<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0">
   <channel>
      <title>Milli Mücadele Türküleri by .</title>
      <link>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym</link>
      <description></description>
      <language>en-us</language>
      <pubDate>2024-11-11 08:14:00 UTC</pubDate>
      <lastBuildDate>2024-12-20 17:37:13 UTC</lastBuildDate>
      <webMaster>hello@padlet.com</webMaster>
      <image>
         <url></url>
      </image>
      <item>
         <title>Nazilli, Aydın</title>
         <author>ardaaydin27283</author>
         <link>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3210835996</link>
         <description><![CDATA[<p>Demirci de Mehmet Efem de geliyor, açılsın yollar<br>Sıralanmış da koçyiğitler, kaçılsın dağlar.</p><p>Yürü bre Demirci de Mehmet Efem dağlar yürüsün,<br>Hainleri, düşmanları korku da bürüsün.</p><p>Böylesi yürek nasip olmaz, olmaz her kula<br>Karıncalı Dağları da neler söyler bir gelse dile, bir gelse dile<br>Nazilli’nin dağları da neler söyler bir gelse dile, bir gelse dile.</p><p>Bas mavzerin tetiğine de cihan titresin<br>Düşmesin türkün dillerden namın bitmesin, namın bitmesin.</p><p>-</p><p>1885-1959 yılları arasında yaşayan Demirci Mehmet Efe, Yörük Ali Efe'yle birlikte Kurtuluş Savaşı sırasında Ege yöresinde büyük yararlar göstermiş en ünlü Efelerdendir.<br>İstiklal Harbinde yararlığı görülen efelerden biri. Nazilli ilçesinin Piribeyli köyündendir. Efe olmadan demircilik yapardı. Bunun için Demirci sanı ile ün yapmıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında kendisine karşı yapılan onur kırıcı bir işten dolayı kaçmış, köyüne dönerek zeybek olmuş, dağa çıkmıştır.<br>15 Mayıs 1919'da Yunanlıların Izmir'e girmesi üzerine Ulusal Savaşa katıldı. Düşman Nazilli'ye gelince, Demirci Efe'nin zararsız duruma getirilmesi için kendisine önemli armağanlar göndererek generallik vaadinde bulundular. Demirci Efe, bunları geri çevirerek, düşmanla savaşa girişti. Bu arada düşmanın elinde bulunan Nazilli'deki silah deposunu basarak hepsini kendi adamlarına dağıttı. Zeybekler ordusunun Demirci Alayını kurmaya başladı. 10 Temmuzda Aydın'ın doğusundaki Umurlu'ya gelerek Cephe Komutanı Binbaşı İsmail Hakkı Bey'in komutasına girdi. Burada asker toplayarak alayının gücünü artırdı, daha bir çok efeler de onun emrine girdiler. Böylece Demirci Efe kuvvetleri önemli bir birlik oldu. 16 Temmuzda düşman elinde bulunan Aydın'a bir saldırıda bulundu, üstün ateş karşısında ilerleyemedi. Bundan yararlanmak isteyen Yunan kuvvetleri karşı saldırıya geçtilerse de başarı sağlayamadılar. Bundan sonra yapılan Fata, Adagide baskınlarında düşman perişan bir duruma sokuldu.<br>Para toplamak üzere Denizli'ye gönderdiği Sökeli Ali Efe'nin öldürülmesi ve adamlarının şehirden kovulması üzerine, Demirci Efe, Denizli'yi basarak, kendisini karşılamaya çıkan memurları hemen öldürttü. Ali Efe'nin ölümünden sorumlu tuttuğu yüz kadar kişiyi de kurşuna dizdi, şehri yakacağını bilirdi. Bu kararından güçlükle vazgeçirildi. Bu olaydan sonra ünü her yerde yayıldı. Emrinde bulunan 10 bin kişiyle Aydın cephesinde düşman saldırılarını durdurmada başarı sağladı. 5 Ekim 1919'da Aydın Cephesi Umum Kuvayı Milliye Komutanı oldu. (...)<br>Demirci Efe, bu görevden sonra da mücadeleye devam ediyor. Savaştan sonra köyüne çekiliyor ve ölünceye kadar köyünde yaşıyor. [<a rel="noopener noreferrer nofollow" href="http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/711022/demirci-mehmet-efe-turkusu">http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/711022/demirci-mehmet-efe-turkusu</a>]</p>]]></description>
         <enclosure url="https://www.youtube.com/watch?v=619yeXlqUCE" />
         <pubDate>2024-11-11 08:17:34 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3210835996</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Şanlıurfa, Türkiye</title>
         <author>ardaaydin27283</author>
         <link>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3210837521</link>
         <description><![CDATA[<p>Kolumu salladım toplar oynadı<br>Kara taş içinde çete kaynadı<br>Yaşasın Urfalılar teslim olmadı<br>Di yeri yeri kumandanlar yeri<br>Çetelerim gidiyor dönmüyor geri<br><br>Tılfındır hastahane karşıma karşı<br>Zalım Fransızın bonba atışı<br>Urfa çetelerinin süngü takışı<br>Dı yeri yeri Bozanbegim yeri<br>Çetelerim gidiyor dönmüyor geri<br><br>Tılfındır tepesinde tabya kuruldu<br>Ermeniler Fransıza asker yazıldı<br>Şebekede Fransıza mezar kazıldı<br>Dı yeri yeri Bozanbegim yeri<br>Çetelerim gidiyor dönmüyor geri</p><p>- Birinci dünya savaşından sonra imzalanan Mondros Mütarekesiyle, 7 Mart 1919 tarihinde Urfa önce İngilizler, İngilizlerin ayrılmasıyla da 31.10.1919 tarihinde Urfa’yı Fransızlar işgal etmişlerdir. Fransızların Urfa'dan atılması için Urfalılar çok mücadele etmiştir. Urfa kurtuluş savaşı sırasında Fransızlarla yapılan bu mücadeleler folklorumuza da yansımış, Türkülere ve hoyratlara konu olmuştur. Urfa kurtuluşunun en önemli çarpışmalarından biri "Şebeke Mevkiinde" yapılan çarpışadır. Urfalı kurtuluş savaşına son noktayı Şebeke boğazında koymuştur. [<a rel="noopener noreferrer nofollow" href="http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/2119434/kolumu-salladim-toplar-oynadi">http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/2119434/kolumu-salladim-toplar-oynadi</a>]</p>]]></description>
         <enclosure url="https://www.youtube.com/watch?v=oXM5QkiRzKU" />
         <pubDate>2024-11-11 08:18:59 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3210837521</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Ankara</title>
         <author>ardaaydin27283</author>
         <link>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3218906460</link>
         <description><![CDATA[<p>Ankara'nın taşına bak<br>Gözlerimin yaşına bak<br>Ankara'nın taşına bak<br>Gözlerimin yaşına bak</p><p>Uyan uyan Gazi Kemal<br>Şu feleğin işine bak işine bak<br>Uyan uyan Gazi Kemal<br>Şu feleğin işine bak işine bak</p><p>Kılıncını vurdun taşa<br>Taş yarıldı baştan başa<br>Kılıncını vurdun taşa<br>Taş yarıldı baştan başa</p><p>Uyan da bak Gazi Kemal<br>Başımaza gelen işe gelen işe<br>Uyan da bak Gazi Kemal<br>Başımaza gelen işe gelen işe</p><p>Ankara'nın dardır yolu<br>Düşman aldı sağı solu<br>Ankara'nın dardır yolu<br>Düşman aldı sağı solu</p><p>Sen gösterdin paşam bize<br>Böyle günde doğru yolu doğru yolu<br>Sen gösterdin paşam bize<br>Böyle günde doğru yolu doğru yolu</p><p>-</p><p>Duatepe’ye yapılacak taarruz için 57’nci Tümenin, Kerim köyüne gelerek yedekte kalması kararlaştırılmış, durum gece yarısına doğru tümene bildirilmişti. Emri alan 57’nci Tümen Komutanı Albay Mümtaz hemen tümenini uyandırmış, kısa sürede yol hazırlıklarını tamamlamış ve gece yarısını biraz geçe yürüyüşü başlamıştı.<br>Albay Mümtaz, hızlı bir yürüyüşle sabah saat altıda tümenini Kerim köyünde bulundurabileceğini umuyordu. Gökyüzü kara bulutlarla kaplı olduğundan ortalık zifiri karalıktı. Kol başının engebeli arazide düzgün yol bulmasındaki zorluğun yanı sıra erlerin dörderli sıraları koruması bile imkan dışıydı. Ateş hattından oldukça gerilerde bulunduğu düşünülerek her bölüğün bir gemici feneri yakmasına izin verildi. Yüksekten bakılınca seyrek aralıklı solgun ışıkların bir yılan gibi kıvrıla kıvrıla ilerilere uzandığı görülüyordu. Uyku sersemi atılan adımlar giderek çevikleşmiş yürüyüş kolu hızını artırmıştı.<br>Yarım saat sonra gök gürlemeye, tek tük şimşekler çakmaya başladı. Her şimşek çaktığında yürüyüş kolu birkaç saniyelik aydınlığa kavuşuyor, biraz dağınık olan dörderli sıralar kendilerini düzeltiyordu. Derken yağmur çiselemeye başlamış. Yağmurdan zarar görmesin diye omuzlardaki tüfekler çıkarıldı ve namlu aşağıya gelecek biçimde yeniden omuzlara asıldı. Ardından yağmur sağanağa döndü. Bardaktan boşanırcasına yağıyormuş. Önceleri hafif esen rüzgâr yerini fırtınaya bırakmış…<br>Cılız ışıklı fenerlerin ıslanan camları çatlamaya, dağılmaya başladı. Fenerlerin birer ikişer sönmesiyle yürüyüş kolu koyu karalığa gömüldü. Yürüyüş kolunun bozulmaması, erlerin kaybolmaması için birbirleriyle konuşmalarına izin verildi. Elbiseleri aşan ıslaklık bedenleri sarmaya, bozkırın tozlu toprağı cıvık çamura dönüşmüştü.<br>Tepeden tırnağa sırılsıklam olan savaşçıları gecenin soğuğu titretiyordu. Gök yerle birleşmiş; yer, çamur denizi olmuştu. Ağırlaşan ayakkabılar, kayan ayaklar adımları yavaşlatmıştı. Gök gürültüsü, yağmur ve fırtınanın uğultusu, yürüyüş kolunu bozmamak için birbirlerine seslenen savaşçıların seslerini bastırıyordu. Doğanın çıkardığı sesler ve insanların bağırtısı birbirine karışıyordu. Bu sırada, yürüyüş kolunun arkalarındaki bölüklerden biri kendine ortak bir dil buldu. Bütün bölük, bir ağızdan günlerdir Sakarya’ya bakan tepelerde yankılanan bir türküyü söylemeye koyuldu. Havası ve ritmiyle daha çok bir marşa benziyor, yürüyüş temposuna uyuyordu.<br>“Ankara’nın taşına bak. Gözlerinin yaşına bak. Biz yunana esir olduk. Şu feleğin işine bak.”<br>Bu marş, ulusal bir yakınmayı dile getiriyordu. Marş, elektrikle çarpmış gibi öteki bölüklere, taburlara, alaylara yayıldı. Gecenin koyu karanlığında yürüyen 57’nci Tümen tek bir ses olmuştu. [<a rel="noopener noreferrer nofollow" href="http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/3227724/ankara-nin-tasina-bak">http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/3227724/ankara-nin-tasina-bak</a>]</p>]]></description>
         <enclosure url="https://youtu.be/39SjiwAxrQg?si=J1yAvRIAHBQHarTy" />
         <pubDate>2024-11-15 12:42:27 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3218906460</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Ankara, Türkiye</title>
         <author>ardaaydin27283</author>
         <link>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3218912225</link>
         <description><![CDATA[<p>Höyüklü'nün etirafı köşk olsun aman<br>Beni vuran efelere de aşkolsun<br>Aynalı martin mezarıma daş olsun aman</p><p>Ben vuruldum aman gidiyorum ahirete vay<br>Selam da söylen Yağcıoğlu'nun Ahmet'e vay<br>Varıp bakın değirmenim döner mi aman<br>Değirmene binbaşım da iner mi</p><p>Binbaşım da kıratına biner mi aman</p><p>Ben vuruldum aman gidiyorum ahirete vay<br>Selam da söylen Yağcıoğlu'nun Ahmet'e vay</p><p>İbram Çavuş Höyüklü'den iniyor aman</p><p>Elma gözlü kıratına biniyor vay<br>Öcüoğlu da tütünleri veriyor aman</p><p>Ben vuruldum aman gidiyorum ahirete vay<br>Selam da söylen Yağcıoğlu'nun Ahmet'e vay</p><p>-</p><p>Devir, Cumhuriyet öncesi. Dağların kaçak dolu olduğu günler yani. Kimi yol soyuyor. Kimi tütün kaçırıyor. Ankara'nın ünlü kaçakcıları da, Yağcıoğlu Ahmet Efe, Öcüoğlu Efe, İbram Çavuş. Çevre illerden tütünü toplayıp Ankara'ya getiriyorlar. Getiriyorlar ya, kolay olmuyor bu. Dağlardaki kaçak kadar da zaptiye geziyor yollarda. Zaptiyelerin çoğu da eski ayıngacı. Yani arkadaşı arkadaşa kırdırıyorlar. Öcüoğlu da İbram Çavuş'un iyi arkadaşı. Çok iş yapmışlar birlikte. Yükler dolusu tütünü aktarmışlar Ankara'ya. Yağcıoğlu Efe derseniz, iyi ayıngacı.<br>Kimsenin kimseye zararı yok. Herkesin yolu ayrı. Gün oluyor birlikte iş yapmaları gerekiyor. Yolu pay ediyorlar o zaman. Şuradan şuraya kadar Öcüoğlu getiriyor tütünü. Oradan öteye İbram Efe, sonra da Yağcıoğlu alıyor. Böylece Ankara'ya ulaşıyor tütün.<br>Zaptiye başedemiyor bu ekiple. Şundan ki, Öcüoğlu doğma büyüme Ankaralı. Yağcıoğlu da öyle. Karış karış biliyorlar yolları. Çevre halkı da yardım ediyor bunlara. Kaçağı da zaptiyeye inat yapmıyorlar. Geçim meselesi. İyi para var bu işte. Herkes geçim için nasıl bir yol tutturmuşsa, bunların da yolu bu. Ayıngacılık, tütün kaçakçılığı.<br>Zaptiye işin içinden çıkamıyor. Sonunda kaleyi içten fethetmeye karar veriyor. El altından haber salıyor Yağcıoğlu'na : " Ne kazanıyor bu ayıngacılıktan? Kaç para geçiyor eline? Ne kazanıyorsa biz verelim ona. Vazgeçsin bu işten. Gelsin bizimle birleşsin. Birlikte çalışalım. Kendisine daha çok verelim. Yeter ki bize yardım etsin. Bizimle çalışsın. " Yağcıoğlu Efe reddediyor ilkin. " Biz bu işin içinde piştik. Geçimimiz böyle <a rel="noopener noreferrer nofollow" href="http://yaz%C4%B1lm%C4%B1%C5%9F.Ba">yazılmış.Ba</a>şka iş zor gelir bize " diye cevaplıyor.<br>Zaptiye derseniz günümüzde de uygulanan adam çalma, parayla satın alma taktiğini iyi biliyor. Böl, parçala, yönet taktiği yani. Yağcıoğlu, haberi getireni tersliyor. Geri gönderiyor. Ama zaptiye kararlı. Başka çıkar yolu yok. İstanbul'dan tel üstüne tel geliyor : " Ne biçim zaptiye teşkilatınız var. Dünyanın tütünü Ankara'ya akıyor, sizin birşeyden haberiniz yok. Yerinizden olmak istemiyorsanız tez elden halledin bu işi. " Sözün özü, zaptiyenin başı dertte. Zaptiye başı koltuk korkusunda : " Nefes alışlarını bile dinleyeceksiniz. Adım adım izleyeceksiniz. Ya leşlerini, ya sizin leşinizi " diyor. Hal böyleyken, ayıngacılar işi daha da azıtıyor. Silahlı çatışmaya giriyorlar zaptiyeyle. Zaptiyenin şerefi sıfır! İlla ki Yağcıoğlu Efe. Can damarı o. Bir gelip birleşse zaptiyeyle gerisi kolay.Yağcıoğlu derseniz, yorulmuş zaten. Kaçmaktan da usanmış. Bakıyor zaptiye zorluyor; dayanamıyor. Üstüne bir üniforma giydiriyorlar. Oluyor zaptiye. İbram Çavuş da sağ kolu. Ayıngacılık bitiyor, zaptiyelik başlıyor. İyi! Hoş! Ama Öcüoğlu yanaşmıyor bu teklife. " Ben sıkıya gelemem. Yerim dağlar benim. Geçimim bu yolda. Varın gidin, işiniz rastgelsin " diyor. Sözün özü, yolları ayrılıyor Öcüoğlu'yla, İbram Çavuş'un, Yağcıoğlu Efe'nin. Birisi bir yanda; ötekiler öte yanda. Öcüoğlu ayıngacı yine. Çevre illerden topluyor tütünü, Ankara'ya taşıyor. Gün oluyor işi iyi gidiyor; gün oluyor zaptiye kesiyor yolunu! Vuruşa vuruşa gelebiliyor Ankara'ya.<br>Ankara'nın da dumanlı vakti. Ortalık karışık. Kemal Paşa Samsun'a çıktı çıkacak. İyi günler yaklaşıyor. Millet umutlu. Yer yer çete harbi oluyor. Kaçakçı çeteciye karışmış. Zaptiye ikisinin de peşinde. Yağcıoğlu da zaptiye. Eski ayıngacı. Öcüoğlu'nun eski arkadaşı. Durmadan haber salıyor Öcüoğlu'na : " Gelsin teslim olsun. Vazgeçsin bu işten. Kaçakçılığın sonu yok. Birgün bir yağlı kurşuna kurban gider. Yazıktır gençliğine. Acısın. Ben kıyamıyorum. Ne de olsa eski arkadaşımdır. Elim tetiği çekemiyor. Yoksa yatarım yoluna. Gecenin karanlığında bir kurşun bitirir işini. " Yağcıoğlu böyle diyor.<br>İbram Çavuş da yaveri Yağcıoğlu'nun. Dediklerinde birler. Şu var ki, İbram Çavuş : "Çağırtıp konuşalım. Açık açık anlatalım durumu. Bıraktıralım bu işi. Yoksa sonu iyi olmayacak diyelim. Uyaralım Öcüoğlu'nu " diyor.<br>Haber salıyorlar: " Vakit geçirmeden gelip görsün bizi " diyorlar. Bir de sofra donatıp gün veriyorlar. Ne de olsa eski arkadaşları. Sazı sözü de eksik olmasın diye birkaç da saz çalan çağırıyorlar. Günü gelince Öcüoğlu yanında arkadaşlarıyla görünüyor. Sarmaş-dolaş oluyorlar. Hal hatır soruluyor. Ardından " Nasıl gidiyor işler? Ege'den tütünü çıkarırken bir zorluk görüyor musunuz? " diyor Yağcıoğlu. Öcüoğlu, " İşler zorlandı. Bir yandan işgalciler, bir yandan zaptiye. Elimiz kolumuz bağlanıyor. Geçen hafta malın yarısını yollarda bıraktık. Gayri zorlandı bu işler. Dağlarda güvenecek adamımız da kalmadı. Kimseden destek göremiyoruz. Herkes kendi başının çaresine bakıyor " deyince; Yağcıoğlu umutlanıyor. İbram Çavuş da içten içten gülüyor. İkisi birden : " Gel vazgeç bu işlerden. Sonu yok. Bak bizim kafamız rahat. Neydi eskiden! Tütün Emirdağı geçti mi acaba? Haymana'ya ulaştı mı diye döğünürdük. Bitti gayri. Rahatımız yerinde. Keyfimizce oturup, keyfimizce kalkıyoruz. Bir üzüntümüz var ki, eski arkadaşlar! Elimiz tetiğe varmıyor. Gönlümüz razı değil. Eee bir yanda da görev sorumluluğu. İkisi birden yürümüyor ki. Düşündük taşındık çağıralım Öcüoğlunu dedik. Anlatırız durumu. Sözümüzü dinler de vazgeçer". Öcüoğlu almış sözü : " Çağrınızın sebebi anlaşıldı. Ben de sanmıştım ki, şöyle kafa kafaya bir akşam yemeği yiyeceğiz. Eski günleri dillendireceğiz. Desenize siz görev yapıyorsunuz. Öcüoğlu'nu razı ettik, diye pay kapacaksınız. Yazıklar olsun! Ben yokum bu işte. Ne masanızda oturur, ne de bir yudum içkinizi alırım. Yollarımız ayrı. Yoluma çıkarsanız vuruşurum. Eski arkadaş demem. Ben yolunuza çıkarsam, siz vurun " deyip, çekmiş kapıyı.İbram Çavuş üzgün, Yağcıoğlu ezik : " Anlamıyor. Anlatması zor. Biz eski ayıngacı efeler değiliz. Arkadaşlığın da bir haddi hududu var. Boşa mı veriliyor bize bu para? Arkadaşsa arkadaşlığını bilsin ". Yağcıoğlu bunları diyor ya, bir yandan da üzülüyor. İçi ezik. " Allah kahretsin böyle mesleği. Arkadaşı arkadaşa; dostu dosta düşman ediyor. Keşke girmeseydim bu işe " diyor içten içten.<br>Derken günler geçiyor. Kulaktan kulağa Öcüoğlu'nun mal geçireceği duyuluyor. Yağcıoğlu fırsat kolluyor zaten. Gece yol kesip, pusuya yatıyor. Tam Öcüoğlu yaklaşınca, ayağa fırlayıp " Hey gidi Öcüoğlu hey! Zaptiyenin kolu uzundur. Kaçması zordur zaptiyeden. Sana söyledik bunu. Şimdi elimize düştün. Eski arkadaşsın. Kurşunlamak olmaz. Var git yoluna. Var git ya; bu son olsun. Bir daha ayıngacılığa çıkma " diyor. Öcüoğlu ne desin, sürüp gidiyor atını. Sürüp gidiyor ya, içine korku da düşmüyor değil. Eski dostlardan korkuyor. " Ya bunların elinden giderim; ya da birini ber götürürüm " diyor. İbram Çavuş sevinçli. " Dersini aldı Öcüoğlu. Gayri vazgeçer bu işten. Can tatlı. İnsanın canı, tüfeğin namlusunda olmamalı. Tetik düşerse kötü, Gayri Öcüoğlu yapmaz bu işi. Tez zamanda bırakır " diyor. Öcüoğlu derseniz, kinlenmiş. Daha kızgın. " Vay be! Şu dünyanın işine bak. Eski dostlar düşman oldu. Nerdeyse canımıza kıyacaklar. Ama alacakları olsun. Bir daha yoluma çıkarlarsa ben onlara gösteririm " diyor.<br>Aradan çok geçmeden, Yağcıoğlu bir ihbar alıyor. "Ege'den külliyatlı tütün geliyor. Ayıngacıların başı da Öcüoğlu" diye. Yağcıoğlu tez elden pusu hazırlıyor. İbram Çavuş'u alıp, kendisi de Höyüklü'yü tutuyor. Höyüklü dar geçit. Ayıngacının can damarı. Ankara'ya ulaşması için, Höyüklü'yü geçmesi gerek kaçakçının. Gecenin bir yarısında pusuyu atıyorlar. Sabaha doğru da ilk ayıngacı grubu görünüyor. Yağcıoğlu yolun sağını; İbram Çavuş solunu tutuyor. Ayak seslerini dinliyorlar. Ayıngacıları tam aralarına alınca fırlıyor İbram Çavuş. "Kıpırdamayın. Ellerinizi kaldırın. Dizilin yola " diye komut veriyor. Gerilerden bir ses geliyor: " Sen kazandın İbram Çavuş. Teslim al gayri. Dostluk, düşmanlık oldu, gayri. Kendi ellerinle silahımı teslim al da bitsin bu iş " diyor Öcüoğlu. İbram Çavuş seviniyor. Bir koşu sesin geldiği yana gidiyor. Öcüoğlu dimdik ayakta.Bir elini belindeki kasaturaya atmış. Öteki eli havada. İbram Çavuş elini uzatıyor ki, kasaturayı alsın. Birden Öcüoğlu silahını çekiyor. Ateşliyor. İbram Çavuş cansız yerde. Yağcıoğlu silahına sarılıyor. Ateşliyor. Öcüoğlu'nun sol kulağını sıyırıyor kurşun. Acıyla yere atıyor kendini Öcüoğlu. Varıp üstüne çullanıyorlar. Kıskıvrak yakalayıp, ellerini bağlıyorlar. İbram Çavuş kanlar içinde. Öcüoğlu bir yandan acı çekiyor, öte yandan İbram Çavuş'a üzülüyor. İbram Çavuş'un aynalı martini başucuna yığılmış. Mezar taşı gibi.<br>Haber Ankara'ya ulaşınca, yer yerinden oynuyor. Kimi nalına vuruyor, kimi mıhına. " Yiğit adam Öcüoğlu. Silahını teslim etmedi. Vuruşarak ele geçti " diyen oluyor. Kimi de vurulan İbram Çavuş'a acıyor, " Yazık oldu, eski arkadaşlardı, Keşke hiç bu işe girmeseydi İbram Çavuş " diyor, çokluk. [<a rel="noopener noreferrer nofollow" href="http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/3227696/hoyuklu-nun-etrafi-kosk-olsun">http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/3227696/hoyuklu-nun-etrafi-kosk-olsun</a>]</p>]]></description>
         <enclosure url="https://youtu.be/TBTyUUTzW5Y?si=_OUFG64J5XjxDtSz" />
         <pubDate>2024-11-15 12:47:11 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3218912225</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Konya, Türkiye</title>
         <author>ardaaydin27283</author>
         <link>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3218916328</link>
         <description><![CDATA[<p>Hey hey kenardan geçeyim aman aman<br>Yol sizin olsun gel gel aman<br><br>Ağılar içeyim aman aman<br>Bal sizin olsun bir danem aman<br>Amanın gel gel aslan Mustafam gel<br><br>Haydi gel gel garip başlı yarim vay<br>Bozkır dedikleri büyük kasaba<br>Sevilen güzeller gelmez hesaba<br><br>Amanım gel gel aslan Mustafam gel<br>Haydi gel gel garip başlı yarim vay<br>Derenin başına yayılır kazlar.<br>Çeşmeden geliyor Konyalı kızlar<br><br>Amanım gel gel aslan Mustafam gel<br>Haydi gel gel garip başlı yarim vay<br>Havalar bulutlu mustafam karmı yağacak<br>Sol gözüm seyriyor mustafam baskınmı olacak<br><br>Amanım gel gel aslan mustafam gel<br>Haydi gel gel garip başlı yarim vay<br><br>Bir gün deliysem beş gün iyiyim<br>Amanın gel gel aslan mustafam gel<br>Haydi gel gel garip başlı yarim vay</p><p>-</p><p>Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'e itafen yazılmıştır. Milli mücadele yıllarında, Konya'nın Bozkır ilçesinde, o zor günlerin kurtarıcısı olarak görünen Mustafa Kemal Atatürk'ün çağrılması ve yurdun kurtarılması amacı ile böyle bir türkü ortaya çıkmıştır.<br><br>Yörede Bilinen Diğer Bir Hikayesi:<br><br>Mustafa kasabada herkes tarafından beğenilen güzel bir kızla evlendiriliyor. Düğün olduktan sonra daha bi kaç ay bile geçmeden, genç çift birbirlerine doyamadan seferberlik ilan ediliyor ve Mustafa askere çağrılıyor. Her Türk gibi onun için de her şeyden önce vatan geldiği için “Önce Vatan!” diyor ve sevdiğini bırakıp birliğinin yolunu tutuyor…<br>Yeni gelin aylarca Mustafa’nın gelmesini hasret çekerek bekliyor. Bir gün gelin Bozkır’ın pazarına alışveriş yapmaya gidiyor. Pazar oldukça kalabalık. Bi an başını kaldırdığında kocasıyla birlikte askere giden arkadaşlarını görüyor. Hemen yanlarına koşuyor:<br>“Siz gelmişiniz ama Mustafam nerede?” diye soruyor. Gençler başlarını önlerine eğip susuyorlar. Gelin hanım tamamen şoka girmiş bir şekilde yalpalayarak ve sağa sola çarparak oradan ayrılmaya çalışırken yolun ortasına açılmış bir bal tezgahına çarpıyor ve tezgah devriliyor. Bal sahibi gelini azarlamaya başlayınca gelin daha fazla dayanamıyor, kendini tutamıyor ve başlıyor ağıt yakmaya. Bu türkümüzün aslı ağıttır. Sonradan yöre sanatçıları tarafından oyun havası haline getirilmiştir.﻿ [<a rel="noopener noreferrer nofollow" href="http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/1688315/aslan-mustafam">http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/1688315/aslan-mustafam</a>]</p>]]></description>
         <enclosure url="https://youtu.be/N2pYkAKebiM?si=qhZV20yy9dm2ZoSE" />
         <pubDate>2024-11-15 12:50:25 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3218916328</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Gaziantep, Türkiye</title>
         <author>ardaaydin27283</author>
         <link>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3218921740</link>
         <description><![CDATA[<p>Kara imiş şu Antep'in yazısı<br>Meleşmiyor koyun ilen kuzusu<br>Ana baba bacı kardaş acısı<br><br>Nerde benim sarı güllü bağlarım<br>Antep diye hazin hazin ağlarım<br><br>Fransızlar her taraftan geldiler<br>Top sesinden çocuklar da öldüler<br>Çok gelinler evde yalnız kaldılar<br><br>Nerde benim mor sünbüllü bağlarım<br>Antep diye hazin hazin ağlarım<br><br>Kavaklı'nın şirazesi bozuldu<br>Hanemize kara yazı yazıldı<br>Camilere şehit kabri kazıldı<br><br>Nerde benim mor lale bağlarım<br>Antep diye uğrun uğrun ağlarım</p><p>-</p><p>1914 yılında,&nbsp;Birinci Dünya Savaşı başladığı zaman Gaziantep 83 bin nüfuslu bir liva (Sancak) merkezi idi. Birinci Dünya Savaşı sonunda 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondoros Mütarekesi Osmanlı İmparatorluğu'nun ölüm fermanıydı. Bu anlaşma üzerine İtilaf devletleri paylaştıkları topraklara sahip olmak amacıyla hızla harekete geçtiler.<br><br>17 Aralık 1918'de İngilizler Antep'e girdiler. 23 Ocak 1919'da Hükümet konağı İngiliz askerlerince işgal edildi. Şehrin ileri gelenleri ve aydınları çeşitli bahanelerle İngilizler tarafından Halep ve Suriye'ye sürülüyordu. İngilizler'in Antep'i işgali yaklaşık bir yıl sürdü. Fransızlar bu duruma tepki gösterdiler. 1919 Eylül'ünde yapılan antlaşmayla İngilizler Musul üzerindeki "Nezaret Hakkı"ndan vazgeçtiler. Önce Suriye'yi sonra Antep,&nbsp;Urfa ve Maraş'ı boşalttılar. Bu defa da Fransızlar 29 Ekim 1919"da Kilis'i,&nbsp;5 Kasım 1919'da da Antep'i işgal ettiler. İşgale katılan Fransız askerleri arasında bölgeden daha önce göç etmiş Ermeniler de bulunuyordu. Fransızlarla işbirliği yapan Ermeniler Anteplilere büyük zulüm,&nbsp;işkence ve eziyet yaptılar. Antep'i yaktılar,&nbsp;yıktılar ve 1920 yılının girişiyle savaş başlamış oldu.<br><br>11 Ocak 1920 tarihinde Büyük Araptar (Yeşilce) köyünde Fransızların yağma ve tecavüz olaylarına karşılık,&nbsp;Türkler Çatalmazı denilen yerde Fransızları kıstırarak savaşa mecbur ettiler. Burada Fransızların pek azı kurtulabildi.<br>19 Ocak 1920'de Fransız müfrezesi Karabıyıklı'da Karayılan (Molla Mehmet) çetesi tarafından pusuya düşürüldü. Şehir merkezı ve çevresinde daha bir çok çarpışmalar oldu. Ancak dışarıdan hiçbir yardım görmeden tamamen kendi olanaklarıyla 10 ay 9 gün mücadelesini düşmana karşı sürdüren halk açlık ve cephanesizlik sebebiyle 9 şu bat 1921'de Fransızlara teslim oldu. Bu suretle 1 Nisan 1920'de başlayan Gaziantep savunması&nbsp;dost&nbsp;düşman bütün dünyanın hayranlık ve takdirini kazanan&nbsp;kahramanlıklarla 11 ay sürdükten sonra açlık yüzünden sona ermiştir. Düşman bu süre içerisinde şehre 70.000 mermi atmış,&nbsp;şehir bir kül ve enkaz yığını haline gelmiştir. Antepliler şehirlerinin savunması uğruna 6000'den fazla evladını şehit vermiştir.<br><br>Gaziantep Savunması son günlerini yaşarken bu savunmanın olağanüstü anlam ve önemini takdir eden Türkiye Büyük Millet Meclisi 8 Şubat 1921 tarihli toplantısında 93 numaralı kanunla,&nbsp;dünyada başka hiçbir şehre nasip olmayan "GAZİ"lik unvanını vermiştir.<br><br>15 Mart 1921 tarihinde Londra'da Türk Dışişleri Bakanı ve Fransız delegasyonunun Antep,&nbsp;Adana ve çevrelerinin Türkler'e geri verilmesi hususunda anlaşmaya varmaları üzerine Antepliler büyük bir sevinç ve heyecana boğulmuşlardır. Nitekim bu&nbsp;,&nbsp;antlaşma Ankara Antlaşması ile son şeklini almış ve 25 Aralık 1921'de son Fransız askeri Gaziantep'i terk ederken&nbsp;kahraman&nbsp;Türk ordusu halkın coşkun sevinç gösterileri içinde Gaziantep'e girmiştir. [<a rel="noopener noreferrer nofollow" href="http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/2112042/antep-mudafaa-turkusu">http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/2112042/antep-mudafaa-turkusu</a>]</p>]]></description>
         <enclosure url="https://youtu.be/lPK_im-kYqo?si=Lxf0yz55jKx9zgi1" />
         <pubDate>2024-11-15 12:55:02 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3218921740</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Gaziantep, Türkiye</title>
         <author>ardaaydin27283</author>
         <link>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3218928831</link>
         <description><![CDATA[<p>Atına Binmiş Elinde Dizgin</p><p>Girdiği Cephede Hiç Olmaz Bozgun</p><p>Çeteler İçinde Yılan Bey Azgın</p><p>Vurun Antepli'ler Namus Günüdür</p><p>Vurun Türk Uşağı Namus Günüdür</p><p>Sürerim Sürerim Gitmez Kadana</p><p>Düşmanın Kurşunu Değmez Adama</p><p>Kara Haberimi Verin Babama</p><p>Vurun Antepli'ler Namus Günüdür</p><p>Vurun Türk Uşağı Namus Günüdür</p><p>Antep'in Harbine Onbir Ay Oldu</p><p>Kanımız Kurudu Benzimiz Soldu</p><p>Analar Bacılar Saçların Yoldu</p><p>Vurun Antepliler Namus Günüdür</p><p>Vurun Türk Uşağı Namus Günüdür</p><p>-</p><p>Dünyanın en gelişmiş silahlarıyla donatılmış düşman orduları Anadolu şehirlerini bir bir işgal ederken, bu işgallerden birisi de Antep'de yaşanmaktaydı. Kahraman Türk insanı bu haksız işgallere karşı göğsünü siper ediyordu. Bu kahramanlardan biri de Antep'i, bir köprü başında ölümüne savunan Şahin Bey'di. Şahin Bey Umumi Harpte İhtiyat zabiti olarak Sina cephesinde bulunur ve İngilizlere esir düşer. Esaretten kurtulduktan sonra Antep'e gelip silaha sarılarak Fransızlara karşı savaşır. Şahin Bey, Gaziantep'imizin korunmasında, birkaç kahraman arkadaşı ile köprü başını tutarak, düşman sürülerini yurduna sokmayan, korkusuz Türk kahramanıdır. Bu kahraman Türk evladı, çok sayıdaki, kendi birliğinden kat kat fazla düşman askerleri karşısında yılmadan, aslanlar gibi savaşmıştır. Öyle bir savaş olmuş ki, Şahin Bey ve çetesinin yiğitliği onların şehit düşmelerinden yıllar sonra bile unutulmamış, bu ağıt da tüm kahraman Türk şehitleri adına Şahin Bey için yakılmıştır. Bu durumu anlatan bir durum da şu şekilde ifade edilmiştir ;<br>Bölük komutanı Teğmen Şahin bey, Antep'e girmek isteyen Fransızların 600 kişilik donanmasına karşı 200 kişilik bölüğüyle, Elma köprüsü üzerinde çarpışarak düşmana ağır kayıplar verdirmesine rağmen Fransız donanmasının karşısında daha fazla direnemeyeceklerini anlar.<br>Askerler:<br>“Geriye çekilelim komutanım…”<br>Şahin bey:<br>“Siz çekilebilirsiniz. Ben çarpışmaya devam edeceğim…”<br>Askerler:<br>“Ama komutanım, yalnız başına ne yaparsın bunca düşmana karşı…”<br>Şahin bey geriye döner ve şöyle der:<br>“Ben Anteplime söz vermişim ağam. Fransız araçları cesedimi ezmeden Antep’ime giremeyecekler…”<br>Askerler:<br>“Ama efendim tek başınıza mücadele fazla uzun sürmez…”<br>Şahin bey:<br>“Şu anda ölmek bana, Ağustos günü su içmek gibi geliyor…”<br>Fransızlar Şahin Bey’in kuvvetleri üzerine son kez top ve makineli tüfeklerle saldırdılar.<br>Top ve mermi yağmuru altında sadece tüfekle karşı koymanın ölümle neticeleneceğini anlayan Şahin Bey’in kuvvetleri geri çekilmeye başlarlar…<br>Şahin Bey’in yakınında bulunan arkadaşları birlikte çekilmek için Şahin Bey’e ısrar ederler. O, çekilmeyi her defasında reddeder. Elmalı Köprüsü taşlarını kendine siper ederek Fransızlara ateş etmeye devam eder. Ateş edecek kurşunu kalmayınca düşmana süngüsü ile saldırır. Şahin Bey, Fransız kurşunlarına hedef olduktan sonra, düşmanın süngüleri altında 28 Mart 1920 tarihinde şehit olur.<br>Acı haber şehre tez zamanda ulaşır. Şahin Bey’in naaşını, yörenin diğer bir kahramanı olan Karayılan, kucağında şehre kadar taşır. Bu hüzünlü olay, yöre halkını çok etkilemiş, Şahinbey üzerine ağıtlar yakılmıştır. [<a rel="noopener noreferrer nofollow" href="http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/2212859/sahin-bey-agiti">http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/2212859/sahin-bey-agiti</a>]</p>]]></description>
         <enclosure url="https://youtu.be/slJ_ZCw3LbE?si=-rrggG6O-WcO_Q6G" />
         <pubDate>2024-11-15 13:01:14 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3218928831</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Aydın, Türkiye</title>
         <author>ardaaydin27283</author>
         <link>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3231094272</link>
         <description><![CDATA[<p>Şu Dalmadan geçtin mi<br>Soğuk sular içtin mi<br>Efelerin içinde<br>Yörük Ali’yi seçtin mi<br><br>Şu Dalmanın çeşmesi<br>Ne hoş olur içmesi<br>Yörük Ali’yi sorarsan<br>Efelerin seçmesi<br><br>Cepkenimin kolları<br>Parıldıyor pulları<br>Yörük Ali geliyor<br>Açıl Aydın yolları<br><br>Aydın dağını oydular<br>Ardında yar koydular<br>Yörük Ali’nin ismini<br>Hazreti Ali koydular<br><br>Malkoç çayında durdun<br>Binlerce Yunanlıyı vurdun<br>Yüz tane efe ile<br>Aydın’ı, Yunan’dan aldın<br><br>Çam dalına yaslandım<br>Yağmur yağdı ıslandım<br>Yörük Ali’nin yanında<br>Altı ay on gün eylendim<br><br>Hey gemici gemici<br>Nerden aldın pirinci<br>Efelerin içinde<br>Yörük Ali birinci<br><br>Deve damı han oldu<br>Yörük Ali memlekete şan oldu<br>Yörük Ali’yi sorarsan<br>Bu dünyaya nam oldu<br><br>Dağlar aman hey tane<br>Yörük Ali şu cihanda bir tane<br>Bıçağımın masadı<br>Yörük Ali düşman kasabı<br><br>Aydın dağları dumanlı dumanlı<br>Bak kaçıyor Yunanlı<br>Yörük Ali geliyor<br>Bak kaçıyor Yunanlı<br>Hey gidinin efesi, efesi<br>Efelerin efesi.</p><p>-</p><p>Yörük Ali (1896-1953) İstiklal Savaşımızın başlarında birçok yararlıklarıyla meşhur olmuş efelerdendir. Nazilli köylülerindendir. Ailesi (Saı Tekeli) adlı bir Türk aşireti olup Ayvazoğlulları lakabıyla anılır. Üç sene çetecilik ettikten sonra Hükümete katılmıştır. Yunanlıların İzmir'i ve Aydın'ı işgal etmesi üzerine,Çine'nin Yağcılar köyünde tekrar küçük bir çete kurmuştur. 15 Haziran 1920'de Menderes Nehri'ni 50 arkadaşıyla sallarla geçerek Malkoç tren köprüsünü muhafaza eden Yunan kara kolunu imha etmiş ve silahlarını almıştır. Bu hareket, Aydın ve havalisinde Milli Mücadelenin başlangıcı olmuştur. Yörük Ali Efe'nin kuvvetleri sonradan bir alaya yükselerek Milli Aydın Alayı adını almıştır ki, Aydın ve köşk cephesinde bir buçuk sene kadar vuruşan ve Aydın'ın içindeki savaşta çok faydası görülen bu alayın adı 57.Tümende 37.Yörük Ali Efe Alayı ismi ile hala anılır. Efe'ye istiklal madalyası ve milis albaylığı rütbesi verilmiştir.<br>Türkünün sözle söylenmeyen yazılı kısımlarında Aydın'ın Yunan işgalinden kurtuluşundan bahsedilmekte olup, bu kurtuluş için Yörük Ali Efe ve arkadaşlarının yaptığı kahramanlık anlatılmaktadır. [<a rel="noopener noreferrer nofollow" href="http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/720488/yoruk-ali-efe-turkusu">http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/720488/yoruk-ali-efe-turkusu</a>]</p>]]></description>
         <enclosure url="https://www.youtube.com/watch?v=SoxZlS_0-L0" />
         <pubDate>2024-11-23 17:53:36 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3231094272</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Aydın, Türkiye</title>
         <author>ardaaydin27283</author>
         <link>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3231097646</link>
         <description><![CDATA[<p>Aydın dağlarında gezerim gayri<br>Yazıldı fermanım okundu gayri<br>Aldım martinimi çıktım dağlara<br>Dünya bir olsa tutulmam gayri.<br><br>Atçalı Mehmet'im bilsinler beni<br>Yoksulun yanında görsünler beni<br>Koyarım bu yola bu tatlı canımı<br>Dünya bir olsa tutulmam gayri.<br><br>Oniki yaşımda binerdim taya<br>Minnet etmezdim paşaya beye<br>Bizi yaman bildirmişler devlete<br>Dünya bir olsa tutulmam gayri.</p><p>-</p><p>Atçalı Kel Mehmet Efe 1780 yılında Aydın'ın Atça kasabasında doğmuş ve burada yaşamıştır. Kel Mehmet fakir bir zeybektir. Genç yaşında dağa çıkmış sonra bir ihtilalin lideri olmuştur. Kel Mehmet'in liderliğinde meydana çıkan Aydın ihtilali 1829-1830 yılları arasında gerçekleşmiştir ve bir halk ihtilali karakterini taşır. Çünkü Kel Mehmet şimdiye kadar hiçbir eşkıyanın başaramadığı bir işi başarmıştır. Kel Mehmet ilk olarak savaş vergilerinden bunalan halka bunun kalktığını ilan etti. Bununla da yetinmeyerek hükümetten, serbest ticaret ve tarımın korunmasını, daha eşit kanunlar yapılmasını ve askerliğin yeni esaslara bağlanmasını istedi. Aydınlılar onun ileri sürdüğü fikirleri sevinçle karşıladılar ve onu kendilerine efendi yaptılar. Böylece Aydın ihtilali başlamış oldu. Aydın'a bir vali gibi yerleşen Kel Mehmet eski düzeni kökünden yıktı. Kötü idareciler bulundukları yerlerden kaçtılar. Onların yerlerine adamlarını koydu ve ileri sürdüğü esaslara göre hakim olduğu bölgeyi idareye başladı. İdaresi altında bulunan yerdelerde halkın malına, canına ve ırzına saygı gösterdi. Padişahı efendi ve halife olarak tanıdı. Ahlaksız, hırsız ve zalim memurların düşmanı oldu. Ağır vergiler altında inleyen, dövülen, hapsedilen halkın koruyuculuğunu yaptı. Kel Mehmet adaletsizliği ortadan kaldırmak, yeni bir düzen kurmak için çalıştı, bu idealleri uğruna fermanlı oldu ve baş verdi. Kel Mehmet Efe'nin yaptıkları devlete karşı gelmek olarak algılanıp padişah tarafından onaylanmadı ve üzerine gönderilen Osmanlı kuvvetlerine yenilerek 1830'da çatışmada öldü. Fakat, onun ileri sürdüğü fikirler, ikinci Mahmut'un yaptığı yenilikler hareketinde, Tanzimatın ve Birinci Meşrutiyetin ilanında önemli rol oynadı. Bu halk ihtilalinin, halk mücadelesinin bize öğrettiği bir şey var. Osmanlı İmparatorluğundaki bütün ihtilalleri Yeniçerilerin veya alimlerin gerçekleştirdiği düşünülür. Ancak bu tam manasıyla bir halk ihtilalidir çünkü bu ihtilale Kel Mehmet Efe ile aynı hizada yürüyenler, zeybekler, yörükler, esnaf ve alt tabakadan olan halk katılmıştır. Bu açıdan Kel Mehmet, reform ve halk hareketleri konusunda sosyal tarihimizde önemli bir yer alacaktır. [<a rel="noopener noreferrer nofollow" href="http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/2192356/atcali-kel-mehmet-efe-turkusu">http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/2192356/atcali-kel-mehmet-efe-turkusu</a>]</p>]]></description>
         <enclosure url="https://youtu.be/zvU_1qCv33Q?si=uNJjQcknphJ5BM0E" />
         <pubDate>2024-11-23 18:00:55 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3231097646</guid>
      </item>
      <item>
         <title>İzmir, Türkiye</title>
         <author>ardaaydin27283</author>
         <link>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3231098777</link>
         <description><![CDATA[<p>Gerizler başı’ndan hoplayamadım aman aman<br>Döküldü cephanelerim toplayamadım<br>Düşman galip geldi haklayamadım aman aman<br><br>Amanın amanın efeler öldürmen beni<br>Bir hiç uğruna da efem soldurman beni<br><br>Mahkeme önünden eğildim geçtim aman aman<br>Sol yanımdan kurşun yedim bayıldım düştüm<br>Ahbap düşman oldu ben buna şaştım aman aman</p><p>-</p><p>Türkü hakkında, Türküye konu olduğu düşünülen 2 karakter vardır. Biri Efe diğeri ise yörede "kızan", "gızan" sıfatıyla anılan efe çırağı. Ancak efe türkülerinin kahramanlıklar için yazıldığını göz önüne alırsak bir başarısızlığa yakılmış olan bu türküde anlatılan karakterin efenin kendisi olması ihtimali çok düşüktür.<br>"geriz" kelimesi akışı yüksek dere, pınarbaşı gibi bir anlam taşır. türküde de buradan geçmeyi başaramayan bir kızanın hikayesi anlatılmaktadır. kızan gerizden atlamayı başaramamış ve efesine taşıdığı cephaneyi etrafa saçmış ve toplayamamıştır. bu başarısızlığından dolayı efelerden dilediği affı anlatmaktadır. [<a rel="noopener noreferrer nofollow" href="http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/711033/gerizler-basi-turkusu">http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/711033/gerizler-basi-turkusu</a>]</p>]]></description>
         <enclosure url="http://www.youtube.com/watch?v=2SFTRbmIjFs" />
         <pubDate>2024-11-23 18:03:37 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3231098777</guid>
      </item>
      <item>
         <title>İzmir, Türkiye</title>
         <author>ardaaydin27283</author>
         <link>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3231099640</link>
         <description><![CDATA[<p>Gökçen Efem iner gelir inişten<br>Her yanları görünmüyor gümüşten<br>Gökçen Efem şimdi gelir döğüşten<br><br>Gökçen Efem efelerin efesi<br>Altın gümüş para dolu kesesi<br><br>Gökçen Efem efelerin efesi<br>Altın gümüş para dolu kesesi<br>Bozdağı'ndan gelir onun gür sesi<br><br>Gökçen Efem efelerin efesi<br>Altın gümüş para dolu kesesi<br><br>Gökçen Efem inip gelir inişten<br>Her yanları görünmüyor gümüşten<br>Gökçen Efem şimdi gelir cümbüşten<br>Gökçen Efem efelerin efesi<br><br>Gökçen Efem efelerin efesi<br>Altın gümüş para dolu kesesi<br>Bozdağ'dan gelir onun gür sesi<br>Gökçen Efem efelerin efesi</p><p>-</p><p>Gökçen Efe 1891 yılında Ödemiş'e bağlı Ayasurt köyünde dünyaya gelir. Sekiz yaşındayken annesini kaybeder ve fakirlik nedeniyle köylülerin hayvanlarına çobanlık yapmaya başlar. Asıl adı Hüseyin olmasına rağmen köylüler, gözlerinin sarı - yeşil olması nedeniyle onu '' Gökçen '' diye çağırırlardı. Tarih sahnesinde de Hüseyin Efe olarak değil Gökçen Efe olarak bilinir bu yüzden.<br>On iki yaşındayken köye bir gün dönemin güçlü ve korkulan efelerinden Çakırcalı Mehmet gelir. Gökçen'in çobanlığını yaptığı sürünün sahibi olan Hacı Mustafa'dan yemek için bir kuzu ister. Çakırcalı Mehmet Efe'nin bu isteği üzerine Gökçen elindeki değneği ona doğru sallayıp:<br>- Erkeksen gel, sen al.<br>diye cevap verir. Bunun üzerine Çakırcalı Mehmet Efe şok olur:<br>- Bekle amca kızımın oğlu. Biraz daha büyü, seni yanıma kızan olarak alacağım.<br>diyerek Gökçen'in cesaretini takdir eder.<br>Aradan sekiz yıl geçtiğinde Çakırcalı Mehmet Efe sözünü tutar ve bir gün, aniden Gökçen'e onunla birlikte dağa çıkmasını istediğini söyler. Gökçen o sırada evli ve çocuk sahibidir. Buna rağmen Gökçen hiçbir şeyi düşünmeden ve Çakırcalı Mehmet Efe'ye hiçbir şey sormadan, onun peşinden dağa çıkar. İki hafta sonra Çakırcalı Mehmet Efe'nin vurulmasıyla üç yıl boyunca dağlarda lider efe olarak gezer. Bu süreç boyunca kimseyi fidye için kaçırmaz, kolluk kuvvetlerine saldırmaz, bölgede can, mal ve ırz güvenliğini sağlar. Bu süreç onun için Milli Mücadele öncesinde bir hazırlık evresi gibidir.<br>1914 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin İzmir Sekreterliği görevini yürüten Celal Bayar'ın aracılığı, İzmir Valisi Rahmi Bey'in ve Tire Jandarma Komutanı Sarı Edip'in ( Sarı Efe ) izniyle dağdan iner ve ailesiyle birlikte Fata'ya yerleşir.<br>Yunan işgali öncesindeki dönemde Celal Bayar bölgede milli mücadeleyi organize etme çalışmalarına başlar ve bu çalışmaları nedeniyle ölü veya diri yakalanması için başına ödül konulur. Bunun üzerine Gökçen Efe Celal Bayar'ı Fata'da saklar ve onun güvenliğini sağlar.<br>Gökçen Efe Kurtuluş Savaşı yıllarında hemşerisi Halil Efe'yle birlikte halkı örgütleyerek çete kuvvetleri oluşturur. Demirci Mehmet Efe'den yüz civarında silah alarak arkadaşlarını silahlandırır. Tire köylerinden katılanlarla bu sayı daha da çoğalır.<br>Gökçen Efe arkadaşlarıyla birlikte Yunan sınır karakollarına ve Fata'daki merkez karakoluna saldırılar düzenler. Bu saldırılarla düzenli ordunun kurulmasına zaman kazandırdığı gibi Yunan ordusunun ilerlemesini de engelledi. Yunanlılar Gökçen Efe'yi dağdan indirmek için çeşitli girişimlerde bulunsalar da başarılı olamıyorlar. Bunun üzerine Gökçen Efe'nin başını getirene ödül vaadediyorlar fakat bunda da başarılı olamıyorlar.<br>Gökçen Efe çarpışmalar sırasında hastalanır fakat savaşmaya devam eder. 16 Kasım 1919 yılında, Kaymakçı Göcen Dağı'nda, 5000 kişilik bir Yunan ordusuyla hasta olmasına rağmen savaşırken şehit düşer. Cumhuriyetin ilanından sonra gösterdiği kahramanlık nedeniyle Fata bucağının ismi Gökçen olarak değiştirilir ve anonim olarak kendi ismini taşıyan bir türkü yakılır. [<a rel="noopener noreferrer nofollow" href="http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/706941/gokcen-efe-turkusu">http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/706941/gokcen-efe-turkusu</a>]</p>]]></description>
         <enclosure url="http://www.youtube.com/watch?v=tlDrZmmExtA" />
         <pubDate>2024-11-23 18:05:27 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3231099640</guid>
      </item>
      <item>
         <title>İzmir, Türkiye</title>
         <author>ardaaydin27283</author>
         <link>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3231100749</link>
         <description><![CDATA[<p>Kırmızı Buğday Ayrılmıyor Sezinden <br>Mevlâm Mevlâm Versin Güzellerin Gencinden <br>Kim Ayrılmış Ben Ayrılam Eşimden <br>Yörü Yörü Dilber Salma Saçın Sürünsün</p><p>Açıver Açıver Cepkeni <br>Elmas Gerdan Görünsün</p><p>Yol Üstüne Kura Koymuş İlyeni <br>Ben İstemem İstemem Mavi Şalvar Giyeni <br>Ben İsterim Setre Pantol Giyeni <br>Yörü Yörü Dilber Salma Saçın Sürünsün</p><p>Ay Ver Açıver Cepkeni <br>Elmas Gerdan Görünsün</p><p>-</p><p>Batı cephesinde&nbsp; Kuva-i Milliye döneminde Yunanlara karşı bugünkü terimiyle gayrinizami harp uygulayan Ali Osman Efe ve diğer efeler, Yunan birliklerinin işgalini zorlaştıran ve canını sıkan direnişçilerdendi.</p><p>Diğer efelerin yaptığı gibi beklenmedik yerlerde pusular kurarak Yunan birliklerine büyük zayiat verdiren Ali Osman Efe için, tabiri caiz ise belası olduğu Yunan işgal kuvvetleri tarafından 300.000 drahmi ödül konulmuştur.</p><p><br/></p><p>Bölgede sürekli yer değiştiren Ali Osman Efe ve efeleri bir gün İzmir’in Bergama İlçesi’ndeki Bölcek köyüne gitmiştir. Yunan işgal kuvvetlerine yakın olan bu bölgede yer alan bu köye, Yunan birlikleri daha önce gelmiştir ancak Ali Osman Efe ve diğer efeler bunu bilmemektedir. Köyün camisinin minaresinde gözlem yapmak için bulunan Yunan askerinin uyarısı ile Giritli olduğu bilinen Sarı Yüzbaşı komutasındaki Yunan kuvvetlerince efelere ateş açılmış ve o ilk ateşte Ali Osman Efe vurulmuştur.</p><p>Yaşanan karşılıklı çatışmada bazı efeler şehit olmuş, beklemedikleri şekilde ateş altında kalan efeler vuruşarak geri çekilmeye çalışmıştır. Başına ödül koydukları Ali Osman Efe’yi yakalamak için takip eden Sarı Yüzbaşı ve askerleri, kan izlerini takip ederek ekinler arasında yatan Ali Osman Efe’yi bulmuştur. Yaralı bir şekilde zor durumda yakalanan Ali Osman Efe, Sarı Yüzbaşı ve üç Yunan askerini de öldürdükten sonra, kendini bir şekilde yola atmış ve bu çatışmadan sağ kurtulabilmiştir.</p><p>Kırmızı Buğday Türküsü’ne adını veren olay ise Ali Osman Efe’nin kanları ile kırmızıya bulanan buğdaylar nedeniyledir. Kırmızıya bulanmış olan buğdaylar tohumluk olarak toplanmış ve bölgeye dikilmiştir. [<a rel="noopener noreferrer nofollow" href="https://sosyalannebaba.com/kirmizi-bugday-turkusu/">https://sosyalannebaba.com/kirmizi-bugday-turkusu/</a>]</p>]]></description>
         <enclosure url="https://youtu.be/CWI8k_SYKZM?si=_CWLC2ZfKps5SDhO" />
         <pubDate>2024-11-23 18:07:58 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3231100749</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Afyonkarahisar, Türkiye</title>
         <author>ardaaydin27283</author>
         <link>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3231105491</link>
         <description><![CDATA[<p>Gara Hüseyin mavzerini yağlıyor<br>Hatçe gelin siğim siğim ağlıyor<br>Mavzerin kurşunu dağı deliyor<br>Aman Arif Bey'im öldürme beni<br>Mermer direklere sardırma beni<br><br>Af(ı)yon damını yardım da kaçtım<br>Suvermez yoluna sar(ı) altın saçtım<br>Onbeş atlıyınan gız aldım gaçtım<br>Aman Arif Bey'im öldürme beni<br>Mermer direklere sardırma beni<br><br>Gayışdandır Arif Bey'in kuşağı<br>Kubanlık gidiyor yörük uşağı<br>Beynimde patladı domdom fişeği<br>Aman Arif Bey'im öldürme beni<br>Mermer direklere sardırma beni<br><br>Yağmur gibi yağdım yel gibi esdim<br>Belce'yi aşınca umudum kesdim<br>Beni öldürünceye varımış kasdım<br>Aman Filik aman har demedin mi<br>Yanımda Mustafa var demedin mi<br><br>Arif Bey geliyor bakın kastine<br>Selam verir yarenine dostuna<br>Af(ı)yon'u tapulatmış üstüne<br>Uyan Hatçem uyan gör neler oldu<br>Seni saran kollar sarardı soldu<br><br>Heybetli olur Azziye'nin kalemi<br>Ben bilirim arkamızdan geleni<br>Yar elinden çekticeğim elemi<br>Uyan Hatçem uyan gör neler oldu<br>Seni saran kollar sarardı soldu<br><br>Gölcük yaylasında dört kaçak gezer<br>Dördünün omzunda var beşli mavzer<br>Anamdan evvelde Hatçe gız gezer<br>Mustafa Mustafa ille Hüseyin<br>Ben kendime ettim kime söyleyim</p><p>-</p><p>Karacalar köyünden Gara Hüseyin ve Mustafa, adi bir suçtan dolayı Afyon cezaevine düşerler. Bir süre sonra arkadaşları Durmuş'la beraber cezaevinden kaçarlar. Gara Hüseyin, Suvermez köyünden sevdiği Filiğ'in Hatçe'yi kaçırır. Bu sırada, 2.Bozkır, Apa ve Dinek isyanını bastırmaktan dönen Kuvayı Milliye Reisi Bayat'lı Yarbay Arif Bey, Karakeçili müfrezesiyle beraber Emirdağ'ına gelir. Amacı müfrezeye gönüllü yazmaktır. Arif Bey'in ilçeye geldiğini duyan Filik, Suvermez köyünden gelerek kızını kaçıran Gara Hüseyin ve arkadaşlarını Arif Bey'e şikayet eder.<br><br>Arif Bey (Bayat'lı Arif Göngör), Gara Hüseyin ve arkadaşlarına haber göndererek "Kendilerine bir şey yapmayacağını, müfrezesine dahil edeceğini" söyler. Gara Hüseyin ve arkadaşları Hatçe'yi de alarak Emirdağ'ına inmeye karar verirler. Ancak, Horan (Yavuz) köyü yakınlarında Belce mevkiinde Arif Bey'in adamları tarafından yakalanarak, elleri bağlı olarak Emirdağ'ına getirilirler.<br><br>Arif Bey, Gara Hüseyin, Mustafa ve Durmuş'u bugünkü İnkilap İlkokulu'nun (O zamanki hükümet binası) bahçesindeki mermer direklere sardırarak, kurşuna dizdirir ve halka ibret olsun diye cenazeler üç gün asılı kalır. [<a rel="noopener noreferrer nofollow" href="http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/2144726/kara-huseyin-turkusu">http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/2144726/kara-huseyin-turkusu</a>]</p>]]></description>
         <enclosure url="https://youtu.be/-lnphxWp5Ow?si=vYUH3QbXwmGUyIjw" />
         <pubDate>2024-11-23 18:18:06 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3231105491</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Muğla, Türkiye</title>
         <author>ardaaydin27283</author>
         <link>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3241090280</link>
         <description><![CDATA[<p>Ördeği koyverdim göle<br>Tüyünü yoldurdum ele<br>Gad'Osman Mersin'den gelmiş<br>Duran seni sora sora<br><br>Kekile bakın kekile<br>Kekil yüzüne döküle<br>Seni vuran Kel Gad'Osman<br>Evi başına yıkıla<br><br>Arkasını vermiş dağa<br>Al kanları akmış döşe<br>Senin öldüğünü duymuş<br>Ankara'da Kemal Paşa<br><br>Feke'nin dağları yüce<br>Ünü gitmiş uçtan uca<br>Halep öldüğünü duymuş<br>Dügün eder gündüz gece<br><br>Arkadaşım çok diyordun<br>Hani ya biri gelmedi<br>Baş güvencin Yırtlaz idi<br>Ondan da imdat olmadı<br><br>Değirmenin çifte gözü<br>Şirin aslanımın kızı<br>Baban ala kanlı yatar<br>Uyansana körpe kuzu</p><p>-</p><p>Gizik Duran 1897 yılında bugünkü Adana’nın Saimbeyli ilçesine bağlı Cumhurlu köyünde doğmuştur. Kayseri’nin güney sahasında bulunan; Develi, Yahyalı, Tomarza, Pınarbaşı, Sarız gibi yöreler ile Adana’ya bağlı Saimbeyli, Tufanbeyli, Feke, Kozan, Osmaniye’ye bağlı Kadirli gibi yörelerde ve Kahramanmaraş’ın Göksun, Andırın, Afşin ilçelerinde nesilden nesile Ermenilere karşı kahramanlığı ve hikayeleri anlatılan bir şahsiyettir.<br><br>I. Dünya Savaşı sonrası, Fransızların güney bölgelerimizi işgali ve Ermeni komitacıların silahlanarak Türk halkına yönelik saldırılarına karşı, Millî Mücadele sırasında Develi’de Kilikya Komutanlığı karargâhı kurulmuş ve silahlı kuvvetlere ihtiyaç ortaya çıkmıştı. Feke’nin Pungu (Kılıçkaya) köyünde bulunan ve o dönemde otuz-kırk kişilik bir grup arkadaşıyla eşkıyalık yapmakta olan Gizik Duran ile Osman Tufan Paşa görüşerek, eşkıyalık yapmayacaklarına ve verilen emre itaat edeceklerine dair söz alarak, bunları Millî Mücadele tarafına geçmeye iknâ etmiştir.<br><br>Gizik Duran, bilhassa bugünkü Saimbeyli, Şarköy, Tufanbeyli, Doğanbeyli gibi yerlerin Haçın Ermeni çetelerinden geri alınmasında ve onlara karşı korunmasında kahramanlıklar göstermiştir. 1920 yılı başlarında Kuvây-ı Milliye’ye dahil olan Gizik Duran, silah arkadaşları ile birlikte Osman Tufan Paşa, Doğan Bey, Develi Kaymakamı Âtıf Bey gibi yetkili kimselerden aldığı tâlimatlara uyarak, Zamantı Irmağı boyundaki kasabalar ve köylerde Türk halkının güvenliğini de sağlamaya çalışmıştır.<br><br>Gizik Duran ve arkadaşları, komutan Doğan Bey’in emrinde öncü kuvvetler olarak, 9-10 Mart 1920 gecesi Doğanbeyli’deki Ermeni çetelerini bozguna uğratıp, Saimbeyli’ye kadar kovalamışlardır. Saimbeyli kuşatmasında önemli hizmetleri olan Gizik Duran, 3 Temmuz 1920 tarihinde kurtarılan Şarköy savaşlarında yer almıştır. Saimbeyli Ermeni çetelerinden alındıktan sonra Gizik Duran, Pağnık Jandarma Karakol komutanlığı da yapmıştır.<br><br>Cumhuriyet Dönemi ile çiftçiliğe başlayan Gizik Duran, bir müddet sonra köylüleri ile anlaşamayıp, çıkan kavgada bir kişiyi öldürmüş ve kaçak duruma düşmüş ve yakalamakla görevli olan Jandarma onbaşı Osman Yazar komutasındaki müfreze tarafından 29 Haziran 1929’da öldürülmüştür. Gizik Duran eşkıyalık yapmış olmasına rağmen, Millî Mücadele’de göstermiş olduğu fedakârlık ve başarılarından dolayı, Adana yöresinde ve Kayseri’nin güney ilçelerindeki halk tarafından çok iyi tanınmaktadır. Ölümü üzerine anası, hanımı ve oğlu tarafından yakılan ağıtlar hala bölge insanları tarafından dilden dile söylenmektedir. [<a rel="noopener noreferrer nofollow" href="http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/3232970/gizzik-duran-agidi">http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/3232970/gizzik-duran-agidi</a>]</p>]]></description>
         <enclosure url="https://youtu.be/6HbbZgHmfck?si=ThozA-u75JX-DEoW" />
         <pubDate>2024-12-01 05:56:22 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3241090280</guid>
      </item>
      <item>
         <title>Kars, Türkiye</title>
         <author>ardaaydin27283</author>
         <link>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3241095763</link>
         <description><![CDATA[<p>Kara dağda düşman topu patlıyor<br>Asker hücum etmiş Kars'ı alıyor<br>Hırsınan hasımımız çatlıyor<br><br>Vurun evlatlarım Allah aşkına<br>Şehid olanımız cennet köşküne<br>Atın aslanlarım Allah aşkına<br>Şehid olanımız cennet köşküne<br><br>Kars'ın kalesinde Yahni çölünde<br>Asker ilerliyor Gümrü yolunda<br>Halit Paşa önde tüfek elinde<br><br>Vurun evlatlarım Allah aşkına<br>Şehid olanımız cennet köşküne<br>Atın aslanlarım Allah aşkına<br>Şehid olanımız cennet köşküne<br><br>Halit Paşa der ki durmayın atın<br>Düşmanın da kökü gelsin büsbütün<br>Bozulmuş ordusu kaçıyor tutun<br><br>Vurun evlatlarım Allah aşkına<br>Şehid olanımız cennet köşküne<br>Atın aslanlarım Allah aşkına<br>Şehid olanımız cennet köşküne</p><p>-</p><p>Kars’ın kurtuluş türküsüdür. 30 Ekim 1920'de Kars'ı düşman işgalinden kurtarmak için ilerleyen Türk Ordusunu coşturması için "Halit Karsıalan" olarakta bildiğimiz Halit Paşa, askerler arasında bulunan Aşık Nihani'den askerin moral bulması ve coşturulması için bir destan söylemesini ister. Bunun üzerine Aşık Nihani " Vurun Evlatlarım ve Vurun Aslanlarım" olarak bildiğimiz uzun bir destan söyler. Nitekim bu destanla moral depolayan, coşan Halit Paşa komutasındaki askerler 1920 senesinin sonlarında Kars ve Sarıkamış'ı düşman işgalinden kurtarır. [<a rel="noopener noreferrer nofollow" href="http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/959741/vurun-evlatlarim">http://kaynakca.hacettepe.edu.tr/eser/959741/vurun-evlatlarim</a>]</p>]]></description>
         <enclosure url="https://youtu.be/PRU1-N30Nck?si=Pw3crEd-PliwDDTB" />
         <pubDate>2024-12-01 06:16:15 UTC</pubDate>
         <guid>https://padlet.com/ardaaydin27283/1396r9b1v18c47ym/wish/3241095763</guid>
      </item>
   </channel>
</rss>
