akılıp düşmek...</title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/170678381</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="http://www.yenisafak.com/yazarlar/gokhanozcan/kitaba-takilip-dusmek-2037106" />
         <pubDate>2017-05-09 06:48:49 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/170678381</guid>
      </item>
      <item>
         <title>İzlenmesi gereken...</title>
         <author>hcahithosoglu</author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/170840922</link>
         <description><![CDATA[<div>Steve Jobs'ın İbretlik Mesajı<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="https://www.youtube.com/watch?v=5nCArGrfu4U" />
         <pubDate>2017-05-09 17:50:14 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/170840922</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author>hcahithosoglu</author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/170853844</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="https://padletuploads.blob.core.windows.net/prod/197736899/fe98f92eff869131c442f1df1d34690b/13063393_864162560372631_1687767318979129016_o.png" />
         <pubDate>2017-05-09 18:32:36 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/170853844</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Devletin Verdiği kitabı nasıl yırtarım...</title>
         <author>hcahithosoglu</author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/172664868</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="https://padletuploads.blob.core.windows.net/prod/197736899/3b08dcf922d7d3410a9afa2ef8224a45/videoplayback.mp4" />
         <pubDate>2017-05-18 18:37:22 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/172664868</guid>
      </item>
      <item>
         <title>OKUMAKTAN SIKILMAMAK İÇİN</title>
         <author>hcahithosoglu</author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/173673110</link>
         <description><![CDATA[<div><br>OKUMAKTAN SIKILMAMAK İÇİN<br>Kitap okumaktan sıkılıyorum, bir kitabı sonuna kadar bitiremiyorum diyorsanız şunları yapabilirsiniz:<br><strong>1.</strong> Aynı anda bir kaç kitabı okuyabilirsiniz. <br><strong>2.</strong> Yani bir kitabı bitirmeyi beklemeden başka kitablara da başlayabilirsiniz.<br><strong>3.</strong> Konuları ağır olan kitabın yanında rahat okunabilen, sizi rahatlatan kitapları okuyarak okuma temponuzun düşmesini engelleyin.<br><strong>4.</strong> Okuduğunuz kitabın savunduğu görüşün farklı noktalarını savunan veya ona karşı olan kitapları da karşılaştırmalı okuyabilirsiniz. Karşılaştırmalı kitap okumak da ayrı bir zevk verir. Fikirlerin çatışmasını seyretmiş olursunuz.<br><strong>5.</strong> Kitap okurken dalmamanız ve dikkatinizin dağılmaması için altını çizebilirsiniz. <br><strong>6.</strong> Önemli noktaları ve ana fikrini oluşturduğunuz bir ajandaya yazın.<br><strong>7.</strong> Kitapta geçen güzel cümleleri, anektotları, sözleri yazabilirsiniz.<br><strong>8.</strong> Kitabı ve içindeki bölümleri bitirdikten sonra zihninizden bir geçirin. Sonuçta kitabın tümünü ezberlemeniz beklenmemektedir. Ama olayın ana temasını, yazarın savunduğu düşünceleri ve delilleri zihninizden geçirin. Bunun için altını çizdiğiniz yerleri ve yazdığınız notları gözden geçirin.<br><strong>9-</strong> Kitabın sizde uyandırdığı çağrışımları tazeyken kaydedin.<br><strong>10-</strong> Kitap okurken sessiz ortam aramayın. Siz kitaba konsantre olun, dünya sessizleşir.<br><strong>11.</strong> Kitaba konsantre olmak için kitabı okumadaki hedefinizi / amacınızı iyi oluşturun. <br><strong>12. </strong>Kitabın size kazandırabileceğini ve katkıları düşününüz.<br><strong>NOT ALIN</strong><br>Kitap okumayla ilgili bazı arkadaşlar benden tavsiye istiyorlar.<br>Kitap okumanın ve okuduğunu anlamanın bir çok yolu var. <br>Bunlardan birisi: Okuduğunuz kitaptaki cümlelerin sizde oluşturduğu çağrışımı ve aklınıza getirdiği yeni bilgileri not edin. Bilmediğiniz veya anlam derinliğine nüfuz edemediğiniz kelimeleri araştırınız. Bu konuyu daha iyi anlamanızı, kelimeleri yorumlamanızı sağlar.<br><strong>Şerh</strong><br>Kitapta katılmadığınız noktaları neden katılmadığınızı da not alın.&nbsp;<br>Anlamadığınız noktaları not alın ve bilinlere sorun ya da araştırın.&nbsp;<br>Her kitabın katılmadığınız yönü olabilir.&nbsp;<br>Okuduğunuz kitabın bütün tezlerine katılmak zorunda değilsiniz.&nbsp;<br>Kitabı okumadan önce yazarını araştırınız, görüş ve düşüncelerini, yaşadığı dönemi biliniz.<br>Okuduğunuz kitapla ilgili başlarının eleştirilerini veya yorumlarına bakınız. Bunlar size yol gösterdiği gibi, kitapta özellikle dikkat edeceğiniz noktaları da göstermesi açısından önemlidir.<br><br></div><div><br>İbrahim Halil Er<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2017-05-24 16:51:00 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/173673110</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Maslow der ki;</title>
         <author>hcahithosoglu</author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/175054285</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="https://padletuploads.blob.core.windows.net/prod/197736899/1b66291a3bdf7093829737c00f4cd68b/18814767_1419597828083511_1987767350377627948_o.jpg" />
         <pubDate>2017-06-03 09:10:02 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/175054285</guid>
      </item>
      <item>
         <title>İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ VE KURAN</title>
         <author>hcahithosoglu</author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/184555571</link>
         <description><![CDATA[<div>İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ VE KURAN<br>.<br>MADDE 1: Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler. Birbirlerine karşı kardeşlik anlayışı ile davranmalıdırlar.<br>.<br>KURAN&nbsp;<br>.<br>(49:13/ İnsanlar eşittir. Irk ve soy üstünlüğü yoktur)<br>(39:9/ Düşünen insan akıl sahibidir)<br>(3:103/ Düşmanlık değil kardeşlik esastır)<br>(39:29/ İnsanların birbirine kul köle olması yanlıştır)<br>.<br>MADDE 2: Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir akide, milli veya içtimai menşe, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin iş bu Beyanname'de ilan olunan tekmil haklardan ve bütün hürriyetlerden istifade edebilir.<br>.<br>Bundan başka, bağımsız memleket uyruğu olsun, vesayet altında bulunan, gayri muhtar veya sair bir egemenlik kayıtlamasına tabi ülke uyruğu olsun, bir şahıs hakkında, uyruğu bulunduğu memleket veya ülkenin siyasi, hukuki veya milletlerarası statüsü bakımından hiçbir ayrılık gözetilmeyecektir.<br>.<br>KURAN&nbsp;<br>.<br>(4:58/ İnsanlar arasında adaletin sağlanması esastır)<br>(49:13/ Erkek ve dişi herkes eşittir. Irk ve soy üstünlüğü yoktur)<br>(4:135/ İster zengin, ister fakir olsun, yakınlarınız aleyhine olsa dahi adaletli ve eşit davranmak esastır)<br>.<br>MADDE 3: Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır.<br>.<br>KURAN&nbsp;<br>.<br>(5:32/ Masum bir canı almak, tüm insanları öldürmek gibidir. Bir canın yaşamasına vesile olmak da tüm insanları diriltmek gibidir )<br>(2:177 ve 9:60/ İyilik, insanlara hürriyetini vermektir.)<br>(9:6/ Savaş ortamında dahi, sizi öldürmek isteyen kişi sizden eman dilerse, ona eman vermek ve güvenlik içinde olacağa yere ulaştırmak esastır)<br>.<br>MADDE 4: Hiç kimse kölelik veya kulluk altında bulundurulamaz; kölelik ve köle ticareti her türlü şekliyle yasaktır.<br>.<br>KURAN&nbsp;<br>.<br>(3:79/ Peygamber dahil hiç kimse, bir diğerini kulu/kölesi edinemez)<br>(4:92, 5:89, 58:3/ İnsanları kölelikten kurtarıp hür olmalarını sağlamak esastır)<br>.<br>MADDE 5: Hiç kimse işkenceye, zalimane, gayriinsani, haysiyet kırıcı cezalara veya muamelelere tabi tutulamaz.<br>.<br>KURAN&nbsp;<br>.<br>(16:90/ Zorbalıktan uzak, adaletli davranmak esastır)<br>(2:190/ Savaş ortamında dahi, saldıran tarafa karşı savunma yaparken haddi aşmamak, aşırı gitmemek esastır)<br>(76:8/ Müslüman aç olsa dahi, yemeği önce, az evvel kendisini öldürmek isteyen esire yedirir)<br>.<br>MADDE 6: Herkes, her nerede olursa olsun hukuk kişiliğinin tanınması hakkına sahiptir.<br>.<br>KURAN&nbsp;<br>.<br>(37:102/ Koşma çağında bir çocuk dahi, görüşüne başvurulacak bir ferttir.)<br>.<br>MADDE 7: Herkes yasa önünde eşittir ve ayrım gözetilmeksizin yasanın korunmasından eşit olarak yararlanma hakkına sahiptir. Herkesin bu bildirgeye aykırı her türlü ayrım gözetici işleme karşı ve böyle işlemler için yapılacak her türlü kışkırtmaya karşı eşit korunma hakkı vardır.<br>.<br>KURAN<br>(5:8/ Kin duyulan topluluk ya da kişiyle ilgili hükümde adaletli olunmalıdır)<br>(4:135/ Anne baba ve yakınlar aleyhine dahi olsa adaletli şahitlik edilmelidir)<br>(60:8/ Bozgunculuk çıkarmayanlara, farklı inançtan da olsa adaletli ve iyi davranılmalıdır)<br>.<br>MADDE 8: Herkesin anayasa yada yasayla tanınmış temel haklarını çiğneyen eylemlere karşı yetkili ulusal mahkemeler eliyle etkin bir yargı yoluna başvurma hakkı vardır.<br><br></div><div><br>KURAN<br>.<br>(58:1 Haksızlığa uğrandığında meşru makamlara başvurulması haktır)<br>.<br>MADDE 9: Hiç kimse keyfi olarak yakalanamaz, tutuklanamaz ve sürgün edilemez.&nbsp;<br>.<br>KURAN<br>.<br>(5:33/ Adalet, barış, yardımlaşma temeline dayanan sistemi ihlal eden, bozgunculuk çıkaranlar cezalandırılır)<br>(60:8/ Bozgunculuk çıkarmayanlara adaletli davranılır)<br>(49:12/ Zanla hareket edilemez)<br>.<br>MADDE 10: Herkesin, hak ve yükümlülükleri belirlenirken ve kendisine bir suç yüklenirken, tam bir şekilde davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından hakça ve açık olarak görülmesini istemeye hakkı vardır.&nbsp;<br>.<br>KURAN<br>.<br>(42:39/ Hakkına tecavüz edildiğinde birlik olup savunmak)<br>(5:42/ Adaletle hüküm vermek)<br>(4:58/ İşi ehline vermek ve hükmederken adaleti ayakta tutmak)<br>(7:181/ Hak olana rehberlik edip adaleti sunmak)<br>(5:8/ Bir topluluğa kin duyulsa dahi daima adaleti ayakta tutmak)<br>(42:38-43/Zulüm ve haksızlığa uğradığında yardımlaşmak ve istişare ile işleri yürütmek)<br>.<br>MADDE 11:<br>1. Kendisine bir suç yüklenen herkes, savunması için gerekli olan tüm güvencelerin tanındığı açık bir yargılama sonunda, yasaya göre suçlu olduğu saptanmadıkça, suçsuz sayılır.&nbsp;<br>.<br>KURAN<br>.<br>(24:16/ Bir konuda delil yoksa bu iftira olarak kabul edilir)<br>(24:6-7-8/ Bir konuda delil yoksa suç da yoktur)<br>(49:12/ Zanla hareket edilemez)<br>.<br>2. Hiç kimse işlendiği sırada ulusal yada uluslararası hukuka göre bir suç oluşturmayan herhangi bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu sayılamaz. Kimseye suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.<br>.<br>KURAN<br>.<br>(5:45/ İşlenen suça eş değer ceza verilir)<br>.<br>MADDE 12: Kimsenin özel yaşamına, ailesine konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz. Herkesin bu gibi karışma ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.&nbsp;<br>.<br>KURAN<br>.<br>(24:27/ Kendi evi dışında başka eve izinsiz girmek yasaktır)<br>(28:22/ Kimseye zor ve baskı kullanılamaz)<br>(24:4/ İffetli kadınlara iftira atıp dört tanık getiremeyenler ceza alır)<br>(49:6/ Fasık biri bir haber getirdiğinde etraflıca araştırılmalıdır.)<br>(24:11/ İftira yüklenmek ağır yüktür)<br>(24:15/ İftirayı dillendirmek ve yaymak yasaktır)<br>(49:18/ İnsanların gizli yönlerini araştırmak yasaktır)<br><br></div><div>MADDE 13:<br>1. Herkesin bir devletin toprakları üzerinde serbestçe dolaşma ve oturma hakkı vardır.<br>.<br>KURAN<br>.<br>(4:97/ Allah'ın arzı geniştir. Herkese yeter)<br>(22:46/ Yeryüzünde dolaşmak ve gözlem yapmak)<br>.<br>2. Herkes , kendi ülkesi de dahil olmak üzere, herhangi bir ülkeden ayrılmak ve ülkesine yeniden dönmek hakkına sahiptir.&nbsp;<br>.<br>KURAN<br>.<br>(2:84/ Birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayın)<br>.<br>MADDE 14:<br>.<br>1. Herkesin zulüm altında başka ülkelere sığınma ve sığınma olanaklarından yararlanma hakkı vardır.&nbsp;<br>.<br>KURAN<br>.<br>(24:97/ Hicret etmek için Allah'ın arzı geniştir)<br>(4:75/ Zulüm gören insanlar için mücadele ediilmelidir)<br>(9:6/ Yanlışından dönen ve pişman olan kişi için güvenli bir sığınma sağlanmalıdır)<br>.<br>2. Gerçekten siyasal nitelik taşımayan suçlardan veya Birleşmiş Milletlerin amaç ve ülkelerine aykırı eylemlerden doğan kovuşturma durumunda bu haktan yararlanılamaz.&nbsp;<br>.<br>MADDE:15<br>1. Herkesin bir yurttaşlığa hakkı vardır.<br>2. Hiç kimse keyfi olarak yurttaşlığından veya yurttaşlığını değiştirme hakkından yoksun bırakılamaz.&nbsp;<br>.<br>KURAN<br>.<br>(12:56/ İstediği yerde oturma hakkı)<br>(34:18/ Memkeketler arasında gidip gelme imkanı )<br>.<br>MADDE 16:<br>1. Yetişkin her erkeğin ve kadının, ırk, yurttaşlık veya din bakımlarından herhangi bir kısıtlamaya uğramaksızın evlenme ve aile kurmaya hakkı vardır.&nbsp;<br>.<br>KURAN<br>.<br>(4:6/ Evlilik, tarafların malını kontrol edebileceği zihinsel olgunluk çağıdır)<br>(49:13/ Irk, soy önemli değildir)<br>(5:5/ Kitap ehli kadınlarla evlenilebilir)<br>.<br>2. Evlenme sözleşmesi, ancak evleneceklerin özgür ve tam iradeleriyle yapılır.&nbsp;<br>.<br>KURAN<br>.<br>(4:19/ Kadınlara zorla mirasçı olmak ve onlara verilenin bir kısmını geri almak için baskı yapmak yasaktır)<br>(2:229/ Kadınlara verilen mal geri alınmaz)<br>.<br>3. Aile, toplumun doğal ve temel unsurudur, toplum ve devlet tarafından korunur.&nbsp;<br>.<br>MADDE 17:<br>1. Herkesin tek başına veya başkalarıyla ortaklaşa mülkiyet hakkı vardır.&nbsp;<br>2. Hiç kimse keyfi olarak mülkiyetinden yoksun bırakılamaz.&nbsp;<br>.<br>KURAN<br>.<br>(4:6 Mal sahibi reşit olana kadar malı korunur. Reşit olduktan sonra malı kendisine teslim edilir)<br>(2:85/ Kimse keyfi olarak yurdundan çıkarılamaz)<br>.<br>MADDE 18: Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, din veya topluca, açık olarak ya da özel biçimde öğrenim, uygulama, ibadet ve dinsel törenlerle açığa vurma özgürlüğünü içerir.&nbsp;<br>.<br>KURAN<br>.<br>(2:256/ Dinde zorlama ve baskı yoktur)<br>(6:108/ Allah'tan başka tapılanlara kötü konuşulmaz)<br>.<br>MADDE 19: Herkesin düşünce ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, ülke sınırları söz konusu olmaksızın, bilgi ve düşünceleri her yoldan araştırmak, elde etmek ve yaymak hakkını gerekli kılar.&nbsp;<br>.<br>KURAN<br>.<br>(2:256/ Zorlama ve baskı yasaktır)<br>(22:40/ İnancından dolayı insanların yurdundan sürülmesi kabul edilemez)<br>(3:71/ Gerçekler bilindiği halde gizlememek)<br>(23:63/ Kimseyi rahatsız etmemek ve rahatsız eden kimselerle muhatap olmamak )<br>(4:140/ İnanca saygı gösterilmeyen ve alay edilen ortamda, o kişiler başka söze geçinceye kadar bulunmamak, ama o kişilerin ifade özgürlüklerine engel olmamak)<br>.<br>MADDE 20:<br>1. Herkesin silahsız ve saldırısız toplanma, dernek kurma ve derneğe katılma özgürlüğü vardır.&nbsp;<br>2. Hiç kimse bir derneğe girmeye zorlanamaz.&nbsp;<br>.<br>KURAN<br>.<br>(4:101/ Kimsenin bir diğerine tedirginlik vermeye hakkı yoktur)<br>.<br>MADDE 21<br>1. Herkes, doğrudan veya serbestçe seçilmiş temsilciler aracılığı ile ülkesinin yönetimine katılma hakkına sahiptir.&nbsp;<br>2. Herkesin ülkesinin kamu hizmetlerinden eşit olarak yararlanma hakkı vardır.<br>3. Halkın iradesi hükümet otoritesinin temelidir. Bu irade, gizli veya serbestliği sağlayacak benzeri bir yöntemle genel ve eşit oy verme yoluyla yapılacak ve belirli aralıklarla tekrarlanacak dürüst seçimlerle belirlenir.&nbsp;<br>.<br>KURAN<br>.<br>(4:58/ İş ehline verilmelidir)<br>(42:38/ İşler istişare ile, yani danışarak halledilmelidir)<br>(3:159/ İşler şura ile yürütülmelidir)<br>.<br>MADDE 22: Herkesin, toplumun bir üyesi olarak, sosyal güvenliğe hakkı vardır. Ulusal çabalarla ve uluslararası işbirliği yoluyla ve her devletin örgütlenmesine ve kaynaklarına göre, herkes onur ve kişiliğinin serbestçe gelişim için gerekli olan ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının gerçekleştirilmesi hakkına sahiptir.<br>.<br>KURAN<br>.<br>(51:19/ İhtiyaç sahipleri için herkesin malında bir diğerinin hakkı vardır)<br>(6:141/ Hasat dönemi ürünler üzerindeki yoksulun hakkı verilmelidir)<br>(2:177-219/İhtiyacın fazlası yetim, yoksul, yolda kalmış, yakın ve uzak komşuya dağıtılmalıdır)<br>.<br>MADDE 23<br>1. Herkesin çalışma, işini serbestçe seçme, adaletli ve elverişli koşullarda çalışma ve işsizliğe karşı korunma hakkı vardır.&nbsp;<br>2. Herkesin, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, eşit iş için eşit ücrete hakkı vardır.&nbsp;<br>3. Herkesin kendisi ve ailesi için insan onuruna yaraşır ve gerekirse her türlü sosyal koruma önlemleriyle desteklenmiş bir yaşam sağlayacak adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır.&nbsp;<br>4. Herkesin çıkarını korumak için sendika kurma veya sendikaya üye olma hakkı vardır.&nbsp;<br>.<br>KURAN<br>.<br>(4:29/ Kimsenin malı, meşru hakları gasp edilemez)<br>(11:85/ Ticarette adil olun ve malın değerini düşürmeyin. Hakettiğini verin)<br>.<br>MADDE 24: Herkesin dinlenmeye, eğlenmeye, özellikle çalışma süresinin makul ölçüde sınırlandırılmasına ve belirli dönemlerde ücretli izne çıkmaya hakkı vardır.<br>.<br>KURAN<br>.<br>(25:47/ Gece dinlenme, gündüz çalışma zamanıdır)<br>(24:58/ Gündüz çalışma vaktidir ama öğlen dinlenme zamandır)<br>.<br>MADDE 25:<br>1. Herkesin kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır. Herkes, işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ve kendi iradesi dışındaki koşullardan doğan geçim sıkıntısı durumunda güvenlik hakkına sahiptir.&nbsp;<br>2. Anaların ve çocukların özel bakım ve yardım görme hakları vardır. Bütün çocuklar, evlilik içi veya evlilik dışı doğmuş olsunlar, aynı sosyal güvenceden yararlanırlar.&nbsp;<br>.<br>KURAN<br>.<br>(65:1/ Boşanma gerçekleştiğinde kadın bulundu evde oturmaya devam etmelidir)<br>(4:34/ Evin geçiminden erkek sorumludur - Baba, eş, erkek kardeş- )<br>(59:7/ Mallar zenginler arasında dönen bir meta olmamalı. İhtiyaç sahiplerine ulaştırılmalıdır)<br>.<br>MADDE 26:<br>1. Herkes eğitim hakkına sahiptir. Eğitim, en azından ilk ve temel eğitim aşamasında parasızdır. İlköğretim zorunludur. Teknik ve mesleksel eğitim herkese açıktır. Yüksek öğretim, yeteneklerine göre herkese tam bir eşitlikle açık olmalıdır.&nbsp;<br>2. Eğitim insan kişiliğini tam geliştirmeye ve insan haklarıyla temel özgürlüklere saygıyı güçlendirmeye yönelik olmalıdır. Eğitim, bütün uluslar, ırklar ve dinsel topluluklar arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu özendirmeli ve Birleşmiş Milletlerin barışı koruma yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir.&nbsp;<br>3. Çocuklara verilecek eğitimin türünü seçmek, öncelikle ana ve babanın hakkıdır.&nbsp;<br>.<br>KURAN<br>.<br>(2:223/ Kadının/annenin gelecek nesilleri yetiştiren, medeniyetleri kuran eğitimci rolu vardır)<br>(2:233/ Çocuk hakkında kararları anne ve baba ortak alır)&nbsp;<br>(2:82/- 16:97/ Hayır ve barışa yönelik işler yapılması teşvik edilir)<br>(3:103/ Adalet, yardımlaşmayı esas alan sisteme uyduğunuzda düşmanlar iken kardeşler olarak sabahlayabilirsiniz)<br>(14:24/- 17:53/ Güzel söz teşvik edilir)<br>(14:26/ Kötü söz yerilir)<br>(30:22/ Irkların, dillerin, renklerin ayrı olması bir güzelliktir)&nbsp;<br>.<br>MADDE 27<br>1. Herkes toplumun kültürel yaşamına serbestçe katılma, güzel sanatlardan yararlanma, bilimsel gelişmeye katılma ve bundan yararlanma hakkına sahiptir.<br>2. Herkesin yaratıcısı olduğu bilim, edebiyat ve sanat ürünlerinden doğan maddi ve manevi çıkarlarının korunmasına hakkı vardır.&nbsp;<br>.<br>KURAN<br>.<br>(34:13/ Sanat teşvik edilir)<br>(3:191/- Gaşiye 17-20/ Bilim teşvik edilir)<br>(49:13/ İnsanların kültürel yaşama katılmaları teşvik edilir)<br>(5:87/ İnsanlar için temiz ve güzel olan şeylerden faydalanma hakları vardır)<br>.<br>MADDE 28: Herkesin bu Bildirgede öngörülen hak ve özgürlüklerin gerçekleşeceği bir toplumsal ve uluslararası düzene hakkı vardır.&nbsp;<br>.<br>KURAN<br>.<br>(90:12-13/ Özgür olmayanları özgürlüğüne kavuşmalarını sağlamak gerekir)<br>(16:71-75/ Nimetlerden herkesin eşit yararlanma hakkı vardır)<br>(2:256/ İnanç özgürlüğü vardır)<br>.<br>MADDE 29:<br>1. Herkesin, kişiliğinin serbestçe ve tam gelişmesine olanak veren topluma karşı ödevleri vardır.&nbsp;<br>2. Herkes haklarını kullanırken ve özgürlüklerinden yararlanırken, başkalarının hak ve özgürlüklerinin tanınması ve bunlara saygı gösterilmesinin sağlanması ve demokratik bir toplumda genel ahlak ve kamu düzeniyle genel refahın gereklerinin karşılanması amacıyla yalnız yasayla belirlenmiş sınırlamalara bağlı olur.&nbsp;<br>3. Bu hak ve özgürlükler hiçbir koşulda Birleşmiş Milletlerin amaç ve ilkelerine aykırı olarak kullanılamaz.&nbsp;<br>.<br>KURAN<br>.<br>(4:23/ Toplumun ahlaki ve aile yapısını bozacak olan ensest yasaktır)<br>(24:2:13/ Toplumun ahlak yapısını bozacak şekilde herkesin şahit olacağı kamuya açık alanda zina yapılamaz)<br>(70:24-25/ Zengin olanların malında yoksul için bir pay vardır)<br>.<br>MADDE 30: Bu bildirgenin hiçbir kuralı, herhangi bir devlet, topluluk veya kişiye, burada açıklanan hak ve özgürlüklerden herhangi birinin yok edilmesini amaçlayan bir girişimde veya eylemde bulunma hakkını verir biçimde yorumlanamaz.<br>.<br>KURAN<br>.<br>(28:5/ Ezilen, hor görülenlerin kurtuluşu için liderlik etmek teşvik edilir)<br>(3:57/ Hayır ve barışa yönelik işler yapmak teşvik edilir)<br>(5:8/ Kin duyulan topluluğa dahi adil olunması teşvik edilir)<br>(2:62/ İyi ve güzel iş yapanlar karşılığını alacaktır)<br><br>Mehtap GÖZÜKAN</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2017-09-04 16:23:16 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/184555571</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Sosyal Medya Hesaplarımız</title>
         <author>hcahithosoglu</author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/197550898</link>
         <description><![CDATA[<div><a href="https://www.facebook.com/chosoglu">https://www.facebook.com/chosoglu</a><br><br><a href="https://twitter.com/hcahith">https://twitter.com/hcahith</a><br><br><a href="https://www.instagram.com/hosoglucahit/">https://www.instagram.com/hosoglucahit/</a><br><br>Fotoğraflarım: <a href="https://500px.com/hcahithosoglu">https://500px.com/hcahithosoglu</a><br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2017-10-16 19:45:39 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/197550898</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Bir gün öncesinden sınav hazırlığı neden işe yaramaz?</title>
         <author>hcahithosoglu</author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/214654087</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="http://www.bbc.com/turkce/ozeldosyalar/2014/10/141031_vert_fut_ogrenme_hafiza" />
         <pubDate>2017-12-08 21:03:30 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/214654087</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author>hcahithosoglu</author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/217956677</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="https://padletuploads.blob.core.windows.net/prod/197736899/b8d46eaf17f7101459f06387fc213b88/1900065_658035564261264_850542515_n.jpg" />
         <pubDate>2017-12-24 19:38:36 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/217956677</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Yazmak - Bilal KEMİKLİ</title>
         <author>hcahithosoglu</author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/218689622</link>
         <description><![CDATA[<div>Yazmak, dertleri dile getirmek sağaltıcıdır. Zira yazmaya başlayınca dostların artacak. Harflerle, kelimelerle, kalemle, defterle, kitapla dost olacaksın. Her kitap yeni bir dosttur. Okurken, yazarla halleştiğini fark edersin.<br><br>Evet, okumak sohbet etmektir.<br><br>Kim nasıl yazıyor? Bu sorudan yola çıkarak okumak "yazma fikri"ni besler, akademik süreçte yolunu aydınlatır. Zira bu soru sana daha dikkatli ve eleştirel okuma fırsatı sunacak.<br><br>Keza "kim nasıl yazıyor?" sorusu, nitelikli yazarla sohbet etmeni temin eder.<br><br>Yazdığın metni yayınlatma çabasında olman normal. Fakat yazdıklarını yayımlayacak bir dergi veya yayıncı bulamayabilirsin; gamlanma... Yazı, elbette bir paylaşma niyeti taşır. Birileri okusun, isteriz.&nbsp; Lakin kimse okumasa da sen yaz; kendi kendinle paylaş.<br><br>Yazmaya başladığında, okuman, dinlemen ve gözlemin daha da zenginleşecek. Sistematik düşünmeye başlayacaksın. Yazı, sadece kelimeleri bir cümle içinde inci gibi dizmek değildir... Yazma çabası, aklını fikrini de düzene sokacak. Sahi, bu az şey midir? Hayır.<br><br>İyi okuyucu, samimi dinleyici ve nitelikli gözlemci olmadan “iyi” yazar olunmaz. Bunu bir kere aklının bir köşesine yazmalısın. Severek, zevk edinerek okuduğun gibi, öğrenmek için zorlanarak da okumalısın.<br><br>Ben okumalarımı bitirir, notlarımı alır, sonra dışarı çıkarım… Yürüyerek düşünürüm. Aldığım notlar benimle sokaklarda dolaşır. Yazıyı orada kurarım. Yazı masasının başına geldiğimde, yazı zaten zihnimde yazılmış olur. Oturur yazarım.<br><br>Bilal KEMİKLİ</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-01-04 09:07:20 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/218689622</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author>hcahithosoglu</author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/220773746</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="https://padletuploads.blob.core.windows.net/prod/197736899/5c5fb28c2fcea8c053bf9937812c0bf6/kselim_yasin.png" />
         <pubDate>2018-01-11 20:01:41 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/220773746</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author>hcahithosoglu</author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/220787025</link>
         <description><![CDATA[<div>Beyin Cerrahı Prof. Dr. Türker KILIÇ'ın "Türkiye Cerrahi Kongresi"ndeki "GALILEO'NUN TELESKOBU KADAR ÇIĞIR AÇICI, SON 3 YILIN ÜÇ BİLİMSEL DEVRİMİ" başlıklı konferansını çayınız, kahveniz ve not defterinizle dinlemeniz önerilir.</div>]]></description>
         <enclosure url="https://www.facebook.com/bautipfakultesi/videos/1378758535566422/?id=100010294595248&amp;pnref=lhc.unseen" />
         <pubDate>2018-01-11 20:38:38 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/220787025</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author>hcahithosoglu</author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/247148020</link>
         <description><![CDATA[<div>Usta bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Büyük usta, öğrencisini uğurlamış. Çırağına " Yaptığın son resmi, şehrin en kalabalık meydanına koyar mısın?" demiş.<br><br>" Resmin yanına bir de kırmızı kalem bırak. İnsanlara, resmin beğenmedikleri yerlerine bir çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmeyi de unutma" diye ilave etmiş.<br><br>Öğrenci, birkaç gün sonra resme bakmaya gitmiş. Resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasının yanına dönmüş. Usta ressam, üzülmeden yeniden resme devam etmesini tavsiye etmiş.<br><br>Öğrenci resmi yeniden yapmış.Usta, yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş.<br><br>Fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını söylemiş.<br><br>Yanına da, insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını önermiş. Öğrenci denileni yapmış. Birkaç gün sonra bakmış ki, resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş.<br><br>Usta ressam şöyle demiş:<br><br>"İlkinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.<br><br>İkincisinde, onlardan müspet,yapıcı,olumlu olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi."<br><br>Çıkarılacak sonuç:<br><br>- Emeğinin karşılığını, ne yaptığını bilmeyen insanlardan alamazsın.<br>- Değer bilmeyenlere sakın emeğini sunma.<br>- Asla bilmeyenle tartışma.</div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/197736899/a42220c06541b9ae4ebfb202425c4716/29571399_1740105069388726_5013548550876215514_n.jpg" />
         <pubDate>2018-03-29 06:20:14 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/247148020</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Kitap Okuma Üzerine</title>
         <author>hcahithosoglu</author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/266056528</link>
         <description><![CDATA[<div>İlgilendiğiniz saha her ne olursa olsun temel metinlere öncelik vermelisiniz. Peki konu ve tür olarak ne okumak gerek?<br><br>Okunacak o kadar çok kitap + konu varken ilimle meşgul olmak isteriz ama çoğu kez ne okuyacağımızı bilemeyiz. Ne okuyalım? Nasıl okuyalım?<br><br>Sosyal bilimler, tarih, bilim felsefesi, edebiyat… Nereden başlamalı? Okuduklarımızın akılda kalması için ne yapmalı?<br><br>Kitap okumaktan yorulduğunuzda başka şeye geçmeyin, başka kitap okuyun. Aynı anda 5 hatta 10 kitap okuyun. Çok daha hızlı gidersiniz.<br><br>Okuduğunuz kitaplardan notlar çıkarın. Küçük yapışkan kâğıtlar yahut kitabın içine girecek küçük bir not defteri olabilir.<br><br>Önemli kitapları iki veya üç kez okuyun. Vakit kaybı olmaz. Notlarınızı gözden geçirin. Hâlâ aynı şeyleri mi önemli buluyorsunuz?<br><br>Gözleriniz yorulunca sesli kitap dinleyin. Beyin yorulmaz. Yolda, metroda hergün 2-3 saat geçiyor. Hafta 1 sesli kitap bitirebilirsiniz.<br><br>Çok uyumayın. 4-6 saat insana yeter. Beyninizi çok kullanırsanız uyku ihtiyacınız azalır. Sürekli öğrenmek beyni yormaz, dinlendirir.<br><br>Kitap okurken Çok fazla yiyip içmeyin. Özellikle şeker uyku yapar. Gazlı içecek, üzüm ve karpuz gibi meyveler de okumak için uygun değil.<br><br>TV seyretmeyin. TV seyreden insanların hafızaları zayıf olur, beyin hücreleri hızlı ölür ve Alzheimer hastalığı daha erken başlar.<br><br>Yüzlerce bilimsel araştırma gösteriyor ki günde 1 saatten fazla TV seyreden insanlarda dikkat ve hafıza zayıflar. Neden böyle oluyor?<br><br>Çünkü TV programları insanı aptallaştırmak için tasarlanır. Beyin uyuşunca reklâmlar ne emrederse yaparsın: Bunu al, bunu ye… Nasıl olur?<br><br>Falanca filanın elini sıktı. E zaten görüyorum.<br>O golü kaçırdı. E zaten görüyorum.<br>Güldü, ağladı. E zaten görüyorum.<br>Böylece beyin uyutulur.<br><br>Günde 1 saatten az TV seyredenlerle 3 saatten fazla seyredenler arasında IQ farkı %25’i geçer. Türkiye’de ortalama 4 saat seyrediliyor :((<br><br>Başlangıç zor gelebilir ama bilginiz arttıkça yeni şeyler öğrenmek kolaylaşır. Dolu bir kafa daha hızlı bilgi alır ve hatırlar.<br><br>Öğrendiklerinizi yazarak veya anlatarak paylaşın. Bilginizin zekâtını verin. Bu vaktinizi ve ilminizi bereketlendirecektir.<br><br>İlmiyle amel etmeyenler Kur’an’da “kitap yüklü eşeklere” benzetilir. Öğrendikçe hem kendinizi düzeltin hem de hizmet edin.<br><br>“Merak rahmetin musluğudur” diyor Gazâlî Hz. Merakınızı saçma TV dizileriyle, futbol ve günlük siyasetle ziyan etmeyin.<br><br>Televizyon seyretmek zekâyı geriletir. Düzenli TV seyreden insanlar günde 2 saat yerine 1 saate geçtiklerinde IQ seviyelerinde %10 - %20 artış olur. Çünkü TV beyninize muhakeme ve tenkid edemeyeceğiniz kadar sür’atli şekilde ses ve görüntü akıtır. Bu da zekâ geriliği yapar.<br><br>Kitap okurken sayfaları düşünme/anlama hızınıza göre çevirdiğinizden beğenmediğiniz fikirleri eleştirecek vaktiniz vardır. Ama TV, düşünemeyeceğiniz (=eleştiremeyeceğiniz) kadar büyük bir hızla ses ve görüntü verir. TV fikir sunmaz, dayatır. TV’nin aptallaştıran etkisi budur.<br><br><a href="https://twitter.com/DDGrubu/status/914953587637260289">https://twitter.com/DDGrubu/status/914953587637260289</a></div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-06-07 08:38:26 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/266056528</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Ölçme Değerlendirme</title>
         <author>hcahithosoglu</author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/297800492</link>
         <description><![CDATA[<div>Bundan uzuuuun uzuuuun yıllar önce (o kadar da uzun değil gerçi 20-25 sene falan) dünyada eğitim sistemleri hem iç değerlendirme hem de uluslararası karşılaştırmalı değerlendirme için testlere başvurmaya başladılar. Tabi politika yapıcıların aldıkları karar yavaş yavaş önce İlleri, sonra ilçeleri derken okulların ve hatta sınıfların dahi kendi iç denetimlerini bu kullanışlılığı yüksek, geçerlik ve güvenirliği yüksek ucuz yönteme yöneltti. Özellikle kademeler arası geçişlerde sınavı kullanan yarışmacı sistemlerin bu bataklığa çekilmeleri daha rahat gerçekleşti. Çünkü maliyet oldukça düşük, çıktı verimli (!) idi. Sonra test sistemi kader ağlarını ördü tadında sarıp sarmaladı. Son zamanlarda okuduğum makalelerin pek çoğunda çoktan seçmeli geniş ölçekli testten şikayetler olduğunu görüyorum. Özellikle PISA ve TIMSS oldukça acımasız eleştiriliyor. Başlarda 1-2 politikacının “ya ağalar! Bu kadar para harcıyoz da bu eğitim sistemi ne işe yarıyor?” (bizde kademeler arası geçiş) tadında ortaya attıkları yapı zamanla sistemin merkezine oturmaya başladı. Peki sistem değerlendirsek dahi bu ne kadar doğru? <br>Dünyada “küçük veri” daha da önem kazanmaya başlıyor! Geçen sene NCME’nin açılış konuşmasında sınıf içi ölçme ve değerlendirmenin öneminden bahsedildi! Yani öğretmene sorumluluk verip öğrenci değerlendirmesini bu yönde yapmak! Dünya bu yöne doğru evrilirken bakanlığın vizyon belgesine bakınca ölçme değerlendirme kısmında “not vermeden sistemi değerlendirmek için sınav” hatta küçük bir örneklem ile yapılacak sınav olması önemli. Burada yaşanan sıkıntı aslında eğitim gibi kompleks bir ekosistemi sadece akademik başarı göstergesi üzerinden etüt etmeye çalışma çabası. Basit bir örnekle dünyanın büyük askeri, ekonomik güçlerinin hiçbiri PISA ve TIMSS sınavlarında çok başarılı değiller. Hatta bizim dünyada ekonomik ve askeri olarak durduğumuz yeri de göstermiyor bu sınavlar! Önemsiz değiller tabi ama bu ölçekte bir ekosistemi sadece öğrenci akademik başarısı üzerinden değerlendirmeye tabi tuttuğunuzda sistem elemanlarının tamamının aynı pozisyonu almalarını sağlıyorsunuz. Benim MEB e tavsiyem bu tür değerlendirmeleri iyi örneklem üzerinden,okullara önceden haber vermeden ve basına duyurmadan yapmaları Dünya şu anda eğitim ekosistemini değerlendirmek için parametreler aramakta, indeksler geliştirmeye çalışmakta. Bir nevi bu yapının üzerindeki akademik başarı etkisini kırmaya çalışmakta. Testi azaltmak ve yerine güçlü öğretmen eliyle sınıf içi ölçmeyi getirmek gerekmekte! Çünkü testin yalın, süre sınırlı, sevimsiz,asık suratlı, monoton, at gözlüklü yapısına nazaran öğretmen öğrencisine daha kapsamlı yaklaşabilen,duyguları olan,uzun vadeli gözlem yapabilen bir yapıdır. Sistemi sınav baskısından kurtarmak demek eğitimi akademik başarı tahakkümünden kurtarıp daha kıymetli hale getirmek demektir. Eskiler bir kabahat işleyene “Sen okula gitmiyor musun? Öğretmenin sana öğretmedi mi?” diye sorarlardı! Çünkü okuldan beklenti sadece akademik başarı değildi. Şimdi aslımıza rücu etme zamanı! Teşekkürler <br><a href="https://twitter.com/turkertoker">@turkertoker</a> </div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-10-28 20:17:42 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/297800492</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Neden Kitap Okumalıyız?</title>
         <author>hcahithosoglu</author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/314945022</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="https://youtu.be/FFAq-NXHv7o" />
         <pubDate>2018-12-16 07:53:11 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/314945022</guid>
      </item>
      <item>
         <title>M. Fatih ANDI 3 SORUDA NEDEN OKUYALIM? NE OKUYALIM? NASIL OKUYALIM?</title>
         <author>hcahithosoglu</author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/317569085</link>
         <description><![CDATA[<div>NEDEN OKUYALIM?<br>Okumak, insana özgü bir eylemdir ve insana özgü olması hasebiyle,<br>bu eylemin karşılığı insan olmanın anlamına bitişiktir. Ben bir<br>Müslüman’ım. Müslüman olmam, bu büyük anlamı, bu “oluş”un<br>kılavuzluğunda anlamamı ve anlatmamı zorunlu kılar. Şöyle ki:<br>İnsan olmanın anlamı, bir soruya bağlı olarak halk edilmiştir:<br>“Elestü birabbiküm?” Bu soru bizi Yaratıcı’ya muhatap kılmıştır.<br>İnsanın değerini de, anlamını da, hakikatini de ona sorulan bu<br>soru bağışlamıştır. İnsanoğlu bu bağışın şükrünü, bu sorunun<br>cevabını verecek bir okuma çabası ile eda ederse, kendi anlamını<br>da bulacaktır. Bu okuma, bu ezelî sorunun sorulduğu “ân”ı,<br>hâli ve Hâlık’ı idrâk etme ve doğru yorumlama suretinde gerçekleşirse,<br>doğru cevabı doğuracaktır. Ki o cevap da: “Evet. Sen<br>bizim Rabb’imizsin!” kabulüdür. Verilen bu cevap, aslında “insan<br>olmanın hakikatini okuyabilme” erdemi, varoluşun sırrına erme<br>üstünlüğüdür. Zira bu ilk okumadan sonra insanoğlunun yaptığı<br>bütün okumalar, kendisine verilen bu hakikatin teyidi ve tekidi<br>yani idrâk ve ifade bağışlarına yapılan bir şükür bilinci ile gerçekleşirse,<br>asıl anlamı yerine oturmuş olur. Bu “büyük okuma”<br>dairesinin dışında duran bütün okumalar, insanı “sözün hamalı”<br>yapmaktan öteye geçmez.<br><br> </div><div><strong>NE OKUYALIM? </strong></div><div>Kur’ânî terminoloji ile söylersek, Yaratıcı’nın her bir “yaratma”<br>tezahürü, her bir “yaratılmış” varlık, O’nu okumamızı sağlayacak<br>birer “âyet”tir ve Kur’ân pek çok defa “ayaktayken, otururken<br>veya yanımız üzre yatarken” bile bu “âyet”lere nazar etmemizi<br>yani okumamızı yani idrâk etmemizi tembihler. Bu tembih, bizim<br>için neyi okumamız gerektiğinin pusulasıdır aslında. “Kur’ân”<br>kelimesinin bizzat kendisinin “okunan” mânâsına geldiğini unutmayalım.<br>Bütün okumalarımız, bu “ana okuma”nın etrafında gelişen, halka<br>halka en uç noktalara kadar açılan, ama merkezkaç kuvvetini bir<br>ân bile kaybetmeyen eylemlere dönüşmelidir. Bu durum, bizim<br>okuma niyet ve isteğimizi daraltan, seçeneğimizi kısıtlayan bir<br>tahdit değildir. İstediğimiz en uç noktalara kadar açılabiliriz, en<br>aykırı burçlardan sarkabiliriz, ama sözkonusu “ana okuma”nın<br>ruhunu diri tutmak, gerilimini korumak şartıyla. Bunu yaparsak,<br>“niyet”e bağlı olarak her bir okuma, bu büyük okumanın yongası<br>kabilinden, bir “ibadet” diye bile kabul görebilir.<br><br> </div><div><strong>NASIL OKUYALIM?</strong><br>Kimi kitaplar vardır, şöyle bir bakılıp bir kenara bırakılabilir.</div><div>Kimi kitaplar vardır, hızlıca göz gezdirilir. Kimileri vardır, kaşlar<br>çatık, dikkatler uyanık okunur. Kimileri vardır, satırların altı<br>çizile çizile okunur. Bir “Kitâb” da vardır ki, ömür boyunca vecd<br>ve huşû içinde, sahibinin adı ile tekrar ve tekrar okunur. Öyleyse<br>kitabın nasıl okunacağı, hangi kitabın okunacağı ile ilgilidir.<br>Kur’ân bize “Yaratan Rabb’in adı ile” okumamızı emrediyor. O<br>zaman, bütün okumalarımızın “nasıl”lığı, ikinci cevaptaki “ana<br>okuma” vurgusu ile olduğu zaman cevabını buluyor.<br>Biz bu hayatta, içindekilerin yarın yüzümüze okunacağı bir defteri<br>iyi veya kötü doldurmak için yaşıyoruz. Amel defterimizi… Hayatımızdan<br>geriye bu okunma kalacak.<br>Biz “defter”ler doldururuz, Allah’sa bize “Kitap”lar indirir.<br>Bu defterler, bu Kitâb’ın delilliğinde doldurulursa, yarın bize<br>“sağ tarafımızdan verilecek kitaplar” olarak dönecektir. Öyleyse,<br>bütün okumalarımızın “nasıl”lığını da bu “üst ölçü” açısının<br>bütün hayatımızı kuşatan kolları belirlerse, iyi bir okuma yapmış<br>oluruz.</div>]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2019-01-05 09:54:50 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/317569085</guid>
      </item>
      <item>
         <title>KAÇIRDIĞIMIZ GÜZELLİKLER HAKKINDA</title>
         <author>hcahithosoglu</author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/319980063</link>
         <description><![CDATA[<div>Soğuk bir Ocak sabahı, bir adam Washington DC'de bir metro istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca 6 Bach eseri çalar..<br>Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider...<br>Kemancı çalmaya başladıktan ancak 3 dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder..<br><br></div><div>Kemancı ilk 1 dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır..<br><br></div><div>Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider..<br><br></div><div>Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder..<br><br></div><div>En fazla dikkatle duran ise 3 yaşlarında bir oğlan çocuğu olur..Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar.. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar.. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider..<br><br></div><div>Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar..<br><br></div><div>Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur..<br>20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir..<br>Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar.. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz..<br><br></div><div>Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz..<br>Oysa Joshua Bell'in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston'da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmıştı...<br><br></div><div>Bu gerçek bir hikayedir ve Joshua Bell'in öylesine bir kılıkla metroda keman çalması, Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır..<br><br></div><div>Sorgulanan şeyler şunlardı:<br>Sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz?<br>Durup ondan keyif alıyor muyuz?<br>Beklenmedik bir ortamda, bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz?<br>Bu deneyden çıkarılacak kıssadan hisse ise; Dünyanın en iyi müzisyeni, Dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde durup, dinleyecek bir dakikamız dahi yoksa, başka neleri kaçırıyoruz acaba?<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/197736899/a06fee0ac78e4975b2dff3242ea1ba6e/indir.jpg" />
         <pubDate>2019-01-12 20:26:07 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/319980063</guid>
      </item>
      <item>
         <title>e-Posta Gönderirken</title>
         <author>hcahithosoglu</author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/322637113</link>
         <description><![CDATA[<div> Özellikle genç arkadaşların e-posta atarken bazı kurallara uymadığını görüyorum. Size mail yazarken 10 altın kuralı yazayım...<br><br>1-Mailinizi yazmaya mutlaka bir selamlaşma ile başlayın. Merhaba, selamlar gibi...<br>2-Mailinizi iyi bir dilek ile bitirin. İyi çalışmalar gibi. <br> 3-Konu satırına konuyu yazın. <br>4-Konuya ÖNEMLİ, ACİL şeklinde baskı yaratan ifadeler yazmayın. Hayati bir konu ise telefonla iletişim kurabilirsiniz. <br>5-Açık ve anlaşılır ifadeler kullanın.<br>6-Eğer bir dosya paylaşmak için mail atıyorsanız boş mail atmayın. <br> 7-???? yada !!!! gibi işaretler kullanmayın.<br>8-Cümleyi büyük harfler kullanarak yazmayın. Bu bağırdığınız anlamına gelir. <br>9-Kızgınken e-posta yazmayın.<br>10-Göndermeden önce son bir kez mutlaka okuyun. <br><br>Okulda hocanız size anlayış gösterir ama iş yerinde bu anlayışı göremezsiniz. <br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="https://twitter.com/dragundogdu/status/1086357227156451328" />
         <pubDate>2019-01-21 10:51:09 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/322637113</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Kitaplarda okuduklarımızı unutuyorsak hâlâ neden okumalıyız?</title>
         <author>hcahithosoglu</author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/326323300</link>
         <description><![CDATA[<h1><br></h1><div>‘Okumak’, insanlar için, görmek veya dinlemek gibi doğal bir eylem değil<br><br></div><div>Iowa eyaletinin Ames kentinde yayınlanan yerel “Ames Daily Tribune” gazetesinin köşe yazarı <strong>Rod Riggs</strong>, hızlı okuma kurslarının yayılmaya başladığı 60’lı yılların ortasında, bir arkadaşının bu kurslardan birine gittiğini yazacak ve şu şakayı yapacaktı; ‘’Tolstoy’un Savaş ve Barış romanını 20 dakikada bitirmiş. Rusya hakkındaymış kitap’’. Yönetmen <strong>Woody Allen</strong>’ın, ‘Parayı Al ve Kaç’ filminde bir sahnede kullandığı replikle daha da ünlendi bu şaka. 1300 sayfalık bir romanı okumuş birinin sonradan romandan aktarabildiği tek bilgi, konusunun Rusya’da geçtiğiydi. <br><br></div><div>Bu şaka, bir hata olarak, sadece hızlı veya yüzeysel okumanın bir sonucu olarak kullanılageldi. Ama sorun bundan biraz daha derin. Rusya’nın üç aristokrat ailesinin Napolyon Savaşları dönemindeki öyküleri üzerine kurulmuş bu görkemli romanın ilk bölümünde karakterleri tanıma sürecini başarıyla geçen ve yine bu tür okurların çoğunun deneyimlediği gibi ‘hiç bitmesin’ isteyerek okuyan bir okura da birkaç ay sonra sorduğunuzda vereceği bilgiler, Riggs’in ‘hızlı okuyabilen’ arkadaşının yanıtından çok fazla uzun olmayabilir. <br><br></div><div>Peki sadece ‘tuğla kalınlığında’ kitaplarla ilgili bir sorun mu bu? <br><br></div><div>Geçen yıl okuduğunuz birkaç kitabı düşünün. Neler hatırlıyorsunuz? Veya bu kitaplarda okuduklarınızla ilgili ne kadar şey anlatabilirsiniz? <br><br></div><div>Kişiden kişiye, ilgiden ilgiye değişebilir bunun yanıtı ama değişmeyen şey hep şu olacak; Bazı istisnalar olabilmekle birlikte, neredeyse hiçbirimiz, okuduğumuz kitaplardan, sandığımız kadar şey hatırlamıyoruz. Okuduklarımızın çoğunu unutuyoruz. Bu gerçekle yüzleştiğimiz anlarımızda ise, ortamlarda okuduğumuz bir kitabın bahsi açıldığında küçük düşmekten beyin sağlığımızla ilgili endişelere kadar uzanan geniş bir yelpazede sonuçlar bizi bekliyor.<br><br></div><div>Tıpkı, New Yorker dergisinden <strong>Ian Crouch</strong>’un yaşadıkları gibi… <br><br></div><div>2013 Mayıs’ında dergide yayınlanan ‘Okuduğumuzu Unutma Laneti’ yazısında, bir arkadaşının, <strong>Richard Hughes</strong>’ın, 1929’da yazdığı “Jamaika’da Bir Fırtına” adlı romanını ona hararetle tavsiye ettiğini aktarıyor Crouch... Aynı günlerde birkaç kişiden daha olumlu eleştiriler duyunca, hemen internetten sipariş verir. Birkaç hafta sonra eline geçtiğinde de hemen hevesle okumaya koyulur. İlk sayfada yaşamaya başladığı şüphe, beşinci sayfaya ulaştığında tamamen kaybolur. Artık emindir; Bu romanı daha önce okumuştur. Hem, çok değil 3 yıl kadar önce... Hem de yine bir arkadaşının hararetli tavsiyesi üzerine... <br><br></div><div>Crouch bu şaşkınlığın tetiklediği ‘acaba diğer kitaplardan da unuttuklarım var mı’ endişesi yüklü bir merakla hemen kütüphanesine göz gezdirmeye başlar. Her kitaba baktığında, “Jamaika’da Bir Fırtına” romanı gibi ‘kitabı okuduğunu bile unutmaktan’ biraz farklı dozlarda da olsa ‘unutmalarıyla’ yüzleşir:  <br><br></div><div>‘’Raflardaki kitapların sırtları genelde tanıdık geliyor. Kitapların isimleri ve başlıkları, bazılarının karakterlerini, bazılarının da kabaca olay örgüsünü hatırlatıyor. Sıklıkla da o kitabın bende uyandırdığı temel modu veya hissi… Ama rafta dizili olanları veya okuyup da kütüphanelere geri iade ettiğim, dağıttığım, elden çıkardığım diğer yüzlerce kitabın çoğu, benim için, unutmalarımın büyükçe bir kataloğu haline gelmiş meğer...’’ <br><br></div><div>İyi bir kitap okuru olan Crouch bu noktada ‘gerçekten kitap okumayı seven bir insan mıyım?’ diye kimliğinden şüphe duymaya başlar. Bu endişeli merakla boğuştuğu günlerde imdadına, bir okumada denk geldiği, İngiliz şair <strong>Siegfried Sassoon</strong>’ın şu tespiti yetişir;  <br><br></div><div>‘’İnsan olmanın kaçınılmazlığıyla, okuduklarımızın çok azını hatırlarız. Okuduğumuz her kitabı ikinci kez okumak, bize yazarın anlattığı neredeyse her şeyi unuttuğumuzu hatırlatacaktır. Okumayı bitirip de bir öyküden ve öykücüsünden ayrıldığımızda, her geçen an biraz daha solan bir izlenim kalır sadece bizde. Ve sonra yazar, kitabını, ait olduğu yere, koltuğunun altına alarak, bizden tamamen uzaklaşır.’’ <br><br></div><div>Benzeri bir sorunu, New York Times gazetesinin kitap ekinin yayın yönetmeni <strong>Pamela Paul</strong>’un yaşadığını da Atlantic dergisine verdiği bir röportajdan anlıyoruz; ‘’Okuduğum kitapları nerede okuduğumu, kapaklarını, hatta kitabı nereden edindiğimi bile hatırlıyorum. Hatırlamadığım ise, maatteessüf, o kitabın geri kalan her şeyi…’’<br><br></div><div>Aynı itirafında Paul, güncel bir örnek de veriyor; ‘’Walter Isaacson’un Benjamin Franklin biyografisini okudum yakınlarda. Okurken Amerikan devriminin kronolojisini de öğrendim… Şu anda, yani kitabı bitirdikten iki gün sonra, Amerikan devriminin kronolojisini sorsan büyük olasılıkla sana doğru şekilde anlatamam’’.<br><br></div><div>Romancı <strong>James Collins</strong> de New York Times’ta 2010 yılında yayınlanan bir yazısında, uzun süre hep okumayı istediği halde fırsat bulamadığı bir kitaba, doğa sporları yapmak için gittiği bir tatilde tesadüf edişini anlatıyor. Tarihçi Allen Weinstein’ın ‘Adaleti Yanıltmak’ kitabını, kaldığı mekana kapanarak, hiç spor yapmama pahasına günlerce elinden düşürmeden okumuş. Yıllar sonra o günleri hatırlatan bir ortama girdiğinde, yeniden aklına gelir... Kaldığı tatil evini, kitabı edinişini, okuduğu tatlı anları ve yerleri hatırlamaktadır. Bir türlü hatırlayamadığı şey ise kitabın içeriğidir. O da, sadece o kitabı değil geçmişte okuduğu çoğu kitabın içeriğini hiç hatırlamadığını böyle fark etmeye başlar…‘’Kitapların firari içeriği, ışığın bir camdan geçmesi gibi, gibi zihnimizin ruhumuzun içinden geçip gidiyor’’ diye hayıflanıyor yazısında Collins.    <br><br></div><div>Bilgisayar bilimci ve yazar <strong>Paul Graham</strong> ise, blogundaki bir yazısında, Villehardouin'in Dördüncü Haçlı Seferini anlatan tarih klasiğini 2-3 kez okuduğunu ancak kendisine kitapta anlatılanları yazması istense vereceği bilgilerin 1 sayfayı bile geçemeyeceğini itiraf ediyor. <br><br></div><div>İngiliz yazar <strong>C.D. Rose</strong> da Electric Literature’deki bir yazısında, çocukken ilk kütüphane deneyiminde okuyup muazzam derecede etkilendiği bir kitabın izini sürüşünü anlatıyor. Kitabın kapağının kırmızı olduğunu hatırlıyor. Öyküdeki bazı sahneleri hatırlıyor. Ama ne öykünün kendisi, ne karakterlerin ismi, ne kitabın adı ve ne de yazarın kimliği hakkında hiçbir şey hatırlamıyor.  <br><br></div><div>Elbette bu sorunun insan beyninin işleme sistemine ve hafıza kapasitesine bakan bir yönü var. Üstelik daha kadim çağlarda bunun 'kehaneti'nde bulunan da olmuş.<br><br></div><div>Sokrates, genç aristokrat Phaedrus ile sohbetinde, Mısır’ın bilgelik tanrısı Thoth’un alfabeyi icat etmesiyle ilgili bir kıssa anlatır. Plato’nun, ‘Diyaloglar’ında kaydedilen bu sohbette aktarılan kıssaya göre, Firavun Thamus, Tanrı Thoth’a icadından dolayı çıkışır; ‘’Senin bu keşfin, hafızalarını artık kullanmayacakları için öğrencilerin unutmasını netice verecek. Artık, harici bir takım sembollere bağlı olacaklar, anımsamayacaklar’’. <br><br></div><div>Sözlü geleneğin sıkı bir savunucusu olan Sokrates ve Plato’nun, iddialarını desteklemek için aktardıkları bu kıssayı, binlerce yıl sonra bilmemizin biricik sebebinin ‘yazıya dökülmüş’ olması elbette ironik. Ama türümüzün hafıza kültüründe tarih boyunca pey der pey bir erozyon yaşadığı da bir gerçek. Tarih boyunca bazı öyküler, bazı bilgiler de sözlü gelenekle binlerce yıl kuşaktan kuşağa aktarılabildi. Çağımızda ise, bırakın 10 yıl öncesini, bırakın geçen ayı, geçen hafta hararetle konuştuklarımızı, okuduklarımızı, duyduklarımızı unutan bir türe dönüştük.  <br><br></div><div>İnternet ile birlikte farklı bir boyut yaşadığımız da gerçek. İnternet, bir çoğumuz için beynimizin ‘harici diski’ haline gelmiş durumda. Gerçi, Wired dergisinden <strong>Clive Thompson</strong>gibi bunun yararlarına inananlar da var. Thompson silikon hafızanın unutma sorununun aşılmasında çok önemli rol oynayacağına ve ‘tefekküre’ büyük bir imkan yaratacağına inanıyor. Bu düşüncedekiler, sadece alfabenin icadında değil, matbaanın icadı döneminde de benzeri bir tartışmanın yükseldiğini hatırlatıyorlar. <br><br></div><div>İnternetin genel olarak hafıza kültürümüzü, düşünce yöntemlerimizi nasıl şekillendirmekte olduğunu henüz bilmiyoruz ama kitaplarda okuduklarını unutma sorununun farkına varan her okurun yüzleşmek zorunda olduğu yakıcı soruyu biliyoruz: <br><br></div><div>Madem kitaplardan okuduklarımızı zamanla unutuyoruz o halde niye hala kitap okumalıyız? <br><br></div><div>Hepimizin, keyiften, bir konu veya kişiyi daha yakından tanımaya uzanan farklı okuma gerekçeleri olabilir. Özellikle roman veya edebiyat okumaları için ‘keyif’ ve ‘haz’ açıklaması bir yere kadar iş görebilir. Ama denemeler, araştırma kitapları, bilimsel kitaplar, biyografiler, tarih kitapları ve benzeri kurgu-dışı kitapları okumak çoğu zaman ‘zahmet’, ‘emek’, ‘okuma iradesi’ isteyen bir iş. <br><br></div><div>Kitap okumak elbette en önemli bilgilenme araçlarından biridir ama kitap okumanın en öncelikli amacı da malumatfuruşluk yapmak için ‘bilgi istiflemek’ değildir. Öyle olsaydı, İngilizce gibi engin bir okuma evreninde yaşıyorsanız sadece Wikipedia okumak veya maalesef günümüz Türkçesi gibi bilgi üretimi açısından son derece kısırlaşmış bir evrende yaşıyorsanız Twitter’da Tweet zincirleri okumak yeterdi. (Bu arada, çok kapsamlı konuları bile ortalama 10 cümlede anlatan bu Twitter serilerinin ‘bilgi seli’ olarak adlandırılması bile Türkçe bilgi evreninin günümüzdeki kuraklığı hakkında bir alarm belki de). <br><br></div><div>Sığ ve basit okumalardan farklı olarak, kitap okumak, bir kişi, bir konu, bir olay veya bir öyküye zamansal, mekânsal, fikirsel ve ruhsal olarak derin ve farklı bakış olanağı sunar. Her konunun, kişinin, yerin, öykünün, olayın nüansları olduğu gerçeğine farkındalık yaratır. Bu da en başta bizi, esasında bir ergen hastalığı olan, üstünkörü yaklaşımlarla, ezbere şablonlarla, yaftalarla kestirip atan, ‘her şeyi bilen’, sinik, uzlaşılmaz ve köşeli bir karakter olmaktan çıkarıp her şeyi anlama çabası gösteren olgun bir insan olmaya evriltir… <br><br></div><div>İnsanda başkalarına şefkat ve empati, bir başka insanla aynı ortamda olmanın otomatik olarak tetiklediği bir refleks değil. Bir toplumun en sığ bireyleri, arkadaşlarına, akrabalarına ve çocuklara empatik yaklaşabilirken, uzak komşularına, deri rengi-kıyafeti-sosyal tercihleri kendisine benzemeyenlere, yabancılara ve diğer kimliklerden olanlara empati kurmaya yanaşmaz. Bu aslında, tarihin büyük bölümünde, kaba ve sığ olmayan bireyler için de yaygın ve genel yaklaşımdı. Ancak son 200 yılda radikal şekilde olumlu yönde değişmeye başladı.<br><br></div><div>Son 200 yılda ne oldu da insan türünün empati dairesi genişlemeye başladı? <br><br></div><div>Biyoetik profesörü ve ahlak filozofu P<strong>eter Singer</strong>’ın ‘Genişleyen Daire’ kitabında bu soruya bulduğu en önemli yanıt, 'edebiyatın kitleselleşmesi'dir. <br><br></div><div>Gazeteci <strong>Janan Ganesh</strong> de, Financial Times gazetesinde, <strong>Martin Amis</strong>’in 1989 tarihli romanı London Fields’in, 2018 tarihli aynı adlı film uyarlamasının, kitabın etkileyiciliğinden ve görkeminden neden çok uzak olduğunu sorguladığı yazısında, buna dikkat çekiyor. Bu aslında film uyarlaması yapılan bir çok büyük romanın maruz kaldığı genel bir sorun. Ganesh, romanın yazarı Martin Amis’in The Guardian gazetesine bir röportajında sarf ettiği ‘’film gözle görüleni roman ise insanın iç dünyasını yansıtır’’ sözünü aktararak devam ediyor; ‘’Kitap bize karakterlerin ne düşündüğünü, ne hissettiğini yansıtır; film ise ne yaptıklarını…’’. Hiçbir film, karakterlerin iç dünyasını 200 bin kelimelik bir roman kadar yansıtamaz. <br><br></div><div>18’nci yüzyılda doğan ‘roman’, önceki çağlarda azizlerin, kralların, asillerin yaşam ve kahramanlıklarıyla sınırlı öykücülüğü, sıradaki insanın öykülerine doğru geri dönülmez şekilde genişletti. Bu da dar yaşam çevremizin dışında kalan sıradan insanlara da empatiyi büyüttü. Örneğin, kadın erkek eşitliği fikrinin yaygınlaşmasında ve buna erkek desteğinde tarihi eşiğin aşılmasında, kadın kahramanların tahammül edilemez görücü evlilikleri, hane içi şiddeti veya olağanüstü tutkulu gizli aşklarını anlatan romanların rolüne dikkat çekiliyor. 18’nci yüzyılın en önemli romanı kabul edilen Rousseau’nun Julie romanı, okuyan herkeste büyük bir duygusal çalkalanmaya neden olacaktı. Bir çok erkek okur, Rousseau’ya gönderdikleri mektuplarda, kadın kahramanın öyküsünün onları nasıl gözyaşlarına boğduğunu itiraf edeceklerdi.  <br><br></div><div>İnsan uygarlığının güncel krizlerine rağmen tarihsel olarak sürekli iyi yönde geliştiğini savunan ilericilik akımının sözcülerinden bir olan Harvard Üniversitesi psikoloji profesörü <strong>Steven Pinker</strong> da, ‘İnsan Doğasının İyi Melekeleri’ kitabında iddiayı Singer’ın bıraktığı yerden alarak daha da açıyor. Ona göre okumak bir ‘açı edinme teknolojisidir’. Bir başkasının düşünceleri beynimizin içine girdiğinde, dünyaya o insanın perspektifinden de bakabilme olanağı kazanıyoruz. Film izlerken olduğu gibi karaktere dışarıdan bir gözlemle bulunmakla yetinmiyor, onun zihin dünyasının içine girerek, kitap bitene kadar, o oluyoruz. Farklı insanların açılarından bakmayı deneyimledikçe de her şeye sadece kendi tek dar açısından bakan bir insan olmaktan çıkıyoruz. Başka kişilerin de bizimkiyle aynı olmasa da tıpkı bizim gibi ‘birinci tekil’ ve ‘şimdiki zaman’ sahibi bir bilinç evrenine ve zihinsel varlığa sahip olduğunun farkındalığına eriyoruz. <br><br></div><div>Varoluşunu, ötekine düşmanlık üzerine kurmuş kitle hareketlerinin, mutaassıp örgütlerin, üyelerini, kitaplardan, en azından ideolojik çizgide olmayan kitaplardan ve hele hele romanlardan sıkı sıkıya koruma çabasının, okurluğu sürekli aşağılamasının nedeni budur. Ancak ‘dar görüşlü’ biri, ona sunulan ‘herkes bize düşman; biz herkesten özeliz’ bağnazlığını kabullenir.   <br><br></div><div>İyi bir roman, ilk sayfasından itibaren bizi, ‘kendi realitemizden’ çıkararak olasılıklar dünyasında yolculuğa çıkarır. Son sayfada artık aynı kişi olmayız. Bu yüzden de, bir romanın olay özetini okuyarak, kitabı okuduğunu sanmak büyük cehalettir. <br><br></div><div>Kitap okumak içsel bir yolculuk olduğu için, iki ayrı okurun aynı kitapta çıkacağı yolculuk da aynı olmayacaktır. Ve yine, kitabı okurken zihinsel ve ruhsal olarak bulunduğumuz düzey, o kitaptan o anki yararlanma ölçümüzü belirler. Tıpkı, kitabı okuduğumuz mekanlardan, okurkenki ruh halimize kadar yığınla etkinin o kitabın bizi değiştirme kapasitesini belirlemesi gibi... <br><br></div><div>Bir kitabı ikinci kez okuduğumuzda ilkinden farklı, yepyeni bir ruhsal ve zihinsel deneyim yaşamamızın nedeni de budur. Hatta bir çok düşünür ve edebiyatçı, bu nedenle klasiklerin ve iyi kitapların birden fazla kez okunması gerektiğini savunur. Nabokov gibi bu konuya fazlasıyla önem verenlere göre ise ‘okur diye bir şey yoktur’. Nabokov, üniversitelerde verdiği derslerin notlarından oluşan ‘Edebiyat Dersleri’nde, ‘kitap okuru’ tabirini çok nadiren ve çok gevşek bir anlamda kullandığına vurgu yapar ekler; ‘’Kimse bir kitabı okuyamaz. Ancak sadece yeniden okuyabilir. Gerçek kitap okuru o kitabı yeniden okuyandır’’. <br><br></div><div>İyi bir kitap bizi, ‘okurken’ yaşadığımız zihinsel ve ruhsal deneyim ile şekillendirmeye başlar. Okuduktan yıllar sonra ondan hatırlayacaklarımızla değil. Dot.com rüzgarında büyük ticari başarı yakalayan iş insanı ve yazar<strong> Seth Godin</strong>, 2007’de yayınlanan ‘The Dip’ kitabında, ‘’20 yıl önce okuduğum bir kitap hayatımı değiştirdi. Büyük Düşünmenin Büyüsü diye bir kitaptı. Bugün, kitabın içinden hiçbir şey hatırlamıyorum. Hatırladığım tek şey, ‘başarı’nın ne olduğuyla ilgili bakışımı değiştirdiği…’’ diye yazıyor. <br><br></div><div>Peki 'bilim' ne diyor bu sorunumuza? <br><br></div><div>Aslında bilim de edebiyatçılarla ve filozoflarla hemfikir. ‘Okumak’, insanlar için, görmek veya dinlemek gibi doğal bir eylem değil. Görmek ve dinlemekten farklı olarak okumayı ancak ‘öğrenebilirsek’ yapabiliriz. Okumanın, beynimizin, görme veya dinleme ile aktive olan bölgelerinden farklı bölgelerini aktive etmesinin nedenlerinden biridir bu. <br><br></div><div>İnsan beyni, biyolojik olarak ‘olmuş bitmiş’ sabit bir organ değil. Yetişkinliğe ulaşınca, beynimizdeki 100 milyar nöron, artık olmaları gereken bağlantı düzeyine ulaşıp aynı düzende çalışmaya başlamış hale gelmiş olmuyor. Aksine sinir hücrelerimiz her an eski elektrik bağlantılarını kesip yeni bağlantılar kurmaya devam eder. Nöron ilmeklerinden oluşan zihni kilimimiz sürekli yeni desenler kazanır. Derinlikli bir okumanın dokuyacağı kilim ile, hiçbir düşünme zahmeti içermeyen sığlığın dokuyacağı kilimin kalitesi de aynı olmaz. <br><br></div><div>James Collins, büyük bir ilgi ile okuduğu ‘Adaleti Yanıltmak’ kitabından hiç bir şey hatırlamamasını bir türlü hazmedemeyip, okuma – beyin ilişkileri konusundaki uzman nörolog Maryanne Wolf’un kapısını çalmaktan kendini alamadığını yazıyor yazısında. <br><br></div><div>Proust ve Mürekkep Balığı adlı kitabıyla dünyaca ünlü bir yazar da olan Wolf, rahatlatır Colllins’i…  <br><br></div><div>‘’Ben, senin, o kitabı okuduktan sonra, okumadan öncekinden farklı bir insan olduğuna inanıyorum’’ der Wolf. İnsan beyninin, kişinin farkında bile olamayacağı muazzamlıkta bir depolama kapasitesi olduğuna dikkat çeker. Hafızamız bu depolardan spesifik bilgileri bulup getirmese de okuduklarımızın hepsi oradadır ve birbirleriyle kurdukları ağlarla bir şekilde bizim düşünme kapasitemiz üzerinde fonksiyon icra etmeye devam ederler. <br><br></div><div>Collins, ‘’Yani, okuduklarımın hiçbiri israf olmadı. Zamanımı boşa harcamadım. Bunu mu diyorsun?’’ diye sorar. <br><br></div><div>‘’Hepsi hala orada’’ der Wolf, ‘’Sen, bütün o okuduklarının özetisin’’. <br><br></div><div><br></div>]]></description>
         <enclosure url="https://t24.com.tr/yazarlar/cemal-tuncdemir/kitaplarda-okuduklarimizi-unutuyorsak-hala-neden-okumaliyiz,21516?fbclid=IwAR1ggk2-8YSldAXVYd0o6ejAeKGGLMdCzxO8hkODqIE6MhWYngTlFkAOpmA" />
         <pubDate>2019-01-31 15:47:30 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/326323300</guid>
      </item>
      <item>
         <title>KAÇIRDIĞIMIZ GÜZELLİKLER HAKKINDA</title>
         <author>karasumeyye6</author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/587952429</link>
         <description><![CDATA[<div>Soğuk bir Ocak sabahı, bir adam Washington DC'de bir metro istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca 6 Bach eseri çalar..<br>Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider...<br>Kemancı çalmaya başladıktan ancak 3 dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder..<br><br></div><div>Kemancı ilk 1 dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır..<br><br></div><div>Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider..<br><br></div><div>Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder..<br><br></div><div>En fazla dikkatle duran ise 3 yaşlarında bir oğlan çocuğu olur..Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar.. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar.. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider..<br><br></div><div>Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar..<br><br></div><div>Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur..<br>20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir..<br>Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar.. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz..<br><br></div><div>Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz..<br>Oysa Joshua Bell'in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston'da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmıştı...<br><br></div><div>Bu gerçek bir hikayedir ve Joshua Bell'in öylesine bir kılıkla metroda keman çalması, Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır..<br><br></div><div>Sorgulanan şeyler şunlardı:<br>Sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz?<br>Durup ondan keyif alıyor muyuz?<br>Beklenmedik bir ortamda, bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz?<br>Bu deneyden çıkarılacak kıssadan hisse ise; Dünyanın en iyi müzisyeni, Dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde durup, dinleyecek bir dakikamız dahi yoksa, başka neleri kaçırıyoruz acaba?<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/197736899/a06fee0ac78e4975b2dff3242ea1ba6e/indir.jpg" />
         <pubDate>2020-05-21 22:01:30 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/587952429</guid>
      </item>
      <item>
         <title>KAÇIRDIĞIMIZ GÜZELLİKLER HAKKINDA</title>
         <author>karasumeyye6</author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/602368709</link>
         <description><![CDATA[<div>Soğuk bir Ocak sabahı, bir adam Washington DC'de bir metro istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca 6 Bach eseri çalar..<br>Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider...<br>Kemancı çalmaya başladıktan ancak 3 dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder..<br><br></div><div>Kemancı ilk 1 dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır..<br><br></div><div>Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider..<br><br></div><div>Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder..<br><br></div><div>En fazla dikkatle duran ise 3 yaşlarında bir oğlan çocuğu olur..Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar.. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar.. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider..<br><br></div><div>Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar..<br><br></div><div>Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur..<br>20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir..<br>Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar.. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz..<br><br></div><div>Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz..<br>Oysa Joshua Bell'in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston'da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmıştı...<br><br></div><div>Bu gerçek bir hikayedir ve Joshua Bell'in öylesine bir kılıkla metroda keman çalması, Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır..<br><br></div><div>Sorgulanan şeyler şunlardı:<br>Sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz?<br>Durup ondan keyif alıyor muyuz?<br>Beklenmedik bir ortamda, bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz?<br>Bu deneyden çıkarılacak kıssadan hisse ise; Dünyanın en iyi müzisyeni, Dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde durup, dinleyecek bir dakikamız dahi yoksa, başka neleri kaçırıyoruz acaba?<br><br></div>]]></description>
         <enclosure url="https://padlet-uploads.storage.googleapis.com/197736899/a06fee0ac78e4975b2dff3242ea1ba6e/indir.jpg" />
         <pubDate>2020-05-30 12:05:01 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/602368709</guid>
      </item>
      <item>
         <title></title>
         <author></author>
         <link>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/903805798</link>
         <description><![CDATA[ames Collins, büyük bir ilgi ile okuduğu 'Adaleti Yanıltmak kitabından hiç bir şey hatırlamamasını bir türlü hazmedemeyip, okuma - beyin ilişkileri konusunda uzman olan nörolog Maryanne Wolf'un kapısını çalıyor.]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2020-11-09 12:04:57 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/hcahithosoglu/70zke9shrwpz/wish/903805798</guid>
      </item>
   </channel>
</rss>
