<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0">
   <channel>
      <title>GÖL ANADOLU LİSESİ HİKAYE ÇALIŞMALARI by MAVİ KADİFE</title>
      <link>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv</link>
      <description>EMEK VE FEDAKARLIKLA YAPILDI</description>
      <language>en-us</language>
      <pubDate>2018-04-18 07:55:21 UTC</pubDate>
      <lastBuildDate>2025-12-24 01:55:12 UTC</lastBuildDate>
      <webMaster>hello@padlet.com</webMaster>
      <image>
         <url></url>
      </image>
      <item>
         <title>ATEŞ ATEŞLE SÖNDÜRÜLMEZ(OTUG ODHGUÇ BİRLE ÖÇÜRMES)Ormanlarıyla, ağaçlarıyla ünlü olan bir şehir varmış. Bu şehrin en nadide ormanında bir yangın çıkmış. Yangın büyümüş, büyümüş ve durdurulamaz bir hal almış. Buna bir çözüm bulmak için halk toplanmaya karar vermiş fakat kimse birbirini dinlemeden sadece konuşuyormuş. Bir hengamedir giderken bilge birisi önce yanındakileri sakinleştirip onların da yanındakileri sakinleştirmesini istemiş. Ortam sessizleşince bilge demiş ki ‘’Bu şekilde yangına çözüm bulamayıp daha büyümesini beklersiniz. Ateşle ateş söndürülmez dostlar! Ne birbirinizi bu şekilde sakinleştirebilirsiniz, ne de gerçek ateşi söndürebilirsiniz.’’AYŞENUR GENÇ-GÖL ANADOLU LİSESİ</title>
         <author>uluyalcin</author>
         <link>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv/wish/252886074</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-04-18 08:10:04 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv/wish/252886074</guid>
      </item>
      <item>
         <title>KUT BELGÜSİ BİLİG (DEVLETİN ALAMETİ BİLGİDİR)     Yıllar yıllar önce zamanın daha çuvala binmediği, şeytanın dünyaya yeni indiği zamanlarmış bu ibretlik hikayenin yaşandığı devir. Anadolu’nun en verimli topraklarında egemenlik kurmuş gücünü ve hiddetini tüm aleme yaymış bir devlet varmış. İnsanlar padişahlarının egemenliğinde huzur içinde yaşar, bahçelerinde ip eğirirlermiş. Sokaklarda aç ve evsiz insan gören olmazmış bu topraklarda.     Masal bu ya bir gün gelmiş devlet hazinesinde ve halkın elinde ne altın kalmış ne arpa. İnsanlar kendilerini hiçbir konuda haksız görmeden hataları sürekli başkalarında ve en önemlisi padişah ve vezirlerinde görürlermiş. Kendilerine hiç pay çıkarmazlarmış. En sonunda birbirlerini galeyana getirip indirmişler padişahı tahtından. Hazinen yoksa sen de yoksun demişler.     Devlet bu elbet bir baş gerek. Yeni ve zengin birini bulalım demişler. Tüm ülkeye haber salmışlar mal varlığı en çok olanı seçmişler başlarına. Kısa bir süre rahat etmişler etmesine ama tekrar o kara günler gelmiş. Yeni bir yönetici gerekmiş başlarına. Ülkenin en heybetli ve görkemli kuşunu meydana götürmüşler. Bir evin üstüne konmuş, günlerce kalkmamış oradan. Fakir de bir evmiş ama en sonunda kabul etmişler başlarına.      Tek başına bir adam yaşarmış evde. Adam ne kadar fakirse o kadar da bilgeymiş. Geçmiş kanunun defterin başına kısa sürede halk tekrar eski düzenine kavuşmuş. Devlet için bilgininin ne denli önemli olduğunu anlamışlar ve mutlu mesut yaşamışlar.                                                                             BÜŞRA ÜLYENOĞLU                                                                                   GÖL ANADOLU LİSESİ     </title>
         <author>uluyalcin</author>
         <link>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv/wish/252886164</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-04-18 08:10:25 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv/wish/252886164</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Bir Karga ile Kış GelmezUzak diyarların birinde bir köy varmış. Bu köyde yaşlı bir adam yaşarmış. Bu adamın kimi kimsesi yokmuş. Yaz gelince köy ahalisi şehre döner, kışları ise köyde, yaşlı adamın yanına gelirlermiş. Yine bir yaz günü yaşlı adam, köyde otururken bir karganın geldiğini görmüş. Karganın kışın müjdecisi olduğunu, dolayısıyla köy ahalisinin döneceğini düşünüp sevinçten havalara uçmuş. Hemen sofralar, karşılamalar hazırlamaya başlamış.  Hazırlık bitmiş bitmesine ama, adam bir gün beklemiş, iki gün beklemiş, kimse gelmemiş! Adamın hayalleri suya düşmüş. Yaptığı tüm hazırlıklar boşa gitmiş. Adam sinirle kargayı öldürmeye çıkmış. O sırada oradan geçen bir tüccar adamı sakinleştirip durumu anlatmasını istemiş. Olayı dinleyince yaşlı adama demiş ki ; ‘’Bir karga ile kış gelmez.’EMREHAN ŞENGÜL-TUNA ŞENOĞLUGÖL ANADOLU LİSESİ</title>
         <author>uluyalcin</author>
         <link>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv/wish/252886255</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-04-18 08:10:50 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv/wish/252886255</guid>
      </item>
      <item>
         <title>YURT GİDER, TÖRE KALIR:Yıllar yıllar önce, Temir’in soyu iki yaman dağ arasını kendilerine yurt kıldı. Kınından çıkan kılıçlar, kan dökmeden geri girmedi. Her bir toprak parçası için can verildi, kan verildi. Adaletle, hakla, emekle yönetilirdi bu bozkurtlar diyarı. Ta ki gün geldi, başlıya baş eğdiren Temir Han’ın deli kanına çaresiz verem bulaştı. Onun heybetli bedenini tahtayı kemiren bir çılgın bir fare gücüyle günden güne yıktı. En sonunda, o kara gün geldi, Temir Han uçmağa erdi. Bundan sonra bozkurtlar ülkesini çakallar bastı, tahtı ele geçirmek için dümenler dönmeye başladı. Temir’in asil oğlu, devletin bekasını hain amcasının eline koymadı. Obasını topladı,dağları aştı,düşmanla savaştı, paçaları kırıştı. Aylarca sürdü tahtın şerefini koruma kafilesinin yolu. Ta ki zaman geçti, Temir’in asil oğlu obasıyla birlikte Ötüken’in taze topraklarına yerleşti. Yeni bir yurt, yeni bir oba kurdu. Adaletle yönetti,hakkı gözetti,halkı sevdi,halkı da onu sevdi. Babası heybetli han’ın emanetinin heder olmasına müsaade etmedi. Yurt gitti,töre kaldı. BETÜL FEYZA EKİCİ-GÖL ANADOLU LİSESİ</title>
         <author>uluyalcin</author>
         <link>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv/wish/252886356</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-04-18 08:11:20 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv/wish/252886356</guid>
      </item>
      <item>
         <title>TUZU BOL ÇORBA Şehrin eski bir kasabasında , orta halli , üçüncü kuşaktan Eymen  Beyimiz her zaman ki şapkasını takmış işten eve dönüyordu . O sırada eşi Banu Sultan yemek hazırlıyordu . Banu Sultanın iş ide işti hani ; beş çocuk annesi , bir evin bakımını üstlenmiş kişiydi. Yemekten tut temizliğe , çocukların ihtiyacıdır , okuludur derken yaşlanmıştı kadıncağız .  Her akşam  eşi eve döndüğünde yemeğini hazır ederdi . Sonuçta eve ekmek getirip sabahtan akşama kadar çalışan kocası Eymen Beydi.  Yine o akşam hazır etmişti biricik kocacığının  yemeğini . Buharı tüten bir çorba , tane tane pilav ve patates yemeği yapmıştı. Eymen Bey her zaman ki saatte eve geldi. Çantasını bıraktı ve bütün çocuklarını tek tek öptü. Sıra eşine gelince aralarında konuştular :-Hanım ne yaptın bu akşam ?  - Sıcak çorba yaptım beyim sen seversin .- E iyi hazır et de yiyelim .Banu Sultan tüm ailenin yemeğini hazır etti.  Eymen Bey , çocuklar , kendisi yemek masasına oturdu. İlk çorbayı içen evin küçüğü Murad çorbanın tuzlu olduğunu söyledi . Ondan sonra tüm aile  çorbasından bir kaşık aldı ve çorbanın tuzlu olduğunu kanaat getirdi . O gün Banu Sultan pek bir dalgındı belki de bu yüzdendir diye düşünerek kimse sorun etmedi .  Fakat  çocukların en büyüğü  Elif gözleri parıldayarak :-	Bugün okulda öğrendiğimiz atasözü tam da bu duruma uydu . “ Aş tatıgı tuz yogrın yemes “ anlamı yemeğe tad veren tuzdur ama tuz çanakla yenmez. Dedi . Elif’in bu sözünden sonra bütün aile kahkaya boğuldu. Yemekte ki tuz Faslıda böylece bitti. -	RANA İLAYDA TUNCAY-GÖL ANADOLU LİSESİ</title>
         <author>uluyalcin</author>
         <link>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv/wish/252887467</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-04-18 08:16:21 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv/wish/252887467</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Talihliye yağmur çifte yağar-kutlugka koşa yağarAlican bir gün köyde dere kenarında geziyormuş.Aklında hep geçen gün komşu çocuğunun elinde gördüğü oyuncak varmış .Bende niye yok diye düşünüp duruyormuş sonra aklına haince bir fikir gelmiş.Oyuncağı çocuktan gizlice almaya karar vermiş.Çocuğu bulmak için köyü turlamaya başlamış.Sonra çocuğu arkadaşlarıyla soğuk sıcak oyunu oynuyormuş.Oyunun amacı bir eşyanı arkadaşlarına verip sakladıkları yerden bulmaktı.Sıra tam da o çocuğa gelmişken Alican gizlice izlemeye başladı.Nereye sakladıklarını görmüş onlar uzaklaşmaya başladığında gidip tam oyuncağı eline almış ki oyuncağın sahibi gelmiş ve bağırmaya başlamış.Alican da  bir anda konuşmaya başlamış onu eşek tepti nerdeyse dereye düşüyordu son anda kurtardım.Şimdi de seni arıyordum.Sen de kalkmış bana bağırıyorsun dedi.Çocuk bir anda utandı ve özür diledi sonra istersen gel bizimle oyna dedi.Alican da kabul etti.Alican içinden hem hırsızlık yapmaktan kurtuldum hem de o oyuncakla oynayabileceğim diye geçirdi .Ne de olsa talihliye yağmur çifte yağar(kutlugka koşa yağar)GÜLÇİN MADENKALFAGÖL ANADOLU LİSESİ</title>
         <author>uluyalcin</author>
         <link>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv/wish/252887962</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-04-18 08:18:26 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv/wish/252887962</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Awçı neçe al bilse, adhıg ança yol bilir.(Avcı ne kadar hile bilse, ayı o kadar yol bilir.)Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde eski zamanların birinde tilki gibi kurnaz mı kurnaz bir avcı yaşarmış. Bu avcı hayvanları avlamayı çok severmiş. Neredeyse  avlayamayacağı hayvan yok gibiymiş. Bu yüzden ona avcı tilki derlermiş. Hatta öyle ki sadece hayvanları değil insanları da ustaca kandırırmış. Bu yüzden pek sevilmezmiş. İnsanlar onun yanına bile yaklaşmak istemezmiş. Ama bu durum avcı tilkiyi rahatsız etmezmiş aksine çok hoşuna gidermiş.Bizim avcı tilki bir gün yine avlamak için girmiş ormanların derinliklerine. Artık öyle bir hale gelmiş ki kuşlar, tavşanlar ona yetmez olmuş. Hırsla taramış etrafını ama gözüne kestireceği bir hayvan bulamamış. Bulamadıkça sinirlenmiş. Sinirlendikçe daha da hırslanmış. En sonunda uzaklarda değişik bir ses duymuş. Karşısına farklı bir hayvan çıkacağı umuduyla o tarafa doğru koşmuş da koşmuş. En sonunda bulmuş o sesin sahibini. Yaralı bir ayı uzanmış yere can havliyle bağırıyormuş. Avcı tilki, hırsı yüzünden ne ayının acısını görmüş ne de ona merhamet etmiş. Tam ona tüfeğini doğrultmuş ateş edecekken, bu işin bu kadar kolay olmasını istemediğini fark etmiş. Başlamış kafasındaki tilkilerin kuyruklarını birbirine dolamaya. Ama o gün ne hikmetse bir türlü beğeneceği tarzda bir hile bulamamış. O tilkilerin kuyruklarını birbirine doladıkça işin içinden çıkamaz olmuş. Bazen öyle anlar oluyormuş ki kafasının içinde bir tilki yaşadığını düşünürmüş. O anda da kafasındaki tilkilerin bir o yana bir bu yana koşturduğunu hissetmiş. En sonunda dahice bir plan kurmuş. Planını uygulamaya geçirdikten sonra sessizce yaklaşmış ayının yanına. Ayı korktuğunu belli etse de sessizce durmaya devam etmiş. Dikkatlice bakmış bizim avcı tilkinin yüzüne. Ne bir kurnazlık görmüş ne de bir kötülük. Avcı tilki ona o kadar merhametli davranmış ki… Ayıya su içirmiş, yanındaki ekmeğin yarısını yedirmiş, yarasını sarmış. Ayı bir süre sonra kalkmış gitmiş. Ayının gittiğini görünce sinsi bir gülümseme peydah olmuş dudaklarında. Ayı yavaş yavaş gidiyormuş inine. Avcı tilki de arkasından takip ediyormuş ayıyı. Ayı tam inine girecekken ininde tuhaf bir koku duymuş. Şüphelenmiş bu durumdan ve girmemiş inine. Avcı tilkinin yüzündeki gülümseme solmaya başlamış. Ayı durumu kontrol etmek için kocaman bir taş parçasını fırlatmış inine doğru ve o anda güçlü bir tüfek sesi duyulmuş. Ayının aklına direk bizim avcı tilki gelmiş. Etrafını hızlıca taramış ve arkasında görmüş avcı tilkiyi. İhanete uğramanın verdiği öfkeyle koşmuş avcı tilkinin üzerine. Avcı tilki kaçmaya çalışsa da başarılı olamamış. Avcı tilki bu hilenin bedelini canıyla ödemiş. Her kurnazlığın sonunun hüsran olduğunu öğrenmiş ama iş işten geçmiş. Kendinin ne kadar hile bildiğini gördüğü gibi başkasının da ne kadar yol bilebileceğini görmüş. ESRANUR KISA GÖL ANADOLU LİSESİ</title>
         <author>uluyalcin</author>
         <link>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv/wish/252890501</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-04-18 08:28:03 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv/wish/252890501</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Koş Kılıç Kına Sığmaz			  (İki Kılıç Bir Kına Girmez)	Evvel zaman içinde,bozkırın geniş,soğuk ovalarında atlar yel gibi eser,yiğitler meydanda güreşirken,Tomru Hatun bir er yiğit doğurmuş.Bu er yiğit zamanla yaşıtlarının da üzerine çıkmış.Her birinden daha çevik,daha güçlü,daha dayanıklı imiş.Gözüpek yiğit bir güreşi yener,sonra bir başkasına meydan okurmuş.Kendini kanıtlamayı çok sever,zafere hiç doymazmış.	Yaşıtları ile yetinemeyen yiğit,ağabeylerine de meydan okumaya başlamış.Bir zaman sonra bu yiğite Könlü Togmas demeye başlamışlar.Zaman geçmiş,Könlü Togmasın şanı iyicene yayılmış.Obasının en isabetli atıcısı,en hızlı sürücüsü,en kudretli güreşçisi,en akıllı avcısı oluvermiş.	Tabi bunca şan şöhret bir zaman sonra Han’ın kulağına gitmiş.Bu Han bileği bükülmez,boynu eğrilmez bir Hanmış.Könlü Togmas’ın başarılarını duyan Han,yiğidi huzuruna çağırtmış.”Senin şanın benim kulağıma kadar geldi yiğidim” demiş.”Bütün obada konuşulur oldun.Öyle ki Alplerim beni unuttu,seni çığırmaya başladılar.Ama bu böyle olmaz.”diyerek yanı başındaki bilgeye dönmüş.”Bilge efendi”demiş”bir Han olarak başkasının gölgesinde kalamam.Sen söyle bakalım bu durumda ne yapmalı?”.Bilge bir Han’a bakmış,bir Könlü Togmas’a.”Bu yiğit gençtir,bileği kuvvetlidir.Gerekse obamızı yönetebilir.Malum iki kılıç bir kına sığmaz.Ben derim ki ikiniz müsabakaya tutuşun.Eğer Han kazanırsa yönetmeye devam etsin.Yok genç yiğit kazanırsa yeni Han’ımız o olsun”.Fikri iyicene düşünmüşler,taşınmışlar.Sonunda onay görmüş.	Han ile yiğit her alanda müsabakaya tutuşmuşlar.Ok atmışlar,güreşmişler,at sürmüşler,avlanmışlar.Sonuç hep aynı imiş.Genç yiğit zorlu müsabakalarda yaşlı Han’ı yenmiş.Obanın alpleri genç yiğidin zaferine şahit olmuş.Han da mağlubiyetinin kabul etmiş.O günün akşamı kutlama yapmışlar.Yemişler ve içmişler.Nice ezgiler söylemişler.Könlü Togmas yeni Han olmuş ve obasını büyük zaferlere sürüklemiş.								Mehmet Serdar Demiral								Kastamonu Göl Anadolu Lisesi</title>
         <author>uluyalcin</author>
         <link>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv/wish/252890880</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-04-18 08:29:35 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv/wish/252890880</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Etli hırnğaklı edhirmes. (Et tırnaktan ayrılmaz)Köylerden birinde bir adam varmış. Bu adam çocuklarıyla birlikte yaşarmış. Adam çocuklarına hiç iyi davranmaz, onları dövermiş. Bir gün yine evde büyük bir hengame kopmuş. Babaları çocukları yine acımasızca dövüyormuş. Sebebi ise çocuklardan içki istemesi ve çocukların da paraları olmadığı için babalarının bu isteğini reddetmeleriymiş. Çocuklar babalarının bu haline alışsalar da artık dayanamayacak duruma gelmişlerdi. Eşyalarını toplayıp artık bu köyden gitmeye karar vermişler. Kendi ayaklarının üzerinde durup mutlu bir hayat sürmek istiyorlarmış. Tam artık evden çıkacakken komşuları Ahmet amca onları görmüş. Nereye gittiklerini sormuş. Çocuklar da olayı anlatmışlar. Zaten Ahmet amca babalarının onlara nasıl davrandığını az çok biliyordu. Bu yüzden çocuklara hak veriyordu aslında ama gözlerinin önünde bir ailenin dağılmasına razı olamadı. Çocuklardan biraz daha sabretmelerini istedi. Babalarıyla konuşacağını söyledi. O adamla konuşmak ne kadar zor olsa da Ahmet amca bunu başardı. O acımasız adam gözlerinin önünde ağlamaya başladı ve yaptıklarından çok pişman olduğunu söyledi. Böylece Ahmet amca, çocuklar ve babaları etin tırnaktan ayrılmayacağını anlamış oldular. Bu olay da herkese güzel bir ders olur.  ÖZGE KÖSEMEHMET  GÖL ANADOLU LİSESİ</title>
         <author>uluyalcin</author>
         <link>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv/wish/252891195</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-04-18 08:30:44 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv/wish/252891195</guid>
      </item>
      <item>
         <title>                              Babası ekşi elma yese oğlunun dişi kamaşırÇok eski zamanlarda, bozkırın ortasında bir oba var imiş. Bu obada bir yaşlı adam ile hanımı yaşarmış. Obada kendi yaşlarında herkesin boy boy çocukları ile torunları varmış.  Fakat bu ailenin hiç çocuğu yokmuş. Gel zaman git zaman bu çocuk hasreti adama tak etmiş. Karısına ‘Tanrı dağlarına evlat istemeye gideceğim.’ Demiş.  Karısı, kocasını göndermeyi  istemese de çocuk arzusu, kalbine galip gelmiş ve kocasının gidişine razı olmuş.Kocası hazırlıklarını tamamlamış, yola çıkmış az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş koca kurtlu kara ormanları, batak çamurlu dar vadileri geçmiş. En sonunda Tanrı Dağlarına varmış. En tepeye çıkıp bağırmış. ‘Ya Kayra Han! Medet.’ O böyle dua edip yakınırken. Gökten yere bir nur inmiş şekle gelip konuşmuş. ‘Ey haykırıp duran adam, duan kabul oldu Aziz Tanrı sana bir evlat bağışladı, ama bu evlat senin canının parçasıdır. Çin mülkünde senin ayağına bir kıymık batsa, Frenk mülkündeki oğlunun canı yanar. Bunu böyle bilesin, kendine ve çocuğa sahip çıkasın.’ Adam, binbir şükürle dağdan ayrılmış. Hızla evin yolunu tutmuş. Eve varmış çadırına girmiş bir bakmış ki hanımının elinde nur topu gibi bir evlat. Hemen bütün obayı çağırmış koyunlar kurban etmiş.Zaman çocuğa bakmakla akıp gitmiş çocuk güçlü kuvvetli bir delikanlı olmuş.  Çocuk oba da tanınmış sevilmiş. Bir gün baba oğlunu yanına çağırmış ve her şeyi anlatmaya başlamış. Oğul dinledikçe hayrete düşmüş. Sonra baba ‘ Evlat benim dünyadaki vaktim neredeyse doldu lakin ben ölürsem sen de ölürsün diye korkarım. Gel seninle tanrı dağına varalım Tanrıdan medet umalım.’ Oğlu buna razı olmamış ‘Ah babam, yiğit babam seni bu halinde oraya kadar nasıl götüreyim ürkerim sen yolu kaldıramazda vefat edersin. Bırakın ben gideyim tek başıma Dua edeyim duam kabul olunca gelirim yanına.’ Baba çaresiz kabul etmiş. Oğul hazırlıklarını yapmış anasıyla babasıyla yariyle vedalaşmış. Yola koyulmuş. O yolda iken baba iyice yaşlanıp hastalanmış. Oğul yarı yolda iken bitap düşmüş. Azim etmiş karar vermiş Dağa tırmanmış dua etmeye başlamış. Bir nur gökten inmiş ve oğula ne istediğini sormuş. Oğul başlamış anlatmaya ‘Benim, bir garip babam var. Yıllar önce burada Kayra Hana yalvarmış ona bir evlat nasip etmiş. Ama çocukla kaderi bir olmuş. O çocuk benim. O gelemedi dilek dilemeye ben geldim.’ Nur dile gelmiş ve sormuş ‘Ne istersin?’ O sırada babanın canı bir ekşi elma çekmiş, Hanımından rica etmiş. Hanım babaya elmayı getirmiş. Oğul tam Babası ile canının affolunup kaderlerinin ayrılmasını dileyecekken dişi kamaşmış ve Babası ile beraber canından olmak istediğini söylemiş. Peri dileği kabul etmiş ve baba ile oğlunun canını almış. O zamandan beri bu olay üzerine o obada Babası ekşi elma yese oğlunun dişi kamaşır derlermiş.-Mustafa Eren ŞİRİN	-Göl Anadolu Lisesi</title>
         <author>uluyalcin</author>
         <link>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv/wish/252895296</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-04-18 08:46:11 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv/wish/252895296</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Beş ernğek tüz ermes.(Beş parmağın beşi de bir değil.)Günlerden bir gün ormanın birinde bir oduncu yaşarmış.Oduncu her gün ormandan üç kuru ağaç keser,bunları da kırk parçaya ayırırmış.On parçasını saraya,on parçasını medreseye satarmış.Kalan yirmi parçanın on tanesini fakir fukaraya bağışlar,kalanını da kendisine saklarmış. Oduncunun beş tane oğlu varmış. En büyüğü  yağız bir delikanlıymış.Bir küçüğü kartal kadar keskin bir göze sahipmiş.Ortanca oğlan ağabeyinin güçlü olduğu kadar zekiymiş.Bir küçüğü tüm bitkileri bilecek kadar bilgeymiş.En küçüğü ise güzel mi güzel bir yüze ve kalbe sahip bir çocukmuş.Oduncu mesleğini oğullarının  devam ettirmesini ister, hep bunun hayalini kurarmış.Beraber ağaç kestiklerini,o ağaçları kırk parçaya ayırdıklarını, sonra da on tanesini saraya ,on tanesini medreseye sattıklarını ,kalanların on tanesini fakir fukaraya dağıttıklarını ,on tanesini de kendilerine sakladıklarını rüyasında görürmüş.Bir gün oduncu düşünmüş taşınmış.Her gün bir oğlunu odun kesmeye götürmeye karar vermiş.İlk gün en büyük oğlunu yanına almış.Oğlan o kadar güçlüymüş ki ağacın gövdesine baltayı tek sallayışında koca ağaç devriliyormuş.O gün babasına hiç iş yaptırmamış.Oduncu o gün çok mutlu hissetmiş.Oğlunun oduncu olacağına inancı artmış.İkinci gün bir küçük oğlunu yanına almış.Oğlu bütün gün en uzaktaki ağaçların tepesindeki kuşları bulup sapanla düşürmüş.Akşam eve kırk parça odun ve kırk kuşla dönmüşler.O akşam güzel bir ziyafet çekmişler.Oduncu o akşam da mutlu uyumuş.Üçüncü gün ortanca oğlunu yanına almış.Ortanca oğlan o kadar zekiymiş ki ağaçları hangi taraftan keserse daha kolay devirir,nasıl parçalarsa daha fazla odun parçaları olur hepsini bilmiş.Akşam her zaman kestikleri gibi üç ağaç kesmişler ama kırk değil tam doksan dokuz tane parçayla eve dönmüşler.Adam yine sevinçten dört köşe olmuş.Dördüncü gün bir küçük oğlanını yanına almış.Oğlan o kadar bilgeymiş tüm bitkileri biliyormuş ki hem hangi ağacın daha iyi yandığını hem de hangi bitkinin şifalı olduğunu bilmiş.Akşam bir sürü şifalı bitkiler toplayıp aktarlara satmışlar hem de odunları beş misli fiyatına satmışlar.Oduncu yine çok mutlu olmuş.Beşinci gün en küçük oğlunu yanına almış.Oğlan o kadar güzelmiş ki geçtikleri yollarda kuşlar toplanıp şakıyorlarmış.Hayvanlar kaçmak yerine onu izliyorlarmış.Babası ağaç keserken oğlan bir şırıltı duymuş.Merak edip sesi takip etmiş.Ses bir nehirden geliyormuş.B u nehir o kadar duruymuş ki içinde yüzen balıklar olduğu gibi gözüküyorlarmış.Çocuk balıkları izlemek için suya doğru eğilmiş.Balıklar çocuğun güzelliğinden etkilenip çocuğa bakmak için toplanmışlar.Çocuk balıklarla oynarken birden sudan ışıl ışıl parlayan bir peri kızı çıkmış.Saçları sudan ,kaşları sudaki yosunlardanmış.Çocuk periyi görünce gözleri kamaşmış.Peri de çocuğun güzelliğine bakakalmış.Kalbindeki güzelliği ve iyiliği görünce çok etkilenmiş.Birden suyun içine dalmış.Çocuk periyi tekrar görebilmek için suya bakıyormuş.Peri tekrar belirivermiş.Bu sefer elinde altın bir balta varmış.Baltayı güzel yüzlü çocuğa vermiş.Çocuk koşa koşa babasınaın yanına gitmiş.Olanları anlatmış ve baltayı babasına vermiş.Babası baltayı sallayıp ağaca vurunca şaşkınlıktan küçük dilini yutmuş.Bir ağaca vurunca üç kuru ağacı birden yere yıkıyor,ağaçlar yere yıkılınca da kırk parçaya ayrılıyormuş.O günden sonra adam çok zengin olmuş.Oğlanları büyüdükçe mesleklerini eline almışlar.En büyük oğlu meşhur bir güreşçi olmuş.Cihanda yenemediği kimse yokmuş.Bir küçüğü ülkenin en iyi avcısı olup sarayın baş avcısı olmuş.Ortanca oğlan ükenin en bilgin müderrisi olup şehzadelerin hocası olmuş.Bir küçüğü ülkenin en şifalı karışımlarını yapan bir aktar olmuş.En küçük oğlan da cihanın en sevilen ve en güvenilen insanı olmuş. Ve anlamış ki ner oğlunun farklı meziyetleri varmış.Beş parmağın beşi de bir olmaz lafını hiç unutmamış. AHSEN AKGÖL ANADOLU LİSESİ</title>
         <author>uluyalcin</author>
         <link>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv/wish/252895365</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-04-18 08:46:30 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv/wish/252895365</guid>
      </item>
      <item>
         <title>BALIK SUDA GÖZÜ DIŞTA Zengin bir padişahın güzel mi güzel bir kızı varmış. 	Bu padişah kızını bolluk bereketlik içinde yaşatırmış.elinden ne geliyorsa yapıyor bir dediğini iki etmiyormuş. Ancak bu padişahın ülkesinde hırsızlık,hile gibi kötü alışkanlıklar çokmuş. Padişah da bunu bildiğinden kızını korumak için saraydan dışarı çıkartmazmış. Bir gün kız yalnızlığından çok sıkıldığını, dışarı çıkmak istediğini babasına söylemiş. Padişah bu sözlere çok sinirlenmiş. Dışarı çıkmasına hiçbir şekilde izin vermeyeceğini de belirtmiş. 	Kız üzülerek sarayın bahçesine çıkmış, bir köşeye oturarak ağlamaya başlamış. Yoldan geçen bir genç adam kızı görmüş ve ağlıyor olmasına çok üzülmüş. Seslenmiş : ‘’Neden ağlıyorsun, seni ne üzdü?’’ Kız yabancı birine cevap vermek istememiş, ancak yalnızlığından kurtulmak adına bir dost olabilir diye düşünmüş. ‘’Çok yalnızım, babam beni dışarı çıkartmıyor, dört duvar arasında takıldım kaldım.’’. Sonra adam cevap vermiş ‘’ Baban beni tanır ve çok sever. Eğer beraber dışarı çıkarsak bana kızmaz.’’ Kız bu sözlere inanarak bu genç adamla dışarı çıkmış. Ancak padişah  adamı tanımıyormuş. Adam eşkiyanın tekiymiş. Kızı kandırıp türlü türlü eziyetler etmiş.Kız bolluk bereketlik içinde yaşarken dışarı çıkmaya heveslendiği için pişman olmuş.                                                                                           Selin Kuru GÖL ANADOLU LİSESİ</title>
         <author>uluyalcin</author>
         <link>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv/wish/252895475</link>
         <description><![CDATA[]]></description>
         <enclosure url="" />
         <pubDate>2018-04-18 08:46:57 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/uluyalcin/5n45kp3gigrv/wish/252895475</guid>
      </item>
   </channel>
</rss>
